Site Network: Personal | My Company | Artist projects | Shop


 

News,Open Source Software,Linux, Technology, Debian, GNU,GPL, Özgür Yazılım, Teknoloji, Internet, Haberleri.



Rubik Küp (Sabır Kübü)


rubik from gildor taralom on Vimeo.

Rubik.6.years from gildor taralom on Vimeo.

Rubik.3.years from gildor taralom on Vimeo.

Etiketler: ,

posted by gildorx @ 11/30/2008 09:22:00 ÖS, , links to this post




Kobe Bean Bryant

Kobe Bean Bryant
http://www.lakerstr.com/content/view/264/2/
Erman Oktay
Cumartesi, 05 Temmuz 2008
Bu yazı, Kobe'nin çocukluğundan günümüze kadar uzanan basketbol yaşantısının kısa bir özetidir.
Kim bilebilirdi ki, Üniversite okumadan NBA draftlarına katılan bu gencin yıllar sonra bir süperstar olacağını ve NBA tarihine adını altın harflerle yazdıracağını...
Kobe’nin basketbola olan ilgisinin büyük bir kısmı NBA’de oynamış babasından geliyordu. Babasının maçlarını izlerken büyük bir keyif alan ve basketbola alışması belki de geleceğini değiştiren bir durumdu. Bir dönem İtalya’ya ailesiyle birlikte taşınan Kobe uzun yıllar burada kaldı ve futbolla içli dışlı olmaya başladı. Sürekli futbolu takip eden Kobe basketbol kadar futbolu da büyük bir ilgiyle takip ediyordu. Ancak basketbola olan sevgisi daha ağır bastı ve Amerika’ya tekrar döndüklerinde iyice basketbola yöneldi. Boyunun da günden güne uzaması oyununu daha da etkili kılabilmesi için çok önemli bir kazanç oldu.
Lise yıllarına gelindiğinde özellikle hırsı ve azmiyle herkes tarafından gıptayla bakılan bir öğrenci olarak görülüyordu. Takımıyla çıktığı ilk sezonda pek bir başarı sağlayamasa da diğer sezonlarda büyük başarılar elde ederek takımıyla birlikte şampiyonluklar yaşadı. Lisede mücadele ettiği son senesinde ise 30.8 sayı, 12 ribaunt, 6.5 asist, 4 top çalma, 3.8 blok ortalamaları ile çok büyük bir yankı uyandırdı. Liseden mezun olurken Philadelphia’nın gelmiş geçmiş en çok sayı atan oyuncusu olmayı da başardı. Muazzam performansı ve istatistikleri ona büyük yarar sağladı. USA Today yılın lise oyuncusu, Naismith yılın oyuncusu ödüllerini kazandı ve McDonald's All American takımında yer aldı.
Üniversite okumadan direk NBA’e girmeyi hedefleyen Kobe Bryant 1996 draftlarına katıldı. Lisede yakaladığı istatistikleri ve muazzam performansıyla adı sıkça anılan Kobe, üniversite okumamasının getirdiği dezavantajla birlikte 13. sıradan Charlotte Hornets tarafından draft edildi. O dönem pota altında çok sorun yaşayan ve takviye yapmayı düşünen Hornets ekibi, Vlade Divac karşılığında Kobe’yi Los Angeles Lakers’a yolladı. Bu takas 2 takım için de çok büyük tartışmalara yol açtı. Çoğu yazar Hornets’in bu yaptığının gerçekten akıllı bir hamle olduğunu söylerken, diğer yandan da madem Kobe takas edilecekti neden draftlerden iyi bir uzun seçilmedi diye eleştirenler de bulunuyordu. Bu tartışmalar tabii ki Lakers açısından da geçerliydi. Divac gibi NBA’in kalbur üstü pivotlarından birini üniversite okumamış, direk liseden draftlara katılan bir oyuncu karşılığından yollamak gerçekten çoğu kişi tarafından garipsendi.
Kobe Bryant’ın takasla Lakers’a gelmesi, ilk senesinde sürekli göz önünde tutulacağını gösteriyordu ve onun göstereceği performans, bütün herkes tarafından merak konusu haline geldi. Normal sezonun 2. maçında Minnesota Timberwolves maçında sonradan oyuna giren Kobe Bryant 18 yıl, 2 ay ve 11 gün ile NBA tarihinde bir maçta görev alan en genç oyuncu ünvanını aldı. İlk sayılarını bir sonraki New York Knicks maçında kaydeden Kobe ilk 5 başlama başarısını da 18yıl, 5 ay ve 5 günde başararak NBA’de bir maçta ilk 5 başlayan en genç oyuncu oldu.
Çaylak sezonunda pek süre alamayan ve bench’den gelen Kobe oyunda kaldığı sürelerde de sağladığı katkıyla gelecek de iyi işler yapabileceğinin sinyallerini yavaş yavaş veriyordu. Oyunda kaldığı kısıtlı sürelerde elinden geleni yapan ve sürekli gelişme halinde olan Kobe, allstar hafta sonu etkinliklerinde de göz önündeydi. Çaylaklar maçına seçilen ve 31 sayıyla mücadele eden Kobe sahanın en skoreri olmayı başardı. Oynanan bu maçın ardından birkaç saat sonra smaç yarışmasını da kazanarak hem en genç yaşta smaç şampiyonu olarak NBA tarihine, hem de Lakers tarihine geçmeyi başardı. Lakers forması altında smaç şampiyonu olmayı başaran tek oyuncu olma başarısını da gösteren Kobe, ilk sezonunda büyük bir yankı uyandırarak ileri ki sezonlarda ne kadar adından söz ettireceğini de göz önüne koymuş oldu.
Çaylak senesini olumlu bir performansla tamamlayan Kobe, 97-98 sezonuna gelindiğinde daha olgun ve basketbolunu daha üst seviyeye taşımaya kararlı bir genç olarak insanların karşısına çıktı. Hem önceki sezon oynamanın da vermiş olduğu güven hem de offseason‘da yaptığı fiziksel çalışmalarla birlikte 97-98 sezonuna iyi bir başlangıç yaptı. Önünde Eddie Jones ve Nick Van Exel gibi oyuncular olmasına rağmen maçlarda 26 dk süre alan Kobe 15.4 sayı ortalaması ile yaz aylarında yaptığı çalışmaların meyvelerini yavaş yavaş toplamaya başladı. Maçlarda yaptığı spektakülar hareketler ve vurduğu etkliyeci smaçlar geçen sezon kazandığı smaç şampiyonluğunun bir tesadüf olmadığını kanıtlar nitelikteydi.
Gösterdiği performansla kamuoyunun gözdesi haline gelen bütün herkes tarafından ilgi odağı olan Kobe taraftarlardan gelen büyük oylarla birlikte Allstar maçında oynamaya hak kazandı. Batı takımında sahaya çıkarak 18 sayı kaydeden Kobe Batı Takımı’nın en skorer oyuncusu oldu. Bu maçta görev alması ise NBA allstar’ında oynayan en genç oyuncu ünvanını da Kobe’ye getirdi. Ancak 97-98 sezonu Kobe ve Lakers için pek de iyi bitmedi. Playoff yarı finalinde Utah’a elenen Lakers diğer seneler için iyi bir tecrübe edinmiş oldu. Kamuoyu tarafından yavaş yavaş yaratılan Kobe-Shaq ikilisinin birbirlerini tamamlamadıkları ancak otoriteler ve eleştirmenler, bu ikilinin daha önlerinde uzun yıllar olduğundan dolayı bu kötü dönemin onları olumsuz yönde etkilememesinin gerektiğini belirttiler.
98-99 sezonuna gelindiğinde ise Kobe’den beklentiler daha da artmaya başladı. Ligde 3. sezonunu yaşayacak olan Kobe, yazın yaptığı çalışmalarla lige daha hazır girmek ve daha etkili olmak istediğini gözler önüne seriyordu. Takımdaki diğer oyuncular da ona diğer 2 sezonda olduğundan daha fazla güvenmeye başladılar. Bu güvenin getirdiği özveriyle de çalışmalarını sürdüren Kobe performansını biraz daha arttırarak NBA’de kendine önemli yerler edinmeye çalışan bir oyuncu görünümünü elde etmeyi başardı. Sezon sonuna kadar iyi mücadele eden Kobe kendinden beklenen gelişmeyi göstererek istatistiksel olarak da iyi bir sezon geçirdi.19.9 sayı ortalamasıyla kapadığı sezonda yıllar geçtikçe ne kadar iyi bir hücumcu olduğunu bütün herkese göstermeye başladı.
Playoff’larda yine istediğini bulamayan Lakers, yine yarı finalde elenerek sezonu tamamlamış oldu. Ancak bu tablo, Kobe-Shaq ikilisinin artık bir şeyler yapmasının gerektiğini gözler önüne seriyordu. Chicago Bulls ile 6 şampiyonluk yaşayan coach Phil Jackson’ı takımın başına getiren yönetim artık takımdan başarı bekliyordu. Phil Jackson’la anlaştıktan sonra Charlotte Hornets takımında iyi bir oyun çıkaran tecrübeli Glen Rice’ı da kadrolarına kattılar. Bu takviyeyle birlikte takımda inanılmaz bir hava oluştu. Kobe-Rice-Shaq üçlüsünün çok önemli işler yapabileceği, ayrıca takımın başına da efsanevi coach’lardan Phil Jackson’un getirilmesi yeni sezon için ne kadar iddialı bir ekip olunduğunu yavaş yavaş göstermeye başlayacaktı.
Yeni sezonun başlamasıyla birlikte bütün gözler Lakers’taydı. Phil Jackson’ın Lakers’a getirdiği üçgen hücumu iyi şekilde işleyen Kobe-Rice-Shaq üçlüsü Lakers’ın sezona çok iyi başlamalarını sağladılar. Bu sezon içinde üst üste 16 ve 19 galibiyetlik seriler yakalayan Lakers, NBA tarihine de adını yazdırmayı başardı. Batı’da tekrar söz sahibi bir takım haline gelen Lakers, playoff’lar yaklaşırken performansını daha da yukarı çekti. Oynadıkları son 31 maçın 30’unu kazanan takım, playoff’lara müthiş moralli ve rakiplerine büyük bir gözdağı vererek giriyordu. Phil Jackson ve Glen Rice’ın takıma ne kadar katkı sağladığıysa, takımın buralara kadar gelmesinde büyük pay sahibiydi. Kobe’nin genç oyunculuktan çıkıp da yıldız kategorisine girmesi ise Lakers için en önemli kazançlardan biriydi.
Müthiş geçen sezonun ardından şampiyonluk hedefleyen Lakers engelleri bir bir aşarak adını finale yazdırdı. Finalde rakip Reggie Miller’lı Indiana Pacers’tı. Rakibini 4-2 ile geçen Lakers sezonu şampiyon tamamlayarak sezon boyunca yapılan hamlelerin ne kadar faydalı olduğunu ve yeni bir hanedanlığın başlayacağını gösterdi. Kazanılan şampiyonluğun ardından yeni sezona da şampiyonluk parolasıyla giren Lakers, kazanılan şampiyonlukta önemli bir pay sahibi olan G. Rice’ın takımdan ayrılmasıyla yoluna devam etti. Bu ayrılığın ardından takım daha bir kenetlenerek onun yokluğunu tecrübeli Fox ile doldurdu. Hanedanlık yaratmayı hedefleyen Lakers, Fisher-Kobe-Fox-Horry-Shaq beşiyle birlikte bu hedefe doğru hızla ilerlemeye başladı. Kobe-Shaq ikilisinin de birbirlerini iyi tanımaya başlamaları ve müthiş ikili olarak anılmaları rakipler için tam bir kabus oldu. Kobe ve Shaq gibi iki süperstara sahip olan takımın rakip takımlara karşı çok önemli bir üstünlüğü oluyordu.Sürekli kendini geliştiren ve Shaq’la birlikte çok uyumlu bir şekilde oynayan Kobe rakipler için durdurulması en güç oyunculardan biri haline geldi. Yakaladığı 28.5 sayı ortalaması ise Kobe’nin ne kadar iyi bir hücumcu olduğunu kanıtlamaya yetiyordu.
Playoff’lar başladığında rakiplerini adeta ezip geçen Lakers; NBA finaline gelene kadar kendi evinde hiç maç kaybetmeyerek büyük bir başarı sağlıyordu. 96 draftında 1. sıradan draft edilen ve yılın çaylağı ödülünü kazanan Iverson ve 13. sıradan draft edilen Kobe’nin bu final serisinde ne yapacakları merak konusuydu. Sezon içinde sürekli karşılaştırılan Kobe-Iverson ikilisi ise bu mücadelede adeta birbirlerine gözdağı veriyorlardı. İki oyuncu da sürekli bu seride saha içinde birbirleriyle problemler yaşadılar.
Allen Iverson ve Mutombo’nun sürüklediği Philadelphia 76’ers, ilk maçta Lakers’ı Staples’ta yenerek bu galibiyet serisine son verdiler ve Lakers’ı büyük bir şoka uğrattılar. Iverson’un muazzam performans sergilediği bu maçtan sonra Lakers’lılarda tedirginlik hakim oldu. Bu kadar iyi bir sezon geçirip playofflar’da da müthiş performans gösteren Lakers, acaba şampiyonluğu kazanabilecek miydi? Saha avantajını da eline geçiren Sixers 2. maçı da kazanarak kendi sahasında işi bitirmek amacındaydı. Ancak Lakers’ın muhteşem üçlüsü bu maçı bırakmadı ve seriyi 1-1 e getirerek üzerlerindeki baskıyı biraz olsun kaldırdılar.
Sixers saha avantajını eline geçirerek şampiyonluk için çok önemli bir adım atmıştı. Ancak Lakers diğer maçlarda ciddiyeti ellerinden düşürmeyek 3 maç daha kazandı ve seriyi 4-1 ‘le tamamladı. Böylelikle Lakers 2. kez üst üste şampiyon oluyor ve Shaq da 2. kez üst üste Finals MVP’si oluyordu. Ancak bu başarıda tabii ki Kobe’nin katkısını da unutmamak gerekir. Müthiş bir sezon geçirip hem hücum hem de savunma anlamında çok iyi işler yapan Kobe, Shaq’a göre 2. planda olsa da bunu pek dert etmedi ve şampiyonluğun sevincini 2. kez yaşadı.
2001-02 sezonuna gelindiğinde Lakers için tek amaç yine şampiyonluktu. Hanedanlığın yavaş yavaş yaratıldığını düşünenler bu sene de Lakers’ın şampiyonluğun en büyük adaylarından biri olacağını düşünüyordu. Kobe-Shaq ikilisi de NBA’in en iyi ikilisi olarak lanse ediliyordu. Her sezon istatistiklerini geliştiren Kobe sayı olarak önceki seneye oranla biraz düşüş yaşasa da takımın Shaq’tan sonra en önemli skoreri oldu. İyi performansını sezon boyunca sürdüren Kobe yine allstar kadrosuna seçilerek büyük bir başarıya daha imza attı. Doğup büyüdüğü eyalet olan Philadelphia’da yapılan bu maçta 31 sayı atarak MVP (en değerli oyuncu) ödülünü kazandı. Sezon boyunca kontrollü bir şekilde devam eden Lakers, playofflar’a yine iyi ve iddialı bir şekilde girdi. Kobe Bryant’ın geçen sene ki playoff’ta yakaladığı 29.4’lük sayı ortalamasının bu playofflar’da düşmesi kafalarda soru işaretleri oluşturuyordu. Ancak takımın önceki seneye göre daha güçlü olması ve rakipleri daha kolay geçmeleri yine onları finale kadar götürdü.
Finallerde ise karşılarında bu kez NBA tarihinin en iyi oyun kurucularından biri olarak gösterilen Jason Kidd’in takımı New Jersey Nets vardı. Kobe-Shaq ikilisinin bu seride işleri pek de zor olmadı. Rakip pota altından çok sayı bulan Kobe ve Shaq, Nets’in direncini kolay kırdı ve seriyi 4-0 bitirerek rakiplerini süpürmeyi başardılar. Böylelikle 3.kez üst üste şampiyon olan Lakers’ta Shaq yine MVP seçilmeyi başardı. Bu başarıdan sonra Kobe-Shaq ikilisinin arasında büyük sorunlar yaşanmaya başladı. Takımın bir numaralı opsiyonu kimin olduğu konusunda büyük sıkıntılar yaşanmaya başlandı
Yeni sezona da bu sıkıntılarla başlayan Lakers önceki sezona göre biraz daha zorlanmasına rağmen Kobe-Shaq ikilisinin performanslarıyla yine playoff’larda iddialı olmayı başardılar. 30 sayı ortalamasıyla sezonu tamamlayan Kobe ise bu ortalamanın tesadüf olmadığını, önceki senelerde buna benzer ortalamalar yakaladığını ikendini geliştirmeye devam edeceğini gözler önüne seriyordu. Playofflar’da ezeli rakipleri Spurs’e 4-2 ile elenen Lakers’ta büyük bir şaşkınlık oluştu. Bu şaşkınlığın ardından yapılan hamleler ise belki de NBA tarihinin en iyi 5’ini kurmalarına yol açtı
Eldiven lakaplı Gary Payton ve postacı Karl Malone’u kadrosuna katan Lakers 2003-04 sezonunun en büyük şampiyonluk adayı haline geldi. Önceki sezonun hüsranla kapatılması ardından yapılan bu 2 büyük takviye tekrar gözleri Lakers’a çevirdi ve Kobe-Shaq arasındaki gerginliği biraz olsun dindirdi. Sezona da müthiş giriş yapan Lakers, Payton ve Malone’un da katkısıyla birlikte durdurulması güç bir takım haline geldi.
Bu ikilinin takıma katılmasıyla birlikte Kobe-Shaq ikilisi üzerinden oynayan Lakers bir anda müthiş hücum eden, müthiş yardımlaşmalı bir takım haline geldi. Böylelikle Shaq ve Kobe üzerindeki baskı da biraz azalmış oldu. Kobe’nin önceki sezonlara sayı ortalaması düşmesine rağmen yine NBA tarihine adını yazdırmayı başardı. NBA’in gelmiş geçmiş en büyük oyuncusu olan Michael Jordan’a karşı 55 sayı atarak (ilk yarıda attığı 42 sayı NBA rekorudur) adeta yeni Jordan olduğunu gözler önüne seriyordu. 7 Ocak’ta oynanan Seattle maçında ise 12 üçlük isabeti kaydederek bir maçta en fazla üçlük isabet bulan oyuncu olarak NBA tarihine geçmeyi başardı.
Sezon boyunca Shaq-Kobe arasındaki tartışmalar basına da yansımaya başlamıştı. Birbirleri hakkında sürekli açıklamalar yapan ikili adeta iyi giden takıma çomak sokmaya başlamışlardı. Playoff’lara yaklaşıldığında ise bu açıklamaların ve tartışmaların şiddeti azalmaya başladı.
Playoff’lara iyi başlangıç yapan Lakers önce Houston’u rahat geçti. Ardından Minnesota’yı eleyerek adını Batı Finali’ne yazdırdı. Önceki sezonda elendikleri Spurs’le eşleşen Lakers bu kez adını NBA Finali’ne yazdırmakta kararlıydı. Saha avantajını elinde bulunduran Spurs ilk 2 maçı kazanarak seriyi 2-0’a getirdi. Lakers kendi sahasında oynanan 2 maçı kazanarak seriyi 2-2’ye taşıdı ve bu kez elenmeyeceklerini gösterdiler. Serinin 5. maçında San Antonio’da oynanan maçta 0.4 saniye kala Derek Fisher’ın basketiyle maçı kazanan Lakers seride 3-2 öne geçerek büyük bir şans yakaladı. Staples’taki oynanan 6. maçı da Kobe’nin müthiş performansıyla kazanan Lakers, adını finale yazdırdı ve Detroit’le eşleşti.
Herkes bu seri için Lakers’ın Pistons’u süpürüceğini düşünürken ilk maçta sürpriz bir yenilgi aldılar. Maçtan sonra yapılan açıklamalarda ise rakibin çok iyi savunma yaptıklarını belirtilen oyuncular diğer maçlarda daha dikkatli olacaklarını ve şampiyon olmak istediklerini belirttiler. 2. maça da aynı ciddiyetle çıkan Pistons uzun süre önde götürdüğü maçta son 10 saniyeye 3 sayı önde girdi. Ancak NBA’de pek uygulanmayan son hücumlarda faul yapma düşüncesi burada da kendini gösterdi. Kobe’yle topu baş başa bırakan Pistons ise bunun faturasını son saniye üçlüğüyle uzatmalara götürerek gördü. Uzatmalarda da benchden gelen Walton ve Shaq’ın iyi performansı ile maçtan galip ayrıldılar.
Auburun Hills’e taşınan seride Pistons rakibine büyük üstünlük sağladı ve 3 maç üst üste kazanarak seriyi 4-1 le tamamladı. Bu seride en kilit oyunculardan biri olan Karl Malone önceki turlarda sakatlanıp bu seride tam performans sergileyemedi ve Pistons’ın müthiş savunmasına cevap bulamayan Lakers, büyük sıkıntı yaşadı.
Kaybedilen şampiyonluk sonrası Karl Malone emekli oldu, Gary Payton; Chucky Atkins’le takas oldu ve Derek Fisher, Robert Horry, Rick Fox ve coach Phil Jackson takımdan ayrıldı. Phil Jackson’ın takımdan ayrılmasının ardından yeni coach arayışlarına giren Lakers, bir Houston efsanesi Rudy Tomjanovic’i ile anlaştı. Bazı çevreler bu hamlenin olumlu olduğunu düşünse de hastalıklarla boğuşan Rudy-T’nin ne kadar verimli olacağı konusunda şüphelilerdi.
Kobe ise takımın artık kendisi üzerine kurulmasını istediğini ve eğer böyle bir şey yapılmayacaksa kontratını uzatmayacağını açıklayarak Lakers yönetimini köşeye sıkıştırmış oldu. Lakers yönetimi ise Shaq’ın performansından pek memnun kalmadığı playofflar’da sıkıntı yaşadı. Kobe’nin de şantaj gibi gelen açıklamalarından sonra takımı onun üstüne kurma fikrini de benimseyerek Shaq için gelecek tekliflere açık olduklarını belirttiler. Bazı gelen teklifleri geri çeviren yönetim Miami’nin Caron Butler-Lamar Odom ve Brian Grant teklifini kabul ederek Shaq’ı takımdan yolladı. Böylelikle Kobe takımla yeni sözleşme imzalayarak istediğine kavuşmuş oldu.
Shaq takası tüm NBA’de büyük yankı uyandırdı. Çoğu kesim bu takasın Lakers için tam bir facia olduğunu ve Lakers’ın eski günlerini mumla arayacağını belirttiler. Sezona yepyeni bir kadroyla giren Lakers için işler hiç de iyi görünmüyordu. Takıma yeni katılan Butler, Odom, Grant, Mihm ve Wafer’ın takıma nasıl ve ne şekilde katkı yapacakları merak konusuydu. Kobe ise takıma Shaq takasıyla gelen Butler, Odom ve Grant için övgü dolu açıklamar yaptı. Yeni sezon iyi işler yapmak için uğraşacaklarını yeni coachlarıyla birlikte yeniden bir oluşum içinde olduklarını, ancak işlerinin kolay olmadığını söylüyordu.
Sezona fena bir giriş yapmayan ve bir süre playoff potasında kalmayı başaran Lakers, yeni oyuncuların hemen uyum sağlayamamaları nedeniyle ilerleyen dönemde çok fazla maç kaybetti. İlerleyen maçlar sonunda takımdaki hava o kadar kötüydü ki yapılan takasın bu kadar takımı kötü yönde etkileyeceği beklenmiyordu. Bir kötü haber de takıma yeni sezonda dahil olan coach Rudy-T’nin hastalığıyla geldi. Hastalığının antrenörlük yapmasını engellediğini ve doktorların sağlığını tehlikeye atmaması gerektiği için coachluğu bırakmasını belirttiler. Lakers yönetimi de bu karara saygı duyup Rudy-T’nin yardımcısıyla sezon sonuna kadar devam ettiler. Kötü gidiş sürerken Kobe’nin de sakatlanması adeta işin tuzu biberi oldu. Kayıp bir sezon olarak bakılan bu sezon da tek sevindiren gelişme Butler’ın iyi katkı vermesi ve gelecek yıllar da iyi bir oyuncu olabileceğini göstermesiydi. Sezonu kötü bir dereceyle tamamlayan ve önceki seneleri mumla arayan Lakers’ta tek sorumlu olarak Kobe gösteriliyordu.Kobe ise pota altına daha kuvvetli bir oyuncu alınacağı takdirde eski günlerin pek de uzakta olmadığını belirterek umut verici açıklamalarda bulundu
Offseason’da yine hareketli günler geçiren Lakers, Washinton Wizards’ın 1. sıradan draftta seçtiği Kwame Brown’u, Caron Butler ve Chucky Atkins karşılığında aldı. Böylelikle pota altındaki sıkıntısını kapatmaya çalışan Lakers, oyun kurucu mevkiini de Smush Parker’la kapattı. Kobe Bryant ise yeni sezonda daha iyi bir Lakers izleteceklerini, öncelikli olarak hedeflerinin playoff olacağını dile getirdi. Takımı kendi üstüne toplayan Kobe bu sezonda pek destek göremedi ve kişisel olarak muazzam performanslar sergilemek zorunda kaldı.
Sezonu 35.4 sayı ortalamasıyla tamamlayan ve sayı kralı olan Kobe, NBA tarihine yine adını yazdırdı. 3 periyot da attığı 62 sayı -ki o anda Dallas henüz 61 sayıdaydı- inanılmaz bir tek kişilik performans olarak tarihe geçti (son periyot da hiç oynamadı). 22 Ocak’ta oynanan Toronto Raptors maçında ise NBA’de bir maçta atılan en yüksek 2. skor olan 81 sayıyı Raptors potasına göndererek yine adını NBA tarihine yazdırdı. Bu 81 sayı bütün dünyada büyük yankı uyandırdı. Bir maçta 81 sayı atmak gerçekten olağanüstü bir şey ve ayrıca çok büyük enerji gerektiren bir durumdu. Ancak Detroit Pistons’ın yıldız oyun kurucusu Chauncey Billups ve Houston Rockets’in eski sayı kralı Tracy McGrady’nin dediklerine yer vermek istiyorum. Kobe’nin 81 sayı attıktan sonra onlara yönlendirilen mikrofonlara yaptığı açıklamalar...
Billups: ”Hiçbir zaman beni 80 sayı atarken göremeyeceksiniz. Ben o kadar fazla sayı atacak durumda değilim, bu çılgınca birşey. Sanırım lisede bir kez 56 sayı atmıştım. Kollarım ve omuzlarım o kadar yorulmuştu ki, buz koymak zorunda kalmıştım. O kadar sayı üretmek çok fazla enerji isteyen bir şey. Yapmadan önce bunu düşünmelisiniz çünkü her şutu kendiniz kullanamazsınız. Çok fazla şut atarsınız ve kaçırırsınız, fakat bunu yanında her zaman savunma da yapmak zorundasınız. Benim bunu yapmama imkân yok”
Tracy McGrady: ”Ben o kadar sayıyı anca playstation’da atabiliyorum.”
Bu kadar büyük bir olayı anlatmak için başka şeyler yazmak istemiyorum. Bu 2 oyuncu atılan 81 sayının ne kadar değerli olduğunu bu cümleleriyle açıklamışlar zaten.
Yazıya Devam... Müthiş bir sezon geçiren ve takımını 7. sıradan playofflara sokan Kobe Bryant çoğu kesim tarafından MVP ödülünü almaya hak kazanmıştı. Ancak NBA’in MVP ödülü için belirlediği değişik kriterler (esnek kriterler ve Stern faktörü) vardı. Bu ödül için hem bireysel performans hem de takım başarısına bakılmaya başlanmıştı. Ödülü Steve Nash kazandı. Kobe’nin insanüstü performanslarının karşılığında bu ödülü almasının gerektiği çoğu kesim tarafından garanti olarak gösteriliyordu, ki böyle iyi bir performans NBA tarihinde az rastlanan bir bireysel performanstı.
Playoff’lara 7.sıradan giren Lakers MVP ödülünün sahibi Steve Nash’in takımı Phoenix Suns’la eşleşti. Kobe bu seriyi kazanıp iyi bir cevap vermek istedi NBA yönetimine. İlk maçı kaybetmelerine rağmen 2. maçta deplasmanda kazanarak büyük bir sükse yaptılar. Maçın ortasında Kobe’nin MVP Nash’in üstünden vurduğu muazzam smaç herkesin uzun yıllar aklında kalacak türde bir smaçtı. Bu galibiyet Lakers’i bir anda avantajlı duruma getirdi. Saha avantajını kazanan Lakers, Kobe önderliğinde müthiş bir takım oyunu oynayarak adeta NBA yönetimine gözdağı veriyordu. Staples’ta oynanan ilk maçı kazanan Lakers seride 2-1 öne geçti ve çok önemli bir avantaj yakaladı. Oynanan diğer maçta son anlara kadar müthiş bir çekişme vardı. Suns son 10 saniyeye girilirken 2 sayıyla öndeydi ve topu kenardan oyuna sokacaklardı. Suns’lı oyuncular topu Nash’le buluşturmak istediler ancak Smush Parker’ın müthiş müdahelesiyle topu kapan George, Kobe’ye güzel bir asist yaparak maçı uzatmaya taşıdılar. Uzatmalarda da üstün olan Suns son hücumda yine bir hata yaptı ve hava atışı oldu. Hava atışını kazanan takım Lakers’yı ve top Kobe’nin ellerine geldi. Yaklaşık 4 saniye varken topu orta sahadan alıp dripling yapan Kobe yüksek post’un hafif çaprazından bulduğu basketle takımını 1 sayı öne geçirerek seriyi 3-1’e getirdi.
Herkes şoktaydı. Bu kadar büyük bir mücadeleden sonra Lakers’ın kazanması MVP ödülünü kazanan oyuncunun değil, kaybeden oyuncunun bu kadar özverili ve takım oyununu oynayıp seride durumu 3-1 yapması gerçekten büyük bir olaydı. 3-1 geride kendi evine dönen Suns ise bu durumu leyhlerine çevirebilmek için 5.maçta ellerinden geleni yaptılar. Büyük mücadele veren ve Lakers’ı adeta ezen Suns, durumu 3-2 yaparak tekrar umutlandı.Staples’a dönen seri Lakers’ın bu maçı kazanmasıyla birlikte sonlanabilirdi. Ancak Suns, Tim Thomas’ın son saniye üçlüğüyle uzatmaya götürdüğü maçta, sahadan galibiyetle ayrıldı ve seri 3-3 oldu. 7. maça taşınan seri NBA’in o sene içinde en çok ilgi gören ilk tur serisi olarak kabul edildi. Son maçta Kobe’yi iyi savunup diğer oyunculardan da ekstra performans gelmemesinden dolayı Suns maçı kazanarak seriyi 4-3’e getirdi ve Lakers’ı playoff dışı bıraktı. Lakers’ın ve Kobe’nin gösterdiği bu performans herkes tarafından alkışlandı ve Lakers’ın birkaç takviyeyle ayağa kalkabilecek durumda olduğunu gördüler.
Yeni sezona başlarken 2006 draft’ında takım katılan Bynum’un bu sezon iyi bir performans sergilemesinin beklendiği belirtiliyordu. Yeni sezonda takımın tecrübeli oyuncularından Devean George gidip Vladimir Radmanovic takıma dahil oldu. Draft’ten ise Jordan Farmar seçildi. Kobe Bryant yeni draft olan Farmar için basına çok iyi yorumlar yapıyordu. Draft edildiği gün Farmar’ı arayıp onu tebrik etmesi ve onunla tanışması gerçekten takım için her şeyini yapabilecek bir oyuncu durumuna geldiğinin göstergesiydi.
Kariyeri boyunca 8 numaralı formasıyla mücadele eden Kobe yeni sezonda 24 numaralı formayı giyeceğini belirtti. Nedeni sorulduğunda ise “lise yıllarımda giydiğim forma numarası 24’tü. Bu yüzden 24 numarayı bundan sonra giyeceğim” diye belirtti. Çoğu kişi bu açıklamayı pek yeterli bulmadı ve çeşitli fikirler ortayı attılar. Kimileri Lakers organizasyonunun daha fazla forma satmak için böyle bir olaya girdiğini belirttiler. Kimileri ise daha farklı fikirler üreterek bu konunun Kobe’nin dedikleri gibi olmadığı konusunda çok yorum yapıldı. Kobe beklenildiği üzere 24 numaralı formasıyla birlikte müthiş bir forma patlaması yaptı.
Kobe başlayan sezonla birlikte önceki sezona göre daha iyi bir takım oyuncusu oldu ve skor opsiyonunu 2. plana attı. Ancak gerektiği zaman yüksek skor üretebilen Kobe, takım için elinden gelen her türlü şeyi yaparak takımını playofflara taşımak için çabalıyordu. Önceki sezondan pek bir farkı olmayan kadroyla yoluna devam eden Lakers’ın canı sakatlıklardan çok yandı. Sezon boyunca büyük sorunlar yaşayan Lakers çok eksik çıktığı maçlarda aldığı kötü sonuçlarla playoff yarışından biraz uzaklaştı. Sakatların iyileşmesiyle birlikte iyi bir grafik çizen Lakers bazı maçlarda yine savunma ve hücum yönünde çok büyük sıkıntılar çekti. Kobe Bryant bu sezon da yine NBA tarihine adını yazdırdı.
9. kez üst üste seçildiği allstar maçında yine çok iyi bir performans sergileyen Kobe Bryant 2. kez allstar maçının en değerli oyuncu ödülünü almaya hak kazandı. Sezon boyunca zorlanan Lakers’ta zaman zaman yaptığı tek kişilik muazzam performanslar yine göz doldurdu. 4 maç üst üste 50 sayı üzerinde atarak Wilt Chamberlain’den sonra bunu yapan ilk oyuncu olarak bir ilk’e daha imza attı. 4 maçta attığı toplam 220 sayı ve yakaladığı 55 sayılık ortalama ile sayı krallığında 2. likten bir anda liderliğe doğru göz kırptı. Allen Iverson’ın gelmesiyle birlikte sayı ortalaması gün geçtikçe düşen Carmelo Anthony’i geçerek 31.6 sayı ortalamasıyla 2. kez üst üste sayı kralı olmayı başardı. MVP ödülü için yine adı anılan Kobe, Dirk Nowitzki’nin ödüle kavuşmasıyla birlikte bu ödül için bir sene daha geçirmiş oldu.
42-40’lık dereceyle 7. sıradan playoff’lara giren Lakers yine Phoenix Suns’la eşleşti. Bu kez karşılarında Amare’li Suns’ı bulan Lakers seriyi 4-1 kaybederek playofflara yine veda etti. Suns’a karşı 32.8 sayı ortalaması yakalayan Kobe, bu kategoride de en yüksek ortalamayı elde eden oyuncu oldu.
3 sezondur yaşanılan hüsranın ardından Lakers yönetimi takıma takviyeler yapmak için kolları sıvadı. Ancak bu girişimlerden sonuç alamayan Lakers yönetimine Kobe’den ağır bir cevap geldi. Bynum’un takasta kullanılmamasına sinirlenen ve gerekli takviye yapılmaması durumunda takımdan ayrılacağını belirten Kobe, bu açıklamalarla birlikte hem takımın işini daha zora soktu hem de Bynum hakkında yaptığı açıklamalarla bazı kesimlerce çok eleştirildi. Herşeye rağmen Bynum, Kobe’nin yaptığı açıklamalara saygı duyduğunu, kazanmak için her şeyi yapabilecek bir oyuncu olduğunu ve bu açıklamaları fazla önemsemediğini belirtti.
Kobe’nin yaptığı açıklamalardan sonra takım takviye yapmak için her şeyi denese de pek başarılı olamadı. Sadece takımdan ayrılan S. Parker’ın yerine eski oyuncuları olan Derek Fisher’la imzalayan yönetim, Kobe’yle defalarca görüşme yaparak onu ikna etmenin yollarını aradılar. En sonunda uzlaşma sağlanarak Kobe’nin takımda kalması kesinleşti. Sezona neredeyse aynı kadroyla başlayan Lakers, ilk maçlarda yine Kobe’nin bireysel performanslarına tanık olsa da bazı şeylerin geçen seneden farklı olacağının sinyallerini vermeye başladılar. Özellikle kazanılan zorlu maçlar ardından takımda iyi bir hava oluştu. Bench’ten çok büyük bir katkı alan Lakers, diğer senelere göre çok iyi bir başlangıç yaptı. Ancak bu iyi başlangıcın ardından sakatlıklar Lakers’ın önünü kesti. Sırasıyla Odom-Brown-Turiaf-Mihm-Radmanovic-Bynum ve Ariza’nın geçirdiği sakatlıklar Lakers’ın zor günler geçirmesine neden oldu. Cook ve Evans karşılığında Orlando’dan gelen Ariza takıma hem savunma hem de atletiklik yönünden büyük katkı verirken idmanda ayağının kırılmasıyla herkesi şok etti ve sezonu kapattı. Bynum’un Memphis maçında sakatlanmasının ardından yaklaşık 4-6 hafta süre biçilen Bynum’ın yaklaşık 3.5 aydır dönememesi ve playoff sonuna kadar da dönmemsi herkesi korkuttu. Lakers doktorlarının yaptığı açıklamalar ve her açıklamadan sonra sakatlık raporunun daha ileri tarihi göstermesi tüm Lakers camiasını hem kızdırıyor hem üzüyordu.
Zor günler geçiren Lakers’ta Kobe’nin sergilediği muazzam performanslarla ayakta kalmaya çalışan ekip, pivot pozisyonunda çok büyük sıkıntı çekiyordu. Brown’dan yeterince katkı alamayan ve Mihm’in de sakat olmasıyla birlikte bu pozisyonda çok zorluklar çekti Lakers. Ancak Lakers yönetimi şapkadan tavşan çıkararak büyük bir takas hamlesine imza attılar. Brown-Marc Gasol-Crittenton-A.Mckie ve 2008-2010 draft hakları karşılığında Pau Gasol’u takımlarına dahil ettiler. Bu takastan çok büyük bir karla çıkan Lakers, NBA’in en iyi ikililerinden birine daha sahip oldu. Gasol’un gelmesiyle birlikte Kobe’nin göstereceği performans ve Gasol’u ne kadar benimseyeceği merak konusuydu. Ancak doktorlardan önemli ve can sıkıcı bir haber daha geldi. Kobe’nin serçe parmağında kırık olduğu tespit edildi ve oynaması durumunda sakatlığın daha kötüye gidebileceği, ancak ameliyat olması sonucunda playofflarda tekrar sahalara dönebileceği belirtildi. Kobe ise yine bildiğimiz gibi davranarak ameliyat olmayacağını, takımın bu zor döneminde sahada olmak istediğini playoffların ardından dünya şampiyonasında mücadele edip ondan sonra ameliyat olmak istediğini belirterek büyük bir özveri örneği gösterdi. 10. kez seçildiği allstar hafta sonu etkinliklerinde ilk 5’e seçildiği için sahada bulunması istendi. Eğer normal sezon maçlarında oynamak istiyorsa bu maçta forma giymek zorundaydı. Yoksa ceza alacaktı. Kobe ilk 5 başlayarak kısa bir süre oynayarak bench’e geldi ve ceza almaktan kurtuldu.
Gasol’un gelişi hem Kobe’ye yaramış, hem de takım için de yeni ve iyi bir hava yaratmıştı. Kobe her zaman olduğu gibi yine iyi performansını sürdürmeye devam etti ve takım arkadaşlarını da olabildiğince oyunun içine sokmaya çalışarak takım oyunuyla birlikte iyi bir takım olacaklarını göstermeye başladı. Gasol’un gelmesiyle birlikte Odom’un da 2. oyunculuk rolünden sıyrılıp üzerindeki baskı azalınca müthiş katkılar yaparak, kendisinden yıllarca bekleneni yeni yeni yapmaya başladı. Kobe’nin önderliğinde batının tepesine kadar çıkan Lakers’ta aksilikler kesilmiyordu. Gasol’un Hornets maçında geçirdiği sakatlık tüm takımı olumsuz yönde etkiledi. 4 maçlık zorlu deplasman serisinin ilk maçı olan Hornets maçında sakatlanan ve yaklaşık 1 hafta oynamayacağı açıklanan Gasol’un yerinde Turiaf ilk 5 çıkmaya başladı. Hornets ve Rockets deplasmanlarından mağlup ayrılan Lakers, Dallas deplasmanında ilk yarıda muazzam bir performans sergiledi. Kobe’nin önderliğinde farkı 30’a kadar çıkaran Lakers rahat bir maç çıkartıyordu. Ancak rehavet duygusunun ağır basması ve Dallas seyircilerinin takımlarına desteğiyle maça ortak olan Dallas son saniyede Nowitzki’nin kaçırdığı şutla maçı kaybetti. Bu galibiyetle morallenen Lakers, kendi sahasında o maça kadar sadece 4 mağlubiyet almış Utah deplasmanına giderek bir zorlu dönemeci daha dönmek amacındaydı. Utah sahasındaki son 19 maçı kazanmıştı ve bu maçı da kazanırsa takım rekorunu kıracaktı. Bu maçı da Kobe’nin ve bench oyuncularının iyi performansıyla kazanan Lakers, Gasol’suz Bynum’suz ve sadece pivot mevkiinde Turiaf’ın kalmasına rağmen zorlu maçları kazanarak rakiplerine bir buradayız mesajı veriyorlardı.
Gasol’un takıma tekrar katılmasıyla birlikte tekrar batıda zirveye göz kırpan Lakers liderlik mücadelesi verdiği ekiplere karşı oynadıkları maçlarda müthiş mücadele ederek ne kadar güçlü olduklarını ve bu sezonun onlar açısından daha iyi geçeceğini herkese yeniden gösteriyorlardı. Kobe’nin önderliğinde batıda liderliğe kavuşan Lakers 57-25 çok gibi iyi bir dereceyle NBA tarihinin belki de en çekişmeli batı konferansı mücadelesini lider tamamladı. Bu liderlikte tabii ki Kobe’nin hem kendi performansı, hem de takım arkadaşlarını oyuna sokma çabalarının etkisinin büyüktü. Diğer senelere göre daha olgun ve kazanmak için sadece kendisinin değil takımın önemli olduğunu kavrayan ve gerektiği anlarda yine bireysel performanslara imza atarak, herkes tarafından bu sezonun MVP ödülünün en büyük favorisi olarak gösteriliyor. Önceki senelerde Kobe bireysel performans olarak muhteşem sezonlar geçirmişti ancak takımın bulunduğu konum ve pozisyon bakımından bu ödüle layık görülememişti. Bu seneki performansı hem bireysel olarak iyiydi hem de takımın bulunduğu konum batı liderliğiydi. 28.3 sayı, 6.3 ribaund, 5.4 asist, 1.8’lik top çalma oranları her şeyi gözler önüne seriyordu. Hem böyle iyi bir performans sergileyen Kobe’nin, hem de takımın batıda zirveyi elde etmesi artık MVP ödülünün bu oyuncuya verilmesi gerektiğinin en önemli unsurları olarak görülüyordu. Bütün sakatlıklara rağmen yılmayan takımın batıda zirveyi elde etmesi büyük bir başarıdır. Bazı kişiler bu başarıyı sadece Kobe’ye mal etmeyi istemeseler de bu başarıda Kobe’nin payı çok büyüktür. Gasol ve Bynum gibi iki önemli pivot olmasına rağmen onlarla pek bir arada oynama fırsatı bulamaması ve onlar yokken bu kadar zorlu geçen batı konferansında takımını zirvede tutan bir oyuncunun bu ödülü hak ettiği her anlamda belli oluyor. Tabi ki Chris Paul ve LeBron James’in yaptıkları da ortada, ancak MVP kriterlerinin son yıllardaki maddeleri bu ödülün Kobe’ye gitmesine sebep oldu.
Lakers, playofflarda da NBA Finalleri’ine kadar rahatça ulaşmasına rağmen finalde Boston’a 4-2 elenerek şampiyonluk şansını önümüzdeki sezona bıraktı. Sağlıklı bir Bynum ve Ariza ile birlikte önümüzdeki sezonun en büyük şampiyonluk favorisi olduğu ise su götürmez bir gerçektir.
--------------------------------------------------------------------------------
Erman Oktay
erman_oktay@hotmail.com
http://www.lakerstr.com/content/view/264/2/
(Not: Bu yazı lakerstr internet sitesinden alınmıştır.)

Etiketler: , , , ,

posted by gildorx @ 11/24/2008 01:35:00 ÖÖ, , links to this post




[09.11.08]-BOS.88-DET.76

Etiketler: , , , , ,

posted by gildorx @ 11/18/2008 02:32:00 ÖS, , links to this post




[07.11.08]-DET.96-NJN.103

Etiketler: , , , ,

posted by gildorx @ 11/18/2008 02:29:00 ÖS, , links to this post




[01.11.2008]-LAL.104-DEN.97

Etiketler: , , ,

posted by gildorx @ 11/18/2008 02:18:00 ÖS, , links to this post




Football Manager artık resmi bir kılavuz

İngiltere'nin Everton spor kulübü, Sports Interactive ile anlaşma imzalayarak Football Manager'ın 370.000 oyunculuk veritabanına erişim kazandı.
Pek çok genç futbolcunun keşfedilmesine önayak olan meşhur futbol menejerliği oyunu Football Manager, gayriresmi olarak verdiği "genç yetenek veritabanı" hizmetini ilk defa bir birinci lig kulübüyle resmiyete döktü.
İngiltere'nin Everton futbol takımı, oyunun yapımcısı Sports Interactive'le bir anlaşma imzaladı. Böylece takımın menejeri Dave Moyes ve takımın teknik ekibinin, dünyanın çeşitli yerlerindeki 1000'den fazla gözcü tarafından derlenen, 370.000 futbolcu ve spor personelinden oluşan veritabanını, oyuncu araştırmaları için tepe tepe kullanma hakkı oldu. Unutmadan, Football Manager 2009 18 Kasım'dan itibaren Türkiye'de piyasada.
Kaynak: http://yahoyt.com/h/2723/football-manager-artik-resmi-bir-kilavuz

Etiketler: , , , ,

posted by gildorx @ 11/18/2008 08:49:00 ÖÖ, , links to this post




Elif Karakoç


Etiketler: , ,

posted by gildorx @ 11/13/2008 03:34:00 ÖS, , links to this post




Rengim Mütevellioğlu















http://www.flickr.com/photos/ennil

Etiketler: , , ,

posted by gildorx @ 11/13/2008 10:13:00 ÖÖ, , links to this post




Mikel Arrizabalaga









http://photo.net/photodb/member-photos?photo_id=7769454

Etiketler: , ,

posted by gildorx @ 11/13/2008 09:58:00 ÖÖ, , links to this post




Ya Öyle Değil De Böyle Olsaydı...

Ya Öyle Değil De Böyle Olsaydı...
Selçuk Ormancı sormanci@yahoo.com
23 Ekim 2008
Kaynak: http://www.batug.com/ormanci.htm
Her sporda olduğu gibi NBA'de de birçok kırılma anı var. Bunlardan kimi saha içinde gerçekleşmiştir, kimileri de saha dışındaki hamlelerle. Tüm bunların sonucunda da hepimizin -en azından bir kısmına- tanık olduğu bu güncel tarih yazıldı. Peki hiç düşündüğünüz oldu mu, bu kırılma anlarında ya diğer seçenek gerçekleşseydi ne olurdu diye? Bu yazı o diğer tarafa bakmayı amaçlayan bir yazı. Bu yazıdaki tüm isimler gerçek ama oluşan olaylar hayal ürünüdür.
İlk olarak 1984 Haziranı'na gidelim. O geceye, o seçime... Portland TrailBlazers draft'ın ikinci sırasından Sam Bowie'yi değil Michael Jordan'ı seçer. Takımda onunla aynı mevkide oynayan bir başka yıldız adayı Clyde Drexler da ikinci sezonundadır. Jordan ilk sezonunda kenardan gelip sezonu çok parlak olmayan istatistiklerle bitirir. Bir sonraki sezona da Jordan altıncı adam olarak başlar. Jordan'ın bundan memnun olmaması ve takımın da pek parlak sonuçlar almaması sonucu koç Dr. Jack Ramsay onu ilk beşe alıp Drexler’la beraber oynatır. Ancak bu sefer de sahada top kullanma ve savunma sorunları başgösterir. Tabii bu da sonuçlara yansır. Bu kötü sonuçlara dayanamayan Portland yönetimi Clyde Drexler’ı New Jersey Nets’e, Michael Jordan’ı da Seattle Supersonics’e (R.I.P.) takas edip yeniden yapılanma yoluna gider. Drexler ve Jordan vasat kadroların ve yönetimlerin eşliğinde yeni takımlarında da başarıya ulaşamayıp daha sonra yeni takaslara yelken açarlar.
Şimdi biraz daha ilerilere, 1996 yazına gidelim. Bu yaz gerçekleşen iki hamle NBA tarihini yakından etkiledi ve bu hamlelerin ikisinde de Los Angeles Lakers imzası bulunmakta. Şimdi ise bunların gerçekleşmediğini farz edelim. Shaquille O’Neal Orlando’daki yaşantısını bozmak istemez ve Orlando’nun verdiği teklifi seçer (Burada bir varsayımda daha bulunup Penny Hardaway’e de bir şey olmadığını hesaba katıyoruz). Önce NBA, sonra da Doğu Finali’nde iki kez süpürülen Orlando 97 sezonunda Doğu Finali’nde bir kez daha Bulls’a, bu kez 4-2 ile elenir. Ancak bir sonraki sezon önce Bulls’u 4-3 ile geçip finale çıkarlar. Finalde de Utah Jazz’ı 4-2 ile geçip şampiyonluğa ulaşırlar.
Ve o senenin diğer aktörüne geçelim. O zamanki adıyla Charlotte Hornets, 96 draft’ının 13. sırasında liseden NBA’e geçme kararı alan Kobe Bryant’ı seçer. Bogues-Dell Curry-Glen Rice ve Anthony Mason’dan oluşan çekirdek kadroya ilk sene kenardan gelerek katkı yapan Bryant ikinci senesinde bu görevi Dell Curry’ye devrederek ilk beşe geçer. Pota altına da Theo Ratliff takviyesi yapan Hornets, sakatlanan Shaq’in play off’ta oynamamasının da yardımıyla 98’de çıktığı Doğu Finali’ni Bulls’a kaybeder. 99’da ise finale çıkma yolunda Orlando onlara engel olur. 2000 yılında ilk turda elenen Hornets’ta kontratı biten Bryant Los Angeles Lakers’la sözleşme imzalar.
İki sene daha ilerleyip 1998 yılına gidelim. Bulls’un 90’lı yıllardaki ikinci three-peat’i sonrası Jerry Krause başta Phil Jackson ve Michael Jordan olmak üzere o takımı bozmadan devam ediyor. Lokavt sebebiyle kısa olan sezonda Chicago Bulls 39 galibiyet alıp sezonu en iyi takım olarak tamamlıyor. İlk turda Milwaukee Bucks’ı 3-0’la rahatça geçiyorlar. İkinci turda Miami Heat’i ve Doğu Finali’nde de Indiana Pacers’ı 4-2 ile eliyorlar. Finalde San Antonio Spurs ile karşılaşıyor ve 4-1 ile geçip Boston’dan sonra üst üste dört kez şampiyon olan ilk takım olmayı başarıyorlar. Bu şampiyonluk sonrası ise takım dağılır. Yıllarca kötü giden Chicago 2002 draft’ında ilk sıraya oturur ve Yao Ming’i kadrosuna katarak eski günlerine dönmeye çalışır.
Gelelim 2000 yılına... Başrol oyuncularından biri bir kez daha Lakers. Diğer başrol oyuncumuz Portland Trail Blazers ise şampiyonluk için gözünü karartmış ve bu amaç doğrultusunda yetenekli ama birçoğu aynı zamanda sorunlu olan oyunculara büyük meblağlar ödemişti. İki takım konferans finalinde karşılaştılar, ki bu seriyi NBA finali olarak görebilirdik aynı zamanda. Blazers serinin ikinci maçını deplasmanda 106-77 ile kazanıp avantajı ellerine geçirdi ancak Portland’daki iki maçı da kazanan Lakers 3-1 öne geçti. Portland önceki dışarıda sonra içeride kazanarak seriyi son maça taşıdı. Son maçta da son çeyrekte bir ara 15 sayılık farklı yakalamalarına rağmen maçı kaybettiler. İşte biz burada devreye giriyoruz. Portland Lakers’ın bu comeback hamlesine serinkanlı bir şekilde direniyor, son hamlesi de işe yaramayan Lakers maçtan kopuyor ve finale çıkan Portland orada Indiana Pacers’ı da 4-1 ile geçerek tarihinde ikinci kez NBA şampiyonu oluyor. Bu başarıyla iyice kenetlenen kadro bir sonraki sene konferans finalinde bir kez daha karşılaştığı Lakers’ı bu kez 4-2 ile geçip bir kez daha NBA Finali’ne ve orada da Philadelphia’yı 4- 0 ile geçip şampiyonluğa ulaşıyor. Bir kez daha konferans finalinde kaybeden Lakers yönetimi Phil Jackson ve Shaq ile yolları ayırma kararı alıyor. Portland’ın nefesi üçüncü şampiyonluk için yeterli olmayıp konferans yarı finalinde Sacramento Kings’e eleniyor. Ama yine de bu başarılar sevgili Ahmet Çobanoğlu’nun Lakers’ın balından ve başarısızlıklarından değil, Portland’ın şampiyonluklarından bahsetmesi için yeterli oluyor.
Draft seçimiyle başladık, draft seçimiyle bitirelim. 2003 yılını Doğu Finalisti olarak bitiren Detroit Pistons NBA tarihinin en iyi draft sınıflarından birinde ikinci sıradan seçme hakkı kazanmıştı ve bu hakkını Darko Milicic’ten yana kullanıp -elbette kötü yönden- tarihe geçen bir hamle yaptılar. Peki ya Darko Milicic’i değil de Carmelo Anthony’yi seçtiklerini düşünürsek... (Aslında daha sonra seçilen Wade ve Bosh için de ayrı ayrı senaryolar yazılır ama yönetmenimiz süremizin daraldığını işaret ediyor) Çekirdek kadrosu zaten yeterince iyi olan Detroit 2004 yılını yine NBA şampiyonu olarak bitiriyor. Normalde savunmayı sevmeyen bir oyuncu olan Carmelo bu kadronun içerisinde zamanla savunmasını da geliştiriyor ve çok etkili bir oyuncu haline geliyor. Tayshaun Prince ise Carmelo’nun bu gelişim sonrası altıncı adamlığa geçip hem ilk beş üzerindeki yükü azaltıyor hem de Ben Gordon’un önünde Yılın Altıncı Adamı ödülünü kazanıyor. Finalde Spurs ile karşılaşan Detroit seriyi 4-1 kazanıp üst üste ikinci kez şampiyon olmayı başarıyor. LeBron ve Carmelo’nun ardından üçüncü sıradan Darko Milicic’i seçen Denver Nuggets ise Darko’ya verdiği süreyle onun gelişmesine yardımcı olup pota altında Camby-Milicic ikiz kulelerini kuruyor. Kuruyor da ne oluyor, bir şey olmuyor, play-off yüzü göremeden bir başka yeniden yapılanmaya başlıyor, Adebayor, ne yapıyor.... Bitti. Eyvallah.

Etiketler: , , ,

posted by gildorx @ 11/11/2008 11:57:00 ÖS, , links to this post




Orhan Pamuk Kimdir?

http://satirarasi.wordpress.com/2006/12/13/orhan-pamuk-kimdir
Sevgili dostlar edebiyata olan ilgimden dolayı aslına bakarsanız yazı insanlarının ufak tefek hatalarını maruz görür ve onları çok gündeme getirmemeye çalışırım. Çünkü yazar dünyayla sıkıntısı olan insandır ve temel olarak yaptığı, sıkıntısını yazıya dökmektir.
Bunu en iyi kendimden bildiğim için yazı insanlarının bazı çıkışlarını çok önemsemem. Orhan Pamuk, son yaptığı açıklamalarla beni “yazara dokunma” prensibimi bozmak zorunda bıraktırdığı için üzgünüm. Nedense edebiyatçılarımız siyaset yapmadan duramıyorlar ve bu siyasetler de ne hikmetse hep vatanımız aleyhine oluyor.
İstihbarat dünyasında “kuş yumurtası üretmek” diye bir deyim vardır. Diyelim ki X ülkesinde bundan 20 sene sonra yapmak istediğiniz uzun vadeli bir operasyon var. Bu operasyon için size çeşitli provokatörler lazım ve en güvenilir provokatör kendi yetiştirdiğinizdir.
Bu iş için yetenekli ama geleceği parlak olmayan zayıf karakterli bir “yumurta” bulunur. Mesela bu genç üniversitede devşirilir ve aşama aşama önce öğretim görevlisi daha sonra da medya parlatmaları ve şirket sponsorluklarıyla ülkede sözü dinlenen bir profesör haline getirilir.
Gerekirse tüm araştırma ve kitapları da eline hazır olarak verilir. Ülkedeki insanlar bu kişinin yazdığını sandıkları muhteşem eserleri okur ve ona olan saygıları artar. Böylece yumurta kuluçka aşamasını bitirmiş ve çatlayıp güzel bir kuş olma zamanı gelmiştir.
Belirlenen zamanda bu profesör medya yoluyla müthiş radikal açıklamalar yapmaya başlar ve tüm ülkeyi karıştırır. Aynı anda kendisi gibi yetiştirilen diğer yumurtalar da farklı faaliyetlere girişirler. Neyse konu uzun benim yerim dar ama ilgilenenler için Doğu Bloğunun çöküş dönemine bakmalarını salık veririm.
Bu alakasız konudan sonra gelelim Orhan beye.
Ferit Orhan Pamuk Beyin (kimsenin bilmesini istemediği göbek adı Ferit’tir) ülkesine bu kadar muhalif olmasını hiç anlayamamışımdır. Hani fakir ve hayatını zorluklar içinde geçirmiş birisi olsa belki anlayacağım ama Orhan Pamuk sülalece aristokrat tabakasına mensuptur ve bugün eleştirdiği devletin çok ekmeğini yemiştir.
Mesela dedesi Cumhuriyetin ilk mühendislerindendir ve özellikle Atatürk, İnönü dönemlerinde yapılan demiryolu hamlesinde büyük ihaleler alıp kısa zamanda zengin olmuştur.
Oğulları bu koca servetin büyük kısmını sefahatle tüketseler de Orhan Pamuk’un zengin bir hayat sürmesine yetecek kadar servet kalmıştır.
Babası deseniz Türk özel sektörünün duayenlerinden Gündüz Pamuk.
Amerikanın IBM şirketinin Türkiye’ye atadığı ilk genel müdürlerden.
1959-1964 yılları arasında IBM firmasının tüm devlet birimlerine ve silahlı kuvvetlere sattığı cihazları pazarlayan kişi.
1964 yılından sonra Koç Holding’de Aygaz Genel Müdürlüğü, Koç Holding Plan Grubu Başkanlığı, Arçelik müdürlüğü yapmış ayrıldıktan sonra iki sene de PETKİM’in başında bulunmuştur.
Yani Orhan Pamuk’un babası Türkiye’nin başarılı özel sektör yöneticilerinden biri.
Bu kadar da değil; Gündüz Pamuk İsmet Paşa’nın yakın dostudur ve SODEP’in kurucularındandır. Kısacası Pamuk Ailesi dönemlerinde zengin oldukları Halk Partisi’ne büyük bir sadakatle bağlı.
Anne tarafı deseniz o da aristokrat.
Anne tarafından büyük dedesi 1700'lü yıllarda Girit Valiliği yapmış İbrahim Paşa. İbrahim paşa geniş torun yelpazesine sahip ve bu kanaldan Orhan Pamuk’un ilginç akrabaları var.
Mesela Hürriyet Gazetesi’nde edebiyat yazıları yazan papyonlu Doğan Hızlan ve İş Bankası eski genel müdürlerinden Ferit Basmacı, Orhan Pamuk’la uzaktan akraba.
Karısı Aylin Pamuk bile aristokrat. Aylin hanımın anne tarafı Beyaz Rusya’dan göç etmiş ve daha sonra Osmanlı hizmetine girmiş bir Rus soylusuna dayanmakta. Babası ise Osmanlı Adliye Nazırı Kazım Beyin oğlu.
Kısacası sevgili dostlar bugün Türkiye’deki sisteme binlerce eleştiri yağdıran Orhan Pamuk bu eleştirileri yapacak en son kişidir çünkü Osmanlıdan beri bu ülkeyi yöneten aristokrasinin tam bir üyesi kendileri. Peki Orhan Pamuk’ta oluşan bu sistem düşmanlığı nereden kaynaklanıyor ve acaba “yapay” bir düşmanlık mı sorularına cevap arayalım.
Orhan Pamuk’un hayatının ilk evrelerine baktığımız zaman koca bir başarısızlık olduğunu görüyoruz. 30 yaşına kadar iki okul değiştirmiş ve sırf askerliğini kısa dönem yapmak için gazetecilik okumuş bir insan. İlk başlarda ressam olmak isterken sonra yazarlığa sarıyor. Yıllarca evinin odasına kapanarak ödüller alan ama kimsenin para vermek istemediği romanlar yazıyor.
Tam artık buraya kadarmış aşamasına geldiği anda sihirli bir değnek değmiş gibi Orhan Pamuk’un kitapları satmaya ve yurtdışında tanınmaya başlıyor. Peki bu sihirli değnek acaba nerede değmiş olabilir. Benim kanaatimce bu değneğin izini Amerika’da sürmek lazımdır.
Amerika’ya gitmeden önce Orhan Pamuk üzerinde derin etkileri olduğu anlaşılan birisinden bahsetmek lazım. Bu kişi Orhan Pamuk’un erkek kardeşi Şevket Pamuk.
Şevket Pamuk, Orhan Pamuk’un ilk dönemlerinin aksine oldukça başarılı bir insan. Amerika’da Yale, Berkeley gibi sağlam üniversitelerde ekonomi okuduktan sonra Türkiye’de birçok üniversitede ders veren Şevket Pamuk Osmanlı ekonomisi üzerinde tanınmış bir uzman.
Kendisi pek çok yabancı üniversitede Osmanlı ve Türkiye ekonomisi üzerine dersler vermiş.
Bu üniversitelerden en ilginci İsrail’de bulunan Negev Ben Gurion Üniversitesi. İsmini İsrail’in ilk başbakanı, İsrail’in kurucularından ve hatta anarşik faaliyetleri yüzünden Osmanlı tarafından Filistin’den kovulacak kadar fanatik siyonist olan David Ben Gurion’dan almıştır.
Üniversitenin, derslerini MOSSAD’ın da ilgiyle takip edip raporlar hazırlattığı bir “Ortadoğu Çalışmaları” bölümü bulunmakta.
İşte Sayın Şevket Pamuk böylesine kaliteli bir bölümde ders verebilecek kadar yetenekli bir ekonomi uzmanımız. Ben Gurion Üniversitesi’nin başında 14 sene Dünya Bankası’nda çalışmış ve daha sonra bu başarılarından ötürü Rotary ve Lions klüplerinin 2000 yılının adamı olarak seçtikleri Prof. Avishay Braverman bulunmakta. Böylesine başarılı bir ekonomistin yönettiği üniversitede ekonomi dersi vermenin önemini anlamışsınızdır. İşte Orhan Pamuk’un kardeşi Şevket Pamuk bu kadar değerli bir hocamız.
Evet biz Orhan Pamuk’un Amerika yolculuğuna dönelim gene.
1985-1988 arasında tam üç sene Amerika’da kaldı Orhan Pamuk. Bu dönemde Amerika’da harıl harıl kitap yazmanın dışında çok önemli bir kursu da başarıyla bitirdi. Bu kurs Iowa Üniversitesi bünyesinde verilen International Writing Program (IWP) isimli çok ilginç bir kurs.
Kursun amacı dünyanın değişik bölgelerinden gelen ve kendilerinde potansiyel görülen yazarların Amerikan hayatını tanımaları ve kitaplarını yazabilecek güzel bir ortama kavuşmaları… Bu “iyiliksever” programın bünyesinde her sene 20 kadar yazar ağırlanıyor.
İşte Orhan Pamuk’un bu kurstan sonra hayatı değişti. Yani onun deyimiyle “Bir kursa gitti hayatı değişti”.
Bu arada kurstan 2004 senesinde mezun olan bir başka Türkün ismi de Mahir Öztaş; aklınızda bulunsun çünkü geleceği parlak.
İnsan düşünmeden edemiyor bu üniversite bu kadar insanı çağırıp onları aylarca yedirip içirecek ve ağırlayacak parayı nereden buluyor diye.
Cevabı basit.
Bu yazar eğitim kursu programının baş sponsoru Amerikan Dışişleri Bakanlığı.
Orhan Pamuk’un şansı Amerika’da bundan sonra oldukça açılıyor. Baktığımız zaman Orhan Pamuk’un Amerika’da basılan kitaplarının tamamına yakını aynı yayınevinden çıkmış. Bu yayınevi Random House. Yayınevinin sahipleriyse dünyaca ünlü Alman Bertelsmann… Bertelsmann’ın kurucusu ve şu anda emekli hayatı süren dünyanın en zenginlerinden Reinhard Mohnda sihirli değnek örneklerinden.
Bay Mohn İkinci Dünya Savaşında general Rommel’in Afrikakorps birliğinde asteğmen olarak savaşıyor. Burada Amerikalılara esir düşerek Kansas’ta bir esir kampına tıkılıyor. O zamana kadar kitaplara ilgi duymayan Mohn bir anda kitapsever oluveriyor. Savaştan sonra komünizm tehdidi altındaki ülkesine dönen Mohn aniden bir yayınevi açarak ilahi kitapları ve dini kitaplar basmaya başlıyor.
İşte Bertelsmann’ın kuruluşu böylesine mütevazı.
1991 senesinde emekli olduğu zaman Bertelsmann dünyanın en büyük yayıncılarından ve kendisi de Karun kadar zengin. Bu Amerikalılar asteğmen Mohn’a esir kampında ne yedirdilerse adam başarının sırrını buluveriyor bir anda.
Bertelsmann’ın bir diğer ilginç özelliği Doğan Holding’le 2001 senesinde müzik piyasasına yönelik bir ortaklığa gitmeleri. Bu ortaklığın tüm görüşmeleri bizzat Aydın Doğan’ın kızı Hanzade tarafından yapıldı.
Buna göre şu an Türkiye’de yayınlanan pek çok yabancı müzik albümü hep bu ortaklık sayesinde Türkiye’ye ulaşıyor. İşte bu büyük grup Orhan Pamuk’u çok sevmiş olacak ki tüm kitaplarını satsa da satmasa da ısrarla onlar basıyorlar.
Orhan Pamuk’un en büyük başarılarından biri de dünyaca ünlü IMPAC Dublin Ödülü’nü almış olması. Bu ödül öylesine basit bir plaket değil tabii ki çünkü ödül jürisi “Benim Adım Kırmızı” kitabını öylesine beğenmiş ki bir de hediyesi olarak 115 bin dolar vermişler.
Peki bir Türk yazarına kendisiyle aynı mesleği yapan çoğu meslektaşının hayatları boyunca bir arada göremeyeceği meblağı veren kurumun arkasındaki güç kim. Bu şirket ödüle ismini veren IMPAC şirketi.
IMPAC tüm dünyada yaygın yönetim danışmanlığı hizmetleri veren bir Amerikan şirketi.
Yönetim danışmanlığı adı altında güzel istihbarat hizmetleri verdiği de bilinir.
Şirketin başındaki Dr James Irwin İrlanda’yı ve kitapları çok sevdiği için böylesine güzel bir ödül ortaya çıkarmış ve her sene başarılı bir yazara bu ödül veriliyor.
Edebiyatsever dostumuz bay Irwin çok da aktif birisi. Kendisi Amerika’nın önde gelen Cumhuriyetçilerinden ve Amerikan ordusuyla arası harika. O kadar harika ki Amerikan Askeri Akademisi West Point’den üstün hizmet ödülü almış.
Orhan Pamuk’a verilen ödülün sponsoru bay James Irwin “International Democratic Union” derneğinin de baş üyesi ve muhasebecisi.
Bu dernek dünya çapındaki merkez sağ partileri bir araya getirmek için kurulmuş. Kurucuları arasında Ronald Reagan, Margaret Thatcher, Baba George Bush, Helmut Kohl ve Chirac gibi önemli isimler de bulunmakta.
Derneğin Türkiye’den de iki üyesi var. Bunlar Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi. Derneğin şu anki başkanı Avustralya’nın Amerikan yanlısı başbakanı John Howard.
James Irwin bunun dışında Washington’da bulunan “Center for Democracy” derneğinin de üyesi.
Tüm dünyaya Amerikan demokrasisi getirme amacındaki bu derneğin en ilginç siması artık hepimizin tanıdığı Henry Kissinger. Kissinger dendi mi o demokrasinin nasıl geleceğini hepiniz tahmin edersiniz herhalde.
Orhan Pamuk’un otuz yaşlarına kadar odasından çıkmayan biri olarak çok büyük aşamalar kaydettiği büyük bir gerçek.
Şu anda kazandığı ünün ve paranın keyfini çıkarmakla meşgul. Taksim meydanına yakın ve muhteşem boğaz manzaralı teras katında yeni eserleriyle uğraşıyor.
Duvarlarında Japon edebiyatına kadar tasnif edilmiş yüzlerce kitap bulunan lüks dairesini sadece çalışma amaçlı kullanıyor ve bazen de yakın dostlarıyla yemek yiyor.
Bu eve sık sık gelen yakın dostlardan biri de Yahudi asıllı Amerikan gazetecisi Jeri Liber’di. Bu şahsiyeti hafızası güçlü okurlar hatırlayacaklardır. Kurucusu olduğu İnsan Hakları İzleme Komitesi’ni temsilen Türkiye’deki insan hakları ihlallerini konu alan bir rapor yazmıştı. Sonra bu rapor kitap haline de dönüştürüldü.
Bu raporda Türk ordusunun Kürtlere katliam yaptığı iddia edilmiş ve Türk ordusuna açıkça “serseriler” diye hitapta bulunulmuştu.
Bu kitabın çevirisini yapan Ertuğrul Kürkçü ve Ayşe Nur Zarakoğlu hakkında dava açılınca Jeri Liber onlara destek vermek için hemen Türkiye’ye gelerek mahkemelere katılmıştı.
Herhalde Sayın Orhan Pamuk’un fikirlerinin oluşmasında Jeri Liber’le özel teras katında yaptığı yemekli sohbetlerin büyük etkisi olmuştur.
Evet, sevgili dostlar uzun bir yazının sonuna geldik. Keşke Orhan Pamuk gibi yazarlarımız bu şekilde açıklamalar yapmasa da bizde edebiyatçılarımızla ilgili böyle uzun yazılar yazmasak. Bu arada yazıyı yazarken sabahı etmişiz gene ve dışarıdan kuş sesleri geliyor.
“Kuş sesleri” çok güzel ama her “kuşun” sesi değil tabii ki.
Serdar Kuru

Etiketler: , , , ,

posted by gildorx @ 11/04/2008 01:22:00 ÖÖ, , links to this post


  • Fotoritim - Fotografya
  • Gezegen Linux - Foto Kritik
  • E-Hack Project - BlogNot
  • Debian-TR - Mürekkep Günlük
  • VBmaster - CE Turk
  • BT SoruCevap - hafif.org
  • AltıÜstü Tasarım - Zihin Kontrolü
  • FTP Linux jp - Knoppix (FTP)
  • ftp.linux.org.tr - ftp.ulak.net.tr
  • Linux iso - Linux belgeler
  • Slackware Linux - Web Dersleri
  • Linux kitaplığı - e-lapis (dergi)
  • ileri seviye - Canlı TV&Radyo
  • Linux Programlama - Bendevar
  • Gencturk - TekmeTokat
  • Anti-Pop - Sadettin - Joezombi
  • Discrepancy - No Ma'aM Show
  • Asmakilit - Taksimetre - Isim rating
  • Kedi Tasması - Ferruh Mavituna
  • HTML Kod Kontroluenderunix
  • GildorX XML - Güncel Haberler XML
  • Güvenlik XML - Teknoloji XML
  • Web XML - Yazılım XML
  • Donanım XML - Slow Radio-CherieFM
  • Internet XML - nyucel
  • Türkçe RSS ve Blog Merkezi
  • www.flickr.com
    gizliroland's photos More of gizliroland's photos

    Mail okuyarak da para kazanılabiliyormuş. Üstelik sadece size gelen maillerden değil başkalarının okuduğu maillerden de hem onlar hem siz kazanıyorsunuz. Yapmanız gereken tek şey

    SüperTeklif'e üye olarak, kazanmaya başlamak SüperTeklif'e üye olarak, kazanmaya başlamak