Site Network: Personal | My Company | Artist projects | Shop


 

News,Open Source Software,Linux, Technology, Debian, GNU,GPL, Özgür Yazılım, Teknoloji, Internet, Haberleri.



Pi En Yalnız Sayıdır

Kaynak : www.sinemafanatik.com
İnsanlık var oluşundan bugüne, ben kimim, varlığımın ve kainatın anlamı nedir,evrenin sırrı nerede saklıdır gibi belkide sonsuza dek var olacak sorulara yanıt aramıştır. Pi ‘de bu bilinmezlere sayılar ile ulaşmaya çalışan ,bütün tabiatın bir sayısal kodlama sistemine sahip olduğuna inanan matematik dehası Max Cohen(Sean Gullette)’in yaşadığı kaos‘a tanık oluyoruz.
Matematik doğanın dilidir, herşey sayılar ile tanımlanabilir,sayılar çizgiler ile birleştirildiğinde anlamlı şekiller ortaya çıkar ve evren bu şekillerle doludur.İşte bu düşünce yumağı Max’i hiç çıkamayacağı bir beyin fırtınasının içine çekiyor.
“ Pi ” bünyesinde birçok ilginç ayrıntıyı barındıran bir film, ibranicede her kelimenin sayısal bir karşılığı olması(baba=3 anne=41 ve toplamı 44=çocuk) ve Max’in evrenin sırrını ararken karşılaştığı 216 haneli rakamın yahudi inancına göre tanrının bilinmeyen gerçek adını işaret etmesi, tabiatta birçok yerde karşımıza çıkan sarmal şeklin(Samanyolu, parmak izi, insan hücre yapısı vb.)kusursuz sistem içindeki önemi, borsadaki iniş çıkışların dayandığı kodlama sistemi, (yönetmen, Max’in bu sistematiği keşvetmesiyle borsa simsarlarının hedefi haline gelmesini yan öykü ile vererek materyalist dünya düzenine bir eleştiri de getiriyor.) filmde ustaca kullanılan ayrıntılardan sadece birkaçı.
Aronofsky, 4000 yıl önce Çin’de doğmuş olan, öğrenmesi basit ancak içinde barındırdığı sonsuz olasılıkla ustalaşması imkansız “GO” oyununa filminde yer vererek,oyunda formül aramanın ve yalnızca beyin gücüyle oyunu yönlendirmenin imkansızlığını evrenin sırlarını formüllerle açıklamaya çalışmak ile aynı yere koyuyor. Max’in dış sesi ile film boyunca duyduğumuz “6 yaşındaydım,annem bana güneşe bakmamamı söyledi, ben uzun uzun baktım bir süre sonra hiçbir şey göremez oldum ” sözleri evrene çıplak gözle bakmaktan çok ruhumuzu açmamız gerektiğine işaret ediyor.(tıpkı “GO” oyununda olduğu gibi), Max bir kodlama sistemine sahip olduğuna inandığı evrenin sırrına yalnız üstün zekası ile ulaşamayacağını zaman zaman ruhunun rehberliğine izin vermesi gerektiğini kavrayamıyor,baş ağrısı ile gelen burun kanamaları yaşıyor ve kontrolden çıkıyor.
Darren Aronofsky’e ilk filmi ile Sundance film festivalinde en iyi yönetmen ödülünü kazandıran “ Pi ” , keskin siyah beyaz tonlamaları, rahatsız edici atmosferine hizmet eden müziği, kaos ortamını perdeden izleyiciye aktaran görüntüleri ve hızlı kurgusu ile büyüleyici bir görsel deneyim. Senaryo’ya Aronofsky ile birlikte imza atan Sean Gullette(Max) ve hocası rolünde usta oyuncu Mark Margolis(Onu De Palma’nın Scarface’inden hatırlıyoruz.) zorluk derecesi yüksek rollerinin altından kusursuz kalkıyorlar.
Son tahlilde, izlediğimiz film, içeriği ve sinemanın ilk yıllarındaki siyah beyaz gerilim klasiklerini anımsatan saf sinemasal özellikleri ile gerçek bir başyapıt.
GİRAY YAVUZ

Etiketler: , , , , , , ,

posted by gildorx @ 12/26/2007 11:47:00 ÖÖ, , links to this post




İTÜ Robot Olimpiyatları '08

İTÜ Robot Olimpiyatları, Kontrol ve Otomasyon Kulübü (OTOKON) tarafından düzenlenen, Türkiye’de özellikle lise ve üniversite düzeyinde robotik eğitiminin önemini ve verimini sorgulayan, dünyada olağanüstü hızda gelişme gösteren robotik alanında Türkiye’nin gücünü artırmayı hedefleyen bir organizasyonlar zinciridir. Bu amaçları doğrultusunda yapısında, tüm Türkiye’den öncelikle lise ve üniversitelerden olmak üzere öğrenci katılımlarına hitap eden yarışmalar, robotik konusunda uluslar arası arenada söz sahibi olan seçkin akademisyenlerin katıldığı seminerler-konferanslar, gerek öğrencilerin gerekse endüstri temsilcilerin alışmalarının yer aldığı sergiler bulundurmaktadır. Ulusal nitelikte olan İTÜ Robot impiyatları uzun vadede uluslar arası hale gelme amacındadır. İTÜ Kontrol ve Otomasyon Kulübü üyeleri, İTÜ Robot Olimpiyatlarını düzenlemekle Türkiye’de robotik eğitimine ve bu değerli dalın sanayideki gelişimine katkıda bulunmak azmindedirler. 1–2–3 Mayıs 2008 tarihlerinde düzenlenecek olan İTÜ Robot Olimpiyatları 2008, ilk organizasyondan doğan gücü arkasına alarak her zaman daha ileriye gitme mecburiyetinin bilinciyle, Türkiye’de robotiğin gelişimine katkıda bulunabilme yolunda bir büyük adım daha atmayı hedeflemektedir. Detaylı bilgi için: http://ituro.org/

Etiketler: , ,

posted by gildorx @ 12/17/2007 12:07:00 ÖS, , links to this post




Almanya e-işçi arıyor

Avrupa'nın endüstri lideri olmasına rağmen aynı zamanda dev nüfusuyla en yüksek işsizlik oranına sahip Almanya'da çeşitli sebeplerle yurtdışına göç edenlerin sayısı 2. Dünya Savaşı rakamlarına yaklaştı. Ülke bu durumun en çok etkilediği bilişim alanında acil önlem kararı aldı. Buna göre ABD'deki yeşil kart uygulaması benzeri Avrupa Birliği kapsamında geçerli olacak bir mavi kart uygulaması başlatılacak. Adayların bu kart için yıllık en az 85 bin avro gelire sahip bir işe kabul edildiğine dair belge sunması şart koşuldu. Ülkede 50 binden fazla bilişim mühendisi açığı bulunuyor.

Etiketler:

posted by gildorx @ 12/17/2007 10:47:00 ÖÖ, , links to this post




Pardus Linux.com'da

Ulusal işletim sistemimiz olarak anılan Pardus, Linux.com'dan da olumlu görüşler aldı. Bugünkü makalelerden birisi Pardus'un kullanımına ayrılmıştı. Her ne kadar biz Pardus'un gelişmiş ve artık olgunlaşmış bir dağıtım olduğunu biliyorsak da, uluslararası arenada onlarca yüzlerce Linux dağıtımının arasından sıyrılması mümkün olur mu sorusu hep aklımızdaydı. Önce yabancı basında, içinde bulunan PISI paketleme yöneticisiyle dikkat çeken Pardus, Türkçe dışındaki dil seçenekleriyle de dünyadaki diğer kullanıcılara hitap ediyor. Pardus, Türkçe dışında İngilizce, Almanca İspanyolca ve Flemenkçe dil desteği sunuyor. Bu adresten ulaşabileceğiniz konuda, Pardus'un yapımcıları tarafından önerilen kolay kurulum ve kullanım iddialarını karşılayacak yeterlilikte olduğu söyleniyor.

Etiketler: , , ,

posted by gildorx @ 12/17/2007 10:38:00 ÖÖ, , links to this post




Türk Telekom: İnternet 20 Kat Hızlanacak!

ADSL'de altyapı yatırımlarını arttıran Türk Telekom, mevcut hız kapasitesini 20'ye katlayacak. Böylece ADSL'de 4 megabit olan hız bir anda 8'e katlanmış olacak.
VDSL2 hizmetini ocaktan itibaren uygulamaya koymaya hazırlanan şirket internet hızını 30 megabite yükseltecek. Böylece ADSL'de 4 megabit olan hız bir anda 8'e katlanmış olacak. VDSL2 bireysel kullanıcılar için büyük önem taşıyor. Ev kullanıcısı olarak tabir edilen grup da gelişmiş seviyede internet erişimine sahip olabilecek. Örneğin, Divx formatındaki 700 MB'lık bir film dosyası 4 dakikada, 5 MB büyüklüğündeki müzik dosyaları da 25 saniyede bilgisayarlara indirilebilecek. İnternetten yüksek tanımlı (HD) video ve TV yayınlarını izlemek, sesli ve görüntülü iletişim kurabilmek gibi hizmetler de kolaylaşacak.
30 MEGABİTE ÇIKACAK
Bugün gazetesinin haberine göre ilk etapta 100 bin abone ile başlanacak olan hizmet yıl sonuna kadar 250 bin aboneye ulaştırılacak. Yapı olarak fiber optik kablolar kullanıldığı için başvuracak abonelerin bulunduğu noktalardaki altyapı yeterliliği de belirleyici rol oynayacak. 30 megabitlik paketin fiyatı henüz açıklanmazken, ADSL ücretlerinde de düşüş olması bekleniyor. TTnet yetkilileri, bayramdan sonra VDSL2'yi kamuoyuna tanıtacak. İlk etapta 30 megabitlik hızı kullanıcılarına sunmayı hedefleyen şirket, hızı 70 megabite kadar çıkaracak. Bunun için ciddi altyapı yatırımı yapan Türk Telekom, yurtdışı çıkış hatlarını da kuvvetlendiriyor. Bu kapsamda Newyork, Londra ve Paris'te POP noktaları kuruluyor. Gerek duyulduğunda buralardan da hizmet alınmış olacak. VDSL2 aynen ADSL'de olduğu gibi telefon hattı ile ve hat meşgul edilmeden kullanılıyor.

Etiketler: , ,

posted by gildorx @ 12/17/2007 10:31:00 ÖÖ, , links to this post




IBM'den 1000 kat hızlı işlemci hazırlığı

IBM tarafından yapılan yeni bir araştırma, fiber optik ağlarının hızını, işlemcilere getirmeye hazırlanıyor. IBM'in Optics Express dergisinde yayınladığı, elektro-optik modülatörler üzerine yapılan araştırmanın sonuca ulaşması ile işlemcilerin şimdiki performanslarından 100 kat daha hızlı ve 10 kat daha verimli olması bekleniyor.Araştırma, çok çekirdekli işlemcilerde, çekirdekleri birbirine bağlayan modülatörler üzerine yapılıyor. Hali hazırdaki çok çekirdekli işlemci teknolojisi, işlemci çekirdeklerinin birbirleri ile bağlantı kurması için silikon fotonik modülatörleri kullanıyor. Bu teknolojinin, üzerinde çalışılan teknolojiye göre eksiği ise; fazla enerji harcayıp çok ısınması ve işlemciye sığacak çekirdek sayısını limitli seviyede tutması olarak görülüyor.IBM,çalışmasında kablolar yerine optiği kullanarak, şu anda kısıtlı olarak kullanılan çekirdek sayısını, 100'ler ya da 1000'ler seviyesine kadar çıkartmayı plalıyor. Şirket, bunun gerçekleşmesi halinde, günümüzün süper bilgisayarlarının işlem kapasitesinin, gelecekte tek bir işlemci tarafından ortaya konabileceğini belirtiyor.Slikon Mach-Zehnder Elektro-Optik Modülatör adındaki yeni modülatör elektrik işaretlerini, ışık paketlerine dönüştürerek; sadece daha çok çekirdeği bir işlemciye sığdırmıyor, bunun yanı sıra bu çekirdekler arasındaki haberleşmenin hızını da artırıyor. Teknolojinin kullanılması ile süper bilgisayarların artık veri merkezlerinde kullanılmasına gerek kalmayacağını söyleyen IBM, güçlü mobil işlemci kapasitesi isteyen ve gerçek zamanlı uygulamaların da yerine getirebileceğini belirtiyor.Teknolojinin ticarileşmesi için ise en azından 10 ila 15 yıl zaman gerektiği ifade ediliyor.

Etiketler: , ,

posted by gildorx @ 12/12/2007 01:37:00 ÖS, , links to this post




Reservoir Dogs

Bağımsız film festivali Sundance’de büyük yankı uyandırmadan önce ilk çektiği film olan “My Best Friend’s Birthday”in (1987) kopyasının büyük bir kısmının (filmin sadece 34 dakikalık kısmı kurtarılabilmiş) yangın sonucu yokolmasıyla sinemaya adım atan Quentin Tarantino (QT), yılmamış olacak ki, tam beş sene sonra “Rezervuar Köpekleri” ile hedefi tam 12’den vurdu.
Kendisini bir sinefil olarak tanımlayan ve büyük ölçüde B-filmlerden, 70’lerde oldukça yaygın olan ‘istismar’ filmlerinden ve de Uzakdoğu sineması ile Fransız Yeni Dalgası'ndan beslenen QT, bunu filmlerinde de oldukça etkin bir biçimde hissettiriyor.
Aslında basite indirgediğimizde kes / yapıştır mantığı ile kotardığı filmleri öyle akıl almaz bir armoni ile birleştiriyor ve kendine has mizah anlayışı ve stilize şiddetiyle harmanlıyor ki, ortaya çıkan karışıma şaşmamak elde değil.
Konusu itibarı ile izleyiciye pek de yeni birşey sunmuyor “Rezervuar Köpekleri”. Birbirlerini tanımayan beş kişiyi bir soygun için biraraya getiren Joe Cabot (Lawrence Tierney) ve oğlu Nice Guy Eddie (Chris Penn)’nin, aralarına bir köstebek girmesi sonucu altüst olan planlarının etrafında dönüyor bütün hikaye.
Fakat mükemmel kurgusu sayesinde bu hikayeyi bambaşka okumamızı sağlıyor QT. Lineer olmayan anlatımı ve de sık sık kullanılan ‘flashback’ler aracılığı ile tek tek karakterleri tanıma fırsatı buluyoruz ve giriş sekansında şaşaalı bi şekilde “iş”e koyulan kahramanlarımızın filmin sonundaki çöküşlerini nasıl hazırladıklarına tanık oluyoruz.
Bu açıdan bakıldığında da film, yönetmenimizin seyirciyi ters köşeye yatırmayı sevdiğine işaret ediyor.
Bunun yanında hikayenin her yerinde kendini belli eden kara mizah anlayışı, QT’nun sonraki filmlerinin de temel taşını oluşturuyor. (Polisin kulağını kesikten sonra Mr.Blonde’un söylediklerine gülmemek elde mi acaba?)
Testesteron yüklü bir film olduğunu daha hemen başındaki o meşhur masa sahnesinde (ki kahramanlarımız burda Madonna’nın “Like A Virgin” parçası hakkındaki “tezlerini” ortaya koyarken, parçanın aslında büyük penisler için bir metafor olduğunu vurguluyorlar) ve de filmde görülen tek kadının öldürülmesiyle gözümüzün içine içine sokuyor.
Ayrıca Bay Turuncu (Tim Roth) ve Bay Beyaz (Harvey Keitel) arasındaki ilişkinin de bir baba – oğul motifini betimlediği su götürmez bir gerçek.
Çok düşük bir bütçeyle kotarılan ve akıllara kazınan müthiş replikleriyle, inandırıcı oyunculuklarıyla (herkes kelimenin tam anlamıyla döktürmüş), dahice kurgusu ve de harika müzikleri ile modern klasikler arasına çoktan girmiş olan “Rezervuar Köpekleri”ni hala izlememiş olanlar varsa bir an önce temin etsin ve arşivine katsın diyoruz. Tekrar tekrar izlenmeye değer kült mertebesine hakkıyla ulaşmış bir film.
Aykut Özbalmumcu

Etiketler: , , , , , ,

posted by gildorx @ 12/07/2007 02:47:00 ÖS, , links to this post




Odtü'den Yeni Online Dergi

ODTÜ Bilgisayar Topluluğu yeni bir online dergi yayınlamaya başladı. Derginin isminin e-bergi . Hikayesini derginin hakkında kısmında bulabilirsiniz.

Etiketler: , ,

posted by gildorx @ 12/07/2007 08:53:00 ÖÖ, , links to this post




OpenOffice 2.3.1 Çıktı !

Özgür ofis yazılımı setiniz OpenOffice.org, yeni sürümüyle tekrar karşınızda. 2.3.1 güncellemesiyle kullanıcılara sunulan yeni paketi indirin, kullanın. OpenOffice.org'un Türkçe 2.3.1 sürümünü indirmek için aşağıdaki bağlantıları izleyebilirsiniz. Önerimiz Java yüklü paketleri çekmeniz yönünde olacak. Zemberek, 2.3 sürümündeki sorunu aşmış durumda, paketlere dahil. :: Windows paketleri için burayı takip edin.
:: Linux paketleri için burayı takip edin.

Etiketler: , , , ,

posted by gildorx @ 12/07/2007 08:40:00 ÖÖ, , links to this post




Steve Jobs'un Stanford Üniversitesi Mezuniyet Töreni Konuşması

Siyah cübbenin altında kot pantalon ve sandaletleriyle Steve Jobs. Stanford Üniversitesi mezuniyet töreni. 12 Haziran 2005. Stanford Stadyumu; 4.662 mezun, 23.000 izleyici.
“Bugün dünyanın en iyi üniversitelerinden birinin diploma töreninde sizlerle birlikte olmaktan onur duyuyorum. Ben üniversiteden hiç mezun olmadım. Doğruyu söylemek gerekirse, mezuniyete en yaklaştığım an da bu an!
Sizlere hayatımla ilgili üç hikaye anlatacağım. Hepsi bu. Büyütülecek birşey değil. Sadece üç hikaye.
İlki noktaları birleştirmekle ilgili.
İlk 6 aydan sonra Reed Üniversitesinde derslere girmeyi bıraktım, ancak gerçek anlamda okulu bırakana kadar bir 18 ay kadar daha okulda kaldım. Okulu neden bıraktım?
Olay ben doğmadan başlamıştı. Biyolojik annem genç, evlenmemiş bir üniversite mezunuydu ve beni evlatlık vermeye karar vermişti. Beni üniversite mezunu bir çiftin evlatlık almasını çok istiyordu, sonunda da bir avukat ve karısı tarafından alınmam için herşey hazırdı. Tek sorun, ben ortaya çıktıktan sonra, beni evlat edinecek çiftin esasında bir kız çocuğu istediklerini anlamış olmalarıydı. Bir gece yarısı, bekleme listesinde olan müstakbel aileme bir telefon geldi: “Elimizde beklenmedik bir erkek bebek var, onu istiyor musunuz?”. Onlar da “tabii ki” diye yanıtladılar. Biyolojik annem, annemin üniversiteyi, babamın ise liseyi bile bitirmemiş olduğunu öğrendiğinde evlatlık verme işlemini tamamlayacak son kağıtları imzalamayı reddetti. Ancak birkaç ay sonra, ailemin beni üniversiteye yollayacaklarına dair söz verdikten sonra ikna oldu.
Ve 17 sene sonra üniversiteye başladım ama saf bir şekilde neredeyse Stanford kadar pahalı bir okul seçtim, ve emekçi ailemin bütün birikimleri benim okul parama gidiyordu. Altı ay sonra, buna değmeyeceğini farkettim. Hayatımla ilgili ne yapmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yoktu ve üniversitenin de bunu bulmam için bana nasıl fayda sağlayacağını çözememiştim. Ve orada durmuş ailemin hayat boyu biriktirdiği parayı harcıyordum.. Sonuçta okulu bırakmaya ve herşeyin yoluna gireceğine inanmaya karar verdim. O zaman çok korkutucu gelmişti ama geriye dönüp baktığımda hayatımda verdiğim en iyi kararlardan biri olduğunu görüyorum. Okulu bıraktığım an, zorunlu fakat gereksiz olan ve ilgimi çekmeyen tüm dersleri almama gerek kalmamıştı. Böylece sadece bana ilginç gözüken derslere girebilecektim.
Bu aslında hiç de romantik bir durum değildi. Yurt odam olmadığından arkadaşlarımın odalarında yerde yatıyor, kola şişelerinin 5 sentlik depozitolarıyla yemek alıyor, her pazar akşamı güzel bir yemek yemek için 7 mil uzaktaki Hare Krishna kilisesine gidiyordum. Çok güzeldi. Merakım ve sezgilerim sayesinde içine düştüğüm çoğu şey daha sonra benim için paha biçilmez deneyimlere dönüştü.
Bir örnek vereyim: O zamanlar Reed Üniversitesi muhtemelen ülkedeki en iyi kaligrafi dersini veriyordu. Kampüsteki her poster, çekmecelerdeki her etiket, çok güzel şekilde elle kaligre edilmişti. Okulu bırakmış olduğum ve zorunlu dersleri almak zorunda olmadığım için kaligrafi dersi alıp nasıl yapıldığını öğrenmeye karar verdim. Serif ve san serif yazı karakterleri, değişik harf kombinasyonları arasındaki boşluğu ayarlama ve harika bir tipografiyi harika yapanın ne olduğu hakkında çok şey öğrendim. Çok güzeldi; tarihsel ve sanatsal olarak o kadar inceydi ki bilim hiçbir şekilde bunu yakalayamazdı ve ben bunu muhteşem buldum. Bunların hayatımda pratik bir uygulama bulma olasılığı yoktu. Ama on sene sonra, ilk Macintosh’u tasarlarken, bir anda aklıma geliverdi. Bunların hepsini Mac’te kullandık. Mac güzel bir tipografiye sahip ilk bilgisayardı.
Eğer o derse hiç girmemiş olsaydım, Mac hiç çok yönlü yazı karakterlerine veya boşlukları doğru orantıda kullanan fontlara sahip olmayacaktı. Windows da Mac’ten kopyaladığına göre, hiçbir kişisel bilgisayarın bunlara sahip olmayacağı muhtemeldir. Okulu bırakmamış olsaydım, o kaligrafi dersine girmemiş olacaktım, ve kişisel bilgisayarlar şu an sahip oldukları o harika tipografiye sahip olamayabileceklerdi. Tabii ki üniversitedeyken noktaları ileriye bakarak birleştirmek imkansızdı. Fakat on sene sonra geriye dönüp baktığımda herşey çok ama çok berraktı.
Tekrar söylüyorum, noktaları ileriye bakarak birleştiremezsiniz; onları sadece geriye baktığınızda birleştirebilirsiniz. Noktaların gelecekte bir şekilde birleşeceğine inanmanız gerekiyor. Birşeye güvenmelisiniz - cesaretinize, kaderinize, hayata, karmaya, herhangi birşeye. Bu yaklaşım beni hiçbir zaman yolda bırakmadığı gibi hayatımı da bütünüyle değiştirdi.
İkinci hikayem sevgiyle ve kaybetmekle ilgili.
Hayatımın erken bir döneminde neyi sevdiğimi bulduğum için şanslıydım. Woz (Steve Wozniak) ve ben Apple‘ı 20 yaşındayken ailemin garajında kurduk. Çok yoğun çalıştık, ve 10 sene sonra Apple garajdaki iki kişiden, 4000 çalışanı olan 2 milyar dolarlık bir şirkete dönüşmüştü. En nadide ürünümüz Macintosh’u piyasaya sürdüğümüzde ben 30 yaşına yeni basmıştım.
Ardından kovuldum.
Kendi kurduğunuz bir şirketten nasıl kovulabilirsiniz? Şöyle: Apple büyük bir şirket haline geldiği için biz de şirketi benimle birlikte yönetebilicek, yetenekli olduğuna inandığım birini işe aldık ve ilk sene işler iyi gitti. Fakat daha sonra, geleceğe yönelik görüşlerimiz farklılık göstermeye başladı ve bir noktada koptu. Bu noktada yönetim kurulumuz onun tarafında yer aldı. Sonuçta 30 yaşında dışarıda kalmıştım. Hem de herkesin gözü önünde. Hayatımın odak noktası olan şey bir anda yokolmuştu, bu büyük bir yıkımdı.
Birkaç ay ne yapacağımı bilemedim. Bir önceki girişimci nesli yüz üstü bırakmış, rütbe tam bana teslim edilirken onu elimden düşürmüş gibi hissetmiştim. Dave Packard ve Bob Noyce’dan bu başarısızlığım için özür diledim. Fazla göz önünde olan bir başarısızlık sembolü olmuştum ve vadiden kaçmayı bile düşündüm. Fakat içimde bir şeyler uyanmaya başladı, yaptığım işi hala sevdiğimi farkettim. Apple’da olanlar bunu en ufak şekilde değiştirememişti. Dışlanmıştım ama hala aşıktım. Ve yeniden başlamaya karar verdim.
O zaman farkına varmamıştım ama Apple’dan kovulmak başıma gelebilecek en iyi şey olmuştu. Başarılı olmanın ağırlığı yeniden başlamanın hafifliğiyle yer değiştirmişti, hiçbir şey hakkında eskisi kadar emin değildim. Hayatımın en yaratıcı dönemine girmek üzere özgürleşmiştim.
Sonraki beş sene NeXT adında bir şirket kurdum, Pixar adında başka bir şirket, ve eşim olacak inanılmaz kadına aşık olmuştum. Pixar’da dünyanın ilk bilgisayar animasyon filmi Toy Story‘yi yarattık ve şu an dünyanın en başarılı animasyon stüdyosuyuz. İnanılmaz olaylar zincirinden sonra, Apple NeXT’i satın aldı, ben Apple’a döndüm ve Apple’ın yenilenmesinin kalbinde NeXT’te geliştirdiğimiz teknoloji yatıyor. Ve Laurence ile harika bir aile kurduk.
Apple’dan kovulmamış olsaydım bunların hiçbirinin olmayacağından son derece eminim. Tadı çok kötü bir ilaçtı, ama sanırım hastanın da buna ihtiyacı vardı.
Bazen hayat kafanıza bir tuğlayla vurur. Sakın inancınızı kaybetmeyin.
Devam etmeme sebep olan şeyin yaptığım işe olan aşkım olduğuna ikna olmuş durumdayım. Neyi sevdiğinizi bulmanız gerek. Ve bu aşklarınız için geçerli olduğu gibi işiniz için de geçerlidir. İşiniz hayatınızın büyük bir kısmını kaplayacak ve gerçek anlamda tatmin olmanın tek yolu harika bir iş olduğuna inandığınız şeyi yapmanızdır. Ve harika bir iş yapmanın tek yolu ise yaptığınızı sevmenizden geçer. Henüz bulamadıysanız, aramaya devam edin.
Durulmayın. Tüm gönül meseleleri gibi, onu bulduğunuz zaman anlayacaksınız. Ve her büyük ilişki gibi, seneler geçtikçe daha da güzelleşecek. Yani bulana kadar devam edin. Yılmayın.
Üçüncü hikayem ölüm hakkında.
On yedi yaşındayken, şöyle bir şey okumuştum:
“Her gününü, hayatının son günüymüş gibi yaşarsan, günün birinde haklı çıkarsın.”
Bu cümle beni çok etkilemişti ve o günden bu yana, yani 33 yıldır, her sabah aynaya bakıp, kendi kendime hep şunu sordum: “Eğer bugün hayatının son günü olsaydı, bugün (normalde) yapacağın şeyleri yapmak ister miydim?” Uzun süre art arda, “Hayır,” yanıtını verdiğimde, bir şeyleri değiştirmem gerektiğini anladım.
İnsanın kısa süre içinde öleceğini bilmesi, yaşantısına damga vuracak kararlar vermesi açısından büyük önem taşır. Çünkü her şey, tüm dış beklentiler, gururlar, küçük düşme ya da başarısızlık korkuları - tüm bunlar ölüm karşısında değerlerini yitirir, yalnızca ölümdür önemli olan.
Kaybedecek bir şeyler olduğu (tuzak) düşünceyi yok etmenin en iyi yolu insanın öleceğini hatırlamasıdır. Zaten çıplak ve savunmasızsın. Yüreğinin sesini dinlememen için hiçbir neden yok.
Bir yıl kadan önce bana kanser teşhisi kondu. Sabah 7:30'da girdiğim ultrasonda pankreastaki tümör bariz bir şekilde görünüyordu. Bense pankreasın ne olduğunu bile bilmiyordum. Doktorlar bu tip bir kanserin tedavisinin neredeyse imkansız olduğunu ve üç ila altı aydan fazla yaşamayı beklemememi söylediler. Bu, çocuklarınıza ilerideki 10 yıl içinde söyleyeceklerinizi birkaç ay içinde söylemeye çalışmak demekti. Bu, aileniz rahatı için gerekli herşeyin kısa zamanda yapılması demekti. Bu veda etmek demekti.
Bütün gün o teşhisle yaşadım. Akşama doğru biyopsi yapıldı, boğazımdan bir endoskop soktular, mide ve bağırsaklarımdan geçerek bir iğneyle pankreasımdaki tümörden birkaç hücre aldılar. Ben narkozla uyutulmuştum, fakat eşimin söylediğine göre doktorlar alınan hücreleri mikroskobun altına koyduklarında sevinç çığlıkları attığını söyledi. Benim kanserim ameliyatla tedavi edilebilecek bir türdenmiş. Ameliyat oldum ve şimdi iyileştim.
Beni ölüme en çok yaklaştıran olay budur ve umarım uzun yıllar boyunca bir daha bu denli yaklaşmam. Bu deneyimi yaşamış biri olarak diyebilirim ki ölüm faydalı fakat sadece entelektüel bir kavramdır.
Hiç kimse ölmek istemez. Cennete gitmek isteyenler bile, oraya gitmek uğruna ölümü göze almak istemezler. Oysa ölüm hepimizin ortak sonu. Şimdiye dek hiç kimse ölümden kaçamamıştır. Bunun böyle de olması gerekir, çünkü ölüm hayatın en güzel icatlarından birisi. Hayat’ın değişim ajanı. Yenilere yer açmak için, eskilerden kurtulmanın tek çaresi. Şu an için yeni sizsiniz, ama günün birinde, üstelik pek yakında siz de eskiyecek ve aradan çıkarılacaksınız. Bu kadar acımasız olduğum için üzgünüm, ama gerçek bu.
Zamanınız kısıtlı, bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına takılıp kalmayın. Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi kalbinizin ve sezgilerinizin yolundan gidecek cesarete sahip olun. Kalbiniz ve sezgileriniz ne yapmak istediğinizi bilirler. Bunun dışındaki herşey ikinci planda.
Gençliğimde, bizim neslin kutsal dergilerinden biri sayılan, The Whole Earth Catalog adında inanılmaz bir yayın vardı. Menlo Park yakınlarında yaşayan Steward Brand adında biri tarafından şiirsel bir tarzla kaleme alınmıştı. Size anlattığım bu olay, 1960'lardan kalma, masa üstü bilgisayarlardan ve bilgisayar destekli yayınlardan önce, yani bu dergi daktilolar, makaslar ve polaroid kameraların yardımıyla yapılmıştı. Google ortaya çıkmadan 35 yıl önce, dergi formatında bir Google gibiydi: idealistti, anlaşılır bilgiler ve harika görüşlerle doluydu.
Stewart ve ekibi bunun birçok baskısını yayımladılar ve dergi miyadını doldurduğunda son bir baskı yaptılar. 1970'lerin ortalarıydı, o zamanlar sizin yaşlarınızdaydım. Son baskının arka kapağında, sabahın erken saatlerinde çekilmiş bir yol fotoğrafı vardı, hani her maceracının kendini otostop çekerken bulabileceği yollardan biri.
Fotoğrafın altında şu sözler yer alıyordu: “Aç Kalın, Budala Kalın (Stay Hungry. Stay Foolish).” Aramızdan ayrılırken bize verdikleri veda mesajları buydu. Aç Kalın, Budala Kalın. Kendim için hep bunu diledim. Ve şimdi, sizin için de aynı dilekte bulunuyorum:
Aç Kalın, Budala Kalın.
Hepinize çok teşekkür ederim.”
Steve Jobs.

Etiketler: , ,

posted by gildorx @ 12/05/2007 11:37:00 ÖÖ, , links to this post




Facebook ve MySpace'e meydan okuyan Capazoo ile para kazanın

Capazoo size resim, müzik, ve video ekleyerek para kazanmanızı sağlıyor. Tüm sistem birbirine para verme üzerine dayalı. Siz diğer üyelere oluşturdukları içerik için para veriyorsunuz. Onlarda sizin oluşturduğunuz içerik için para veriyorlar. Capazoo'daki sanal para Zoops adı ile anılıyor. Her bir Zoops 1 centi temsil ediyor. Burada Zoops’ları müzik, resim veya video ekleyerek kazanabilirsiniz. Ayrıca sizin profilinizi çok beğenen kişilerde size para verebilir. Arkadaşlarınızı Capazoo’ya davet ettiğiniz takdirde bile para kazanabilirsiniz. Ayrıca Capazoo’nun gelir ve kazançlarını paylaşabilirsiniz. Kazandığınız Zoops’ları ister hayır kurumlarına bağışlayabilir ister gerçek paraya çevirerek hesabınıza aktarabilirsiniz. Siteye şimdi üye olmak için buraya tıklayabilirsiniz.
Sitede
MySpace ve Facebook gibi diğer sosyal iletişim sitelerindeki bütün özellikleri bulacaksınız. Bloglar, gruplar, müzik, fotoğraf albümleri ve videolar gibi.

Etiketler: , , , ,

posted by gildorx @ 12/05/2007 12:24:00 ÖÖ, , links to this post




Resim Galerisi

"Web gallery of art" isimli bu sitede dünyaca ünlü resssamların resimlerini bulmak ve büyük boyutta incelemek mümkün. ayrıca belli başlıklara göre düzenlenmiş turlar ve sanat sözlüğü gibi bölümleri çok iyi. isterseniz klasik müzik eşliğinde siteyi inceleyebiliyorsunuz.


Etiketler: , , ,

posted by gildorx @ 12/04/2007 11:54:00 ÖS, , links to this post




Firefox Kullanan Kaç Kişi Var ?

Firefox kullanan kaç kişi var? Bunun sayımı mümkün ve sanırız konuda bazı araştırmalar var. En kesin bilgi ise Mozilla firmasından geliyor.
Ölçüm sistemi basit bir prensibe dayanıyor. Mozilla Firefox yazılımının her kopyası kendisini güncelleme amacıyla sunucuları pingliyor. Güncelleme olsa da olmasa da haftalık olarak yapılan bu işlem, güncelleme için gelen her bir Firefox kopyasını sayabiliyor. Merak etmeyin, kişisel bir bilgi vermiyor, basitçe sadece bir dürtme işlemi. Bu sayım yöntemine göre şu an dünyada 125 milyon Firefox kullanıcısı var. Çok mu Yüksek Görünüyor?Bu sayılara güvenlik duvarı arkasındaki firmaların çalışanları dahil değil; bir şekilde hesaplara yansıtılmış olabilir. Günlük olarak Firefox kullanan kişilerin ise sayısı bazı günler 48 milyonu geçiyor.

Etiketler: , , ,

posted by gildorx @ 12/04/2007 02:00:00 ÖS, , links to this post




Kasım Ayı Saldırıları

İnternet'te bilgisayar dünyasında hiç bir ay öncekinden daha sakin geçmiyor. Bunun en güncel kanıtı ise BitDefender'ın her ay yayınladığı rapor.
BitDefender'ın yayınladığı rapora göre Kasım ayı da ayın yıldızı olan bir zararlı yazılımın etkisi altında geçmiş durumda. Toplam tehditlerin %28,62'si oranında tespit edilen NSAnti.J yazılımı ilk onun en tepesinde, en baskın tehdit olarak görünüyor. Bunun yanında genel trojan türleri ikinci sırada ve eski dostumuz Netsky'In birçok türevi de bütün tehditlerin yanında kendisine oldukça fazla yer bulmuş durumda.

Etiketler: , , , ,

posted by gildorx @ 12/04/2007 01:57:00 ÖS, , links to this post




Ekvator Türkiye'ye 260 KM Yaklaştı

Küresel ısıKüresel ısınma Ekvator kuşağını 520 kilometre genişletti. Milyonlarca insan kuraklıkla karşı karşıya... Endonezya'nın Bali Adası'nda yaklaşık 10 bin bilim adamının katıldığı 11 günlük dünyanın en büyük çevre zirvesi sürerken, Washington'daki Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer Yönetimi (NOAA), küresel ısınma sonucu Ekvator kuşağının son 25 yılda güney ve kuzeye doğru 260'ar kilometre genişlediği uyarısında bulundu. AKDENİZ TEHLİKEDE Dün yayınlanan NOAA raporunda, "İklim yapısı değişen bu bölgeler daha kurak hale geldi. 1980 yılına göre, tropik iklim kuşağı 520 kilometre arttı, dünyadaki toprakların 13 milyon metrekaresi daha tropikleşti. Bu bölgelerde, yağmurun yağış miktarı ve zamanı ile rüzgârların yönü değişti. Milyonlarca insan kuraklık riski ile karşı karşıya. Bir çok hayvan ve bitki türü ise tehdit altında" denildi. Rapora göre, Ekvator kuşağının genişlemesi en çok, atmosferin dolaşım sistemi ile hava dalgalarını, yani rüzgârların esişini ve yağmurların yağışını değiştiriyor. Bu da ekolojik yapıyı, tarım ve su kaynaklarını olumsuz bir biçimde etkileyecek. Bu iklim değişiminden etkilenen bölge ve ülkeler ise şöyle sıralandı: Türkiye'nin de içinde bulunduğu Akdeniz havzası, ABD'nin güney ve batı kesimleri, Meksika'nın kuzeyi, Afrika ve Avustralya'nın güneyi ile Güney Amerika'nın önemli bölümleri. SON 25 YIL İÇİNDE... Raporu hazırlayan ekibin başındaki Dr. Dian Seidel, bu bölgelerin popülasyonlarının yoğun olduğuna dikkat çekerek, "Tropik kuşağın genişlemesi küresel ısınmayı geri çevrilemez şekilde etkileyen sulardaki buharlaşmanın da artması anlamına geliyor. BM'nin son iklim raporunda, 2100'de 2 derece artması beklenen sıcaklık, son 25 yılda zaten bu kadar arttı" diye konuştu.

posted by gildorx @ 12/04/2007 01:53:00 ÖS, , links to this post




Bilişimde yeni buluşma noktası KKTC

İletişim alanında yeni bir buluş olan Global Scaling Personal Identification Number (Küresel Sınıflandırma Kişisel Kimlik Numarası - GSPIN) sistemi, ilk kez KKTC'de tanıtıldı.İletişim alanında yeni bir buluş olan Global Scaling Personal Identification Number (Küresel Sınıflandırma Kişisel Kimlik Numarası - GSPIN) sistemi, teknolojiyi dünyada ilk kez kullanacak Yeşilada Bank'ın Lefkoşa'daki merkez binasında tanıtıldı.
GSDI adlı şirket tarafından geliştirilen sistem, veri güvenliğinde yeni bir boyut olarak tanıtılıyor. Yeni kavramla üretilen cihaz, atom protonlarını kullanarak kişisel kimlik numarası belirliyor. Araya hiç kimsenin girmemesi veya herhangi bir aracı cihaz bulunmaması nedeniyle sistemde güvenilirlik en üst düzeyde oluyor.
İlk olarak Internet Bankacılığında kullanılması hedeflenen sistemde, Internet şifresi olarak, insan vücudunun üreteceği frekanslardan, flash belleğe benzer cihazla elde edilecek şifreler kullanılacak. Internet Bankacılığında ve veri güvenliğinde yeni bir dönem açacak buluşun esas tanıtımı bugün Almanya'nın Berlin kentindeki Cosmos Konferans Merkezinde tam gün olarak gerçekleşti.
Yeşilada Bank'ın merkez binasında eş zamanlı ve canlı bağlantıyla gerçekleşen tanıtımda Yeşilada Bank'ın Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Kotak, buluşu yapan şirketin Kıbrıs şubesi GSDI Cyprus'un üst düzey yöneticisi Dr. Wolfgang Ungemach ve sistemin bilgisayar programını hazırlayan Kıbrıslı Türk şirket Falcovis'in üst düzey yöneticisi Nurhak Kaya birer konuşma yaptı.
-KOTAK: ''PARA ÜRETEN BİR BULUŞ''-
İsmet Kotak, tanıtımda yaptığı konuşmada, yeni sistemi ''para üreten bir buluş'' olarak nitelendirdi. Buluşun, 10 yıllık bir geçmişe dayandığını ve yeni sistemin KKTC'de kullanılması için 2 yıl çalıştıklarını anlatan Kotak, ''KKTC'de bugün dünyada ilk kez bilişim alanında atılmış olan dev bir adımı eş bir zamanda atmanın zevkini yaşıyoruz'' dedi.
Kotak, Gazimağusa'nın Karakol bölgesinde bu proje için hazırlanan bir merkez hazırlattıklarını da kaydetti. Sistemin güvenliğine değinen İsmet Kotak, şifrenin, hiç kimsenin araya girmeden ve anında üretileceğini, bu nedenle hackerlerin (bilgisayar korsanlarının) kişisel bilgilere ulaşma olasılığının ortadan kalkacağını kaydetti.
Doğu Akdeniz Üniversitesinde (DAÜ) geçen yıl bir deneme yapıldığını belirten İsmet Kotak, artık sistemin teorik olmaktan çıktığını ve gerçeğe dönüştüğünü ifade ederek, ''Nobel Fizik Ödülü getirebilecek düzeyde bir buluştur ve dünyada da ses getirebileceğine inanıyoruz'' dedi. Kotak, buluşun, Haziran 2008'de bankacılıkta kullanılmaya başlanabileceğini de söyledi.
-KAYA: ''HAYATIN SIR FORMÜLÜ''-
Nurhak Kaya ise Küresel Sınıflandırma adı verilen buluşun temelinde, atom protonlarının belli bir uyumla hareket etmesinin yatığını anlattı. Olayın Alman fizikçi Armut Müller tarafından keşfedildiğini belirten Kaya, Müller'in bu hareketleri matematiksel bir formüle döktüğünü kaydetti. Sistemde kullanılan aletin protonların hareketini analiz ettiğini ve bir şifre oluşturduğunu söyleyen Nurhak Kaya, kalp ve nefes ritminin de ayni şekilde tespit edilebileceğine işaret etti.
Kaya, buluşu, ''hayatın sır formülü'' olarak nitelendirdi. Ocak ayında aletin yeni versiyonu üzerinde denemelerin başlayacağını anlatan Kaya, flash belleğe benzer bir aletin, insan temasıyla vücudun ''bio-frekanslarını'' alıp şifre üreteceğini ve elde edilen şifrenin hizmet sağlayıcıya kayıtlı şifreyle karşılaştırılacağını anlattı.
-UNGEMACH- GSDI Cyprus'un üst düzey yöneticisi Dr. Wolfgang Ungemach ise buluşu ''Telekomünikasyonda yeni bir adım'' olarak değerlendirdi. Ungemach, şifrenin anında üretilecek olmasından dolayı iletişimden doğan zaman kaybının da sorun olmaktan çıkacağını ifade etti. ''Neden KKTC ve Yeşilada Bank'ın tercih edildiği'' yönünde bir soruyu yanıtlayan Ungemach, projenin başında birçok şirketin kendilerine başvuruda bulunduğunu, ancak sıkıcı ve yorucu çalışmaların sonunda Yeşilada Bank'ın dışında yanlarında başka bir kuruluş durmadığını söyledi.

Etiketler: , , , , , ,

posted by gildorx @ 12/03/2007 04:20:00 ÖS, , links to this post




Nikon iki devini tanıttı; D3 ve D 300

Nikon, yüksek çekim hızı, resim kontrol sistemi, sahne tanımlama sistemi, yüksek hızlı işlemci, kullanıcı isteklerine göre tüm ayarların şekillendirilebilmesi ve yüksek çözünürlükte tam kare algılayıcı gibi gelişmiş özellikleri öne çıkan D3 ve D 300 modellerini, fotoğrafçılık ile ilgilenen kalabalık bir profesyonel gruba tanıttı. Toplantıda yapılan açıklamaya göre; ürünlerin bu ay (aralık) itibari ile Türkiye'de satışa sunuluyor.

Etiketler: ,

posted by gildorx @ 12/03/2007 04:12:00 ÖS, , links to this post


  • Fotoritim - Fotografya
  • Gezegen Linux - Foto Kritik
  • E-Hack Project - BlogNot
  • Debian-TR - Mürekkep Günlük
  • VBmaster - CE Turk
  • BT SoruCevap - hafif.org
  • AltıÜstü Tasarım - Zihin Kontrolü
  • FTP Linux jp - Knoppix (FTP)
  • ftp.linux.org.tr - ftp.ulak.net.tr
  • Linux iso - Linux belgeler
  • Slackware Linux - Web Dersleri
  • Linux kitaplığı - e-lapis (dergi)
  • ileri seviye - Canlı TV&Radyo
  • Linux Programlama - Bendevar
  • Gencturk - TekmeTokat
  • Anti-Pop - Sadettin - Joezombi
  • Discrepancy - No Ma'aM Show
  • Asmakilit - Taksimetre - Isim rating
  • Kedi Tasması - Ferruh Mavituna
  • HTML Kod Kontroluenderunix
  • GildorX XML - Güncel Haberler XML
  • Güvenlik XML - Teknoloji XML
  • Web XML - Yazılım XML
  • Donanım XML - Slow Radio-CherieFM
  • Internet XML - nyucel
  • Türkçe RSS ve Blog Merkezi
  • www.flickr.com
    gizliroland's photos More of gizliroland's photos

    Mail okuyarak da para kazanılabiliyormuş. Üstelik sadece size gelen maillerden değil başkalarının okuduğu maillerden de hem onlar hem siz kazanıyorsunuz. Yapmanız gereken tek şey

    SüperTeklif'e üye olarak, kazanmaya başlamak SüperTeklif'e üye olarak, kazanmaya başlamak