Site Network: Personal | My Company | Artist projects | Shop


 

News,Open Source Software,Linux, Technology, Debian, GNU,GPL, Özgür Yazılım, Teknoloji, Internet, Haberleri.



Ara Güler


ARA GÜLER
http://www.fotomuhabiri.com/roportaj/araguler/araguler.html
-''DEVLET SANATÇILIĞI GİBİ KAVRAMLAR ANCAK KOMÜNİST ÜLKELERDE OLUR.''
-''ÖLMEDEN BİR GÜN ÖNCE ARŞİVİMİN TAMAMINI YAKMAK LAZIM, YOKSA KİLOYLA SATARLAR ULAN!''
-''MEVCUT FOTOĞRAFLARIMDAN 5 ALBÜM DAHA ÇIKARTILABİLİR AMA LÜZUM O KADAR DA. HERKESİN TEK İŞİ GÜCÜ SEN DEĞİLSİN Kİ!"
-''100 FOTOĞRAFLA HATIRAYA KALMIŞ DURUMDAYIM AMA 80 BİN DİAM VAR DAHA KUTULARINDA BAKILMAYI BEKLEYEN.''
-''FİLMLERE, FOTOĞRAFA HOYRAT DAVRANANA TAHAMMÜL EDEMEM. HAYAT MECMUASINDA ÇALIŞIRKEN BİR SÜRÜ ADAMI ‘FİLME HÜRMETSİZLİK’ SUÇUNDAN KOVMUŞUMDUR."
RÖPORTAJ: Abdurrahman Antakyalı Türk fotoğrafının “duayen” ismi Ara Güler, 11 Kasım 2005 tarihi akşamı Çankaya Köşkü’nde düzenlenen ve devlet protokolünün hazır bulunduğu bir törenle “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Ödülü”nü Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in elinden aldı. Aşağıda tam metnini okuyabileceğiniz bu röportaj, Ara Güler ile ödülünü aldığı günün ertesi sabahı, sevgili Atila Cangır'ın Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'ndeki odasında başladı, "Usta"nın davetimi kırmayıp Anadolu Ajansı Fotoğraf Servisi'ni ziyareti sırasında tamamlandı.
Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Ödülleri'nden birine de siz layık görüldünüz. Aldığınız bu ödülü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu ödül devlet sanatçılığının üzerindedir bence. Zaten Devlet Sanatçılığı kavramına da karşıyım. Geçtiğimiz sefer 80 kişiye verildi. Şarkıcılar falan sanatçı ilan edildi. 80 kişiye verilen ödülü düşünün 5 kişiye verileni düşünün bir de. Devlet sanatçılığı gibi kavramlar ancak komünist ülkelerde olur. Oralarda göğüsleri madalyadan geçilmeyen bir sürü adam görürsünüz, ama pazarda 5 kuruşa satılıyordur o madalyalar.
Sanatçı olarak tanımlanmayı şiddetle reddediyorsunuz. İçinde “sanat” kelimesi geçen bir ödülü almak tedirgin edici mi sizin için?
Doğru. Fotoğraf sanat falan değildir deyip duruyorum millete. O zaman denmez mi "Eee... Madem öyle diyorsun da ne demeye bu Cumhurbaşkanlığı Sanat Ödülü’nü aldın!" diye. Neyse ki ödül kültür hayatına katkı yapanları da kapsıyor! Bizler görsel tarihçiyiz. Tarih, sanattan daha önemlidir bana soracak olursan. Geçtiğimiz yaz 77. yaşınızı kutladınız. Geriye dönüp "keşke şunu da çekseydim" diye hayıflandığınız çok şey oluyor mu?Çoktur be yahu, yığınla! Birçok fotoğraf olmuştur. Konunun önünden geçerken ya makinanız yoktur ya da üşenmiş, tembelliğiniz tutmuştur, çekmemişsinizdir. Bir daha oraya gittiğinizde kaybolmuştur. Doğada olay öyledir, bir daha tekrarlanmaz. Bu yaşamın realitesidir.
Eser üretenler genelde bu cümleyi kamuoyu ile paylaşmasalar da sizin "çektiklerim içinde en çok beğendiğim budur" dediğiniz bir fotoğraf var mı?
Sirkeci’de bir tramvayın önünde at arabasını çeken arabacının fotoğrafımı öyle severim. Tam anında çekilmiş bir fotoğraftır, denk gelmiş ve ben de uyanık davranmışımdır orada. Saniyelik bir olaydır. Bir saniye sonra o buluşma anı yoktur! Saniyenin 1/250'sinde fotoğraf üretiyoruz. Bir saniyenin içinde 250 fotoğraf ''an''ı var yani ve siz doğru anda üreteceksiniz. Bir dakika, öylesine çok uzun bir süredir ki fotoğraf çeken için.
Ama Allah yazısı önündeki kadınların fotoğrafı ön plana çıktı.
O çok basıldı da ondandır! 1956 yılında Edirne'de çekmiştim. Bin yerde çıkmıştır en azından, sayısını hatırlayamam. Posterlerde yer almıştır. Ondan daha mühim fotoğraflar vardır ama dediğim gibi çok baskısı yapıldığı için insanlar o fotoğrafı "en iyi" olarak görmekteler.
Ara Güler denince bu fotoğraf akla geliyor, getiriliyor. Bu sizi rahatsız ediyor mu?
O fotoğraf da iyi bir kompozisyona ve düşünceye sahiptir. Çok basılmasının gerekçesi de odur.
Kenarda kalmış, insanlarla paylaşmadığınız yani gün ışığına çıkmayan önemli fotoğraflarınız var mı?
Çok var. Bunlar öne çıkanlardır. Mevcut malzemeden rahatlıkla 5 kitap daha yapabilirsiniz. Lüzumu yok o kadar da. Herkesin tek işi sen değilsin ki. Milletin işi var gücü var; karısını gezmeye götürecek, yemeğini yiyecektir. Bir fotoğrafı seyretmektense dolma yemek daha keyflidir bence de.
Fotoğraf çekiyor musunuz hala?
Tabii çekiyorum. Ama çok bozuldu İstanbul'un görselliği. Modern şeyleri çekmeyi pek sevmiyorum. Memleketin ağzına ettiler de ondan çekecek birşey kalmadı!
Çektiğiniz bir fotoğrafın ''iyi'' olduğunu nasıl anlıyorsunuz?
Deklanşöre bastığım anda çektiğim fotoğrafı kağıdın üzerinde hissediyorum. "Bu iyi fotoğraf olur" diyorum karta basılmışını kafamda canlandırıp.
Şimdi bilgisayar üzerinde bakılıyor ama fotoğraflara...
Bilgisayar da kimi zaman işimize yarıyor. Temiz baskı, renk düzeltmeleri; bunlar iyi çok iyi şeyler. Ancak esas fotoğraf negatif filme çekilen fotoğraftır benim için.
Filme çekmenin duygusal yoğunluğu mu size daha fazla geliyor?
Emeği fazla olan şeyin değeri de fazla olur. Çünkü onunla çok uğraştığınız için seversiniz ve böylece o fotoğrafa daha yakın his duyarsınız. Dijital teknolojiyi sevmememin nedeni makinelerin, cep telefonlarının, fotoğrafı dört köşe formatta çekmesi. Oysa Leica'nın 24 'e 36 'lık formatı müthiş iyi hesaplanmıştır. Çok doğru ve estetiktir o dikdörtgen. İnsan beyni ve gözü için milimetrik doğru hesaplanmıştır bu ölçü. Sevmiyorum diğer formatları.
Bir röportajınızda ''Keşke herşey deklanşöre basmakla bitse'' demiştiniz...
Fotoğrafı çektikten sonraki en ciddi sorunlardan biri, çekilen fotoğrafın seyredenine nasıl sunulacağıdır çünkü. Bu hala belli değildir. Diyelim kitaba basacaksınız, bir türlü çerçeve oturtulamamaktadır. Dik fotoğrafı iki tam sayfaya nasıl basacaksınız! Millet evirip çevirecek mi kitabı her seferinde! Yan fotoğrafı da iki tam sayfa bastığınızda aynı sorun var, fotoğraf ortadan bölünüyor, cilt çizgisi araya girip bence fotoğrafı öldürüyor. Fotoğrafta sunum olayı daha çözülememiştir. Bir de saklama derdi var çekilenleri.
Arşiviniz ile ilgili ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?
O konuya hiç girme, b.ktur o iş. Hiçbir şey yaptığım yoktur o konuda.
Yapmayın! Onlar en önemli kültür hazinelerinden biri bu ülkenin...
Ölmeden bir gün önce hepsini yakmak lazım, kiloyla satarlar yoksa ulan! Türkiye'nin arşividir ama dünyadan da çok önemli fotoğraflar var.
Picasso'dan Hitchcock'a kadar...
Doğru, daha fazlası da var. Magnum'a bakarsan benim yaptığım işi yapan bir dolu adam görürsün. Şimdi arşivler üzerinde çalışmalar arttı ve bunları da internet üzerinden insanlara sunuyorlar ama ne kadarını? Philip Jones Griffith mesela... Çok iyi bir foto muhabiridir. "İnternette arayın da bakalım ne kadar fotoğrafı var?" dedim yanımdakilere, baktık o kadar az fotoğrafı var ki. Benim bildiğim birçok fotoğrafını koymamışlar mesela oraya. Sitelere koymazsan insanlar bilmiyor fotoğraflarını şimdi bir de bu halt çıktı! Kompüterde ne kadar varsa o kadar çekmişsin zannediyorlar. Binlerce fotoğrafı var fotoğrafçıların yahu."Arşivimi ölmeden önce yakmak lazım, yoksa kiloyla satarlar!"
Benim de gelmek istediğim konu buydu. Sizin sadece gün yüzüne çıkardığınız fotoğraflarınızla mı yetineceğiz?
Diğerleri orada, kutularda duruyor.
O kutularda duranları bilgisayar ortamına aktarmak için bir şeyler yapıyor musunuz?
Sıfır! Hiçbir şey yaptığım yok o konuda. Bazılarını taradık, onlarla web sitesi yapıyorlar benim için. Biraz Magnum Ajansı çalıştı üzerinde ama ne kadarını yapıyorlar ki! Topu topu 500 - 600 tane. Cartier Bresson'un adını yazıp arama yaptık taş çatlasa 500 tane fotoğrafı çıktı. Cartier Bresson saatte 500 kare fotoğraf çekiyor ulan! Gerçi işin bir de şu yönü var: Bir insan çektiği 15-20 resimle tarihe kalırsa büyük iş yapmış olur. Ben 100 resimle hatıraya kalmış durumdayım ama 100 tane değil ki hepsi, 80 bin dia var evde kutularda. Çıkartmaya korkuyorsun yerlerinden tekrar yerine nasıl koyacaksın diye.
Asistanlarınız yok mu bu işi yapan?
Ne asistanı yahu. Asistanım yok benim.
O kadar büyük bir arşivde aradığınızı nasıl buluyorsunuz?
Mesela Burma kutusunun yerini biliyorum. Baka baka kafama kazınmıştır artık. Birisi isteyince elimi atar tak diye bulurum istenilen filmi. Bazen biraz uğraştığımız oluyor.
Peki bir çözüm düşünüyor musunuz bunun için?
Envanterini çıkarmak gerekir diyorlar, doğrudur. Ama nasıl olacak bu? Benim yerime birileri bu işi yapsın desem nasıl bilebilecekler neyin ne olduğunu. Tarihlerine göre tasnif edilmemiştir çektiklerim. Mesela, Hindistan ile ilgili çektiklerim bir kutudadır ama 12 kez gitmişimdir Hindistan'a! Bir dolu kutu vardır böyle. Hangisinin hangi tarihte çekildiğini, hangi kentte çekildiğini nereden bilebilecekler? Ben başlarında durayım desem fotoğraf çekmeye vakit kalmayacak. Arşivle uğraşılacağına fotoğraf çekmek daha iyi gibi geliyor bana. Bu arada tanınmış fotoğraflarımın hepsi yüksek çözünürlüklü olarak taranmıştır. Ancak onlar taranırken bir şeyi fark ettim. Meşhur denilen o karelerin önü ve arkası yoktur, tek karedir. Ne kadar aptallık değil mi? Tramvayın önünde at arabasını çeken arabacının filmi tozlanmıştı. Suyun altına sokup tozunu alayım dedim film eridi gitti. Allahtan elimde baskısı vardı da röprodüksiyonunu yaptırdım. Hatta korkudan 20 kopya yaptırmışım. Ancak bu işlem sırasında netlik kayboluyor, siyah rengin tonu değişiyor. Neyse ki dijital teknoloji var ki sıfır kayıpla bu işlemi yaptırabildim. Bundan iki üç yıl önceki şartlarda olsaydık gitmişti fotoğraf!
Filmlerin uygun koşullarda saklanmadığında önce sirke kokusu yaydığı sonra da görüntünün bulunduğu emisyonlarının kaybolduğunu biliyoruz. Sizin arşiviniz uygun koşullarda mı saklanıyor?
İçine filmlerimi koymak için asitsiz kağıtlar yaptırdım ama ısı koşulları hiç kontrollü değil. Oda sıcaklığında duruyor filmler. Hatta üzerlerine yağmur yağdığı bile olmuştur bazılarının. Üzücü ama herkesinki böyle. Cartier Bresson'un arşivini de gördüm öyleydi, bilmem kiminki de öyle. Magnum şimdi böyle bir çalışma yapıyor ama bana filmleri çok da kuru tutmamak gerekir gibi geliyor.
Filmlerinizi bir uyarı yazısı ile matbaalara verdiğiniz söyleniyor. Nasıl bir yazı bu?
Evet. Tam metni şöyledir o yazının: ''Dikkat!!! Grafiker, resim seçici, redaksiyon, matbaa işlemlerinde çalışanlara mühim nottur. Elinizdekiler birer Ara Güler fotoğrafıdır. Bu fotoğraflar işlemde iken çay, kahve, gazoz, fanta ve benzeri meşrubatlarla fotoğraflara yaklaşılmaz, fotoğrafların civarında yemek yenmez ve içki içilemez, fotoğraflar ıslak veya sıcak yere, örneğin vantilatör veya kalorifer üzerine konulamaz, üzerine öksürülemez, ıslak veya pis ellerle tutulamaz, yakınında sigara içilemez ve yüksek sesle konuşulamaz.’’Matbaalarda adamlar fotoğrafı basarken yanında köfte yiyor çünkü, yağını filme damlatıyor. Filmlere, fotoğrafa hoyrat davranana tahammül edemem. Hayat mecmuasında çalışırken bir sürü adamı "filme hürmetsizlik" suçundan kovmuşumdur. Fotoğrafların boyutu kendi matbaalarındaki cihazların boyuna uymuyor diye kenarından kesmeye kalkıyor. Hakları yoktur buna. Kendi gazetesinden daha mühimdir çünkü benim fotoğrafım! Çünkü o fotoğraf tarihe kalacaktır o gazete kağıdının ise ertesi gün kıymeti yoktur artık, paket yaparken kullanırsın. Benim fotoğrafım öyle midir oysa, daha sonra defalarca kullanılacaktır.
Fotoğraflarınızın uluslararası yayın organlarında yayınlandıkları da göz önünde tutulursa evrensel oldukları konusunda da şüphe yok. O dönemde bunu nasıl yakaladınız? Döneminizin foto muhabirlerinden sizi ayıran özellik neydi?
Eski foto muhabirleri arasında iyileri vardı ama benim şansım vardı. Uluslararası yayın organları ile iletişimimi iyi kurdum. Bende şeytan tüyü de vardır. Ayrıca fotoğraf çekmek sadece deklanşöre basmakla yapılacak iş değildir. Entelektüel birikiminizin olması gerekir. Resme de, tarihe de, müziğe de, edebiyata da meraklı olmanız gerekir. Orhan Kemal, Yaşar Kemal ile aramızda fark yoktur. Onlar yazıyla bakar dünyaya ben fotoğrafla...
Diğer foto muhabirlerinde bu yok muydu?
Bir de çok fotoğrafçı girmek istese bile giremez bu ortama. Bu bir fotoğraf çetesidir. Başını da en büyük çete olan Magnum çeker. Adamlar almıyorlar içlerine.
Life dergisinde de çok sayıda fotoğrafınız yayınlandı. Dünyada çok etkin bir dergiydi ancak kapandı. Neden?
Adamlar 50 Cent’e dergi satıyorlardı ama bazı aboneleri dağ başında oturuyordu ve posta masrafı 2 doları buluyordu. Kapandığı zaman 1 milyon 200 bin tirajı vardı. Düşünebiliyor musun? Bir dergi bu kadar satacak ama abonelerinden dolayı batacak! Ama oldu işte. Gerçi bakıyorum da Life’ın devri zaten bitmiş şimdi bu koşullarda.
Niçin?
İlan servisleri ele geçirmişler basını. Patronlar da para onlardan geliyor diye ne istiyorlarsa yapıyor. Gazetelere bir bakın, haberden çok ilan sayfası var. Habere de müdahale ediyor ilancılar. Çok fena işler dönüyor. Stern dergisini takip ederim hala. Beş altı sayfalık bir röportajın arasında bir o kadar sayfa da reklam koyuyorlar şimdi. Böyle olunca röportaj bin parçaya bölünüyor, tadı tuzu kalmıyor. Eskiden olmazdı bunlar. National Geographic’te bile bu böyle. Bırakın bizi, dünyada tadı kaçtı bu işin. Şimdi herkes sadece para peşinde. Paradan başka bir şey düşünmemeleri yönünde eğitim alıyorlar çünkü. Yani "her haltı yap, köşeyi dön" olmuş rehberleri. Ayıp kabul edilmiyor bu artık. Başarılı olan adam zengin olandır anlayışı hakim şimdi. Bu dönem Bethooven'i bile yerdi. O da bir halt olamazdı bu dönemde gibime geliyor.
Günümüzde web siteleri fotoğraf üreten kişilerin eserlerini dünyanın en ücra köşesindeki insanlara bile sunma olanakları yaratıyor. Sınırlı sayıda basılan kitaplarınızın ulaşmadığı yerlerdekiler bile şimdi bilgisayarlarına bir dokunuşları ile yaptıklarınızı kolaylıkla görebiliyor. İyi olan şeylerin altının daha kalın çizilmesine neden olmuyor mu bu?
Bu Bill Gates'in dünyaya armağanıdır. Çok mühim adamdır benim gözümde Bill Gates. İyi olanın altı senin dediğin gibi çizilmiş gibi duruyor ama adamın da elinden alınıyor onlar. Firmanın, Microsoft'un malı oluyor hepsi. Dünyaya mal olmak için büyük kapitalin malı olman gerekiyor, bu çok acı bir şey.
Herkes Ara Güler'e fotoğraf çektirmek istiyor, yorucu değil mi bu?
Bir romancı geliyor fotoğrafımı çek diyor, ben ona ''sen de yazarsın benim bir romanımı yaz'' diyor muyum! Bizim iş pek mühim gelmiyor demek ki insanlara.İmza isteyenler de çok oluyor. Geçenlerde ünlü fotoğrafçı Reza, "Ara usta film yıldızı gibi" demişti sizin için. Bir foto muhabirinin yüzünün çok tanınması, medyatik olması mesleki açıdan dezavantaj değil mi?Tabii ki... Mesela Henri Cartier Bresson Fransa'da De Gaulle'den daha çok tanınır. Ancak görsel olarak değil, isim olarak. Çünkü yüzünü göstermezdi. Röportaj yapmak isteyen televizyonlara, kameralarının kendisini ense tarafından çekmesi, yüzünü göstermemesi koşuluyla izin verirdi. Çünkü gittiği yerlerde yüzü tanınacağı için fotoğraflarındaki doğallığın kaybolacağını inanıyordu.
Sizin yüzünüz ne zaman tanınmaya başlandı?
Hep öyleydi. Ben o konuda çok şanssızım. Hep bilindi yüzüm. Çünkü devrin en çok satan mecmuası olan Hayat'ın her sayısında üç-dört röportajım çıkardı. Ahmet Emin Yalman'ın resmini koy bir de benimkini; beni daha çok tanıyorlardı o devirde de!
Sizi siyah beyaz fotoğraflarınızla tanıyor ve değerlendiriyor herkes. Oysa uzun süre renkli fotoğraflar da çektiniz, hala da çekiyorsunuz. Kendi adıma konuşacak olursam, bana renkli fotoğraflarınız da oldukça keyf veriyor. Bu konudaki genel tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Siyah beyaz fotoğraflarınızla tanıyor ve değerlendiriyor herkes. Oysa uzun süre renkli fotoğraflar da çektiniz, hala da çekiyorsunuz. Kendi adıma konuşacak olursam, bana renkli fotoğraflarınız da oldukça keyf veriyor. Bu konudaki genel tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çok iyi fotoğraflarım var renkli çektiklerim arasında ama bilmiyorum neden bu böyle... Belki de insanlar fotoğraf deyince sadece siyah-beyaz'ı algıladıkları içindir. Aslında siyah-beyaz ile renkli arasında fark yoktur fotoğraf açısından. Bazı konular vardır siyah-beyaz çekilmelidir bazıları ise renkli çekildiğinde daha güçlü olurlar. Kırk - elli yıl önce çektiklerim her yerde ama çoktandır siyah-beyaz çektiğim yoktur. Gelin, buzdolabıma bakın bir tane siyah-beyaz film bulamazsınız. Kullanmıyorum artık. Bu uzun yıllardır böyle. Magnum'da da çok siyah-beyaz kullanan kalmadı.
Renkli fotoğraflarınıza haksızlık yapıldığına inanıyorsunuz öyleyse...
Tabii ki... Çok güzel resimlerim var renkli. Onlar öyle kaldı. Aslında kalmadı "var"lar. Ancak daha sonra, sanki yeni çekilmiş gibi keşfedilecektir.
Fotoğraflarınız her yerde karşımıza çıkıyor, aldığınız telif ücretlerinden epey zengin olmuşsunuzdur herhalde...
Neredeee! Her yerden benim çektiğim ama benden izin alınmadan basılan bir fotoğraf karşıma çıkıyor. Bu konuda müthiş bir arsızlık var bizde. Bu yaştan sonra hangi birinin peşinde koşacaksın. Ama çok üzüyor bu beni.
Gününüzün ne kadarını fotoğrafa ayırıyorsunuz?
Tümünü... Başka bir şey yok ki hala hayatımda.





















Etiketler: , , ,

posted by gildorx @ 2/24/2008 11:00:00 ÖS, , links to this post




Michael Jordan Efsanesi


Michael Jordan EFSANESİ
Utkan Aktaş

Kaynak : http://www.nbatr.com/utkan-aktas/michael-jordan-efsanesi.html
NbaTr.Com - Çarşamba, 20 Şubat 2008 21:35

45. yaş günü ve NBA camiasına adım atalı geçen 23. yılı şerefine, “en büyük” olanla ilgili, bir amatör olarak, kısıtlı olanaklarla en iyiyi yapma adına kalemimi elime aldım… Herkese Merhabalar
Bu Michael Jordan yazısı; biraz makale, biraz deneme, biraz anı-hatıra türlerinden esinlemeler sunsa da, amaç; bu yazının yaşaması ve yıllar içerisinde aktifliğini koruması.
Bunun için kısıtlı olanaklarla sunulacak olsa da okuduğunuz bu yazı yaşıyor. Evet, canlı çünkü MJ’i her yönüyle tam bir 45’lik eski tabanca olana kadar yaşadıklarını ve bize yaşattıklarını anlatıyor.
Anlayacağınız bu yazı nostaljik değerinin yanı sıra, aslında şimdi ve gelecek olgularını da harmanlamayı amaçlıyor…
Artık sadede gel diyenleri duyar gibiyim. Evet, hadi gelelim!
Kuşkusuz NBA’in en spektaküler, en azimli, en yaratıcı, en hırslı, en rekortmen, en azılı, en başarılı, en rekabetçi ve en iyi oyuncusunu tanıyacağımız, keşfedeceğimiz bu yazıda umduğumuz tek şey; Bu yazı okunduktan sonra, yukarıdaki “en”ler kimsenin umurunda olmasa bile, şu hepimizin umurunda olsun: “En Saygı Duyulası” , işte bu sıfat Michael Jordan’ın bu yazıdaki yerini açıklar.

Michael Jordan(Yaşananlar-Bilinenler)
Tarih=17.Şubat.1963
Yer=Brooklyn-New York
Olay=Tarihi yazacak olan geldi.
Evet, Michael Jeffery Jordan dünyaya geldi…
Michael Jordan annesi Deloris Jordan ve babası James Jordan’ ın beklide çocukluk yıllarındaki en hastalıklı çocuklarıydı. Jordan’ın burnundan hiç durmadan kan geliyordu. Annesi, Deloris bunun Tanrı tarafından ona gelen bir işaret olarak yorumladı. Bunun bir diğer sebebi ise Deloris Jordan, annesini kaybedeli tam 1,5 ay olmuştu ve bu onun için bir şans olmalıydı. Bu olayın uğuruna inandı.
Michael beş çocuğun dördüncüsü olarak dünyaya geldi. Michael doğduğunda yaklaşık 46 cm kolları vardı. İleri görüşlü ve sevecen Deloris Jordan çocuğunun basketbolcu olması için çalışacağını söyledi…
Deloris Jordan gökyüzü ve doğa olayları ile ilgili melek olan Michael(Mikail) ismini ona uygun buldu… Bu arada sağ ol Deloris Teyze gelecekte basketbolu gökyüzünde yaşayacak olan, bir spor tanrısı için daha iyisi olamazdı!
Burnundan kan gelişi, aralıklarla 5 yaşına kadar sürdü. Bu arada Jordan ailesi, Mike 6–7 yaşlarında iken aile Chapell Hill(Wilmington)’ e yerleşip çocuklarını ırkçılığın şehirdeki etkilerinden uzaklaştırdı. Anne ve baba da çalışarak, çocuklarını refah içinde büyüttü.
Mike 9 yaşında basketbola ilgi duymaya başladı. İlk başlarda esas ilgi duyduğu spor beysbol gibi görünse de ve de 12 yaşında minikler kategorisinde yarı final gören takımın yıldızlarından olsa da, o kendini evinin arka bahçesinde çakılı potalara kaptırmıştı bir kere…
Bir süre sonra o saha mahalle gençlerinin mabedi ve Jordan’ın abisi ile yaptığı kıyasıya teke teklerin mekânı olmuştu.
Jordan o dönem sürekli abisine yenilince kendince şu sözü verdi; “Boyum senin gibi ve senden uzun olunca bir daha asla sana yenilmeyeceğim” dedi abisine.
Nitekim MJ 13 yaşlarında 1.73 boy ve 69 kilo ile evin en uzunu oldu ve O günden sonra abisini püre gibi ezdi!
Jordan o günler için “Sanki O’nu yendikten sonra herkesi, her şeyi yenebilirim gibi geliyordu”
Bu cesaretle Michael lise çağında basketbol takımına girme isteğini belirtti!
Michael Laney Lisesine kaydoldu. Lise 1 yıl önce karma eğitime geçmişti yani kaba tabirle siyah ve beyaz ırkın çocukları beraber eğitim görebiliyorlardı.
Michael gerek kuzeyin sakinliği, gerek ailesinin sosyo-ekonomik yapısı, gerekse okul yapısı sebebi ile ırkçılığın sert yüzünü pek görmedi.
Başı ırkçılıkla iki kez belaya girdi; birinde ona zenci diyen bir kıza tokat attı. Diğerinde de dişini fırçalayan arkadaşı onla yersiz yere dalga geçince, fırçanın yumrukla birleşiminden dolayı çocuk bayağı bir diş dökmüştü.(Hala görüşüyorlar.)
Hatta bir keresinde bir arkadaşına; “Bir tokat yemediğin ya da fiziksel olarak hırpalanmadığın sürece, ırkçılığı önemseme” demişti… MJ zorda olsa formülü bulmuştu.
Bu sebepten dolayıdır ki Michael Jordan hiçbir zaman Hip-Hop Sokak kültürünün, ezikken konum değiştirme yani bir bakıma sonradan bulma tavrına sahip olmadı(olamadı) ve hiç başıboş bırakılmadı.
Ailesi ve basketbol onu disiplinize etmiş ve enerjisini olumlu yönde emmişti.
Gel gelelim MJ lise takımına alınmadı. Ama sahada rakiplerini sözleri ile de sindirmeye başlayan, “trash talk” seven Jordan bu yönüyle geri alınacağına emindi. Ama abisi O”na; “Eğer sözlerini harekete dökemezsen bir sıfırsın, yüreğin büyük çalış oyununda öyle olsun” dedi.
Fakat ilk yıl içerisinde hiçbir türlü oyuna alınamayan Jordan eve gelmiş ve hıçkırıklara boğularak ağlıyorken, tamda o an annesi yanına gelip, “Burada enerjini ağlayarak harcama, o sonsuz enerjini onlara bir hata yaptıklarını kanıtlamak için harca.”demişti. Ve de yaz bu iş için çok uygun bir zamandı. Bu tavsiye üzerine Michael Jordan tüm vaktini fiziğini geliştirmeye adadı.
MJ 2. yıla 1.88 olurken, bu gerçekten Jordan’ın spor programı sebebiyle midir? Yoksa bir hormon atılımı mıdır bilinmez ama bilinen şu ki; Michael Jordan rekabetçi idi ve sınıf atladı. Son yılında 29.2 sayı 11.6 ribaunt 10.7 asist ile Laney’i eyalet şampiyonasına kadar sürükledi.
Aile fertlerinin beysbola olan ilgisine rağmen, Michael abisi Larry’e karşı hayranlığı ile basketbola atılmıştı. Fakat çevresi Michael’ın mükemmel gelişimine rağmen asla kalıcı olacağına inanmıyordu. Jordan o zamanları ilerde şu sözleri ile ifade ediyordu:
“Ne kadar çabalasam da, herkes ileride bir istasyonda benzin pompalayan bir genç olacağımı düşünüyordu. Başaramayıp geri döneceğimden bahsediyorlardı, ama işte buradayım.”
Michael Jordan lisenin ardından “Five-Star” basketbol kampına katıldı. Azmini burada da göstermeyi ihmal etmemişti. Koçlar tarafından en çok gelecek vadeden oyun kurucularından biri olarak gösterilmişti. Ve de North Carolina yardımcı koçu Roy Williams’ ın dikkatini çekmişti… Ama yinede B+ olan kamp notu ya da kampta sergilemiş olduğu çaba Jordan’ın istediği ve de başvurusunu yaptığı UCLA ve Virgiana üniversitelerinden kabul görmedi
Son tercihlerinden biri olan eyalet üniversitesi; North Carolina ona göz kırptı.
Tabi burada başrol anne Deloris Jordan ve koç Dean Smith’e ait idi. D.Smith farklı biriydi. N.Carolina, O ve yardımcısı(şimdilerin efsane koçlarından) Roy Williams sayesinde kısa zamanda sınıf atlamıştı.
Dean Smith “önce eğitim” sloganı güden bir koçtu. Öyle ki notu 2,5’un altında kalan, en iyi oyuncusu olsa dahi tekrar derslerini toparlayana kadar takımda yerini alamıyordu. Jordan’ın annesi eve gelen, eğitim sever bu koçun söylediklerine itimat etti ve oğluna ısrarla tavsiye etti. Tabi Jordan’da evine kadar gelip onunla konuşan, O’na kendini değerli hissettiren takıma gitmeyi uygun buldu. Sonuçta N.Carolina Coğrafya bölümüne kayıt oldu.
YIL=1981
OLAY=Jordan Güneşi North Carolina’dan doğuyor.
Michael Jordan takımda James Worthy ve Sam Perkins’ in arkasında kalacağı ve de benchde dirsek çürüteceğine inananların sayısı hiç de azımsanmayacak kadardı.
Dean Smith’in yöntemleri ve sezgileri yaklaşık yirmi yıl boyunca takımını şampiyonluğun eşiğine kadar getirdiği halde, o eşikten bir türlü atlayamıyorlar, o itici gücü bulamıyorlardı. Smith’li Carolina bir oyuncu fabrikasıydı. Oyuncularını sıkı disipline, artı geceleri ders çalışmaları için zorluyordu. Michael Jordan’ın pası ve savunması zayıftı. Ama Michael’ın şevki ve iş ahlakı bir yana ileri uçtaki yaratıcılığı Smith’i onu iki All-American oyuncusu ile yan yana oynamaya ikna etmişti.
Jordan’ın ilk yılında takım sezon ortalarında ülke genelinde ilk sıralarda idi. Michael Jordan takımın en çok sayı yapan ismiydi. Daha ilk sezonunda ulusal bir hale bürünmüştü. Jordan, boğazındaki acılı ve eziyetli enfeksiyonlara takılmadan, Atlantik Sahili Grup Şampiyonasına takımın ilerlemesinde çok büyük bir pay sahibi olmuştu.
Daha sonra bu üç genç “asfalt topuklar” lakaplı takımlarını NCAA şampiyonluk turnuvaları ayağına taşıdılar.
Finalde Georgetown Üniversitesi’nin “Hoyas” lakaplı ekibiyle ve yıldızları 2.12’lik Patrick Ewing ile karşılaşıyorlardı.
Oyunun bitimine 32 saniye kala Georgetown 62–61 öndeydi. Dean Smith bir kez daha şampiyonluğun eşiğine gelip, gene orada takılacakken, bu sefer onları o eşikten atlatacak olan itici gücü bulmuşlardı. Smith mola aldı, topu Michael ile buluşturmalarını söyledi.
Jordan bitime 16 saniye kala sol çaprazda topla buluştu. Potaya yaklaşık 6m uzaklıktaki mesafeden şutunu kullandı ve filelerden gelen “şaff” sesi o saatten sonra Jordan ve Smith’in sınıf atladıkları anlamına geliyordu…
Yardımcı koçlardan Eddie Fogler durumu şöyle izah etmişti; “Henüz farkında bile değil ama o çocuk şimdiden tarihe geçti. İnsanlar bu şutu 25 yıl sonra bile konuşacak.”
Böylece 19 yaşındaki bu genç atlet, müthiş bir baskı altında, zarafet ve başarı sergiledi. Dean Smith sonradan Jordan için; “Michael hem zeki, hem de sahada becerikliydi… O kadar çok oyunun sonunda kahraman oldu ki –anlaşılmaz bir şey.”
Bir daha NCAA finali göremese de Sports Illustrated dergisi yazarı Curry Kirkpatrick’in deyimi ile “dünyanın en iyi amatör oyuncusu” haline gelmişti.
NCAA Başarıları
-Wooden ve Naismith prestij ödülleri
-İki kez yılın kolej oyuncusu ödülü
-En iyi freshman ödülü
-En iyi savunma beşlerine iki kez girdi.
-Bir NCAA şampiyonluğu
-Onlarca unutulmaz an…
Jordan, annesi istemese de, arkasına koç Smith’inde desteğini alarak profesyonel olacağını açıkladı.1984 de Üniversite den ayrılsa da eğitimini 86 da tamamladı.
Ama önce kendini 1984 olimpiyatlarında sergiledi. Ewing, Mullin ve Jordan’ın sürüklediği Pan-American takımı şampiyon olmuştu.
Artık Michael Jordan tek bir hedefe kitlenmişti:
NBA!
YIL=1984
OLAY=JORDAN GÜNEŞİ NBA SEMALARINDA…
1984 draftında, Hakem Olajuwan ve Sam Bowie’nin ardından 3. sırada, Chicago Bulls tarafından seçildi. Yıllar sonra bile konu olan bu Portland hamlesinin gerekçesi; Takımda zaten Clyde Drexler gibi All-Star bir gard varken, niye Jordan’ı alayım ki” olmuştur. Kesinlikle doğruydu. Ama öte yandan, Chicago GM’i Rod Thorn Mike için; “Keşke 2.10 olsaydı ama yapabileceğimiz en iyi hamle Michael’dı” demişti. Arka plandan Houston Rockets takımına Ralph Sampson ile takas edilmek istendi ama Houston yönetiminin gözünü “İkiz Kuleler” hayali bürümüştü. Ve teklif reddedildi.
İleriki yıllarda Michael Jordanlı Chicago NBA’e ambargo koyarken, ne Ralph Sampson ortalarda olacaktı ne de Rod Thorn koltuğunda…
Jordan böylece Bulls sözleşmesinin yanı sıra, Nike ve diğer markalarla da imzalaştı. Jordan lige geldiğinde, lig “Magic Vs Bird” mücadelesi ve yanı sıra Isıah Thomas, Moses Malone, Dominique Wilkins gibi efsaneler, Karem Abdul-Jabbar, George Gervin, Julius “Dr.J” Erving gibi veteranlarla en iyi döneminde gözüküyordu.
Ama yeni başkan, David Stern yenilik gerekeceğinin farkındaydı. Ve O fark etmeden daha ilk yılında çok yeni bir gelişme oldu; Jordan bir süper yıldız olmuştu.
Daha ilk maçında, 16 sayı kaydediyor ve takımına ilk galibiyeti getiriyordu.
Harika bir çaylak sezonu geçiriyordu. Ligde ki 3. maçında Milwaukee Bucks karşısında 37 sayı ile 30 sayı barajını aşıyordu.9. maçında San Antanio Spurs’ e 45 sayı ile 40 barajını aşıyordu. Sergilediği kendine has driplingleri ve hava harekatlarıyla ile ligi upstairs, elevator, hangtime gibi kavramlarla haşır neşir ediyordu. Kendi icadı olan havada elini 1,5 tur çevirip aynı zamanda sanki havda bir merdiven çıkıyormuş gibi ayaklarıyla şekil verdiği upstairs smaçları Nike’ın logosu oluyordu. Kâr’ı her geçen gün artıyordu. All-Star oluyordu. Sezon sonu en iyi ikinci beşe seçiliyordu. IBM’in sponsorluğunda dağıtılan takımına en yararlı oyuncu ödülünü henüz bir çaylakken alıyordu. Takımına geçen yıldan fazla 12 galibiyet daha getiriyordu. O gelmeden önce sahanın üçte biri zor dolarken ve Chicago maçlarına ayrılan kamera sayısı “iki” iken; bu sayılar Jordan’la tavan yapıyordu.
Sezon sonunda ligin sayı krallığında 3. , top çalma krallığında 4. oluyordu.
Elbette, 28.3 sayı 6.5 ribaunt 5.9 asist 2.39 top çalma rakamları ile ROY(Rookie Of The Year – Yılın Çaylağı) ödülünü de kucaklıyordu. O ödülü kucaklarken, bir hayranı şu pankartı kaldırıyordu; “ Good Bye Dr.J, Welcome Air Jordan” bu pankart her şeyin başlangıcını çok iyi anlatıyordu…
Bir yıl sonra ise, Jordan çoğu oyuncuya kâbus olabilecek cinsten bir sakatlık yaşıyordu. Ayağını kırıyordu. Çoğu uzman için asla toparlayamaz dese de; en az kendi kadar ünlü sakatlık atlatma özelliği onu 64 maç kaçırdıktan sonra takımına kazandırıyordu. Michael Jordan’ın gelişi ile son maçlarda play-off trenini sondan yakalıyorlardı. Bu sebeple Doğu konferansının zirvesinde ki takım ile karşılaşacaklardı.
Bu takım efsane 86 Boston Celtics idi. O yıl şampiyon olacak olan takımdı.
TARİH=20 Nisan 1986
OLAY=” Tanrının aramızda olduğuna inanıyorum ve o şu an Jordan kılığına bürünmüş”
Evet, Larry Bird 4. maçın sonunda bu cümleyi kurdu. Neden mi?
Mike daha ilk maçta 49 sayı atarak play-off tarihinin en iyi 4. skorunu elde etmişti. Sorun şu ki bu sadece başlangıçtı. Elbette efsanevi Boston karşısında rüzgârlı şehrin şansı yoktu. Fakat Michael Jordan’ı vardı!
Jordan 4. maçta adeta Cüneyt Arkın’ın hiç mermi koymadan yüzlerce ateş ettiği altı patlar tabancasına dönmüştü. İki uzatmalı maçta 63 sayı 6 ribaunt 6 asist 3 top çalma rakamlarına ulaşarak, Kevin McHale’in yorgunluktan iflas etmiş olan, o uzun kollarını başının arkasına götürerek, teslim pozisyonunda sahada afallamış bir halde dolaşmasına sebep olmuştu.
Aynı zamanda Jordan’ın tüm Play-Off tarihinin en iyi skoruna sahip olmasını sağlıyordu.
4–0 süpürülseler de, Jordan ve takımı umut doluydu.
86–87 sezonu Michael Jordan başarısının bir tesadüf olmadığı ve daha da iyiye gittiğinin kanıtı oldu. Harikalar yarattığı sezonda yaptıkları;
-İlk Smaç Şampiyonası şampiyonluğunu aldı.
-9 kez 40 sayı barajını geçerek rekor kırdı.
-3 maç arka arkaya 50 sayı barajını geçerek bir ilke imza attı.(57.53.61)
-87 yılı Dr.J in emekli olduğu yıldı ama MJ matemi kısa kesti.
-Wilt Chamberlain’den sonra bir sezonda 3000 sayı barajını geçen 2. ve tek en kısa oyuncu oldu.
-37.1 ile gardlar arasında en iyi 1. , genelde ise Wilt in harika Dört sezonunun arkasından geldi.
-İlk Sayı krallığı (Daha 10 kere alacağının ilki)
-NBA savunma ve normal beşlerine girdi.
-2. kez All-Star oldu
-En iyi savunma oyuncusunu kıl payı Michael Cooper’a kaptırdı.
-250 top çalma ve 150 blok rakamlarını aynı zamanda geçen ilk ve tek oyuncu oldu.
-37.1 sayı 5.2 ribaunt 4.6 asist 2.88 top çalma 1.52 blok rakamları elde etti.
-Ve onlarca unutulmaz an…
1987–1988 sezonunda Michael Jordan adeta bir yarış atı gibiydi. Tozu dumana katıyordu ve önüne pek kimse geçemiyordu. Bir takım hariç…
Bu sezondaki başarıları;
-35.0 ortalama ile 2. sayı krallığına kavuştu.
-2. kez 2500 sayı barajını geçti
-En iyi Savunmacı ödülünü kucakladı
-NBA savunma ve normal ilk beşlerine seçildi.
-All-Star MVP ödülünü yani en değerli oyuncu ödülünü aldı. (Chicago’da)
-2. kez Smaç Şampiyonası şampiyonu oldu. D.Wilkins ile yaptıkları final NBA tarihine kazındı. Ve MJ arka arkaya yaparak bir ilki başardı.
-2. kez 250 top çalma ve 150 blok rakamları aynı sezonda geçti
-En Değerli Oyuncu ödülünü ilk kez kaldırdı.
-Bu ödülü alırken aynı zamanda en iyi savunmacı olan ilk(2.si Hakem Olajuwan) oldu.
-En iyi savunmacı iken sayı kralı olan ilk oyuncu oldu.
-All-Star MVP liğini ve smaç şampiyonluğunu aynı anda alan tek, genelde ise ilk oyuncu oluyordu.
-İlk top çalma krallığı
-Hem top çalma, hem sayı kralı olan ilk oyuncu(2.si Iverson)
-Bir maçta 10 top çaldı
-35.0 sayı 5.5 ribaunt 5.9 asist 3.16 blok 1.60 blok ortalamaları tutturdu.
-Ve Onlarca unutulmaz an…
Tüm bu başarılara rağmen play-off 2.turunda üç yıl daha çekecekleri, gösterişli eziyet Detroit Pistons’a elendiler.
MJ tüm bireysel başarılarına rağmen, O’nu Magic, Bird, Dr.J konumuna getirecek olan şampiyonluk yüzüğüne ulaşamamıştı. Ama 89 yılı yeni bir BULLS başlangıcı olacaktı.
87 yılında takıma katılan, İsviçre çakısı ile çok yönlülük konusunda yarışabilecek Scottie Pippen, Jordan ile özel antremanlarla oyununu geliştiriyordu. Jordan da en yakın takım arkadaşını, kendine en yakın seviyede ki adamı buluyordu. Horace Grant ise yeni sezonda, daha sert, daha hızlı bir pota altı adamı olmaya hazırdı.
Gerek Ted Winter zeminli “triangle offense” üçgen hücum oyunuyla, gerekse zen anlayışı ile sevgi ve disiplini aynı ölçütte taşıyabilen Phil Jackson, Dean Smith sonrası, Michael Jordan’ın yeni akıl hocası oluyordu.
Kesinlikle sıra dışı bir adam olan Jackson, keza gene onun kadar sıra dışı Michael Jordan ile uyum içersinde ilerlediler… Başarıya aç takım geleceğe umutla bakarken, Michael Jordan her konuda tavan yapmıştı.
Kazıttığı saçları, uzun şortu, medya-basın ile iyi ilişkisi, yaratıcılık timsali reklamları, hareketleri ve elbette 32.5 sayı 8 ribaunt 8 asist 2.89 top çalma ortalamaları ile efsaneliğe doğru süzülüyordu.
1988–1989 yılında yaptıkları-başarıları;
-17 asist kariyer rekoru
-Jordan’la geçen üç yılın ardından Chicago’nun en büyük sorunu Stada giden yolların, gelen binlerce arabaya yetersiz kalması idi…
-Ocak ayı içinde 10.000. sayısına ulaştı ve bunu en çabuk başaran oldu.(86’daki sakatlığı olmasa çok daha çabuk olurdu!)
-3. Sayı krallığı
-Top Çalma üçüncülüğü
-4. kere All-Star ilk beşliği
-3. kere NBA savunma ve normal ilk beşine seçilmesi
-2500 sayı barajını ardı ardına 3 kez geçti.
-3. kez 250 top çalma ve 150 blok rakamları aynı sezonda egale etti.
Play-off’larda Doğu ikincisi Cleveland Cavaliers’ı destansı bir şekilde geçtiler. 5. maçta takımı 100–99 yenilirken topu kenardan aldı, faul dairesine doğru sürdü. Craig Ehlo (karşı takımın ve ligin en iyi dış savunmacılarından) ona yapıştı. Faul dairesinde aniden driplingi kesip havalandı. Ehlo yer çekimine yenik düşüp yere indiğinde, Jordan topu daha yeni elinden çıkarıyordu. Ve son saniyelerde takımını 101–100 lük galibiyete taşıyıp, seriye noktayı koyuyordu.
Attığı şuta “THE SHOT” denilmiş ve Michael Jordan’ın efsaneliğe İlk
Adımı kabul edilmişti.
Tur ortalamaları; 39.3 sayı 6.8 ribaunt 5.9 asistti.
Yaptığı tarih yazmaktı.
IBM’ in dağıttığı takımına en faydalı oyuncu ödülünü 2. kez alıyordu.
Tüm bunlara rağmen Doğu Konferansı Yarı Finallerinde, bir daha Doğu birincisi ve o sezonun şampiyonu olacak olan “Bad Boys” lakaplı Detroit Pistons takımına eleniyorlardı. “Mağlubiyetlere en çok üzülen Jordan’dı. Çünkü kimse ondan fazla çaba sarf edemezdi” P.Jackson…
1990 senesi ile 90’lı yıllara giriliyor. Lig yeni yıldızlarla tanışıyordu. Ama en parlağı olan Jordan 90’ da sportif ve ekonomik başarı konusunda çığır açıyordu…
1989–1990 sezonu başarıları:
-28 Mart 1990 da Cleveland Cavaliers takımına karşı 69 sayı ile kariyer rekoru kırıyordu.
-65 sayıyı geçen en genç oyuncu idi.
-60 sayı barajını hem play-off hem de normal sezonda geçen 2. adamdı ve sonuncusu.(1. Elgin Baylor)
-4. sayı ve 2. top çalma krallıklarını aldı.
-NBA savunma ve normal ilk beşlerine seçildi.
-6. kez All-Star beşine girdi. En çok oy alan oldu.
-33.6 sayı %52.6 şut yüzdesi 6.3 asist 6.9 ribaunt 2.77 top çalma 0.70 blok rakamları tutturdu.
Ama ne var ki Konferans finallerine kadar yükselip, orada “Bad Boys” ekibine 3. kere eleniyorlardı. Seri bitip Jordan sahayı terk ederken maç yorumcusu şunu demişti; “ Bu adam için üzülmekte haklısınız, dostlarım”
John Salley rakip oyuncu da olsa hayranlığını şu sözlerle ifade etti;
“Adam maç başına 45, 39, 60 sayı atıyor ama kaybediyordu. Üzülmemek elde değildi.”
Aynı zamanda 1990 yılında efsane koç John Wooden’dan en iyi oyuncuları sıralaması istendiğinde, üst sıralara Magic ve Bird isimlerini sayarken, “Peki Jordan” diye sorulduğunda; “Jordan tek kişilik gösteri, takım olarak başarısı yok” demişti.
Ve gene Wooden gibi düşünen bir Pistons taraftarı seri bitiminde Jordan sahadan çıkarken ona doğru şu pankartı kaldırdı;
“Maybe Next Year Jordan” (Belki Gelecek Sene Jordan).
Taraftarın içine mi doğdu. Yoksa MJ o an kafasında bir şeylere karar mı verdi bilinmez ama gelecek sezon Detroit Pistons süpürge tadı nedir? Öğreneceklerdi…
1991 sezonu tüm senelerden çok farklı aşlıyordu ve rakipleri de bunu sezmişti…
BOĞALAR GELİYORDU!
1990–1991 sezonu Michael Jordan’ın bireysel, fiziksel ve takım olarak oyunu yoğurmuş ve öğrenmiş halde sahaya indiği bir yıldı…
Artık genç bir yıldız değil, olgun bir efsane idi. Spektaküleritesinden bir şey kaybetmediği gibi temel kavramlar ve hareketler konusundaki ustalığı ve takım oyunu sezgisi gittikçe artıyordu.
Sezonun en iyi derecesini yapıyorlar ve lig genelinde tepeye oturuyorlardı. Bu sezon içinde Horace Grant, Scottie Pippen, Michael Jordan beraber All-Star olmuşlardı. Bu üçlünün yanı sıra takımdaki BJ. Armstrong, J.Paxson, B.Cartwright, C.Hodges gibi isimlerde tekrardan motive olmuşlardı.
Play-Off ilk turunda New-York Knicks i üç maçta sildi süpürdüler. 2. turda Philadelphia 76’ers takımını 4 maçta geçmeyi başardılar. Doğu finalinde Bad Boys ve Wild Bulls unvanlı ezeli rakipler karşılaşıyordu…
Fakat bu sefer kötü çocuklar, vahşi boğalardan feci boynuz yediler…
Pistons en kötü döneminde bile Chicago Bulls’u 4–0 ile geçemezken, Jordan ve arkadaşları o hırsla bunu başarmışlardı. Seri bitiminde gülen taraf Boğalar oluyordu… Bu sefer Michael Jordan gülüyor, Laimbeer, Thomas, Romdan ağlıyordu. Seri bitiminde Jordan’ı sadece Joe Dumars ve John Salley tebrik etti. Hatta Isıah Thomas yakın arkadaşı Dumars Jordan’ın elini sıktığı için 3 hafta onla konuşmamıştı. “Belki Gelecek Sene Jordan” diyen taraftar bu sefer “Bir daha Asla” diyorlardı.
Detroit Pistons’ı geçince herkesi geçebileceklerini düşünen, Bulls çok haklı olduğunu kanıtlayacaktı. Öyle ki finalde efsane Magic Johnson’ın takımı Lakers’ı hiç zorlanmadan 4–1 geçiyorlardı. Jordan ünlü balet Njinsky edasıyla yaptığı hareketleri finalde de sergiledi. İkinci maçta 18–15 şut isabeti ile tarih yazdı ve 33 sayı buldu. Aynı maçın sonlarına girilirken Lakers’ın 2 sayısına Bulls onlara 15 sayı ile karşılık vererek 15–2 seriye koşuyorlardı. Bu anda yaptığı bir hareket Jordan’ı spor tanrısı ilan eden an oldu desek yeridir sanırım…
Faul çizgisinin bir adım önü diyebileceğimiz bir noktadan sağ eliyle smaç basmak için sıçramıştı, bir süre havada ilerledikten sonra şutunu bloke etmek isteyen bir oyuncu ile karşılaştığında, o anda topu aşağı karın seviyesine indirip orada topu sol eline paslamış ve başını potanın altına sokarak topu ters turnike şeklinde potaya bırakmıştı. Herkes çıldırmıştı.
Magic Johnson, Jordan basketbolu bırakma kararını öğrendiğinde Michael Jordan için yapılan bir belgeselde dönmesi için yalvarmış ve favori hatırası olarak bu hareketi kendi tarafından şöyle anlatmıştır;
"Benim en favori maçım 1990–91 Finallerinde yaşandı. Michael topu sürerek geldi, sağa doğru bir feyk attı, sola doğru gitti sonra sıçradı ve havada bir an asılı kaldı. Dilini dışarı sarkıttı ve bu sırada hala havada asılı duruyordu, Bende içimden 'Hayır, bunu yapamaz, bunu yapmamalı, bizim takıma bu olmaz beni üzerimden bunu yapamazsın' diye düşünüp duruyordum... Ama yaptı. Uçtu, topu bir elinden diğerine aldı ve içine bastı. Michael bütün seyircilerin çıldırmasına yol açmış gibiydi. Herkes saçını başını yoluyor, bu inanılmaz basketi gördüklerini inanamıyorlardı. Eminim ertesi gün, ofise gittiklerinde bütün millet sadece bundan konuşmuştur."
1990–1991 sezonu başarıları;
-5. sayı krallığını aldı.
-NBA savunma ve normal ilk beşlerine gene seçilmişti.
-7. All-Star ilk beşliği ve en çok oy alımında rekor kırdı.
-Normal sezon ve Finaller En Değerli Oyuncusu ödüllerini topladı.
-İlk şampiyonluk yüzüğünü aldı. Ve de, o çok istediği makama geldi.
-31.5 sayı %53.9 şut yüzdesi 6.0 ribaunt 5.5 asist 2.7 top çalma 1 blok normal sezon rakamlarını tutturdu.
-31.5 sayı 6.4 ribaunt 8.4 asist 2+ top çalma 1+ blok play-off rakamlarını yakalıyordu.
-Ve onlarca unutulmaz an…
1991–1992 sezonu başladığında taraftarına tekrar bu başarıları yaşatacağına söz vermiş. Daha mutlu, daha olgun, daha güçlü bir Michael Jordan vardı. Kendi bulundukları durumu ve isteğini şöyle açıklıyordu; “Zirveye bir kez oturdunuz oradan bir daha inmemek istiyorsunuz.” Zaten Michael Jordan tüm kariyeri boyuncu istediği alan bir adam profili çizerek bu demecinin korkutuculuğunun mesajını veriyordu. “Jordan Rules” gibi kitaplar, Esqiunas gibi eski suçlu olan yazarlar ve rekabet ruhunu doyuramaması sonucu oynadığı kumarla başı derde girdiği sene olsa da Jordan kendinden ve takımından ödün vermiyordu.
91–92 play-off ları Konferans finalinde New York Knicks’le, bir bakıma Cavaliers ve Pistons’la beraber ezeli olan diğer rakibiyle karşılaşıyordu.
New York katı faulleri, kafa uçuran, dirsek büken Yugoslav faullerinden tutunda, turnikeye giden Pippen boynundan kavrayıp aşağı çekmeye kadar her şeyi yaptılar… Çünkü Pistons sertlikle Michael Jordan’ı zamanında dize getirmişti. Ama anlamadıkları şey dize gelme falan yoktu, sadece hazır değildi. Ama bu Jordan her şeye hazır olan Jordan’dı nereden mi biliyorum… Isıah ile Magic 91 Play-Off larında Jordan’ın onlara yaşattıklarını anlatınca, anlayacaksınız.
Isıah Thomas: “ Sahada bir an onun gözlerinin içine baktım ve gözlerinde bu sefer ne yaparsanız yapın sizi yenicem ifadesi vardı. O an tek yapmanız gereken bir kenara çekilip izlemekti.”
Magic Johnson: “Bir bunun olacağını ben ve hepimiz biliyorduk. Sadece onun hazır olması gerekiyordu. Ve sonra onu benden, havada uçarak ve dilini sarkıtarak aldı.”
Anlayacağınız, Knicks sertliği ilk iki maç yarasada sonradan Michael Jordan bir kez daha beklentileri karşılamayı başaracaktı.
4. maçta 54 sayı atıyor ve 5. maçta 29 sayı 10 ribaunt 14 asistle Triple-Double a ulaşıyordu.
Böylece Knicks’i 4. kez elemiş oluyorlardı.
Finallerde ligin diğer elit “swingman” ı olan Clyde Drexler ile karşılaşacaklardı.
Michael Jordan “Bir yıl önce Magic’i yenmiş olmak bana gurur veriyordu o çok büyük bir oyuncuydu… Ama Clyde’ı geçmeyi gerçekten istiyorum. İnsanlar en iyiyi bu sahada izleyerek görsünler istiyorum” diyordu.
Nitekim Chicago Bulls ve Michael Jordan ikinci şampiyonluğu kutlarken, Drexler bir şampiyonluk kazanabilmek için Jordan’ın ligden terk olması gerektiğini anlamıştı… Clyde gerçekten şanslısın…
Ayrıca finallerde 4–2 yendikleri Portland Blazers a ilk maçın ilk yarısında 35 sayı ve 6 isabetli üçlük bularak bir kez daha NBA rekorlarını eline geçirmiştir. Ve gene Finallerin En Değerli Oyuncusu ödülünü de almıştır.
92 yazında biz basketbol severler olabilecek en iyi basketbol takımına şahid olduk. Evet, profesyonel oyuncuların katılmasına izin verilince, Birleşik Devletler bir Rüya Takım projesine yürüdü. Sonuçta şu kadro oluşmuştu;
-Larry Bird, SF, Boston Celtics
-Magic Johnson, PG, Los Angeles Lakers (Aslında basketbolu bırakmıştı ama takım olarak Lakers gösterildi.)
-Chris Mullin, SF, Golden State Warriors
-Karl Malone, PF, Utah Jazz
-John Stockton, PG, Utah Jazz
-Christian Laettner, PF, Duke Blue Devils (üniversite Oyuncularını temsilen çağrılan takımın en genç üyesiydi.)
-David Robinson, C, San Antanio Spurs
-Patrick Ewing, C, New York Knicks
-Charles Barkley, F, Phoneix Suns
-Clyde Drexler, SG, Portland Trail Blazers
-Scottie Pippen, F, Chicago Bulls
-Michael Jordan, SG, Chicago Bulls
Gerçekten bu kadro da yok yok… Gerçi insan o zamanlar Nijerya vatandaşı olan ve ancak 96 Dream Team de izleyebildiğimiz Hakem Olajuwan ve gene o vakitler topuğundan sakat Isıah Thomas da olsa tam olurmuş ama… Hey ne diyorum ben konumuz Michael…
Bu takım tahmin edilebileceği gibi 92 Olimpiyatlarında ki Basketbol dalında ki altın madalyayı alacak olan “The Original Dream Team” tabiî ki.
Jordan bu kadar yıldız içinde bile en çok ilgi çeken adam oluyordu… Öyle ki Julius “Dr.J” Erving ile golf oynamaya gidiyorlardı, daha yarım saat olmadan insanlar koşarak akın etmeye başladı. Helikopter onları aldığında aşağıda yaklaşık, üç yüz kişi toplanmıştı. Ve Michael Jordan milli değerlerin sergilendiği olimpiyat oyunlarında da olsa sponsorları onu her han pazarlıyor, tüketiyor ve reklâmını yapıyorlardı… Bu yoğun ilgi ve muamele sonunda
Dr.J; “ Jordan yirmi dört saat tüketilen bir mal olmuş, maalesef” demişti.
1992–1993 sezonu başlarken de Jordan’la ilgili spekülasyonlarda bitmiyordu tabi. Charlotte’ ın Atlantic City deki Hilton Head otelinde kumar oynadığı, hapse atılan ve banka çeklerinde 57.000$ bir Michael Jordan çekinin, eski bir kaçakçıdan çıkması ile belli olması, Air Jordan ayakkabılarının üretimin ucuz Asyalılar yerine fakir zenci çocuklara verilmesi istenmesi, bir Jordan Brand serisi ayakkabısı elde edinebilmek için 17 yaşındaki bir çocuğun aynı yaştaki arkadaşını vurması gibi olaylar Jordan’ı iyice oyundan soğutmaya başlıyordu ki… Son bir çamur daha atıldı. Jordan oynadığı maçlar üzerine bahis oynuyor iddiası atıldı. Jordan yetkililere, “ Gözümde yücelttiğim ve saygı duyduğum hiçbir şeyi satamam” dedi. Gerçekten iddialar asılsızdı. Bu kadar kapitalist bir obje iken aynı zamanda Azmin ve yaratıcılığın sergileyicisi olması, bu ikisinin aynı anda ondan istenmesi Michael Jordan’ı artık fazlası ile yoruyordu. Bu arada Jordan’ı tanrı katına çıkarttığı düşünülen, başta Nike olmak üzere hiçbir firma Jordan’ın bu sıkıntılı durumu ile ilgilenmiyordu.
Bir gün ünlü spor yazarı Mike Lupica şöyle diyecekti:
" Jordan’ın hayatı gitgide Elvis’inkine döndü. Onu eleştirenler artık çenelerini kapamalı. Michael eşi benzerine bir daha rastlanmayacak bir yetenek...Hayatını kendini ve oynadığı oyunu geliştirmeye adamış bir dehadır...Yasalara karşı gelmemiş..her dava dan alın akıyla çıkmıştır...Hiç kimseyi haya kırıklığına uğratmadı...Yakında bunları hepsinden bıkıp, bir bahane ile basketbolu bırakacak ve sanki beraberinde bu spor dalınıda götürmüş gibi olacak" “Lupica bu öngörün için seni kutlamalı mı yoksa boğmalı mı bilmem ama sanırım haklısın” demişti Bob Grenne de Ona.
Tüm bunlara rağmen Michael Jordan evi olarak kabul ettiği basketbol kortunda kendinden ödün vermemeye devam ediyordu. Öyle ki o zamanlar için Michael şu demeci verdi; “Basketbol oynamak benim tek kaçışım onun haricinde her şey çok karışık!”
Evet, Jordan kaçtığı bu mabede saygısı ile 92–93 sezonunda başardıkları;
-7. sayı krallığı ile Wilt Chamberlain’in rekoruna ortak oldu.
-7. kez NBA, 6. kez savunma ilk beşine seçilmişti.
-8. kez All-Star ve bir oy rekoru daha.
-3. top çalma krallığını elde etti.
-Play-Off ilk turunda Miami Heats takımına karşı tutturduğu 43+ sayı 12+ ribaunt 7+ asist 3+ top çalma 1+ blok rakamları ile gene bir çok rekor kırdı.
-Finalde ezeli dostu ve rakibi Charles Barkley’nin Phoneix Suns takımını 4–2 ile geçti ve finallerde yakaladığı 41 sayı ortalaması ile tüm tarihin finaller rekorunu kırdı
-Aynı sene Play-off da iki ayrı seride 40 sayı ortalamasını geçen tek adam oldu.
-Sezonu 32.5 sayı 6.7 ribaunt 5.5 asist ile tamamladı.
-Play-off ları; 35.4 sayı %50 şut yüzdesi 6.8 ribaunt 6.0 asist ile tamamladı.
-Kariyerinin ilk “Three-Peat” ’ini yani üç kez ark arkaya şampiyonluğunu yaşadı. Bunu yapan ikinci takım oldular.
-Ve onlarca unutulmaz an…
Tüm alanlardaki bu kadar yüksek ve istikrarlı başarı grafiği akıllara şu soruyu da getiriyordu.
“Nereye kadar Jordan hükmedecek ?” Cevabı; “oynadıkça” olacaktı(yordu.)
Evet, oynadıkça çünkü…
Çünkü Michael’ı feci hâlde sıkmıştık; Onun gibi olmaya çabalayan beyaz, 9 numara gözlüklü, sümüklü çarpık bacaklı çocuk, sokakta onun hakkında atıp tutan adam, devamlı peşinde gezen koruma ve medya ordusu, Basketbol dışında yaptığı iki şey olan poker ve golf e herkesin karışması, onun üzerinden trilyonlar götüren firma, takım, NBA yönetimlerindeki göbekli yağ fıçıları, Seviyesinin aşağısında kalan lig, reklâm ve film yönetmen ve ekipleri vs.
Anlayacağınız Michael Jordan adlı tüketim aracını fazlasıyla israf etmiş ve bitirmiştik.
Ama onu bitiren Babasının North Carolina’da araba içinde uyuklarken iki soyguncu genç tarafından öldürülüp, sonrada kim olduğunu anlayıp paniğe kapılınca arabayla nehre attılar.
Michael’da acı da olsa aradığı bahaneyi babasının ölümünde ve bu sporda daha fazla yapacağı bir şey kalmadığında bulmuştu.
Tarih=6 Eylül 1993
Olay= Jordan Güneşi, güneş tutulmasına uğradı…
Hakkında ne yapacağına dair çıkan spekülasyonlara ve medya baskısına fazla aldırmayan Jordan, kısa süre içinde yine spot ışıklarının altında idi; ancak bu sefer bir beysbol sahasında. Çocukluğundan beri en büyük rüyalarından birisi olan beysbola Birmingham Barons takımının formasıyla adım attı. Bu babasının onan çocukken istediği bir şeydi ve bunu vasiyet olarak gördüğünü söyledi… Ama asıl sebep Jordan içindeki rekabetçi, aç ruhun bastırılması yatıyordu.
Her şeye rağmen Jordan’la uğraştılar. İki yıl önce onu yılın spor adamı seçen Sports Ilustared bu sefer manşetine “Yakala Jordan! White Sox’ın yüz karası diyordu.” Fakat dergi şunun farkında değildi. Jordan Sox’a ve Barons’a 10 yılda kazandırdığını 1,5 yılda kazandırmıştı!
9 Ekim 1994’de Scottie Pippen’ın düzenlediği ve organizasyonda Michael’ın eski takım arkadaşları ve ligin yeni yıldızlarının olduğu bir maç düzenleniyordu. Scottie’nin amacı dostunu sevdiği şeyi yapmaya çağırmaktı. Jordan bu gösteri maçında tam 52 sayı attı ve Pippen'ın takımını dağıttı. Bir ara yere eğilip sahayı öpmeyi de ihmal etmedi.
Jordan, kafasını dinlemiş ve bu oyunu özlediğinin farkına varmıştı. Phill Jackson ile yaptığı bir görüşme ona dünyaya bu oyunu oynamak için geldiğini anlamasını sağladı. Çünkü Jackson öyle demişti.
Şimdi Michael beysbol sporunu ve kulübünü kırmadan oradan ayrılmanın yoluna bakıyordu. Jordan çok şanslıydı. Beysbol oyuncuları ve lig lokavt a giderken Michael Jordan ait olduğu yere doğru gitmeye hazırlanıyordu.
Bu arada 1 Kasım 1994 tarihinde Michael Jordan’ın 23 numaralı sırt forması emekli ediliyordu. Ayrıca; Chicago Collesium’un yeni hali olan, United Center’ın önüne dev heykeli dikildi. Heykel üzerinde şu yazıyordu.
MİCHAEL JORDAN
CHİCAGO BULLS
1984–1993
Gelmiş ve Gelecek olan sporcuların en iyisi
Michael Jordan ile takım arkadaşı B.J. Armstrong arasında geçen bir anı durumu özetleyecektir sanırım.
“ Kahvaltımı ediyordum, O geldi. —Antrenman bitti mi? Dedi. Bende –Evet. Dedim. Sonra bana baktı. –Hadi şut atalım biraz. Dedi. –Olur. Dedim. Biraz şut attıktan sonra -Bakalım beni durdurabilecek misin? Dedi. O takım elbiseli ben ise eşofmanlıydım. O an umurumuzda değildi.
Jordan böylece 1994–1995 sezonunun sonlarına doğru döndü.
TARİH= 19 Mart 1995
Olay=JORDAN GÜNEŞİ, YAVAŞCA GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR…
Jordan abisinin kolej forması olan 45 numaralı forma ile sahalara dönüyordu. İlk maç doğunun güçlü ekiplerinden İndiana Pacers ile oluyordu. Jordan ilk maçında 28’de 7 şut isabeti ve 19 sayısı ve 6 sayı 6 ribaunt’luk vasat performansı ile maçı uzatmalarda kaybetmelerine engel olamıyordu. Herkes Michael Jordan keşke hiç dönmeseydi nidaları okurken, Michael onlara keşke hiç böyle konuşmasaydınız diyor adeta…
Ve 5. maçında New York Knicks’e 55 sayı atarak sezonun en yüksek skorunu yapıyordu. Maç 113–111 Chicago Bulls’un oluyordu.
Chicago Bulls ile sezon sonuna kadar 26,9 sayı ortalaması ile 17 maç çıkartıyor fakat şut yüzdesi ve top kayıplarında kariyerinin en kötü rakamlarına ulaşıyordu.
Play-Off’lara giriyorlar ilk turları geçtikten sonra, artık ligin yeni takımı olarak lanse edilen Doğu Konferans 1.si Shaquille O’neal’lı, Penny Hardaway’li Orlando Magic oluyordu.
Chicago ve Michael vasat performanslar sergiliyordu. Basın toplantısında Jordan’ı savunan oyuncu olan Nick Anderson “23 numaralı olan Michael Jordan daha hızlıydı.” Deyince Mike’da kaba tabirle şalterler atıyordu. Eski sırt numarasını tekrar giymesi Jordan’ın Nick Anderson’a dersini vermesini sağlamıyor ve Chicago Bulls’un Orlando Magic’e elenmesine engel olamıyordu.
Daha sonra Michael Jordan bu mağlubiyeti o kadar çok kafasına takıyor ki Onu lise takımına almayan koçu ve Pistons dışında basketbolda sinirden ağlamasına sebep oluyordu.
Ve kendine ve herkese şu sözü veriyordu. “ Ben bu sporda oldukça, benim takımımdan başka şampiyon olmayacak” Michael Jordan’ın gözü artık kıramadığı rekorlarda idi. Bir sezonda 70 galibiyeti geçme, herhangi bir sporu bırakıp döndüğünde aynı takım ve bireysel başarıları yakalayan tek sporcu olma, şirketlerinin karını tavan yapma, aynı sezonda tüm MVP ödüllerine sahip olma, 7 sayı krallığını geçme ve tekrardan bir “Three-Peat” yapma gibi uçuk istekleri vardı. Ama daha öncede belirttiğimiz gibi, Jordan’ın istemesi yeterliydi.
Jordan kendine çok ağır bir takımsal ve bireysel kamp programı hazırladı. Öyle ki tüm ölü-sezon boyunca ailesini 3,5 hafta görebildi.
Bu arada Space Jam adlı filmde rol aldı ki tüm Amerika da gişe rekorları kırdı. Eskisi kadar atlet olmadığının farkında olan Michael Jordan, artık temel kavram ve hareketlere daha çok önem vermişti. Bunların başında artık imzası olan geriye çekilerek attığı şutlar veya şut atarmış yaparak başlattığı amansız feyk ve dripling fırtınaları ile Jordan her daim domine bir oyuncu idi. Bunun için “Savunma’nın üstünden şut sokmak da en az üstünden smaç basmak kadar güzel” demişti. Michael Jordan ikinci dönüşü ile ilgili genç oyunculara şu mesajı iletmeyi de unutmayacaktı. “ Evet, gençlere örnek olmak istiyorum. Bu sefer onlara “Evet beni televizyonda izlediniz ama bu sefer karşınızdayım, televizyonda iken kanalı değiştirebilirsiniz ama burada asal” demek için buradayım”
SEZON=95–96
OLAY= JORDAN GÜNEŞİ TEKRAR EN TEPEDE…
95–96 yılı takıma Ribaunt canavarı D.Rodman’ın katılması, Jordan, Pippen, Harper gibi oyuncuların en olgun çağına girmesi, Kukoc, Kerr, Brown, Wenington gibi görev adamlarının görev bilincinde olması ile takım her türlü başarıya hazırdı.
Ve olanlar oldu… 95–96 yılı Michael Jordan harikaları;
-8.Sayı Krallığı ile rekor kırdı.
-Aynı sezonda All-Star, Normal Sezon, Finaller MVP’liklerini topladı.(Willis Reed’den sonra aynı sezonda bunu başaran 2. oyuncu oldu. Ve de ilk gard oldu.)
-8.kez NBA ve 7. kez savunma ilk beşlerine seçildi.
-All-Star’da en çok oy alan oldu ve rekorunu egale etti.
-En yaşlı sayı kralı oldu.
-72–10 galibiyet-mağlubiyet oranı ile 70 galibiyet barajını geçen ilk takım oldular. REKOR
-4. sezon, 4. Finaller, 2. All-Star MVP’likleri ile en çok MVP si olan oyuncu oldu. En çok finaller MVP olan oyuncu oldu.
-Sezonda; 30,4 sayı (30 sayı barajını geçen en yaşlı oyuncu rekoru) 6.6 ribaunt 4.3 asist 2.50 top çalma ortalamaları tutturdu.
-Play-Off’larda; 30.8 sayı 5 ribaunt 4.2 asist 2.30 top çalma rakamları yakaladı.
-Finallerde Batı Konferans birincisi Payton-Kemp-Detlef üçlüsüne sahip Seattle Supersonics takımını 4-2 geçtiler.
-4. şampiyonluğu aldı.
-Ve onlarca unutulmaz an…
Elbette Doğu Konferansı yarı finallerinde Michael Jordan bu sefer Orlando Magic’e ve Nick Anderson’a dersini veriyordu. Shaq da doğudan şampiyonluğa yükselemeyeceklerini( ve tabi Lakers’ın verdiği parayı Magic’in veremeyeceğini anlayınca) o yaz takımı terk edecekti.
1996-97sezonu öncesi takıma katılan Scott Burrell o zamana kadar yetenekli ama vasatı aşamayan bir oyuncuydu. Sezon öncesi kampını bir de onun ağzından dinleyelim: sezon öncesi kamplarında yazılı olmayan bir kural vardır. Herkes üç aylık tatilden geldiği için iki gün boyunca çok iyi çalışır, üçüncüsünde ise biraz aktif dinlenme yaşanır. Bu her takımda böyledir. Ya da ben öyle sanıyordum. İlk iki gün ben de çok iyi çalıştım ve 3. gün alışkanlıktan olsa gerekişleri biraz ağırdan alıyordum. Tek potada 3’e 3 oynuyoruz. Ben Michael Jordan’ı tutuyorum. Bir pozisyonda topu aldı, sağa feyk verip sol taraftan bir şut attı. Hemen ardından bir sonraki hücumda basit bir dripling numarası ile yanımdan geçip turnike attı. Üçüncü pozisyonda ise tam şuta kalkacak gibi yaptı, ben hamlemi yapınca da sağdan süzüldü gitti. Aslında tam kapasite savunsam bile kendisini durdurabileceğimi sanmıyordum ama dediğim gibi biraz ağırdan alıyordum. Yanımdan geçtikten sonra arkamı dönüp ne yapacağına bakmak istedim. Döndüğüm anda ise suratımda bir top patladı. Michael “Eğer eğlenmek istiyorsan Disneyland’e git. Biz burada çalışıyoruz “ diye bağırdı ve fırlattığı topu alıp tekrar oyuna döndü.
Kaan Kural-Hastasıyım Bu Oyunun adlı kitabından
96–97 sezonu içinde aynı hedeflere sağdık kalan Jordan’ın sezonda ki başarıları;
-69–13 galibiyet mağlubiyet oranı ile en iyi 2. dereceye de sahip oldular.
-9. Sayı krallığını kazandı.
-9. NBA ve 8. savunma ilk beşlerine girdi.
-11. kez All-Star oldu. Maçta “Triple-Double” yapsa da MVP olamadı. Ama bir All Star maçında “TD” yapan tek oyuncu oldu.
-Finallerde eşleştikleri Utah Jazz karşılaştıkları en dişli rakiplerden olsa da, onları da bir önceki sene gibi 4–2 geçmeyi başardılar.
-Bu arada bu seride oynanan bir maçta Michael Jordan’ın 39 derecelik ateş ve mide sancısı ile sahaya çıkıp 38 sayı atıp maçı takımına getirmesi tarihe geçen başka bir Michael Jordan harikasıydı.
-Normal Sezon MVP ödülünü finallerde karşılaştığı başarılı forvet Karl Malone’a kaptırmış olsa da, Finallerde gerçek olan kim gösterme fırsatına erişti ve 5. Finallerin en değerli oyuncusu ödülünü aldı.
-Sezonu; 29.7 sayı 5.9 ribaunt 4.3 asist 1.8 top çalma ile kapatıyordu.( En yaşlı sayı kralı rekorunu egale ediyordu.)
-Play-Off’ları; 31.9 sayı 7.9 ribaunt 4.8 asist ile tamamlıyordu.
-Ve onlarca unutulmaz an…
97–98 sezonu Phil Jackson, Scottie Pippen, Michael Jordan üçlüsünün son kez Chicago’da beraber bulunacakları yıl olduğu haberi yayılmıştı. Bu durum tüm Chicago maçlarının taraf sahada veya kendi evinde fark etmeksizin tören havasında geçmesine sebep oldu.
97–98 sezonunda yaptıkları, buruk sevinçleri(miz) ;
-10 kez sayı krallığı( En yaşlı sayı kralı olma rekorunu bir kez daha egale etti)
-10 kez NBA ve 9. kez savunma ilk beşlerine arka arkaya seçilerek büyük bir rekora daha imza attı.
-All-Star, Normal Sezon, Finaller en değerli oyuncu ödüllerini bir kez daha aynı sezonda topluyor ve bunu 2. kez yapan ilk ve tek adam oluyordu.
-3 Nisan 98 de Minnesota’ya 41 sayı attığı maçta 29.000 sayı barajını geçiyor ve bunu yapan 3. , en az maç oynayarak bunu yapan 1. oyuncu oluyordu.
-Sezonu; 28.7 sayı, 5.8 ribaunt 3.6 asist 1.7 top çalma rakamları ile kapatıyordu.
-En yaşlı Sezon ve Finaller MVP si oluyordu.
-Bir sporu bıraktıktan sonra dönüp, aktifken başardıklarını bir kez daha başarmış olan tek ve yegâne sporcu oluyordu.
-Play-Off’ları; 32.4 sayı 5.2 ribaunt 4.1 asist ile tamamlıyordu.
-Doğu Konferansı Finallerinde İndiana ile 7 maçlık nefes kesen bir seri oynuyorlardı.
Pacers dişini Bulls’a geçirmek istiyordu ki bu dişlerin en keskini Reggie idi...
Reggie yıllar boyu süren final hasreti ile her şeyini ortaya koyacaktı.Jordan ise son yılıydı ve arık son dansını etmek üzere tahtından kalkmış geilyordu...
98 Doğu Finallerindeki bu düello son ana kadar sürdü. Kim mi kazandı?Tabancasında her zaman (Reggie ye karşı bile) bir fazla kurşunu bulunan majesteleri,Michael Jordan 94 ve 95 e kadar arka arkaya 2 defa Doğu finallerinde kaybeden Pacers ve Miller bu kez kazanmayı çok istiyordu.Hatta Öyle ki bu seri öncesinde ve seri boyunca miller ve Jordan arasındaki söz düellosu bir yandan da devam etmiştir.
Bulls Şampiyon olduğu 6 sezonda sadece 1 kez play-off’larda 7. maç kadar zorlanmıştı. Bu sezon 2. defa istemedikleri bu durumla karşılaştılar. İndiana eskiden beri Bulls a ters geliyor. Bu sezon da bir istisna olmadı. Sezon içindeki 4 maçtaki galibiyetleri 2–2 paylaştılar. Bu sefer ki Karşılaşmada da iş gidip gelip ev sahibi olma avantajına bağlandı.
Reggie seride ki en hatırlanan an olan 4. maçtaki galibiyeti getiren üçlüğünden sonra finallere kendilerinin çıkacağını ve Bulls tan daha çok bunu kendilerini hak ettiğini inandıklarını söylemişti. Buna karşılık ise Jordan; herkesin kendi işine bakmasını ve sahada oyunu ile konuşmasını söyleyerek cevap vermiştir. Bir yandan devam eden söz düellosunda daha çetin bir kapışma sahada oluyordu.
İki tarafta seriyi bir türlü koparamıyordu. Karşılıklı galibiyetlerle devam eden seri son maça kalmıştı. Son maç Chicago’nun evi United Center’daydı. Heyecan doruğa tırmanmış ve herkes NBA finallerinde Utah ın rakibinin kim olacağını merakla bekliyordu./. maçtan hemen önce Miller'ın bu maçı kesinlikle kazanacaklarını söylemesi ve Bulls için yolun sonu demesi Jordan buna sahada cevap vereceğini söylemesi heyecanı katmerleştirmişti.Son maç büyük çekişmeye sahne olmasına rağmen Ev sahibi olmanın avantajı ve Jordan a sahip olmanın avantajı ile bu çetin düellonun galibi; 86-79 skorla Jordan:(son maç 28 sayı 9rib 8ast.,7 maç ort.; 31.7 sayı oluyordu.)
Bu arada Utah Jazz Batı Konferansı finallerinde Los Angeles Lakers’ı 4-0 ile geçiyor ve Chicago’nun gelmesini bekliyordu. Utah 10 günlük bir dinlenme süresi bulmuştu. Ayrıca ev sahibi avantajı da onlardaydı. İlk defa Bulls ve Michael’ın başı bu kadar ağrımıştı.
Tüm bahis piyasası ve otoriteler çoktan favoriyi Utah olarak göstermişti.
İndiana serisi bittikten sonra; Spikerin “ Çok yorucu ve uzun bir maraton oldu sizin için, öte yandan rakibiniz bir haftadan fazladır dinleniyor. Sen ne dersin?” sorusuna şöyle cevap vererek Saha dışı karizmasını bir kat daha artırıyordu.
“Dizlerimiz ve kafalarımız yorgun düşmüş olabilir. Rakibimiz avantaj sahibi olabilir. Fakat bizim yüreğimiz yorulmadı. Hala ilkindeki gibi atıyor. Chicago’ya son kez şampiyonluğu getireceğiz.”
Gerçekten yürekleri yorulmamış olmalıydı ki. İkinci maçta kendileri 90 sayı barajını geçerken rakibi 54 sayıda tutuyor ve NBA ve Finaller rekorlarını ellerinde tutuyorlardı.
Tüm bunlara hırslanan Utah iki maçı arka arkaya alınca durum 2–2 oldu. 5. maç Chicago ya gidiyor. Fakat bir yandan Pippen’ın migren ve bel ağrıları Chicago’ya dert olurken, diğer yandan Rodman’dan verim alınamıyordu. Son maçta bu iki önemli oyuncu, maçta çok fazla süre alamayınca iş gene 35 yaşındaki Michael’a kalıyordu.
Tüm üçlü ve ikili sıkıştırmalarına rağmen Michael Jordan son saniyelere 41 sayı ile gelmişti. 86–83 yeniliyorlardı. Ama Michael kalabalığın arasından bıraktığı turnikesi, sonra Karl Malone’dan çalıp sonra maçın bitimine saniyeler kala attığı harika “jump shot” ile galibiyeti ve şampiyonluğu Chicago Bulls’a kazandırıyordu. Bu son şutu oldu.
“LAST SHOT” 14 Haziran 1998
OLAY= JORDAN GÜNEŞİ ARTIK HEP EN TEPEDE…
1998 sezonunu bitiriş biçimi, artık yaşı iyice ilerlemiş olan Jordan'ın kariyeri için muhteşem bir sonmuş gibi gözüküyordu. Phil Jackson'ın ve Dennis Rodman'ın kontratlarının bitiyor oluşu ve Scottie Pippen'ın takımdan ayrılmak istemesi de Jordan'ın emeklilik kararı vermesinde etkili olan diğer nedenlerdi. NBA’ de bir lokavt yaşandığı zamanlarda, 1999 yılının başlarında, Michael Jordan, kariyerinde ikinci kez, emekli olduğunu açıkladı.
Daha sonraları reytingler düştükçe, Michael oyuna açlığı tekrar oluştukça geri dönmek için sebep takım hissedarlığı oldu. 2001 de Washington Wizards hissedarı oldu. Daha sonra da bin nevi öğretmenlik amacı ile çıktığını söylesede esas sebep aşırı ısrarlar ve onun oyuna aşkı idi.
Michael bu takımda 38–40 yaşları arasında iki sezon geçirdi. 22 maç kaçırdı. Ve basketbola tam tamına 1234 gün sonra dönmüştü. Fakat yinede, kendinden ödün vermeye niyeti yoktu. İlk sezonunda 22.9 sayı 5.9 ribaunt 5.3 asist 1.5 top çalma ile oynuyor ve 30.000 sayı barajını geçiyordu.
İkinci sezonunda 20.1 sayı 6.1 ribaunt 3.8 asist 1.4 top çalma ile oynuyordu.
40 yaşında 40 sayıyı geçen ilk ve tek adam oluyordu ve bunu 2 kez yapıyordu.
En yaşlı 50 sayı barajını geçen adam oluyordu. 39. doğum gününe çok az bir süre kala bunu başarıyordu. Bunu da 2 kez başarıyordu…
Hala izlemeye değer bir yıldızdı. Bu iki sezonda da All-Star oluyordu. Majestelerinin son All-Starı bir tören edasında geçiyor ve geceye gene müthiş son saniye şutu ile imzasını koyuyordu ta ki Jermaine O’Neal adlı (odun işin içine edene kadar) yıldız gereksiz bir faulle maçın ivmesini Batı Karmasına kaydırana kadar…
Jordan basketbolu bırakalı yirmi küsur yıl oldu ama hala ürünleri çok iyi tüketiliyordu. Bunda içinde bulunduğu her işte söz sahibi olma koşulunun da payı büyük idi…
Gel gelelim… Mike tekrar küçük hissedar olarak ortaya çıktı. Bu sefer memleketinin takımı Charlotte Bobcats’de…
Oranın Basketbol Operasyonları Sorumlusu ve şu ana kadar takım için çok iyi işler çıkarttı. Bu arada yaklaşık 1 ay önce gençlerle idmana çıkıyor ve takımın iki yıldız swingman oyuncusu Gerald Wallace ve Jason Richardson ile teke tek yapıyor ve bu gençlerin burnundan getirtiyordu. Nede olsa eski toprak…
2007 yapımı “Basketball Man” adlı belgesel filmde kendini canlandırıyor.Karısı ile boşandılar fakat mutlular…
Ve…
Ve, maalesef artık basketbol oynamıyor. Daha doğrusu biz görmüyoruz.
45. yaş günün kutlu olsun Mike! Sen olmasaydın ne yapardık? (yapardım)
İyi ki hep vardın, var oldun, var ol!
KARİYER RAKAMLARI
·30.000 sayı 5000rib 5000ast ve 2500tç rakamlarını geçen tek oyuncu.
·2 smaç şampiyonluğu yaşayan 4 kişiden biri
·All-star tarihinin en skoreri 21.9 ort.
·Toplam oy bakımından en çok oy alan All-Star
·2olimpiyat, 1NCAA, 6NBA şampiyonluğu
·14 MVP(5 sezon,6play-off,3all-tar)En çok MVP si olan oyuncu
·3 kere basketbolu bıraktı aslında ilk basta bırakmasa ödülleri sayısı çok daha fazla olabilirdi deniyor.
·1 kez en iyi savunmacı onu da alan sayı averajı en yüksek kişi , En iyi savunmacı iken En değerli olan ilk, sayı kralı olan tek kişi.
·10 kez sayı 3 kez top çalma krallığı
·9 kez arka arkaya savunma ilk beşi bu bir rekor.
·10 kez NBA ilk beşi
·14 kez All-star
·1 sezon da All-star sezon ve finaller MVP liklerini iki kere toplayan tek kişi
·1All-tar maçındaki tek Triple Double sahibi
·MJ in esas sahnesi daha çetin anlardır o anlarda play-offlar ve finallerdir
Finaller ve play-offların en çok sayı atan adamı
·Play-off ve sezon sayı averajı tüm zamanlarda 1.
sezon 30,1(Washington’a gelmese 32,4 olacaktı.)
·Play-off ortalaması 33,4
·40 ve 50 sayı barajını en yaşlı geçen oyuncu
·Ayrıca 40’ında 40 say barajını geçen tek oyuncu.
·Finallerde ki en iyi averaj; 41 sayı ortalaması Phoneix’ e karşı
·Finallerin en çok 3 lük isabeti bulan 2. adamı
·Bir maçta ki en yüksek sayısı 69
·En yüksek ribaunt 17 asist 19
·Bir play-off maçında kaydedilmiş en yüksek skor 63(boston86)
·Play-off ve finallerin en çok top çalanı
·886 Maç arka arkaya sakatlıklarda dahil 15 sayı altına düşmeme(rekor)
·Play-off tarihinin en çok şut kullananı, en çok şut sokanı, en çok serbest atış kullanan ve sokanı, en çok top çalanı…
·28 serbest atış girişimi ile en yüksek rakam sahibi(uzatma olmayan maçlar arasında)
·23 serbest atış isabeti ile en yüksek rakam sahibi (uzatma olmayan maçlar arasında)
·60 Play-Off maçı boyunca 20 sayı altına düşmeme rekoru…
·Bir çeyrekte en çok top çalan 11 oyuncudan biri
·Kariyerinde 250 top çalma ve 150 blok rakamlarına aynı sezonda ulaşan ilk oyuncu.
·Bir Play-Off serisi boyunca kaydedilmiş en yüksek sayı ortalaması 43.
·En çok top çalan 3 oyuncudan biri, bunlar arasında en az maç oynayan 2. kişi.
·3000 sayı barajını geçen ilk gard.
·Olimpiyat tarihinin en fazla top çalan ikinci oyuncusu.
·All-Star tarihinin maç başına ve toplamda en fazla top çalanı
·Ve onlarca unutulmaz an… (Daha fazlasını yazamadım gerçekten)



Jordan için söylenenler-Jordan’ın Söyledikleri:
Kaan Kural, LebRon James'in Jordan'la kıyaslanması üzerine:
"Ben oyucuları kıyaslamayı sevmem. Ama Jordan olmak imkânsız. Mutlaka ondan daha yetenekli oyuncular gelecek. Bence Tracy McGrady ve Kobe Bryant'ın MJ'den daha az yetenekli oyuncular olmadığını düşünüyorum. Fakat Michael Jordan'ın zihinsel gücü iki üç insan da var. Ben onu Michael Schumacher ve Tiger Woods ile karşılaştırırım. Michael Jordan yenilmeyi asla kabul etmeyen, kazanmak için yeteneklerini sonuna kadar zorlayan ve bunu akıllı bir şekilde kullanan bir insan. LeBron James Jordan'ı istatistikler de geçse de asla onun kadar maç kazanamayacak. Jordan'ın zihinsel gücüne hiç kimsenin ulaşamayacağını düşünüyorum. "
Bill Clinton: “ Ben potansiyelini bu kadar üst düzeylerde azimle ve yaratıcılıkla kullanan birine daha önce hiç tanık olmadım.”
MJ dönüşü sonrası: "Aktif kariyerimde zirveye ulaşsam dahi hala kanıtlayacak çok şeyimin olduğunu fark etmek güzeldi"
* "Eğer spor âlemindeki sporcuları bir değerlendirmeye tabii tutsaydım, her yönden 10 tam puan alacak yegâne kişi Michael Jordan olurdu." Alonzo Mourning
* "Kimi zaman maçın ortasında olduğum yerde durup kalırdım. Çünkü onun çılgınca bir hareket yapacağını bilirdim. Böyle bir durumda sağa sola koşuşturmaktansa, olduğum yerde kalıp, seyretmeyi tercih ederim." Kenny Anderson
* "Onun benim için ancak hayalini kurabileceğim hareketler yaptığını gördüm. Onun potanın bir tarafındaki dip çizgiden smaç yapacakmış gibi havalanıp, havada bir müddet asılı kaldıktan sonra altından geçip diğer tarafından ters turnike attığını gördüm. Bunu kendim görmesem imkânsız derdim." Shaquille O'Neal
* "Michael bana gözleri kapalı serbest atış atabileceğini söyledi maçı asla unutmam. Onunla bunu asla yapamayacağı konusunda iddialaştım. O da yaptı! O gün düşündüğüm eve gidince çocuklarıma ne söyleyecektim." Dikembe Mutombo
* "Benim Jordan hakkında anlatmaktan en hoşlandığım hikaye, Pistons'da oynadığım sene Chicago ve Detroit arasında oynan maçtır. Michael potaya doğru ilerliyordu, önünü kesmek için yukarı doğru sıçradım. Dilini dışarı sarkıttı ve sağından geçeceğini sandım. Ama o havadayken dilini ve yönünü diğer tarafa çevirdi, diğer yanımdan geçti ve topu sağ eliyle potaya bıraktı. Ben de orada öylece durup seyrettim. Sonra Chuck Daly' le göz göze geldik. Rengi atmıştı. Ona zar zor 'Bir şey söylemene gerek yok, ben de gördüm' diyebildim, o kadar." John Salley
* "Gerçekten aklımdan hiç çıkmayan maç var, asla unutmayacağım ve evde kasette kayıtlı olan. New Jersey'de oynuyorduk. Michael topu aldı ve Derrik Coleman, Chris Dudley ve Chris Morris ona doğru geldiler. İçten bir manevra yaptı, dışarıya doru bir hamle yaptı, topu arkasından geçirdi ve şutu attı. İnanılmazdı. O en iyisi ." Horace Grant
* "Benim en favori maçım 1990-91 Finallerinde yaşandı. Michael topu sürerek geldi, sağa doğru bir feyk attı, sola doğru gitti sonra sıçradı ve havada bir an asılı kaldı. Dilini dışarı sarkıttı ve bu sırada hala havada asılı duruyordu, Bende içimden 'Hayır, bunu yapamaz, bunu yapmamalı, bizim takıma bu olmaz beni üzerimden bunu yapamazsın' diye düşünüp duruyordum... Ama yaptı. Uçtu, topu bir elinden diğerine aldı ve içine bastı. Michael bütün seyircilerin çıldırmasına yol açmış gibiydi. Herkes saçını başını yoluyor, bu inanılmaz basketi gördüklerini inanamıyorlardı. Eminim ertesi gün, ofise gittiklerinde bütün millet sadece bundan konuşmuştur." Magic Johnson
* "Michael bu oyunu sadece iki nedenle oynuyor; Çünkü oynamayı seviyor, meydan okumaya bayılıyor.” BJ Armstrong
* "Oyun son çizgi civarındayken, topun bu adamın eline geçmesini istiyorsunuz ki iyi bir oyuncu nasıl olur göresiniz. İşte Michael'i özetlemek için kullanabileceğim kelimeler bunlar: O iyi bir oyuncu, En iyisi." John Paxson
* "Vancouver karşısında oynanan bir maçı hatırlıyorum. Bitime 6 dakika kala, 12 sayı gerideydik ve normalde maçı kaybetmememiz gerekiyordu. Ama Michael sadece 'Bu kadar yeter, buna izin veremem' dedi ve Vancouver tarihe karıştı." Bill Wennigton
* "Ne zaman başımız sıkışsa Michael turboları açıyor." James Edwards
* "Bazı oyuncuların baskete giden yolu bulmalarını seyretmek çok ilginç ve Michael'da beni en çok etkileyen taraf da bu. Onun nasıl sıçradığı ve smaç yaptığı hakkında konuşup durabilirsiniz, ama basketbolu gerçekten bilen insanlar onun çembere giden yolu her defasında keşfetmesinden, şut atmak istediği her zaman, o şutu ne yapıp edip bulmasından daha çok etkiliyorlar. Chicago'ya ilk geldiğinde inanılmaz şaşırtmıştı. Onunla aynı takımda oynadığımızda, rakip takımda oynadığınızdan daha çok etkileniyorsanız." Dennis Rodman
* "O, oyuncuların oyuncusu. O, kendiniz oynamadığınızda seyrettiğiniz adam. Bazen onunla maç yaparken bir hareket yapıyor ve siz kendi kendinize 'Keşke ağır çekimde tekrar görebilseydim' diyorsunuz." Karl Malone
“Yenilmeyi kabul edebilirim, ama bir daha denememeyi; ASLA!” Michael Jordan
Penny Hardaway MJ Washington da son senesinde son New York maçını oynadıktan sonra sahada alkışlanırken Basına şöyle bir demeç veriyor.
''Ben küçük bir çocuktum ona hayrandım. Ben basket oynayan üniversiteli bir liseli bir gençtim onu örnek alırdım. Üniversitede aynı. Ben NBA ye geldim all-star oldum fakat hala onu izliyor ondan öğreniyordum. O 40 yaşında ve hala ondan çok şey öğreniyorum herhalde ölünceye kadar da öğreneceğim''
JORDAN "Kariyerim boyunca 9000'den fazla başarısız atış yaptım, 300'den fazla oyun kaybettim, 26 kez oyun kazandıracak atışı ıskaladım.. Çabaladıkça başarısız oldum, başarısız oldukça çabaladım.. İşte başarımın sırrı..."
Magic Johnson “ Basketbolcular ikiye ayrılır. Biz normal adamlar vardır, diğer yanda ise tek başına Michael Jordan”
Magic Johnson: “"Bazen Jordan o kadar güzel oynardı ki onu savunmaya çalışmak yerine potayı güzel gören bir yerden Jordan’ın yapacağı şeyi izlemeyi seçiyordum, çünkü ertesi gün herkes o hareketten bahsederken tam anlamıyla görememiş olmak beni çıldırtıyordu..."
JORDAN- "Yetenek maçı kazandırır ama zeka ve takım oyunu şampiyonluğu!"
Craig Eghlo= '' Durdurmak mı? Öyle bir şansımız olabileceğine siz inandıysanız bende inanıyorum o zaman, fakat hiç sanmıyorum. Durmanın anlamını sanırım bilmiyor.''
''Bu senin için yeterince uzun mu?''
Michael Jordan maç sırasında kendisinden 8-10 cm kısa bir adamın üzerinden smaç basıyor ve tribünden bir adam ''Sen onun üstünden mi basabilir yorsun?'' gibilerinden laflar söylüyor. MJ bir dahaki hücumda 2.13 lük adamın üzerinden smaç basıyor ve tribündeki adama yukarıdakini söylüyor.
''Ben Jordan'a maçta ne yapması gerektiğini söylemezdim ama sana söylüyorum.''
Phil Jackson’dan Kobe 'ye ithaf.
“Herkes bir şekilde Michael Jordan gibi olmak istiyor, bense her gün Michael Jordan olmak zorundayım.” Michael Jordan
"Michael saygı duyarak izlediğim ve bana oynadığım günleri tekrar yaşatan tek oyuncu." Dr.J
Utkan Aktaş
(Bu yazıyı Kaynak ve yazarın ismi belirtilmeden yayınlayan siteler hakkında yasal işlem yapılacaktır.)
Yorum (3) >>
...
Yorumu Yazan: grombell, 21 Şubat 2008, 10:18:11
çok güzel bir yazı olmuş.
Jordan hakkında pekte birşey bilmeden onu sadece Washington (ki o yaşlarda bir oyuncu için gerçekten iyi bir performans) formasıyla izleyip yorumlayanlar için ders niteliginde. Kobe, Iverson, James, T-Mac, Carter hepsi çok yetenekli oyuncular. Ama Jordan oyunu başka bir seviyede oyunuyordu ve NBA o zamanlar çok daha zevkliydi. Bu yazıyı hazırladıgınız için çok teşekkürler. Yalnız birkaç düzeltmem olacak.
Jordan 1986 Play-off'larında 63 sayıyı Dogu Konferansı ilk tur ikinci maçında atmıştır ve o seriyi 3-0 kaybettiler (4-0 degil)
98 NBA finallerinde seri hiçbir zaman 2-2 olmadı ve Utah o seride arka-arkaya maç kazanamadı (97 finallerinde Chicago 2-0 öne gectikten sonra Utah 2-2 yapmıştı) Utahı 54 sayıda tuttukları maç ise 3. maçtır.
Bu arada Jordan hakkında bilmedigim bir çok şeyi bu yazı sayesinde ogrendim.
Tekrar teşekkürler
...
Yorumu Yazan: cem, 21 Şubat 2008, 18:35:42
mükemmel bir yazı ellerine sağlık abi
...
Yorumu Yazan: Utkan, 21 Şubat 2008, 20:37:00
@grombell Değerli görüşlerin ve açıklarımı kibarca belirttiğin için teşşekkür tamamen dalgınlık olmuş ve serileri karıştırmışım......Tekrar sürçü-lisan ettiysek aff ola....En yakın zamanda açıkları kapatırız...Teşekkürler....
...
Yorumu Yazan: cesur, 21 Şubat 2008, 22:23:32
sadece en iyi basketbolcu değil aynı zamanda gelmiş geçmiş en iyi sporcu olan Jordan'ı çok iyi anlatmışsınız, Jordan'ın yaptıklarını öğrenmek insana ilham veriyor. çok çok çok teşekkürler...

Etiketler: , , , , ,

posted by gildorx @ 2/22/2008 12:10:00 ÖÖ, , links to this post




Pardus (Oyun) - Battle for Wesnoth


Şirket/geliştirici: David White
Battle for Wesnoth Geliştirici Takımı
İşletim sistemi: Çoklu platform
Tür: Oyun
Lisans: GPL
Web sitesi: http://www.wesnoth.org
Tanım ve Oynanış
Battle for Wesnoth (Wesnoth için savaş) tur tabanlı, fantastik öğeleri olan bir RPG'dir.
Battle for Wesnoth öğrenmesi kolay fakat hayli derinlikli, basit ve eğlenceli bir oynanışa sahiptir. Tek oyunculu deneyimi oyunla birlikte paketlenmiş güçlü yapay zekaya ve ilginç birer senaryoya sahip dört kampanya içerir.
Battle for Wesnoth ayrıca oyun içinde indirilip kolayca yüklenebilen düzinelerce ek kampanya yapmış olan hareketli bir kampanya yazarları camiasına sahiptir.İstekli kampanya ve senaryo yazarları Wesnoth harita editörü ve Wesnoth'un skript dilini kullanarak kendi kampanyalarını kolay bir şekilde oluşturabilirler.
Çok oyunculu da unutulmamıştır, ikili veya ağ üzeri ile arkadaşlara karşı olduğu gibi internet üzerinden oyuncuların takım arkadaşı ve rakip bulabileceği çok oyunculu sunucuda da oynamak mümkün.
Battle for Wesnoth'a giden yol ana geliştirici David White 18 Temmuz 2003 tarihinde ilk geliştirme versiyonu 0.1'i çıkardığı günden başlayan uzun bir yol oldu. 1.0 sürümü David ve onlarca katkıda bulunan kimsenin sadece kod, senaryo, resim ve müziklerini içermekle kalmayıp zaman, efor ve yeteneklerini de temsil etmektedir. Battle for Wesnoth ekibi Wesnoth'un filizlenmekte olan diğer açık kaynak oyunlarının geliştiricilerine de bir başarı örneği olmasını ümit eder.

Etiketler: , , ,

posted by gildorx @ 2/20/2008 10:10:00 ÖÖ, , links to this post




Zamanda yolculuk olasılığı

Japonya Uzay Havacılık Dairesi (JAXA) ve Tokyo Üniversitesi'nde görev yapan Doç.Dr. Serkan Anılır, zamanda yolculuk konusunu yazdı.Zamanda yolculuk dendiğinde aklımıza hep ünlü bilim adamı Stephen Hawking'in yaklaşımı gelir. 'Eğer zamanda yolculuk mümkün olsaydı, neden bugün gelecekten gelmiş zaman yolcularıyla karşılaşmıyoruz?'Peki ya ileride zamanda yolculuk gerçekten mümkün olursa ve gelecekten gelmiş kişiler aramızda yaşayıp bizi izliyorlar ve içlerinden gülüyorlarsa? Gelin, hep beraber bu olasılığı düşünelim.Zannederim, uzmanlık alanı olmasa da herkes, zamanda yolculuğun ancak ışık hızına ulaşabilmemiz durumunda mümkün olduğunu biliyordur. Gelecekte, zaman yolculuğu ile ilgili bütün engelleri ortadan kaldırıp ışık hızından daha hızlı hareket etmeye yönelik teknolojiyi geliştirdiğimizi varsayarsak, nasıl bir zaman yolculuğu yaşanacağını da hayal edebiliriz. Wells'in romanı ve 'warp' fikri Zamanda yolculuk üzerine en tanınmış yazılı roman, ünlü yazar H.G.Wells tarafından kaleme alınmıştır. Romanda zaman makinası geçmişe ve geleceğe tek bir çizgi üzerinde hareket ederken, bugün zamanda yolculuğun gerçekleşeceğine inanan birçok bilim adamı, bazı zorlukları yok etmek için 'warp' fikrini ortaya atmaktadır. 'Warp'ı basit bir örnekle açıklayacak olursak, bir kağıdın sol alt köşesine (X), sol üst köşesine (Y) yazalım. X'den (şimdiki zaman) Y'ye (geçmiş zaman) bir çizgi çekelim. Wells'in modelinde, zaman makinasını bu çizgi üzerinde hareket etmektedir. Ama, harflerin yazılı olduğu iki köşeyi kağıdı kaldırıp ortası sarkacak şekilde biraraya getirirsek, bu iki farklı nokta arasında hareket etmek için varolan çizgiyi takip etmek yerine direkt atlama yapabileceğimizi görürüz. 'Warp' budur. Her ne kadar bu imkansız gibi düşünülse de, bugün doğadaki formlara baktığımızda, mükemmel bir kare veya dikdörtgen benzeri bir form göremeyiz. Doğa, bizim '3.5 boyut' ismini verdiğimiz mevcut form cetvelleriyle tanımlanamayan 'fraktal'lerden oluşur. Kar tanesi ve yansımalarBuna en güzel örnek ise bir 'kar tanesinin' şekli. Kyoto Üniversitesi'nden Prof. Dr. Koji Miyazaki ile beraber yaptığımız bir araştırma sırasında, kar taneleri ve benzer milyonlarca fraktal şekillerin aslında dördüncü boyuttan üçüncü boyuta yansımalar olduğunu bilgisayar modelleriyle kanıtlayıp başarılı olduk. Einstein'in 'zaman' olarak tanımladığı dördüncü boyutun, belki de farklı bir kurgusu olan bir üst 'mekan' olabileceğine dair bir tez de geliştirdik. Uzayın şekli ve boyut konusunu daha derinden kavramak, ileride belki de zaman makinasının önünü açabilir.Zaman makinasına geri dönecek olursak, bugüne kadar büyük bütçeler ve derin araştırmalarla hazırlanmış bütün filmlerde kahramanımız zaman makinasıyla geçmişe veya geleceğe giderken, farklı zaman diliminde başladığı nokta ile çıktığı nokta aynıdır. Örneği tekrar düşünürsek, bir kağıt üzerindeki iki nokta arasındaki çizgiyi takip etmeden o noktalar arasında gidip gelmek bir gün mümkün olsa da, herhalde o gün zaman makinası üzerine çalışanlar, çok önemli bir gerçeği fark edecekler. O da kağıdın hareket halinde olması... Yani uzayın hareket ediyor olması.Nasıl mı?Dünya saatte yaklaşık bin 600 km hızla dönmektedir. Eğer bir zaman yolcusu 'warp' ile, zamanda bir saat geriye gidecek olursa, çıkacağı nokta ilk başlangıç noktasından bin 600 km ötede olacaktır. Tabii ki bu durumda, uzaya dışarıdan bakacak olursak, dünyanın aynı bir saat içinde güneşin etrafında da 107 bin km yol katettiğini, güneşin de Samanyolu galaksisinde 810 bin km, Samanyolu'nun da Andromeda galaksisine doğru 240 bin km, 'Local Group' adı verilen bizim sistemimizin de Virgo kümesine doğru 2 milyon 770 bin km ve komple olarak Virgo sisteminin de 'Great Attractor' adı verilen görünmeyen bir kümeye doğru 2 milyon 150 bin km ile hareket ettiğini düşünmemiz gerekir. Zamanda yolculuk hayalleri ile yola çıkan pilotumuz, sadece ve sadece bir saat geriye dönmeye kalkışırsa, yola çıktığı noktadan yaklaşık 5 milyon kilometre uzaklıktaki farklı bir noktada ortaya çıkacaktır.Burada önemli olan, yolculuğa başladığı noktada gene ortaya çıkmış olsa bile, bu sırada uzay bir saat içinde hareket etmeye devam etmiştir. Bu kadar kötümser olmamak için, olaya bir de iyi tarafından bakalım. 5 milyon kilometre uzakta çıkma olasılığından bahsettiğim halde, bütün yıldız ve kümelerin aynı yöne hareket etmediği gerçeğini göz önünde bulunduracak olursak, buradan birbirlerini sıfırlama şansları olduğunu söyleyebiliriz. Bugün bilim adamlarının 'uzayın duvar kağıdı' olarak da tanımladıkları arka plandaki 'kozmik kısa dalga fon radyasyonu' (Büyük patlama, yani Big Bang adını verdiğimiz evrenin doğuşunda meydana gelen patlamadan geriye kalan radyasyon) ölçümleri ışığında, dünyanın saatte yaklaşık 1 milyon 400 bin km hareket ettiğini biliyoruz. Bu uzaklıkları şu ana kadar sadece bir saatlik bir zaman yolculuğu macerası olarak düşündük. Bunu günlere, aylara, yıllara vurursak ortaya çıkan mesafe farklılıklarını zannediyorum herkes hesaplayabilir. Basit bir örnek verecek olursak, 2105 yılından zamanımıza dönmeye çalışan bir kişi, dünyadaki başladığı noktadan yaklaşık 1 trilyar kilometre uzakta çıkacaktır, bize o noktada mesaj gönderse, dünyaya ulaşması yaklaşık 47 gün alacaktır.Uzay keşifleri Eğer bu şekilde bir yolculuk imkanı olursa, yani uzayın sürekli hareket halinde olmasını kendi avantajımıza çevirmek istersek, bunlardan birisi uzay keşifleri olabilir. Mesela aynı hesaplama sistemi ile gidersek, şu an ki bulunduğumuz noktada 17.4 gün sonra Jüpiter gezegeninin olacağını tahmin ederek (dünyaya en yakın olduğu zamanda 587 milyon kilometre) buna ayarlayarak bir keşif gemisini gönderebiliriz. Tabii ki x-y düzleminde başarılı olunacağı tahmin edilse bile, uzay ortamındaki x-y-z sisteminde düşünürsek, belki uzaklık olarak doğru noktada çıkabiliriz ama Jüpiter'in o andaki konumuna göre tam olarak yanında çıkma şansımızın çok zayıf olduğu da bir gerçektir. Ancak bu teknoloji eğer başarılı olursa, mesela dünya yörüngesine uydu veya benzeri yük taşıması için son derece pratik bir çözüm olabilir.Hayal gücümüzü zorlamaya devam edecek olursak, ben bir gün zaman makinasıyla yolculuk yapma şansını yakalasam iki seçeneğim vardır. Birincisi ne kadar dünyadan uzakta ortaya çıksam bile, en kısa zamanda dünya ile bağlantı kurup yönümü bulmak ve geriye dönmeye çalışmak. İkincisi ise, zaten geri dönemeyeceğim gerçeğini kabul ederek, gitmişken sonuna kadar gideyim fikrine de sarılarak, uzayın başladığı zamana dönmek. Acaba Big Bang patlamasının olduğu ana kadar gidebilir miydim? Uzayın henüz bin yaşında olduğu ve sadece taneciklerden meydana geldiği bir döneme dönebilecek olsam, acaba benim zaman makinem de o anda tanelerine ayrılır mıydı? 'Warp' fikrinde zamanın etrafında dönerek, yani o çizgi üzerindeki olaylardan etkilenmeyerek hareket edebileceğimizi varsayarak, 'Big Bang'den öncesine dönmeye kalkışsaydık? Bu durumda uzayın varolmayacağı ve uzayın varolmasından dolayı ortaya çıkan ve insanlar tarafından yorumlanarak 'fizik kanunları' olarak kabul edilmiş, ve benim zaman makinamla o noktaya kadar gitmeme imkan sağlamış bütün kuralların da varolmayacağını düşünersek? 'Terminator' filminde zamanda geriye giderek, ileride lider olacak insanların ailelerini yok etme düşüncesi nereye kadar mümkün bilemiyorum. Buna başka bir yaklaşım getirsem, mesela ileride olacak çok büyük bir felaketi dünyaya mesaj olarak yollayarak tedbir almaları için uyarabilirdim. Bu belki ileride mümkün olabilir ancak böylesine bir felakette ölmesi gereken bir kişi, benim yollayacağım mesaj sayesinde kurtulur ve ileride dedemi bir kavga sırasında öldürürse? Zaman yolculuğu tartışması yıllarca sürer...
Doç.Dr. Serkan Anılır

Etiketler: , , ,

posted by gildorx @ 2/12/2008 02:08:00 ÖS, , links to this post


  • Fotoritim - Fotografya
  • Gezegen Linux - Foto Kritik
  • E-Hack Project - BlogNot
  • Debian-TR - Mürekkep Günlük
  • VBmaster - CE Turk
  • BT SoruCevap - hafif.org
  • AltıÜstü Tasarım - Zihin Kontrolü
  • FTP Linux jp - Knoppix (FTP)
  • ftp.linux.org.tr - ftp.ulak.net.tr
  • Linux iso - Linux belgeler
  • Slackware Linux - Web Dersleri
  • Linux kitaplığı - e-lapis (dergi)
  • ileri seviye - Canlı TV&Radyo
  • Linux Programlama - Bendevar
  • Gencturk - TekmeTokat
  • Anti-Pop - Sadettin - Joezombi
  • Discrepancy - No Ma'aM Show
  • Asmakilit - Taksimetre - Isim rating
  • Kedi Tasması - Ferruh Mavituna
  • HTML Kod Kontroluenderunix
  • GildorX XML - Güncel Haberler XML
  • Güvenlik XML - Teknoloji XML
  • Web XML - Yazılım XML
  • Donanım XML - Slow Radio-CherieFM
  • Internet XML - nyucel
  • Türkçe RSS ve Blog Merkezi
  • www.flickr.com
    gizliroland's photos More of gizliroland's photos

    Mail okuyarak da para kazanılabiliyormuş. Üstelik sadece size gelen maillerden değil başkalarının okuduğu maillerden de hem onlar hem siz kazanıyorsunuz. Yapmanız gereken tek şey

    SüperTeklif'e üye olarak, kazanmaya başlamak SüperTeklif'e üye olarak, kazanmaya başlamak