Kobe Bean Bryant
2008/11/24
Kim bilebilirdi ki, Üniversite okumadan NBA draftlarına katılan bu gencin yıllar sonra bir süperstar olacağını ve NBA tarihine adını altın harflerle yazdıracağını...
Kobe’nin basketbola olan ilgisinin büyük bir kısmı NBA’de oynamış babasından geliyordu. Babasının maçlarını izlerken büyük bir keyif alan ve basketbola alışması belki de geleceğini değiştiren bir durumdu. Bir dönem İtalya’ya ailesiyle birlikte taşınan Kobe uzun yıllar burada kaldı ve futbolla içli dışlı olmaya başladı. Sürekli futbolu takip eden Kobe basketbol kadar futbolu da büyük bir ilgiyle takip ediyordu. Ancak basketbola olan sevgisi daha ağır bastı ve Amerika’ya tekrar döndüklerinde iyice basketbola yöneldi. Boyunun da günden güne uzaması oyununu daha da etkili kılabilmesi için çok önemli bir kazanç oldu.
Lise yıllarına gelindiğinde özellikle hırsı ve azmiyle herkes tarafından gıptayla bakılan bir öğrenci olarak görülüyordu. Takımıyla çıktığı ilk sezonda pek bir başarı sağlayamasa da diğer sezonlarda büyük başarılar elde ederek takımıyla birlikte şampiyonluklar yaşadı. Lisede mücadele ettiği son senesinde ise 30.8 sayı, 12 ribaunt, 6.5 asist, 4 top çalma, 3.8 blok ortalamaları ile çok büyük bir yankı uyandırdı. Liseden mezun olurken Philadelphia’nın gelmiş geçmiş en çok sayı atan oyuncusu olmayı da başardı. Muazzam performansı ve istatistikleri ona büyük yarar sağladı. USA Today yılın lise oyuncusu, Naismith yılın oyuncusu ödüllerini kazandı ve McDonald's All American takımında yer aldı.
Üniversite okumadan direk NBA’e girmeyi hedefleyen Kobe Bryant 1996 draftlarına katıldı. Lisede yakaladığı istatistikleri ve muazzam performansıyla adı sıkça anılan Kobe, üniversite okumamasının getirdiği dezavantajla birlikte 13. sıradan Charlotte Hornets tarafından draft edildi. O dönem pota altında çok sorun yaşayan ve takviye yapmayı düşünen Hornets ekibi, Vlade Divac karşılığında Kobe’yi Los Angeles Lakers’a yolladı. Bu takas 2 takım için de çok büyük tartışmalara yol açtı. Çoğu yazar Hornets’in bu yaptığının gerçekten akıllı bir hamle olduğunu söylerken, diğer yandan da madem Kobe takas edilecekti neden draftlerden iyi bir uzun seçilmedi diye eleştirenler de bulunuyordu. Bu tartışmalar tabii ki Lakers açısından da geçerliydi. Divac gibi NBA’in kalbur üstü pivotlarından birini üniversite okumamış, direk liseden draftlara katılan bir oyuncu karşılığından yollamak gerçekten çoğu kişi tarafından garipsendi.
Kobe Bryant’ın takasla Lakers’a gelmesi, ilk senesinde sürekli göz önünde tutulacağını gösteriyordu ve onun göstereceği performans, bütün herkes tarafından merak konusu haline geldi. Normal sezonun 2. maçında Minnesota Timberwolves maçında sonradan oyuna giren Kobe Bryant 18 yıl, 2 ay ve 11 gün ile NBA tarihinde bir maçta görev alan en genç oyuncu ünvanını aldı. İlk sayılarını bir sonraki New York Knicks maçında kaydeden Kobe ilk 5 başlama başarısını da 18yıl, 5 ay ve 5 günde başararak NBA’de bir maçta ilk 5 başlayan en genç oyuncu oldu.
Çaylak sezonunda pek süre alamayan ve bench’den gelen Kobe oyunda kaldığı sürelerde de sağladığı katkıyla gelecek de iyi işler yapabileceğinin sinyallerini yavaş yavaş veriyordu. Oyunda kaldığı kısıtlı sürelerde elinden geleni yapan ve sürekli gelişme halinde olan Kobe, allstar hafta sonu etkinliklerinde de göz önündeydi. Çaylaklar maçına seçilen ve 31 sayıyla mücadele eden Kobe sahanın en skoreri olmayı başardı. Oynanan bu maçın ardından birkaç saat sonra smaç yarışmasını da kazanarak hem en genç yaşta smaç şampiyonu olarak NBA tarihine, hem de Lakers tarihine geçmeyi başardı. Lakers forması altında smaç şampiyonu olmayı başaran tek oyuncu olma başarısını da gösteren Kobe, ilk sezonunda büyük bir yankı uyandırarak ileri ki sezonlarda ne kadar adından söz ettireceğini de göz önüne koymuş oldu.
Çaylak senesini olumlu bir performansla tamamlayan Kobe, 97-98 sezonuna gelindiğinde daha olgun ve basketbolunu daha üst seviyeye taşımaya kararlı bir genç olarak insanların karşısına çıktı. Hem önceki sezon oynamanın da vermiş olduğu güven hem de offseason‘da yaptığı fiziksel çalışmalarla birlikte 97-98 sezonuna iyi bir başlangıç yaptı. Önünde Eddie Jones ve Nick Van Exel gibi oyuncular olmasına rağmen maçlarda 26 dk süre alan Kobe 15.4 sayı ortalaması ile yaz aylarında yaptığı çalışmaların meyvelerini yavaş yavaş toplamaya başladı. Maçlarda yaptığı spektakülar hareketler ve vurduğu etkliyeci smaçlar geçen sezon kazandığı smaç şampiyonluğunun bir tesadüf olmadığını kanıtlar nitelikteydi.
Gösterdiği performansla kamuoyunun gözdesi haline gelen bütün herkes tarafından ilgi odağı olan Kobe taraftarlardan gelen büyük oylarla birlikte Allstar maçında oynamaya hak kazandı. Batı takımında sahaya çıkarak 18 sayı kaydeden Kobe Batı Takımı’nın en skorer oyuncusu oldu. Bu maçta görev alması ise NBA allstar’ında oynayan en genç oyuncu ünvanını da Kobe’ye getirdi. Ancak 97-98 sezonu Kobe ve Lakers için pek de iyi bitmedi. Playoff yarı finalinde Utah’a elenen Lakers diğer seneler için iyi bir tecrübe edinmiş oldu. Kamuoyu tarafından yavaş yavaş yaratılan Kobe-Shaq ikilisinin birbirlerini tamamlamadıkları ancak otoriteler ve eleştirmenler, bu ikilinin daha önlerinde uzun yıllar olduğundan dolayı bu kötü dönemin onları olumsuz yönde etkilememesinin gerektiğini belirttiler.
98-99 sezonuna gelindiğinde ise Kobe’den beklentiler daha da artmaya başladı. Ligde 3. sezonunu yaşayacak olan Kobe, yazın yaptığı çalışmalarla lige daha hazır girmek ve daha etkili olmak istediğini gözler önüne seriyordu. Takımdaki diğer oyuncular da ona diğer 2 sezonda olduğundan daha fazla güvenmeye başladılar. Bu güvenin getirdiği özveriyle de çalışmalarını sürdüren Kobe performansını biraz daha arttırarak NBA’de kendine önemli yerler edinmeye çalışan bir oyuncu görünümünü elde etmeyi başardı. Sezon sonuna kadar iyi mücadele eden Kobe kendinden beklenen gelişmeyi göstererek istatistiksel olarak da iyi bir sezon geçirdi.19.9 sayı ortalamasıyla kapadığı sezonda yıllar geçtikçe ne kadar iyi bir hücumcu olduğunu bütün herkese göstermeye başladı.
Playoff’larda yine istediğini bulamayan Lakers, yine yarı finalde elenerek sezonu tamamlamış oldu. Ancak bu tablo, Kobe-Shaq ikilisinin artık bir şeyler yapmasının gerektiğini gözler önüne seriyordu. Chicago Bulls ile 6 şampiyonluk yaşayan coach Phil Jackson’ı takımın başına getiren yönetim artık takımdan başarı bekliyordu. Phil Jackson’la anlaştıktan sonra Charlotte Hornets takımında iyi bir oyun çıkaran tecrübeli Glen Rice’ı da kadrolarına kattılar. Bu takviyeyle birlikte takımda inanılmaz bir hava oluştu. Kobe-Rice-Shaq üçlüsünün çok önemli işler yapabileceği, ayrıca takımın başına da efsanevi coach’lardan Phil Jackson’un getirilmesi yeni sezon için ne kadar iddialı bir ekip olunduğunu yavaş yavaş göstermeye başlayacaktı.
Yeni sezonun başlamasıyla birlikte bütün gözler Lakers’taydı. Phil Jackson’ın Lakers’a getirdiği üçgen hücumu iyi şekilde işleyen Kobe-Rice-Shaq üçlüsü Lakers’ın sezona çok iyi başlamalarını sağladılar. Bu sezon içinde üst üste 16 ve 19 galibiyetlik seriler yakalayan Lakers, NBA tarihine de adını yazdırmayı başardı. Batı’da tekrar söz sahibi bir takım haline gelen Lakers, playoff’lar yaklaşırken performansını daha da yukarı çekti. Oynadıkları son 31 maçın 30’unu kazanan takım, playoff’lara müthiş moralli ve rakiplerine büyük bir gözdağı vererek giriyordu. Phil Jackson ve Glen Rice’ın takıma ne kadar katkı sağladığıysa, takımın buralara kadar gelmesinde büyük pay sahibiydi. Kobe’nin genç oyunculuktan çıkıp da yıldız kategorisine girmesi ise Lakers için en önemli kazançlardan biriydi.
Müthiş geçen sezonun ardından şampiyonluk hedefleyen Lakers engelleri bir bir aşarak adını finale yazdırdı. Finalde rakip Reggie Miller’lı Indiana Pacers’tı. Rakibini 4-2 ile geçen Lakers sezonu şampiyon tamamlayarak sezon boyunca yapılan hamlelerin ne kadar faydalı olduğunu ve yeni bir hanedanlığın başlayacağını gösterdi. Kazanılan şampiyonluğun ardından yeni sezona da şampiyonluk parolasıyla giren Lakers, kazanılan şampiyonlukta önemli bir pay sahibi olan G. Rice’ın takımdan ayrılmasıyla yoluna devam etti. Bu ayrılığın ardından takım daha bir kenetlenerek onun yokluğunu tecrübeli Fox ile doldurdu. Hanedanlık yaratmayı hedefleyen Lakers, Fisher-Kobe-Fox-Horry-Shaq beşiyle birlikte bu hedefe doğru hızla ilerlemeye başladı. Kobe-Shaq ikilisinin de birbirlerini iyi tanımaya başlamaları ve müthiş ikili olarak anılmaları rakipler için tam bir kabus oldu. Kobe ve Shaq gibi iki süperstara sahip olan takımın rakip takımlara karşı çok önemli bir üstünlüğü oluyordu.Sürekli kendini geliştiren ve Shaq’la birlikte çok uyumlu bir şekilde oynayan Kobe rakipler için durdurulması en güç oyunculardan biri haline geldi. Yakaladığı 28.5 sayı ortalaması ise Kobe’nin ne kadar iyi bir hücumcu olduğunu kanıtlamaya yetiyordu.
Playoff’lar başladığında rakiplerini adeta ezip geçen Lakers; NBA finaline gelene kadar kendi evinde hiç maç kaybetmeyerek büyük bir başarı sağlıyordu. 96 draftında 1. sıradan draft edilen ve yılın çaylağı ödülünü kazanan Iverson ve 13. sıradan draft edilen Kobe’nin bu final serisinde ne yapacakları merak konusuydu. Sezon içinde sürekli karşılaştırılan Kobe-Iverson ikilisi ise bu mücadelede adeta birbirlerine gözdağı veriyorlardı. İki oyuncu da sürekli bu seride saha içinde birbirleriyle problemler yaşadılar.
Allen Iverson ve Mutombo’nun sürüklediği Philadelphia 76’ers, ilk maçta Lakers’ı Staples’ta yenerek bu galibiyet serisine son verdiler ve Lakers’ı büyük bir şoka uğrattılar. Iverson’un muazzam performans sergilediği bu maçtan sonra Lakers’lılarda tedirginlik hakim oldu. Bu kadar iyi bir sezon geçirip playofflar’da da müthiş performans gösteren Lakers, acaba şampiyonluğu kazanabilecek miydi? Saha avantajını da eline geçiren Sixers 2. maçı da kazanarak kendi sahasında işi bitirmek amacındaydı. Ancak Lakers’ın muhteşem üçlüsü bu maçı bırakmadı ve seriyi 1-1 e getirerek üzerlerindeki baskıyı biraz olsun kaldırdılar.
Sixers saha avantajını eline geçirerek şampiyonluk için çok önemli bir adım atmıştı. Ancak Lakers diğer maçlarda ciddiyeti ellerinden düşürmeyek 3 maç daha kazandı ve seriyi 4-1 ‘le tamamladı. Böylelikle Lakers 2. kez üst üste şampiyon oluyor ve Shaq da 2. kez üst üste Finals MVP’si oluyordu. Ancak bu başarıda tabii ki Kobe’nin katkısını da unutmamak gerekir. Müthiş bir sezon geçirip hem hücum hem de savunma anlamında çok iyi işler yapan Kobe, Shaq’a göre 2. planda olsa da bunu pek dert etmedi ve şampiyonluğun sevincini 2. kez yaşadı.
2001-02 sezonuna gelindiğinde Lakers için tek amaç yine şampiyonluktu. Hanedanlığın yavaş yavaş yaratıldığını düşünenler bu sene de Lakers’ın şampiyonluğun en büyük adaylarından biri olacağını düşünüyordu. Kobe-Shaq ikilisi de NBA’in en iyi ikilisi olarak lanse ediliyordu. Her sezon istatistiklerini geliştiren Kobe sayı olarak önceki seneye oranla biraz düşüş yaşasa da takımın Shaq’tan sonra en önemli skoreri oldu. İyi performansını sezon boyunca sürdüren Kobe yine allstar kadrosuna seçilerek büyük bir başarıya daha imza attı. Doğup büyüdüğü eyalet olan Philadelphia’da yapılan bu maçta 31 sayı atarak MVP (en değerli oyuncu) ödülünü kazandı. Sezon boyunca kontrollü bir şekilde devam eden Lakers, playofflar’a yine iyi ve iddialı bir şekilde girdi. Kobe Bryant’ın geçen sene ki playoff’ta yakaladığı 29.4’lük sayı ortalamasının bu playofflar’da düşmesi kafalarda soru işaretleri oluşturuyordu. Ancak takımın önceki seneye göre daha güçlü olması ve rakipleri daha kolay geçmeleri yine onları finale kadar götürdü.
Finallerde ise karşılarında bu kez NBA tarihinin en iyi oyun kurucularından biri olarak gösterilen Jason Kidd’in takımı New Jersey Nets vardı. Kobe-Shaq ikilisinin bu seride işleri pek de zor olmadı. Rakip pota altından çok sayı bulan Kobe ve Shaq, Nets’in direncini kolay kırdı ve seriyi 4-0 bitirerek rakiplerini süpürmeyi başardılar. Böylelikle 3.kez üst üste şampiyon olan Lakers’ta Shaq yine MVP seçilmeyi başardı. Bu başarıdan sonra Kobe-Shaq ikilisinin arasında büyük sorunlar yaşanmaya başladı. Takımın bir numaralı opsiyonu kimin olduğu konusunda büyük sıkıntılar yaşanmaya başlandı
Yeni sezona da bu sıkıntılarla başlayan Lakers önceki sezona göre biraz daha zorlanmasına rağmen Kobe-Shaq ikilisinin performanslarıyla yine playoff’larda iddialı olmayı başardılar. 30 sayı ortalamasıyla sezonu tamamlayan Kobe ise bu ortalamanın tesadüf olmadığını, önceki senelerde buna benzer ortalamalar yakaladığını ikendini geliştirmeye devam edeceğini gözler önüne seriyordu. Playofflar’da ezeli rakipleri Spurs’e 4-2 ile elenen Lakers’ta büyük bir şaşkınlık oluştu. Bu şaşkınlığın ardından yapılan hamleler ise belki de NBA tarihinin en iyi 5’ini kurmalarına yol açtı
Eldiven lakaplı Gary Payton ve postacı Karl Malone’u kadrosuna katan Lakers 2003-04 sezonunun en büyük şampiyonluk adayı haline geldi. Önceki sezonun hüsranla kapatılması ardından yapılan bu 2 büyük takviye tekrar gözleri Lakers’a çevirdi ve Kobe-Shaq arasındaki gerginliği biraz olsun dindirdi. Sezona da müthiş giriş yapan Lakers, Payton ve Malone’un da katkısıyla birlikte durdurulması güç bir takım haline geldi.
Bu ikilinin takıma katılmasıyla birlikte Kobe-Shaq ikilisi üzerinden oynayan Lakers bir anda müthiş hücum eden, müthiş yardımlaşmalı bir takım haline geldi. Böylelikle Shaq ve Kobe üzerindeki baskı da biraz azalmış oldu. Kobe’nin önceki sezonlara sayı ortalaması düşmesine rağmen yine NBA tarihine adını yazdırmayı başardı. NBA’in gelmiş geçmiş en büyük oyuncusu olan Michael Jordan’a karşı 55 sayı atarak (ilk yarıda attığı 42 sayı NBA rekorudur) adeta yeni Jordan olduğunu gözler önüne seriyordu. 7 Ocak’ta oynanan Seattle maçında ise 12 üçlük isabeti kaydederek bir maçta en fazla üçlük isabet bulan oyuncu olarak NBA tarihine geçmeyi başardı.
Sezon boyunca Shaq-Kobe arasındaki tartışmalar basına da yansımaya başlamıştı. Birbirleri hakkında sürekli açıklamalar yapan ikili adeta iyi giden takıma çomak sokmaya başlamışlardı. Playoff’lara yaklaşıldığında ise bu açıklamaların ve tartışmaların şiddeti azalmaya başladı.
Playoff’lara iyi başlangıç yapan Lakers önce Houston’u rahat geçti. Ardından Minnesota’yı eleyerek adını Batı Finali’ne yazdırdı. Önceki sezonda elendikleri Spurs’le eşleşen Lakers bu kez adını NBA Finali’ne yazdırmakta kararlıydı. Saha avantajını elinde bulunduran Spurs ilk 2 maçı kazanarak seriyi 2-0’a getirdi. Lakers kendi sahasında oynanan 2 maçı kazanarak seriyi 2-2’ye taşıdı ve bu kez elenmeyeceklerini gösterdiler. Serinin 5. maçında San Antonio’da oynanan maçta 0.4 saniye kala Derek Fisher’ın basketiyle maçı kazanan Lakers seride 3-2 öne geçerek büyük bir şans yakaladı. Staples’taki oynanan 6. maçı da Kobe’nin müthiş performansıyla kazanan Lakers, adını finale yazdırdı ve Detroit’le eşleşti.
Herkes bu seri için Lakers’ın Pistons’u süpürüceğini düşünürken ilk maçta sürpriz bir yenilgi aldılar. Maçtan sonra yapılan açıklamalarda ise rakibin çok iyi savunma yaptıklarını belirtilen oyuncular diğer maçlarda daha dikkatli olacaklarını ve şampiyon olmak istediklerini belirttiler. 2. maça da aynı ciddiyetle çıkan Pistons uzun süre önde götürdüğü maçta son 10 saniyeye 3 sayı önde girdi. Ancak NBA’de pek uygulanmayan son hücumlarda faul yapma düşüncesi burada da kendini gösterdi. Kobe’yle topu baş başa bırakan Pistons ise bunun faturasını son saniye üçlüğüyle uzatmalara götürerek gördü. Uzatmalarda da benchden gelen Walton ve Shaq’ın iyi performansı ile maçtan galip ayrıldılar.
Auburun Hills’e taşınan seride Pistons rakibine büyük üstünlük sağladı ve 3 maç üst üste kazanarak seriyi 4-1 le tamamladı. Bu seride en kilit oyunculardan biri olan Karl Malone önceki turlarda sakatlanıp bu seride tam performans sergileyemedi ve Pistons’ın müthiş savunmasına cevap bulamayan Lakers, büyük sıkıntı yaşadı.
Kaybedilen şampiyonluk sonrası Karl Malone emekli oldu, Gary Payton; Chucky Atkins’le takas oldu ve Derek Fisher, Robert Horry, Rick Fox ve coach Phil Jackson takımdan ayrıldı. Phil Jackson’ın takımdan ayrılmasının ardından yeni coach arayışlarına giren Lakers, bir Houston efsanesi Rudy Tomjanovic’i ile anlaştı. Bazı çevreler bu hamlenin olumlu olduğunu düşünse de hastalıklarla boğuşan Rudy-T’nin ne kadar verimli olacağı konusunda şüphelilerdi.
Kobe ise takımın artık kendisi üzerine kurulmasını istediğini ve eğer böyle bir şey yapılmayacaksa kontratını uzatmayacağını açıklayarak Lakers yönetimini köşeye sıkıştırmış oldu. Lakers yönetimi ise Shaq’ın performansından pek memnun kalmadığı playofflar’da sıkıntı yaşadı. Kobe’nin de şantaj gibi gelen açıklamalarından sonra takımı onun üstüne kurma fikrini de benimseyerek Shaq için gelecek tekliflere açık olduklarını belirttiler. Bazı gelen teklifleri geri çeviren yönetim Miami’nin Caron Butler-Lamar Odom ve Brian Grant teklifini kabul ederek Shaq’ı takımdan yolladı. Böylelikle Kobe takımla yeni sözleşme imzalayarak istediğine kavuşmuş oldu.
Shaq takası tüm NBA’de büyük yankı uyandırdı. Çoğu kesim bu takasın Lakers için tam bir facia olduğunu ve Lakers’ın eski günlerini mumla arayacağını belirttiler. Sezona yepyeni bir kadroyla giren Lakers için işler hiç de iyi görünmüyordu. Takıma yeni katılan Butler, Odom, Grant, Mihm ve Wafer’ın takıma nasıl ve ne şekilde katkı yapacakları merak konusuydu. Kobe ise takıma Shaq takasıyla gelen Butler, Odom ve Grant için övgü dolu açıklamar yaptı. Yeni sezon iyi işler yapmak için uğraşacaklarını yeni coachlarıyla birlikte yeniden bir oluşum içinde olduklarını, ancak işlerinin kolay olmadığını söylüyordu.
Sezona fena bir giriş yapmayan ve bir süre playoff potasında kalmayı başaran Lakers, yeni oyuncuların hemen uyum sağlayamamaları nedeniyle ilerleyen dönemde çok fazla maç kaybetti. İlerleyen maçlar sonunda takımdaki hava o kadar kötüydü ki yapılan takasın bu kadar takımı kötü yönde etkileyeceği beklenmiyordu. Bir kötü haber de takıma yeni sezonda dahil olan coach Rudy-T’nin hastalığıyla geldi. Hastalığının antrenörlük yapmasını engellediğini ve doktorların sağlığını tehlikeye atmaması gerektiği için coachluğu bırakmasını belirttiler. Lakers yönetimi de bu karara saygı duyup Rudy-T’nin yardımcısıyla sezon sonuna kadar devam ettiler. Kötü gidiş sürerken Kobe’nin de sakatlanması adeta işin tuzu biberi oldu. Kayıp bir sezon olarak bakılan bu sezon da tek sevindiren gelişme Butler’ın iyi katkı vermesi ve gelecek yıllar da iyi bir oyuncu olabileceğini göstermesiydi. Sezonu kötü bir dereceyle tamamlayan ve önceki seneleri mumla arayan Lakers’ta tek sorumlu olarak Kobe gösteriliyordu.Kobe ise pota altına daha kuvvetli bir oyuncu alınacağı takdirde eski günlerin pek de uzakta olmadığını belirterek umut verici açıklamalarda bulundu
Offseason’da yine hareketli günler geçiren Lakers, Washinton Wizards’ın 1. sıradan draftta seçtiği Kwame Brown’u, Caron Butler ve Chucky Atkins karşılığında aldı. Böylelikle pota altındaki sıkıntısını kapatmaya çalışan Lakers, oyun kurucu mevkiini de Smush Parker’la kapattı. Kobe Bryant ise yeni sezonda daha iyi bir Lakers izleteceklerini, öncelikli olarak hedeflerinin playoff olacağını dile getirdi. Takımı kendi üstüne toplayan Kobe bu sezonda pek destek göremedi ve kişisel olarak muazzam performanslar sergilemek zorunda kaldı.
Sezonu 35.4 sayı ortalamasıyla tamamlayan ve sayı kralı olan Kobe, NBA tarihine yine adını yazdırdı. 3 periyot da attığı 62 sayı -ki o anda Dallas henüz 61 sayıdaydı- inanılmaz bir tek kişilik performans olarak tarihe geçti (son periyot da hiç oynamadı). 22 Ocak’ta oynanan Toronto Raptors maçında ise NBA’de bir maçta atılan en yüksek 2. skor olan 81 sayıyı Raptors potasına göndererek yine adını NBA tarihine yazdırdı. Bu 81 sayı bütün dünyada büyük yankı uyandırdı. Bir maçta 81 sayı atmak gerçekten olağanüstü bir şey ve ayrıca çok büyük enerji gerektiren bir durumdu. Ancak Detroit Pistons’ın yıldız oyun kurucusu Chauncey Billups ve Houston Rockets’in eski sayı kralı Tracy McGrady’nin dediklerine yer vermek istiyorum. Kobe’nin 81 sayı attıktan sonra onlara yönlendirilen mikrofonlara yaptığı açıklamalar...
Billups: ”Hiçbir zaman beni 80 sayı atarken göremeyeceksiniz. Ben o kadar fazla sayı atacak durumda değilim, bu çılgınca birşey. Sanırım lisede bir kez 56 sayı atmıştım. Kollarım ve omuzlarım o kadar yorulmuştu ki, buz koymak zorunda kalmıştım. O kadar sayı üretmek çok fazla enerji isteyen bir şey. Yapmadan önce bunu düşünmelisiniz çünkü her şutu kendiniz kullanamazsınız. Çok fazla şut atarsınız ve kaçırırsınız, fakat bunu yanında her zaman savunma da yapmak zorundasınız. Benim bunu yapmama imkân yok”
Tracy McGrady: ”Ben o kadar sayıyı anca playstation’da atabiliyorum.”
Bu kadar büyük bir olayı anlatmak için başka şeyler yazmak istemiyorum. Bu 2 oyuncu atılan 81 sayının ne kadar değerli olduğunu bu cümleleriyle açıklamışlar zaten.
Yazıya Devam... Müthiş bir sezon geçiren ve takımını 7. sıradan playofflara sokan Kobe Bryant çoğu kesim tarafından MVP ödülünü almaya hak kazanmıştı. Ancak NBA’in MVP ödülü için belirlediği değişik kriterler (esnek kriterler ve Stern faktörü) vardı. Bu ödül için hem bireysel performans hem de takım başarısına bakılmaya başlanmıştı. Ödülü Steve Nash kazandı. Kobe’nin insanüstü performanslarının karşılığında bu ödülü almasının gerektiği çoğu kesim tarafından garanti olarak gösteriliyordu, ki böyle iyi bir performans NBA tarihinde az rastlanan bir bireysel performanstı.
Playoff’lara 7.sıradan giren Lakers MVP ödülünün sahibi Steve Nash’in takımı Phoenix Suns’la eşleşti. Kobe bu seriyi kazanıp iyi bir cevap vermek istedi NBA yönetimine. İlk maçı kaybetmelerine rağmen 2. maçta deplasmanda kazanarak büyük bir sükse yaptılar. Maçın ortasında Kobe’nin MVP Nash’in üstünden vurduğu muazzam smaç herkesin uzun yıllar aklında kalacak türde bir smaçtı. Bu galibiyet Lakers’i bir anda avantajlı duruma getirdi. Saha avantajını kazanan Lakers, Kobe önderliğinde müthiş bir takım oyunu oynayarak adeta NBA yönetimine gözdağı veriyordu. Staples’ta oynanan ilk maçı kazanan Lakers seride 2-1 öne geçti ve çok önemli bir avantaj yakaladı. Oynanan diğer maçta son anlara kadar müthiş bir çekişme vardı. Suns son 10 saniyeye girilirken 2 sayıyla öndeydi ve topu kenardan oyuna sokacaklardı. Suns’lı oyuncular topu Nash’le buluşturmak istediler ancak Smush Parker’ın müthiş müdahelesiyle topu kapan George, Kobe’ye güzel bir asist yaparak maçı uzatmaya taşıdılar. Uzatmalarda da üstün olan Suns son hücumda yine bir hata yaptı ve hava atışı oldu. Hava atışını kazanan takım Lakers’yı ve top Kobe’nin ellerine geldi. Yaklaşık 4 saniye varken topu orta sahadan alıp dripling yapan Kobe yüksek post’un hafif çaprazından bulduğu basketle takımını 1 sayı öne geçirerek seriyi 3-1’e getirdi.
Herkes şoktaydı. Bu kadar büyük bir mücadeleden sonra Lakers’ın kazanması MVP ödülünü kazanan oyuncunun değil, kaybeden oyuncunun bu kadar özverili ve takım oyununu oynayıp seride durumu 3-1 yapması gerçekten büyük bir olaydı. 3-1 geride kendi evine dönen Suns ise bu durumu leyhlerine çevirebilmek için 5.maçta ellerinden geleni yaptılar. Büyük mücadele veren ve Lakers’ı adeta ezen Suns, durumu 3-2 yaparak tekrar umutlandı.Staples’a dönen seri Lakers’ın bu maçı kazanmasıyla birlikte sonlanabilirdi. Ancak Suns, Tim Thomas’ın son saniye üçlüğüyle uzatmaya götürdüğü maçta, sahadan galibiyetle ayrıldı ve seri 3-3 oldu. 7. maça taşınan seri NBA’in o sene içinde en çok ilgi gören ilk tur serisi olarak kabul edildi. Son maçta Kobe’yi iyi savunup diğer oyunculardan da ekstra performans gelmemesinden dolayı Suns maçı kazanarak seriyi 4-3’e getirdi ve Lakers’ı playoff dışı bıraktı. Lakers’ın ve Kobe’nin gösterdiği bu performans herkes tarafından alkışlandı ve Lakers’ın birkaç takviyeyle ayağa kalkabilecek durumda olduğunu gördüler.
Yeni sezona başlarken 2006 draft’ında takım katılan Bynum’un bu sezon iyi bir performans sergilemesinin beklendiği belirtiliyordu. Yeni sezonda takımın tecrübeli oyuncularından Devean George gidip Vladimir Radmanovic takıma dahil oldu. Draft’ten ise Jordan Farmar seçildi. Kobe Bryant yeni draft olan Farmar için basına çok iyi yorumlar yapıyordu. Draft edildiği gün Farmar’ı arayıp onu tebrik etmesi ve onunla tanışması gerçekten takım için her şeyini yapabilecek bir oyuncu durumuna geldiğinin göstergesiydi.
Kariyeri boyunca 8 numaralı formasıyla mücadele eden Kobe yeni sezonda 24 numaralı formayı giyeceğini belirtti. Nedeni sorulduğunda ise “lise yıllarımda giydiğim forma numarası 24’tü. Bu yüzden 24 numarayı bundan sonra giyeceğim” diye belirtti. Çoğu kişi bu açıklamayı pek yeterli bulmadı ve çeşitli fikirler ortayı attılar. Kimileri Lakers organizasyonunun daha fazla forma satmak için böyle bir olaya girdiğini belirttiler. Kimileri ise daha farklı fikirler üreterek bu konunun Kobe’nin dedikleri gibi olmadığı konusunda çok yorum yapıldı. Kobe beklenildiği üzere 24 numaralı formasıyla birlikte müthiş bir forma patlaması yaptı.
Kobe başlayan sezonla birlikte önceki sezona göre daha iyi bir takım oyuncusu oldu ve skor opsiyonunu 2. plana attı. Ancak gerektiği zaman yüksek skor üretebilen Kobe, takım için elinden gelen her türlü şeyi yaparak takımını playofflara taşımak için çabalıyordu. Önceki sezondan pek bir farkı olmayan kadroyla yoluna devam eden Lakers’ın canı sakatlıklardan çok yandı. Sezon boyunca büyük sorunlar yaşayan Lakers çok eksik çıktığı maçlarda aldığı kötü sonuçlarla playoff yarışından biraz uzaklaştı. Sakatların iyileşmesiyle birlikte iyi bir grafik çizen Lakers bazı maçlarda yine savunma ve hücum yönünde çok büyük sıkıntılar çekti. Kobe Bryant bu sezon da yine NBA tarihine adını yazdırdı.
9. kez üst üste seçildiği allstar maçında yine çok iyi bir performans sergileyen Kobe Bryant 2. kez allstar maçının en değerli oyuncu ödülünü almaya hak kazandı. Sezon boyunca zorlanan Lakers’ta zaman zaman yaptığı tek kişilik muazzam performanslar yine göz doldurdu. 4 maç üst üste 50 sayı üzerinde atarak Wilt Chamberlain’den sonra bunu yapan ilk oyuncu olarak bir ilk’e daha imza attı. 4 maçta attığı toplam 220 sayı ve yakaladığı 55 sayılık ortalama ile sayı krallığında 2. likten bir anda liderliğe doğru göz kırptı. Allen Iverson’ın gelmesiyle birlikte sayı ortalaması gün geçtikçe düşen Carmelo Anthony’i geçerek 31.6 sayı ortalamasıyla 2. kez üst üste sayı kralı olmayı başardı. MVP ödülü için yine adı anılan Kobe, Dirk Nowitzki’nin ödüle kavuşmasıyla birlikte bu ödül için bir sene daha geçirmiş oldu.
42-40’lık dereceyle 7. sıradan playoff’lara giren Lakers yine Phoenix Suns’la eşleşti. Bu kez karşılarında Amare’li Suns’ı bulan Lakers seriyi 4-1 kaybederek playofflara yine veda etti. Suns’a karşı 32.8 sayı ortalaması yakalayan Kobe, bu kategoride de en yüksek ortalamayı elde eden oyuncu oldu.
3 sezondur yaşanılan hüsranın ardından Lakers yönetimi takıma takviyeler yapmak için kolları sıvadı. Ancak bu girişimlerden sonuç alamayan Lakers yönetimine Kobe’den ağır bir cevap geldi. Bynum’un takasta kullanılmamasına sinirlenen ve gerekli takviye yapılmaması durumunda takımdan ayrılacağını belirten Kobe, bu açıklamalarla birlikte hem takımın işini daha zora soktu hem de Bynum hakkında yaptığı açıklamalarla bazı kesimlerce çok eleştirildi. Herşeye rağmen Bynum, Kobe’nin yaptığı açıklamalara saygı duyduğunu, kazanmak için her şeyi yapabilecek bir oyuncu olduğunu ve bu açıklamaları fazla önemsemediğini belirtti.
Kobe’nin yaptığı açıklamalardan sonra takım takviye yapmak için her şeyi denese de pek başarılı olamadı. Sadece takımdan ayrılan S. Parker’ın yerine eski oyuncuları olan Derek Fisher’la imzalayan yönetim, Kobe’yle defalarca görüşme yaparak onu ikna etmenin yollarını aradılar. En sonunda uzlaşma sağlanarak Kobe’nin takımda kalması kesinleşti. Sezona neredeyse aynı kadroyla başlayan Lakers, ilk maçlarda yine Kobe’nin bireysel performanslarına tanık olsa da bazı şeylerin geçen seneden farklı olacağının sinyallerini vermeye başladılar. Özellikle kazanılan zorlu maçlar ardından takımda iyi bir hava oluştu. Bench’ten çok büyük bir katkı alan Lakers, diğer senelere göre çok iyi bir başlangıç yaptı. Ancak bu iyi başlangıcın ardından sakatlıklar Lakers’ın önünü kesti. Sırasıyla Odom-Brown-Turiaf-Mihm-Radmanovic-Bynum ve Ariza’nın geçirdiği sakatlıklar Lakers’ın zor günler geçirmesine neden oldu. Cook ve Evans karşılığında Orlando’dan gelen Ariza takıma hem savunma hem de atletiklik yönünden büyük katkı verirken idmanda ayağının kırılmasıyla herkesi şok etti ve sezonu kapattı. Bynum’un Memphis maçında sakatlanmasının ardından yaklaşık 4-6 hafta süre biçilen Bynum’ın yaklaşık 3.5 aydır dönememesi ve playoff sonuna kadar da dönmemsi herkesi korkuttu. Lakers doktorlarının yaptığı açıklamalar ve her açıklamadan sonra sakatlık raporunun daha ileri tarihi göstermesi tüm Lakers camiasını hem kızdırıyor hem üzüyordu.
Zor günler geçiren Lakers’ta Kobe’nin sergilediği muazzam performanslarla ayakta kalmaya çalışan ekip, pivot pozisyonunda çok büyük sıkıntı çekiyordu. Brown’dan yeterince katkı alamayan ve Mihm’in de sakat olmasıyla birlikte bu pozisyonda çok zorluklar çekti Lakers. Ancak Lakers yönetimi şapkadan tavşan çıkararak büyük bir takas hamlesine imza attılar. Brown-Marc Gasol-Crittenton-A.Mckie ve 2008-2010 draft hakları karşılığında Pau Gasol’u takımlarına dahil ettiler. Bu takastan çok büyük bir karla çıkan Lakers, NBA’in en iyi ikililerinden birine daha sahip oldu. Gasol’un gelmesiyle birlikte Kobe’nin göstereceği performans ve Gasol’u ne kadar benimseyeceği merak konusuydu. Ancak doktorlardan önemli ve can sıkıcı bir haber daha geldi. Kobe’nin serçe parmağında kırık olduğu tespit edildi ve oynaması durumunda sakatlığın daha kötüye gidebileceği, ancak ameliyat olması sonucunda playofflarda tekrar sahalara dönebileceği belirtildi. Kobe ise yine bildiğimiz gibi davranarak ameliyat olmayacağını, takımın bu zor döneminde sahada olmak istediğini playoffların ardından dünya şampiyonasında mücadele edip ondan sonra ameliyat olmak istediğini belirterek büyük bir özveri örneği gösterdi. 10. kez seçildiği allstar hafta sonu etkinliklerinde ilk 5’e seçildiği için sahada bulunması istendi. Eğer normal sezon maçlarında oynamak istiyorsa bu maçta forma giymek zorundaydı. Yoksa ceza alacaktı. Kobe ilk 5 başlayarak kısa bir süre oynayarak bench’e geldi ve ceza almaktan kurtuldu.
Gasol’un gelişi hem Kobe’ye yaramış, hem de takım için de yeni ve iyi bir hava yaratmıştı. Kobe her zaman olduğu gibi yine iyi performansını sürdürmeye devam etti ve takım arkadaşlarını da olabildiğince oyunun içine sokmaya çalışarak takım oyunuyla birlikte iyi bir takım olacaklarını göstermeye başladı. Gasol’un gelmesiyle birlikte Odom’un da 2. oyunculuk rolünden sıyrılıp üzerindeki baskı azalınca müthiş katkılar yaparak, kendisinden yıllarca bekleneni yeni yeni yapmaya başladı. Kobe’nin önderliğinde batının tepesine kadar çıkan Lakers’ta aksilikler kesilmiyordu. Gasol’un Hornets maçında geçirdiği sakatlık tüm takımı olumsuz yönde etkiledi. 4 maçlık zorlu deplasman serisinin ilk maçı olan Hornets maçında sakatlanan ve yaklaşık 1 hafta oynamayacağı açıklanan Gasol’un yerinde Turiaf ilk 5 çıkmaya başladı. Hornets ve Rockets deplasmanlarından mağlup ayrılan Lakers, Dallas deplasmanında ilk yarıda muazzam bir performans sergiledi. Kobe’nin önderliğinde farkı 30’a kadar çıkaran Lakers rahat bir maç çıkartıyordu. Ancak rehavet duygusunun ağır basması ve Dallas seyircilerinin takımlarına desteğiyle maça ortak olan Dallas son saniyede Nowitzki’nin kaçırdığı şutla maçı kaybetti. Bu galibiyetle morallenen Lakers, kendi sahasında o maça kadar sadece 4 mağlubiyet almış Utah deplasmanına giderek bir zorlu dönemeci daha dönmek amacındaydı. Utah sahasındaki son 19 maçı kazanmıştı ve bu maçı da kazanırsa takım rekorunu kıracaktı. Bu maçı da Kobe’nin ve bench oyuncularının iyi performansıyla kazanan Lakers, Gasol’suz Bynum’suz ve sadece pivot mevkiinde Turiaf’ın kalmasına rağmen zorlu maçları kazanarak rakiplerine bir buradayız mesajı veriyorlardı.
Gasol’un takıma tekrar katılmasıyla birlikte tekrar batıda zirveye göz kırpan Lakers liderlik mücadelesi verdiği ekiplere karşı oynadıkları maçlarda müthiş mücadele ederek ne kadar güçlü olduklarını ve bu sezonun onlar açısından daha iyi geçeceğini herkese yeniden gösteriyorlardı. Kobe’nin önderliğinde batıda liderliğe kavuşan Lakers 57-25 çok gibi iyi bir dereceyle NBA tarihinin belki de en çekişmeli batı konferansı mücadelesini lider tamamladı. Bu liderlikte tabii ki Kobe’nin hem kendi performansı, hem de takım arkadaşlarını oyuna sokma çabalarının etkisinin büyüktü. Diğer senelere göre daha olgun ve kazanmak için sadece kendisinin değil takımın önemli olduğunu kavrayan ve gerektiği anlarda yine bireysel performanslara imza atarak, herkes tarafından bu sezonun MVP ödülünün en büyük favorisi olarak gösteriliyor. Önceki senelerde Kobe bireysel performans olarak muhteşem sezonlar geçirmişti ancak takımın bulunduğu konum ve pozisyon bakımından bu ödüle layık görülememişti. Bu seneki performansı hem bireysel olarak iyiydi hem de takımın bulunduğu konum batı liderliğiydi. 28.3 sayı, 6.3 ribaund, 5.4 asist, 1.8’lik top çalma oranları her şeyi gözler önüne seriyordu. Hem böyle iyi bir performans sergileyen Kobe’nin, hem de takımın batıda zirveyi elde etmesi artık MVP ödülünün bu oyuncuya verilmesi gerektiğinin en önemli unsurları olarak görülüyordu. Bütün sakatlıklara rağmen yılmayan takımın batıda zirveyi elde etmesi büyük bir başarıdır. Bazı kişiler bu başarıyı sadece Kobe’ye mal etmeyi istemeseler de bu başarıda Kobe’nin payı çok büyüktür. Gasol ve Bynum gibi iki önemli pivot olmasına rağmen onlarla pek bir arada oynama fırsatı bulamaması ve onlar yokken bu kadar zorlu geçen batı konferansında takımını zirvede tutan bir oyuncunun bu ödülü hak ettiği her anlamda belli oluyor. Tabi ki Chris Paul ve LeBron James’in yaptıkları da ortada, ancak MVP kriterlerinin son yıllardaki maddeleri bu ödülün Kobe’ye gitmesine sebep oldu.
Lakers, playofflarda da NBA Finalleri’ine kadar rahatça ulaşmasına rağmen finalde Boston’a 4-2 elenerek şampiyonluk şansını önümüzdeki sezona bıraktı. Sağlıklı bir Bynum ve Ariza ile birlikte önümüzdeki sezonun en büyük şampiyonluk favorisi olduğu ise su götürmez bir gerçektir.
--------------------------------------------------------------------------------
Etiketler: basketbol, başarı hikayesi, biyografi, Kobe Bryant, NBA
posted by gildorx @ 11/24/2008 01:35:00 ÖÖ,
,
![]()
[09.11.08]-BOS.88-DET.76
2008/11/18
Etiketler: basketbol, celtics, detroit pistons, iverson, NBA, video
posted by gildorx @ 11/18/2008 02:32:00 ÖS,
,
![]()
[07.11.08]-DET.96-NJN.103
Etiketler: basketbol, detroit pistons, iverson, NBA, video
posted by gildorx @ 11/18/2008 02:29:00 ÖS,
,
![]()
[01.11.2008]-LAL.104-DEN.97
Etiketler: basketbol, iverson, NBA, video
posted by gildorx @ 11/18/2008 02:18:00 ÖS,
,
![]()
Ya Öyle Değil De Böyle Olsaydı...
2008/11/11
Şimdi biraz daha ilerilere, 1996 yazına gidelim. Bu yaz gerçekleşen iki hamle NBA tarihini yakından etkiledi ve bu hamlelerin ikisinde de Los Angeles Lakers imzası bulunmakta. Şimdi ise bunların gerçekleşmediğini farz edelim. Shaquille O’Neal Orlando’daki yaşantısını bozmak istemez ve Orlando’nun verdiği teklifi seçer (Burada bir varsayımda daha bulunup Penny Hardaway’e de bir şey olmadığını hesaba katıyoruz). Önce NBA, sonra da Doğu Finali’nde iki kez süpürülen Orlando 97 sezonunda Doğu Finali’nde bir kez daha Bulls’a, bu kez 4-2 ile elenir. Ancak bir sonraki sezon önce Bulls’u 4-3 ile geçip finale çıkarlar. Finalde de Utah Jazz’ı 4-2 ile geçip şampiyonluğa ulaşırlar.
Ve o senenin diğer aktörüne geçelim. O zamanki adıyla Charlotte Hornets, 96 draft’ının 13. sırasında liseden NBA’e geçme kararı alan Kobe Bryant’ı seçer. Bogues-Dell Curry-Glen Rice ve Anthony Mason’dan oluşan çekirdek kadroya ilk sene kenardan gelerek katkı yapan Bryant ikinci senesinde bu görevi Dell Curry’ye devrederek ilk beşe geçer. Pota altına da Theo Ratliff takviyesi yapan Hornets, sakatlanan Shaq’in play off’ta oynamamasının da yardımıyla 98’de çıktığı Doğu Finali’ni Bulls’a kaybeder. 99’da ise finale çıkma yolunda Orlando onlara engel olur. 2000 yılında ilk turda elenen Hornets’ta kontratı biten Bryant Los Angeles Lakers’la sözleşme imzalar.
İki sene daha ilerleyip 1998 yılına gidelim. Bulls’un 90’lı yıllardaki ikinci three-peat’i sonrası Jerry Krause başta Phil Jackson ve Michael Jordan olmak üzere o takımı bozmadan devam ediyor. Lokavt sebebiyle kısa olan sezonda Chicago Bulls 39 galibiyet alıp sezonu en iyi takım olarak tamamlıyor. İlk turda Milwaukee Bucks’ı 3-0’la rahatça geçiyorlar. İkinci turda Miami Heat’i ve Doğu Finali’nde de Indiana Pacers’ı 4-2 ile eliyorlar. Finalde San Antonio Spurs ile karşılaşıyor ve 4-1 ile geçip Boston’dan sonra üst üste dört kez şampiyon olan ilk takım olmayı başarıyorlar. Bu şampiyonluk sonrası ise takım dağılır. Yıllarca kötü giden Chicago 2002 draft’ında ilk sıraya oturur ve Yao Ming’i kadrosuna katarak eski günlerine dönmeye çalışır.
Gelelim 2000 yılına... Başrol oyuncularından biri bir kez daha Lakers. Diğer başrol oyuncumuz Portland Trail Blazers ise şampiyonluk için gözünü karartmış ve bu amaç doğrultusunda yetenekli ama birçoğu aynı zamanda sorunlu olan oyunculara büyük meblağlar ödemişti. İki takım konferans finalinde karşılaştılar, ki bu seriyi NBA finali olarak görebilirdik aynı zamanda. Blazers serinin ikinci maçını deplasmanda 106-77 ile kazanıp avantajı ellerine geçirdi ancak Portland’daki iki maçı da kazanan Lakers 3-1 öne geçti. Portland önceki dışarıda sonra içeride kazanarak seriyi son maça taşıdı. Son maçta da son çeyrekte bir ara 15 sayılık farklı yakalamalarına rağmen maçı kaybettiler. İşte biz burada devreye giriyoruz. Portland Lakers’ın bu comeback hamlesine serinkanlı bir şekilde direniyor, son hamlesi de işe yaramayan Lakers maçtan kopuyor ve finale çıkan Portland orada Indiana Pacers’ı da 4-1 ile geçerek tarihinde ikinci kez NBA şampiyonu oluyor. Bu başarıyla iyice kenetlenen kadro bir sonraki sene konferans finalinde bir kez daha karşılaştığı Lakers’ı bu kez 4-2 ile geçip bir kez daha NBA Finali’ne ve orada da Philadelphia’yı 4- 0 ile geçip şampiyonluğa ulaşıyor. Bir kez daha konferans finalinde kaybeden Lakers yönetimi Phil Jackson ve Shaq ile yolları ayırma kararı alıyor. Portland’ın nefesi üçüncü şampiyonluk için yeterli olmayıp konferans yarı finalinde Sacramento Kings’e eleniyor. Ama yine de bu başarılar sevgili Ahmet Çobanoğlu’nun Lakers’ın balından ve başarısızlıklarından değil, Portland’ın şampiyonluklarından bahsetmesi için yeterli oluyor.
Draft seçimiyle başladık, draft seçimiyle bitirelim. 2003 yılını Doğu Finalisti olarak bitiren Detroit Pistons NBA tarihinin en iyi draft sınıflarından birinde ikinci sıradan seçme hakkı kazanmıştı ve bu hakkını Darko Milicic’ten yana kullanıp -elbette kötü yönden- tarihe geçen bir hamle yaptılar. Peki ya Darko Milicic’i değil de Carmelo Anthony’yi seçtiklerini düşünürsek... (Aslında daha sonra seçilen Wade ve Bosh için de ayrı ayrı senaryolar yazılır ama yönetmenimiz süremizin daraldığını işaret ediyor) Çekirdek kadrosu zaten yeterince iyi olan Detroit 2004 yılını yine NBA şampiyonu olarak bitiriyor. Normalde savunmayı sevmeyen bir oyuncu olan Carmelo bu kadronun içerisinde zamanla savunmasını da geliştiriyor ve çok etkili bir oyuncu haline geliyor. Tayshaun Prince ise Carmelo’nun bu gelişim sonrası altıncı adamlığa geçip hem ilk beş üzerindeki yükü azaltıyor hem de Ben Gordon’un önünde Yılın Altıncı Adamı ödülünü kazanıyor. Finalde Spurs ile karşılaşan Detroit seriyi 4-1 kazanıp üst üste ikinci kez şampiyon olmayı başarıyor. LeBron ve Carmelo’nun ardından üçüncü sıradan Darko Milicic’i seçen Denver Nuggets ise Darko’ya verdiği süreyle onun gelişmesine yardımcı olup pota altında Camby-Milicic ikiz kulelerini kuruyor. Kuruyor da ne oluyor, bir şey olmuyor, play-off yüzü göremeden bir başka yeniden yapılanmaya başlıyor, Adebayor, ne yapıyor.... Bitti. Eyvallah.
Etiketler: basketbol, makale, NBA, spor
posted by gildorx @ 11/11/2008 11:57:00 ÖS,
,
![]()
Michael Jordan Efsanesi
2008/02/22
Utkan Aktaş
NbaTr.Com - Çarşamba, 20 Şubat 2008 21:35
Bu Michael Jordan yazısı; biraz makale, biraz deneme, biraz anı-hatıra türlerinden esinlemeler sunsa da, amaç; bu yazının yaşaması ve yıllar içerisinde aktifliğini koruması.
Bunun için kısıtlı olanaklarla sunulacak olsa da okuduğunuz bu yazı yaşıyor. Evet, canlı çünkü MJ’i her yönüyle tam bir 45’lik eski tabanca olana kadar yaşadıklarını ve bize yaşattıklarını anlatıyor.
Anlayacağınız bu yazı nostaljik değerinin yanı sıra, aslında şimdi ve gelecek olgularını da harmanlamayı amaçlıyor…
Artık sadede gel diyenleri duyar gibiyim. Evet, hadi gelelim!
Kuşkusuz NBA’in en spektaküler, en azimli, en yaratıcı, en hırslı, en rekortmen, en azılı, en başarılı, en rekabetçi ve en iyi oyuncusunu tanıyacağımız, keşfedeceğimiz bu yazıda umduğumuz tek şey; Bu yazı okunduktan sonra, yukarıdaki “en”ler kimsenin umurunda olmasa bile, şu hepimizin umurunda olsun: “En Saygı Duyulası” , işte bu sıfat Michael Jordan’ın bu yazıdaki yerini açıklar.
Tarih=17.Şubat.1963
Yer=Brooklyn-New York
Olay=Tarihi yazacak olan geldi.
Evet, Michael Jeffery Jordan dünyaya geldi…
Michael Jordan annesi Deloris Jordan ve babası James Jordan’ ın beklide çocukluk yıllarındaki en hastalıklı çocuklarıydı. Jordan’ın burnundan hiç durmadan kan geliyordu. Annesi, Deloris bunun Tanrı tarafından ona gelen bir işaret olarak yorumladı. Bunun bir diğer sebebi ise Deloris Jordan, annesini kaybedeli tam 1,5 ay olmuştu ve bu onun için bir şans olmalıydı. Bu olayın uğuruna inandı.
Michael beş çocuğun dördüncüsü olarak dünyaya geldi. Michael doğduğunda yaklaşık 46 cm kolları vardı. İleri görüşlü ve sevecen Deloris Jordan çocuğunun basketbolcu olması için çalışacağını söyledi…
Deloris Jordan gökyüzü ve doğa olayları ile ilgili melek olan Michael(Mikail) ismini ona uygun buldu… Bu arada sağ ol Deloris Teyze gelecekte basketbolu gökyüzünde yaşayacak olan, bir spor tanrısı için daha iyisi olamazdı!
Burnundan kan gelişi, aralıklarla 5 yaşına kadar sürdü. Bu arada Jordan ailesi, Mike 6–7 yaşlarında iken aile Chapell Hill(Wilmington)’ e yerleşip çocuklarını ırkçılığın şehirdeki etkilerinden uzaklaştırdı. Anne ve baba da çalışarak, çocuklarını refah içinde büyüttü.
Mike 9 yaşında basketbola ilgi duymaya başladı. İlk başlarda esas ilgi duyduğu spor beysbol gibi görünse de ve de 12 yaşında minikler kategorisinde yarı final gören takımın yıldızlarından olsa da, o kendini evinin arka bahçesinde çakılı potalara kaptırmıştı bir kere…
Bir süre sonra o saha mahalle gençlerinin mabedi ve Jordan’ın abisi ile yaptığı kıyasıya teke teklerin mekânı olmuştu.
Jordan o dönem sürekli abisine yenilince kendince şu sözü verdi; “Boyum senin gibi ve senden uzun olunca bir daha asla sana yenilmeyeceğim” dedi abisine.
Nitekim MJ 13 yaşlarında 1.73 boy ve 69 kilo ile evin en uzunu oldu ve O günden sonra abisini püre gibi ezdi!
Jordan o günler için “Sanki O’nu yendikten sonra herkesi, her şeyi yenebilirim gibi geliyordu”
Bu cesaretle Michael lise çağında basketbol takımına girme isteğini belirtti!
Michael Laney Lisesine kaydoldu. Lise 1 yıl önce karma eğitime geçmişti yani kaba tabirle siyah ve beyaz ırkın çocukları beraber eğitim görebiliyorlardı.
Michael gerek kuzeyin sakinliği, gerek ailesinin sosyo-ekonomik yapısı, gerekse okul yapısı sebebi ile ırkçılığın sert yüzünü pek görmedi.
Başı ırkçılıkla iki kez belaya girdi; birinde ona zenci diyen bir kıza tokat attı. Diğerinde de dişini fırçalayan arkadaşı onla yersiz yere dalga geçince, fırçanın yumrukla birleşiminden dolayı çocuk bayağı bir diş dökmüştü.(Hala görüşüyorlar.)
Hatta bir keresinde bir arkadaşına; “Bir tokat yemediğin ya da fiziksel olarak hırpalanmadığın sürece, ırkçılığı önemseme” demişti… MJ zorda olsa formülü bulmuştu.
Bu sebepten dolayıdır ki Michael Jordan hiçbir zaman Hip-Hop Sokak kültürünün, ezikken konum değiştirme yani bir bakıma sonradan bulma tavrına sahip olmadı(olamadı) ve hiç başıboş bırakılmadı.
Ailesi ve basketbol onu disiplinize etmiş ve enerjisini olumlu yönde emmişti.
Gel gelelim MJ lise takımına alınmadı. Ama sahada rakiplerini sözleri ile de sindirmeye başlayan, “trash talk” seven Jordan bu yönüyle geri alınacağına emindi. Ama abisi O”na; “Eğer sözlerini harekete dökemezsen bir sıfırsın, yüreğin büyük çalış oyununda öyle olsun” dedi.
Fakat ilk yıl içerisinde hiçbir türlü oyuna alınamayan Jordan eve gelmiş ve hıçkırıklara boğularak ağlıyorken, tamda o an annesi yanına gelip, “Burada enerjini ağlayarak harcama, o sonsuz enerjini onlara bir hata yaptıklarını kanıtlamak için harca.”demişti. Ve de yaz bu iş için çok uygun bir zamandı. Bu tavsiye üzerine Michael Jordan tüm vaktini fiziğini geliştirmeye adadı.
MJ 2. yıla 1.88 olurken, bu gerçekten Jordan’ın spor programı sebebiyle midir? Yoksa bir hormon atılımı mıdır bilinmez ama bilinen şu ki; Michael Jordan rekabetçi idi ve sınıf atladı. Son yılında 29.2 sayı 11.6 ribaunt 10.7 asist ile Laney’i eyalet şampiyonasına kadar sürükledi.
Aile fertlerinin beysbola olan ilgisine rağmen, Michael abisi Larry’e karşı hayranlığı ile basketbola atılmıştı. Fakat çevresi Michael’ın mükemmel gelişimine rağmen asla kalıcı olacağına inanmıyordu. Jordan o zamanları ilerde şu sözleri ile ifade ediyordu:
“Ne kadar çabalasam da, herkes ileride bir istasyonda benzin pompalayan bir genç olacağımı düşünüyordu. Başaramayıp geri döneceğimden bahsediyorlardı, ama işte buradayım.”
Michael Jordan lisenin ardından “Five-Star” basketbol kampına katıldı. Azmini burada da göstermeyi ihmal etmemişti. Koçlar tarafından en çok gelecek vadeden oyun kurucularından biri olarak gösterilmişti. Ve de North Carolina yardımcı koçu Roy Williams’ ın dikkatini çekmişti… Ama yinede B+ olan kamp notu ya da kampta sergilemiş olduğu çaba Jordan’ın istediği ve de başvurusunu yaptığı UCLA ve Virgiana üniversitelerinden kabul görmedi
Son tercihlerinden biri olan eyalet üniversitesi; North Carolina ona göz kırptı.
Tabi burada başrol anne Deloris Jordan ve koç Dean Smith’e ait idi. D.Smith farklı biriydi. N.Carolina, O ve yardımcısı(şimdilerin efsane koçlarından) Roy Williams sayesinde kısa zamanda sınıf atlamıştı.
Dean Smith “önce eğitim” sloganı güden bir koçtu. Öyle ki notu 2,5’un altında kalan, en iyi oyuncusu olsa dahi tekrar derslerini toparlayana kadar takımda yerini alamıyordu. Jordan’ın annesi eve gelen, eğitim sever bu koçun söylediklerine itimat etti ve oğluna ısrarla tavsiye etti. Tabi Jordan’da evine kadar gelip onunla konuşan, O’na kendini değerli hissettiren takıma gitmeyi uygun buldu. Sonuçta N.Carolina Coğrafya bölümüne kayıt oldu.
YIL=1981
OLAY=Jordan Güneşi North Carolina’dan doğuyor.
Michael Jordan takımda James Worthy ve Sam Perkins’ in arkasında kalacağı ve de benchde dirsek çürüteceğine inananların sayısı hiç de azımsanmayacak kadardı.
Dean Smith’in yöntemleri ve sezgileri yaklaşık yirmi yıl boyunca takımını şampiyonluğun eşiğine kadar getirdiği halde, o eşikten bir türlü atlayamıyorlar, o itici gücü bulamıyorlardı. Smith’li Carolina bir oyuncu fabrikasıydı. Oyuncularını sıkı disipline, artı geceleri ders çalışmaları için zorluyordu. Michael Jordan’ın pası ve savunması zayıftı. Ama Michael’ın şevki ve iş ahlakı bir yana ileri uçtaki yaratıcılığı Smith’i onu iki All-American oyuncusu ile yan yana oynamaya ikna etmişti.
Jordan’ın ilk yılında takım sezon ortalarında ülke genelinde ilk sıralarda idi. Michael Jordan takımın en çok sayı yapan ismiydi. Daha ilk sezonunda ulusal bir hale bürünmüştü. Jordan, boğazındaki acılı ve eziyetli enfeksiyonlara takılmadan, Atlantik Sahili Grup Şampiyonasına takımın ilerlemesinde çok büyük bir pay sahibi olmuştu.
Daha sonra bu üç genç “asfalt topuklar” lakaplı takımlarını NCAA şampiyonluk turnuvaları ayağına taşıdılar.
Finalde Georgetown Üniversitesi’nin “Hoyas” lakaplı ekibiyle ve yıldızları 2.12’lik Patrick Ewing ile karşılaşıyorlardı.
Oyunun bitimine 32 saniye kala Georgetown 62–61 öndeydi. Dean Smith bir kez daha şampiyonluğun eşiğine gelip, gene orada takılacakken, bu sefer onları o eşikten atlatacak olan itici gücü bulmuşlardı. Smith mola aldı, topu Michael ile buluşturmalarını söyledi.
Jordan bitime 16 saniye kala sol çaprazda topla buluştu. Potaya yaklaşık 6m uzaklıktaki mesafeden şutunu kullandı ve filelerden gelen “şaff” sesi o saatten sonra Jordan ve Smith’in sınıf atladıkları anlamına geliyordu…
Yardımcı koçlardan Eddie Fogler durumu şöyle izah etmişti; “Henüz farkında bile değil ama o çocuk şimdiden tarihe geçti. İnsanlar bu şutu 25 yıl sonra bile konuşacak.”
Böylece 19 yaşındaki bu genç atlet, müthiş bir baskı altında, zarafet ve başarı sergiledi. Dean Smith sonradan Jordan için; “Michael hem zeki, hem de sahada becerikliydi… O kadar çok oyunun sonunda kahraman oldu ki –anlaşılmaz bir şey.”
Bir daha NCAA finali göremese de Sports Illustrated dergisi yazarı Curry Kirkpatrick’in deyimi ile “dünyanın en iyi amatör oyuncusu” haline gelmişti.
NCAA Başarıları
-Wooden ve Naismith prestij ödülleri
-İki kez yılın kolej oyuncusu ödülü
-En iyi freshman ödülü
-En iyi savunma beşlerine iki kez girdi.
-Bir NCAA şampiyonluğu
-Onlarca unutulmaz an…
Jordan, annesi istemese de, arkasına koç Smith’inde desteğini alarak profesyonel olacağını açıkladı.1984 de Üniversite den ayrılsa da eğitimini 86 da tamamladı.
Ama önce kendini 1984 olimpiyatlarında sergiledi. Ewing, Mullin ve Jordan’ın sürüklediği Pan-American takımı şampiyon olmuştu.
Artık Michael Jordan tek bir hedefe kitlenmişti:
NBA!
YIL=1984
OLAY=JORDAN GÜNEŞİ NBA SEMALARINDA…
1984 draftında, Hakem Olajuwan ve Sam Bowie’nin ardından 3. sırada, Chicago Bulls tarafından seçildi. Yıllar sonra bile konu olan bu Portland hamlesinin gerekçesi; Takımda zaten Clyde Drexler gibi All-Star bir gard varken, niye Jordan’ı alayım ki” olmuştur. Kesinlikle doğruydu. Ama öte yandan, Chicago GM’i Rod Thorn Mike için; “Keşke 2.10 olsaydı ama yapabileceğimiz en iyi hamle Michael’dı” demişti. Arka plandan Houston Rockets takımına Ralph Sampson ile takas edilmek istendi ama Houston yönetiminin gözünü “İkiz Kuleler” hayali bürümüştü. Ve teklif reddedildi.
İleriki yıllarda Michael Jordanlı Chicago NBA’e ambargo koyarken, ne Ralph Sampson ortalarda olacaktı ne de Rod Thorn koltuğunda…
Jordan böylece Bulls sözleşmesinin yanı sıra, Nike ve diğer markalarla da imzalaştı. Jordan lige geldiğinde, lig “Magic Vs Bird” mücadelesi ve yanı sıra Isıah Thomas, Moses Malone, Dominique Wilkins gibi efsaneler, Karem Abdul-Jabbar, George Gervin, Julius “Dr.J” Erving gibi veteranlarla en iyi döneminde gözüküyordu.
Ama yeni başkan, David Stern yenilik gerekeceğinin farkındaydı. Ve O fark etmeden daha ilk yılında çok yeni bir gelişme oldu; Jordan bir süper yıldız olmuştu.
Daha ilk maçında, 16 sayı kaydediyor ve takımına ilk galibiyeti getiriyordu.
Harika bir çaylak sezonu geçiriyordu. Ligde ki 3. maçında Milwaukee Bucks karşısında 37 sayı ile 30 sayı barajını aşıyordu.9. maçında San Antanio Spurs’ e 45 sayı ile 40 barajını aşıyordu. Sergilediği kendine has driplingleri ve hava harekatlarıyla ile ligi upstairs, elevator, hangtime gibi kavramlarla haşır neşir ediyordu. Kendi icadı olan havada elini 1,5 tur çevirip aynı zamanda sanki havda bir merdiven çıkıyormuş gibi ayaklarıyla şekil verdiği upstairs smaçları Nike’ın logosu oluyordu. Kâr’ı her geçen gün artıyordu. All-Star oluyordu. Sezon sonu en iyi ikinci beşe seçiliyordu. IBM’in sponsorluğunda dağıtılan takımına en yararlı oyuncu ödülünü henüz bir çaylakken alıyordu. Takımına geçen yıldan fazla 12 galibiyet daha getiriyordu. O gelmeden önce sahanın üçte biri zor dolarken ve Chicago maçlarına ayrılan kamera sayısı “iki” iken; bu sayılar Jordan’la tavan yapıyordu.
Sezon sonunda ligin sayı krallığında 3. , top çalma krallığında 4. oluyordu.
Elbette, 28.3 sayı 6.5 ribaunt 5.9 asist 2.39 top çalma rakamları ile ROY(Rookie Of The Year – Yılın Çaylağı) ödülünü de kucaklıyordu. O ödülü kucaklarken, bir hayranı şu pankartı kaldırıyordu; “ Good Bye Dr.J, Welcome Air Jordan” bu pankart her şeyin başlangıcını çok iyi anlatıyordu…
Bir yıl sonra ise, Jordan çoğu oyuncuya kâbus olabilecek cinsten bir sakatlık yaşıyordu. Ayağını kırıyordu. Çoğu uzman için asla toparlayamaz dese de; en az kendi kadar ünlü sakatlık atlatma özelliği onu 64 maç kaçırdıktan sonra takımına kazandırıyordu. Michael Jordan’ın gelişi ile son maçlarda play-off trenini sondan yakalıyorlardı. Bu sebeple Doğu konferansının zirvesinde ki takım ile karşılaşacaklardı.
Bu takım efsane 86 Boston Celtics idi. O yıl şampiyon olacak olan takımdı.
TARİH=20 Nisan 1986
OLAY=” Tanrının aramızda olduğuna inanıyorum ve o şu an Jordan kılığına bürünmüş”
Evet, Larry Bird 4. maçın sonunda bu cümleyi kurdu. Neden mi?
Mike daha ilk maçta 49 sayı atarak play-off tarihinin en iyi 4. skorunu elde etmişti. Sorun şu ki bu sadece başlangıçtı. Elbette efsanevi Boston karşısında rüzgârlı şehrin şansı yoktu. Fakat Michael Jordan’ı vardı!
Jordan 4. maçta adeta Cüneyt Arkın’ın hiç mermi koymadan yüzlerce ateş ettiği altı patlar tabancasına dönmüştü. İki uzatmalı maçta 63 sayı 6 ribaunt 6 asist 3 top çalma rakamlarına ulaşarak, Kevin McHale’in yorgunluktan iflas etmiş olan, o uzun kollarını başının arkasına götürerek, teslim pozisyonunda sahada afallamış bir halde dolaşmasına sebep olmuştu.
Aynı zamanda Jordan’ın tüm Play-Off tarihinin en iyi skoruna sahip olmasını sağlıyordu.
4–0 süpürülseler de, Jordan ve takımı umut doluydu.
86–87 sezonu Michael Jordan başarısının bir tesadüf olmadığı ve daha da iyiye gittiğinin kanıtı oldu. Harikalar yarattığı sezonda yaptıkları;
-İlk Smaç Şampiyonası şampiyonluğunu aldı.
-9 kez 40 sayı barajını geçerek rekor kırdı.
-3 maç arka arkaya 50 sayı barajını geçerek bir ilke imza attı.(57.53.61)
-87 yılı Dr.J in emekli olduğu yıldı ama MJ matemi kısa kesti.
-Wilt Chamberlain’den sonra bir sezonda 3000 sayı barajını geçen 2. ve tek en kısa oyuncu oldu.
-37.1 ile gardlar arasında en iyi 1. , genelde ise Wilt in harika Dört sezonunun arkasından geldi.
-İlk Sayı krallığı (Daha 10 kere alacağının ilki)
-NBA savunma ve normal beşlerine girdi.
-2. kez All-Star oldu
-En iyi savunma oyuncusunu kıl payı Michael Cooper’a kaptırdı.
-250 top çalma ve 150 blok rakamlarını aynı zamanda geçen ilk ve tek oyuncu oldu.
-37.1 sayı 5.2 ribaunt 4.6 asist 2.88 top çalma 1.52 blok rakamları elde etti.
-Ve onlarca unutulmaz an…
1987–1988 sezonunda Michael Jordan adeta bir yarış atı gibiydi. Tozu dumana katıyordu ve önüne pek kimse geçemiyordu. Bir takım hariç…
Bu sezondaki başarıları;
-35.0 ortalama ile 2. sayı krallığına kavuştu.
-2. kez 2500 sayı barajını geçti
-En iyi Savunmacı ödülünü kucakladı
-NBA savunma ve normal ilk beşlerine seçildi.
-All-Star MVP ödülünü yani en değerli oyuncu ödülünü aldı. (Chicago’da)
-2. kez Smaç Şampiyonası şampiyonu oldu. D.Wilkins ile yaptıkları final NBA tarihine kazındı. Ve MJ arka arkaya yaparak bir ilki başardı.
-2. kez 250 top çalma ve 150 blok rakamları aynı sezonda geçti
-En Değerli Oyuncu ödülünü ilk kez kaldırdı.
-Bu ödülü alırken aynı zamanda en iyi savunmacı olan ilk(2.si Hakem Olajuwan) oldu.
-En iyi savunmacı iken sayı kralı olan ilk oyuncu oldu.
-All-Star MVP liğini ve smaç şampiyonluğunu aynı anda alan tek, genelde ise ilk oyuncu oluyordu.
-İlk top çalma krallığı
-Hem top çalma, hem sayı kralı olan ilk oyuncu(2.si Iverson)
-Bir maçta 10 top çaldı
-35.0 sayı 5.5 ribaunt 5.9 asist 3.16 blok 1.60 blok ortalamaları tutturdu.
-Ve Onlarca unutulmaz an…
Tüm bu başarılara rağmen play-off 2.turunda üç yıl daha çekecekleri, gösterişli eziyet Detroit Pistons’a elendiler.
MJ tüm bireysel başarılarına rağmen, O’nu Magic, Bird, Dr.J konumuna getirecek olan şampiyonluk yüzüğüne ulaşamamıştı. Ama 89 yılı yeni bir BULLS başlangıcı olacaktı.
87 yılında takıma katılan, İsviçre çakısı ile çok yönlülük konusunda yarışabilecek Scottie Pippen, Jordan ile özel antremanlarla oyununu geliştiriyordu. Jordan da en yakın takım arkadaşını, kendine en yakın seviyede ki adamı buluyordu. Horace Grant ise yeni sezonda, daha sert, daha hızlı bir pota altı adamı olmaya hazırdı.
Gerek Ted Winter zeminli “triangle offense” üçgen hücum oyunuyla, gerekse zen anlayışı ile sevgi ve disiplini aynı ölçütte taşıyabilen Phil Jackson, Dean Smith sonrası, Michael Jordan’ın yeni akıl hocası oluyordu.
Kesinlikle sıra dışı bir adam olan Jackson, keza gene onun kadar sıra dışı Michael Jordan ile uyum içersinde ilerlediler… Başarıya aç takım geleceğe umutla bakarken, Michael Jordan her konuda tavan yapmıştı.
Kazıttığı saçları, uzun şortu, medya-basın ile iyi ilişkisi, yaratıcılık timsali reklamları, hareketleri ve elbette 32.5 sayı 8 ribaunt 8 asist 2.89 top çalma ortalamaları ile efsaneliğe doğru süzülüyordu.
1988–1989 yılında yaptıkları-başarıları;
-17 asist kariyer rekoru
-Jordan’la geçen üç yılın ardından Chicago’nun en büyük sorunu Stada giden yolların, gelen binlerce arabaya yetersiz kalması idi…
-Ocak ayı içinde 10.000. sayısına ulaştı ve bunu en çabuk başaran oldu.(86’daki sakatlığı olmasa çok daha çabuk olurdu!)
-3. Sayı krallığı
-Top Çalma üçüncülüğü
-4. kere All-Star ilk beşliği
-3. kere NBA savunma ve normal ilk beşine seçilmesi
-2500 sayı barajını ardı ardına 3 kez geçti.
-3. kez 250 top çalma ve 150 blok rakamları aynı sezonda egale etti.
Play-off’larda Doğu ikincisi Cleveland Cavaliers’ı destansı bir şekilde geçtiler. 5. maçta takımı 100–99 yenilirken topu kenardan aldı, faul dairesine doğru sürdü. Craig Ehlo (karşı takımın ve ligin en iyi dış savunmacılarından) ona yapıştı. Faul dairesinde aniden driplingi kesip havalandı. Ehlo yer çekimine yenik düşüp yere indiğinde, Jordan topu daha yeni elinden çıkarıyordu. Ve son saniyelerde takımını 101–100 lük galibiyete taşıyıp, seriye noktayı koyuyordu.
Attığı şuta “THE SHOT” denilmiş ve Michael Jordan’ın efsaneliğe İlk
Adımı kabul edilmişti.
Tur ortalamaları; 39.3 sayı 6.8 ribaunt 5.9 asistti.
Yaptığı tarih yazmaktı.
IBM’ in dağıttığı takımına en faydalı oyuncu ödülünü 2. kez alıyordu.
Tüm bunlara rağmen Doğu Konferansı Yarı Finallerinde, bir daha Doğu birincisi ve o sezonun şampiyonu olacak olan “Bad Boys” lakaplı Detroit Pistons takımına eleniyorlardı. “Mağlubiyetlere en çok üzülen Jordan’dı. Çünkü kimse ondan fazla çaba sarf edemezdi” P.Jackson…
1990 senesi ile 90’lı yıllara giriliyor. Lig yeni yıldızlarla tanışıyordu. Ama en parlağı olan Jordan 90’ da sportif ve ekonomik başarı konusunda çığır açıyordu…
1989–1990 sezonu başarıları:
-28 Mart 1990 da Cleveland Cavaliers takımına karşı 69 sayı ile kariyer rekoru kırıyordu.
-65 sayıyı geçen en genç oyuncu idi.
-60 sayı barajını hem play-off hem de normal sezonda geçen 2. adamdı ve sonuncusu.(1. Elgin Baylor)
-4. sayı ve 2. top çalma krallıklarını aldı.
-NBA savunma ve normal ilk beşlerine seçildi.
-6. kez All-Star beşine girdi. En çok oy alan oldu.
-33.6 sayı %52.6 şut yüzdesi 6.3 asist 6.9 ribaunt 2.77 top çalma 0.70 blok rakamları tutturdu.
Ama ne var ki Konferans finallerine kadar yükselip, orada “Bad Boys” ekibine 3. kere eleniyorlardı. Seri bitip Jordan sahayı terk ederken maç yorumcusu şunu demişti; “ Bu adam için üzülmekte haklısınız, dostlarım”
John Salley rakip oyuncu da olsa hayranlığını şu sözlerle ifade etti;
“Adam maç başına 45, 39, 60 sayı atıyor ama kaybediyordu. Üzülmemek elde değildi.”
Aynı zamanda 1990 yılında efsane koç John Wooden’dan en iyi oyuncuları sıralaması istendiğinde, üst sıralara Magic ve Bird isimlerini sayarken, “Peki Jordan” diye sorulduğunda; “Jordan tek kişilik gösteri, takım olarak başarısı yok” demişti.
Ve gene Wooden gibi düşünen bir Pistons taraftarı seri bitiminde Jordan sahadan çıkarken ona doğru şu pankartı kaldırdı;
“Maybe Next Year Jordan” (Belki Gelecek Sene Jordan).
Taraftarın içine mi doğdu. Yoksa MJ o an kafasında bir şeylere karar mı verdi bilinmez ama gelecek sezon Detroit Pistons süpürge tadı nedir? Öğreneceklerdi…
1991 sezonu tüm senelerden çok farklı aşlıyordu ve rakipleri de bunu sezmişti…
BOĞALAR GELİYORDU!
1990–1991 sezonu Michael Jordan’ın bireysel, fiziksel ve takım olarak oyunu yoğurmuş ve öğrenmiş halde sahaya indiği bir yıldı…
Artık genç bir yıldız değil, olgun bir efsane idi. Spektaküleritesinden bir şey kaybetmediği gibi temel kavramlar ve hareketler konusundaki ustalığı ve takım oyunu sezgisi gittikçe artıyordu.
Sezonun en iyi derecesini yapıyorlar ve lig genelinde tepeye oturuyorlardı. Bu sezon içinde Horace Grant, Scottie Pippen, Michael Jordan beraber All-Star olmuşlardı. Bu üçlünün yanı sıra takımdaki BJ. Armstrong, J.Paxson, B.Cartwright, C.Hodges gibi isimlerde tekrardan motive olmuşlardı.
Play-Off ilk turunda New-York Knicks i üç maçta sildi süpürdüler. 2. turda Philadelphia 76’ers takımını 4 maçta geçmeyi başardılar. Doğu finalinde Bad Boys ve Wild Bulls unvanlı ezeli rakipler karşılaşıyordu…
Fakat bu sefer kötü çocuklar, vahşi boğalardan feci boynuz yediler…
Pistons en kötü döneminde bile Chicago Bulls’u 4–0 ile geçemezken, Jordan ve arkadaşları o hırsla bunu başarmışlardı. Seri bitiminde gülen taraf Boğalar oluyordu… Bu sefer Michael Jordan gülüyor, Laimbeer, Thomas, Romdan ağlıyordu. Seri bitiminde Jordan’ı sadece Joe Dumars ve John Salley tebrik etti. Hatta Isıah Thomas yakın arkadaşı Dumars Jordan’ın elini sıktığı için 3 hafta onla konuşmamıştı. “Belki Gelecek Sene Jordan” diyen taraftar bu sefer “Bir daha Asla” diyorlardı.
Detroit Pistons’ı geçince herkesi geçebileceklerini düşünen, Bulls çok haklı olduğunu kanıtlayacaktı. Öyle ki finalde efsane Magic Johnson’ın takımı Lakers’ı hiç zorlanmadan 4–1 geçiyorlardı. Jordan ünlü balet Njinsky edasıyla yaptığı hareketleri finalde de sergiledi. İkinci maçta 18–15 şut isabeti ile tarih yazdı ve 33 sayı buldu. Aynı maçın sonlarına girilirken Lakers’ın 2 sayısına Bulls onlara 15 sayı ile karşılık vererek 15–2 seriye koşuyorlardı. Bu anda yaptığı bir hareket Jordan’ı spor tanrısı ilan eden an oldu desek yeridir sanırım…
Faul çizgisinin bir adım önü diyebileceğimiz bir noktadan sağ eliyle smaç basmak için sıçramıştı, bir süre havada ilerledikten sonra şutunu bloke etmek isteyen bir oyuncu ile karşılaştığında, o anda topu aşağı karın seviyesine indirip orada topu sol eline paslamış ve başını potanın altına sokarak topu ters turnike şeklinde potaya bırakmıştı. Herkes çıldırmıştı.
Magic Johnson, Jordan basketbolu bırakma kararını öğrendiğinde Michael Jordan için yapılan bir belgeselde dönmesi için yalvarmış ve favori hatırası olarak bu hareketi kendi tarafından şöyle anlatmıştır;
"Benim en favori maçım 1990–91 Finallerinde yaşandı. Michael topu sürerek geldi, sağa doğru bir feyk attı, sola doğru gitti sonra sıçradı ve havada bir an asılı kaldı. Dilini dışarı sarkıttı ve bu sırada hala havada asılı duruyordu, Bende içimden 'Hayır, bunu yapamaz, bunu yapmamalı, bizim takıma bu olmaz beni üzerimden bunu yapamazsın' diye düşünüp duruyordum... Ama yaptı. Uçtu, topu bir elinden diğerine aldı ve içine bastı. Michael bütün seyircilerin çıldırmasına yol açmış gibiydi. Herkes saçını başını yoluyor, bu inanılmaz basketi gördüklerini inanamıyorlardı. Eminim ertesi gün, ofise gittiklerinde bütün millet sadece bundan konuşmuştur."
1990–1991 sezonu başarıları;
-5. sayı krallığını aldı.
-NBA savunma ve normal ilk beşlerine gene seçilmişti.
-7. All-Star ilk beşliği ve en çok oy alımında rekor kırdı.
-Normal sezon ve Finaller En Değerli Oyuncusu ödüllerini topladı.
-İlk şampiyonluk yüzüğünü aldı. Ve de, o çok istediği makama geldi.
-31.5 sayı %53.9 şut yüzdesi 6.0 ribaunt 5.5 asist 2.7 top çalma 1 blok normal sezon rakamlarını tutturdu.
-31.5 sayı 6.4 ribaunt 8.4 asist 2+ top çalma 1+ blok play-off rakamlarını yakalıyordu.
-Ve onlarca unutulmaz an…
1991–1992 sezonu başladığında taraftarına tekrar bu başarıları yaşatacağına söz vermiş. Daha mutlu, daha olgun, daha güçlü bir Michael Jordan vardı. Kendi bulundukları durumu ve isteğini şöyle açıklıyordu; “Zirveye bir kez oturdunuz oradan bir daha inmemek istiyorsunuz.” Zaten Michael Jordan tüm kariyeri boyuncu istediği alan bir adam profili çizerek bu demecinin korkutuculuğunun mesajını veriyordu. “Jordan Rules” gibi kitaplar, Esqiunas gibi eski suçlu olan yazarlar ve rekabet ruhunu doyuramaması sonucu oynadığı kumarla başı derde girdiği sene olsa da Jordan kendinden ve takımından ödün vermiyordu.
91–92 play-off ları Konferans finalinde New York Knicks’le, bir bakıma Cavaliers ve Pistons’la beraber ezeli olan diğer rakibiyle karşılaşıyordu.
New York katı faulleri, kafa uçuran, dirsek büken Yugoslav faullerinden tutunda, turnikeye giden Pippen boynundan kavrayıp aşağı çekmeye kadar her şeyi yaptılar… Çünkü Pistons sertlikle Michael Jordan’ı zamanında dize getirmişti. Ama anlamadıkları şey dize gelme falan yoktu, sadece hazır değildi. Ama bu Jordan her şeye hazır olan Jordan’dı nereden mi biliyorum… Isıah ile Magic 91 Play-Off larında Jordan’ın onlara yaşattıklarını anlatınca, anlayacaksınız.
Isıah Thomas: “ Sahada bir an onun gözlerinin içine baktım ve gözlerinde bu sefer ne yaparsanız yapın sizi yenicem ifadesi vardı. O an tek yapmanız gereken bir kenara çekilip izlemekti.”
Magic Johnson: “Bir bunun olacağını ben ve hepimiz biliyorduk. Sadece onun hazır olması gerekiyordu. Ve sonra onu benden, havada uçarak ve dilini sarkıtarak aldı.”
Anlayacağınız, Knicks sertliği ilk iki maç yarasada sonradan Michael Jordan bir kez daha beklentileri karşılamayı başaracaktı.
4. maçta 54 sayı atıyor ve 5. maçta 29 sayı 10 ribaunt 14 asistle Triple-Double a ulaşıyordu.
Böylece Knicks’i 4. kez elemiş oluyorlardı.
Finallerde ligin diğer elit “swingman” ı olan Clyde Drexler ile karşılaşacaklardı.
Michael Jordan “Bir yıl önce Magic’i yenmiş olmak bana gurur veriyordu o çok büyük bir oyuncuydu… Ama Clyde’ı geçmeyi gerçekten istiyorum. İnsanlar en iyiyi bu sahada izleyerek görsünler istiyorum” diyordu.
Nitekim Chicago Bulls ve Michael Jordan ikinci şampiyonluğu kutlarken, Drexler bir şampiyonluk kazanabilmek için Jordan’ın ligden terk olması gerektiğini anlamıştı… Clyde gerçekten şanslısın…
Ayrıca finallerde 4–2 yendikleri Portland Blazers a ilk maçın ilk yarısında 35 sayı ve 6 isabetli üçlük bularak bir kez daha NBA rekorlarını eline geçirmiştir. Ve gene Finallerin En Değerli Oyuncusu ödülünü de almıştır.
92 yazında biz basketbol severler olabilecek en iyi basketbol takımına şahid olduk. Evet, profesyonel oyuncuların katılmasına izin verilince, Birleşik Devletler bir Rüya Takım projesine yürüdü. Sonuçta şu kadro oluşmuştu;
-Larry Bird, SF, Boston Celtics
-Magic Johnson, PG, Los Angeles Lakers (Aslında basketbolu bırakmıştı ama takım olarak Lakers gösterildi.)
-Chris Mullin, SF, Golden State Warriors
-Karl Malone, PF, Utah Jazz
-John Stockton, PG, Utah Jazz
-Christian Laettner, PF, Duke Blue Devils (üniversite Oyuncularını temsilen çağrılan takımın en genç üyesiydi.)
-David Robinson, C, San Antanio Spurs
-Patrick Ewing, C, New York Knicks
-Charles Barkley, F, Phoneix Suns
-Clyde Drexler, SG, Portland Trail Blazers
-Scottie Pippen, F, Chicago Bulls
-Michael Jordan, SG, Chicago Bulls
Gerçekten bu kadro da yok yok… Gerçi insan o zamanlar Nijerya vatandaşı olan ve ancak 96 Dream Team de izleyebildiğimiz Hakem Olajuwan ve gene o vakitler topuğundan sakat Isıah Thomas da olsa tam olurmuş ama… Hey ne diyorum ben konumuz Michael…
Bu takım tahmin edilebileceği gibi 92 Olimpiyatlarında ki Basketbol dalında ki altın madalyayı alacak olan “The Original Dream Team” tabiî ki.
Jordan bu kadar yıldız içinde bile en çok ilgi çeken adam oluyordu… Öyle ki Julius “Dr.J” Erving ile golf oynamaya gidiyorlardı, daha yarım saat olmadan insanlar koşarak akın etmeye başladı. Helikopter onları aldığında aşağıda yaklaşık, üç yüz kişi toplanmıştı. Ve Michael Jordan milli değerlerin sergilendiği olimpiyat oyunlarında da olsa sponsorları onu her han pazarlıyor, tüketiyor ve reklâmını yapıyorlardı… Bu yoğun ilgi ve muamele sonunda
Dr.J; “ Jordan yirmi dört saat tüketilen bir mal olmuş, maalesef” demişti.
1992–1993 sezonu başlarken de Jordan’la ilgili spekülasyonlarda bitmiyordu tabi. Charlotte’ ın Atlantic City deki Hilton Head otelinde kumar oynadığı, hapse atılan ve banka çeklerinde 57.000$ bir Michael Jordan çekinin, eski bir kaçakçıdan çıkması ile belli olması, Air Jordan ayakkabılarının üretimin ucuz Asyalılar yerine fakir zenci çocuklara verilmesi istenmesi, bir Jordan Brand serisi ayakkabısı elde edinebilmek için 17 yaşındaki bir çocuğun aynı yaştaki arkadaşını vurması gibi olaylar Jordan’ı iyice oyundan soğutmaya başlıyordu ki… Son bir çamur daha atıldı. Jordan oynadığı maçlar üzerine bahis oynuyor iddiası atıldı. Jordan yetkililere, “ Gözümde yücelttiğim ve saygı duyduğum hiçbir şeyi satamam” dedi. Gerçekten iddialar asılsızdı. Bu kadar kapitalist bir obje iken aynı zamanda Azmin ve yaratıcılığın sergileyicisi olması, bu ikisinin aynı anda ondan istenmesi Michael Jordan’ı artık fazlası ile yoruyordu. Bu arada Jordan’ı tanrı katına çıkarttığı düşünülen, başta Nike olmak üzere hiçbir firma Jordan’ın bu sıkıntılı durumu ile ilgilenmiyordu.
Bir gün ünlü spor yazarı Mike Lupica şöyle diyecekti:
" Jordan’ın hayatı gitgide Elvis’inkine döndü. Onu eleştirenler artık çenelerini kapamalı. Michael eşi benzerine bir daha rastlanmayacak bir yetenek...Hayatını kendini ve oynadığı oyunu geliştirmeye adamış bir dehadır...Yasalara karşı gelmemiş..her dava dan alın akıyla çıkmıştır...Hiç kimseyi haya kırıklığına uğratmadı...Yakında bunları hepsinden bıkıp, bir bahane ile basketbolu bırakacak ve sanki beraberinde bu spor dalınıda götürmüş gibi olacak" “Lupica bu öngörün için seni kutlamalı mı yoksa boğmalı mı bilmem ama sanırım haklısın” demişti Bob Grenne de Ona.
Tüm bunlara rağmen Michael Jordan evi olarak kabul ettiği basketbol kortunda kendinden ödün vermemeye devam ediyordu. Öyle ki o zamanlar için Michael şu demeci verdi; “Basketbol oynamak benim tek kaçışım onun haricinde her şey çok karışık!”
Evet, Jordan kaçtığı bu mabede saygısı ile 92–93 sezonunda başardıkları;
-7. sayı krallığı ile Wilt Chamberlain’in rekoruna ortak oldu.
-7. kez NBA, 6. kez savunma ilk beşine seçilmişti.
-8. kez All-Star ve bir oy rekoru daha.
-3. top çalma krallığını elde etti.
-Play-Off ilk turunda Miami Heats takımına karşı tutturduğu 43+ sayı 12+ ribaunt 7+ asist 3+ top çalma 1+ blok rakamları ile gene bir çok rekor kırdı.
-Finalde ezeli dostu ve rakibi Charles Barkley’nin Phoneix Suns takımını 4–2 ile geçti ve finallerde yakaladığı 41 sayı ortalaması ile tüm tarihin finaller rekorunu kırdı
-Aynı sene Play-off da iki ayrı seride 40 sayı ortalamasını geçen tek adam oldu.
-Sezonu 32.5 sayı 6.7 ribaunt 5.5 asist ile tamamladı.
-Play-off ları; 35.4 sayı %50 şut yüzdesi 6.8 ribaunt 6.0 asist ile tamamladı.
-Kariyerinin ilk “Three-Peat” ’ini yani üç kez ark arkaya şampiyonluğunu yaşadı. Bunu yapan ikinci takım oldular.
-Ve onlarca unutulmaz an…
Tüm alanlardaki bu kadar yüksek ve istikrarlı başarı grafiği akıllara şu soruyu da getiriyordu.
“Nereye kadar Jordan hükmedecek ?” Cevabı; “oynadıkça” olacaktı(yordu.)
Evet, oynadıkça çünkü…
Çünkü Michael’ı feci hâlde sıkmıştık; Onun gibi olmaya çabalayan beyaz, 9 numara gözlüklü, sümüklü çarpık bacaklı çocuk, sokakta onun hakkında atıp tutan adam, devamlı peşinde gezen koruma ve medya ordusu, Basketbol dışında yaptığı iki şey olan poker ve golf e herkesin karışması, onun üzerinden trilyonlar götüren firma, takım, NBA yönetimlerindeki göbekli yağ fıçıları, Seviyesinin aşağısında kalan lig, reklâm ve film yönetmen ve ekipleri vs.
Anlayacağınız Michael Jordan adlı tüketim aracını fazlasıyla israf etmiş ve bitirmiştik.
Ama onu bitiren Babasının North Carolina’da araba içinde uyuklarken iki soyguncu genç tarafından öldürülüp, sonrada kim olduğunu anlayıp paniğe kapılınca arabayla nehre attılar.
Michael’da acı da olsa aradığı bahaneyi babasının ölümünde ve bu sporda daha fazla yapacağı bir şey kalmadığında bulmuştu.
Tarih=6 Eylül 1993
Olay= Jordan Güneşi, güneş tutulmasına uğradı…
Hakkında ne yapacağına dair çıkan spekülasyonlara ve medya baskısına fazla aldırmayan Jordan, kısa süre içinde yine spot ışıklarının altında idi; ancak bu sefer bir beysbol sahasında. Çocukluğundan beri en büyük rüyalarından birisi olan beysbola Birmingham Barons takımının formasıyla adım attı. Bu babasının onan çocukken istediği bir şeydi ve bunu vasiyet olarak gördüğünü söyledi… Ama asıl sebep Jordan içindeki rekabetçi, aç ruhun bastırılması yatıyordu.
Her şeye rağmen Jordan’la uğraştılar. İki yıl önce onu yılın spor adamı seçen Sports Ilustared bu sefer manşetine “Yakala Jordan! White Sox’ın yüz karası diyordu.” Fakat dergi şunun farkında değildi. Jordan Sox’a ve Barons’a 10 yılda kazandırdığını 1,5 yılda kazandırmıştı!
9 Ekim 1994’de Scottie Pippen’ın düzenlediği ve organizasyonda Michael’ın eski takım arkadaşları ve ligin yeni yıldızlarının olduğu bir maç düzenleniyordu. Scottie’nin amacı dostunu sevdiği şeyi yapmaya çağırmaktı. Jordan bu gösteri maçında tam 52 sayı attı ve Pippen'ın takımını dağıttı. Bir ara yere eğilip sahayı öpmeyi de ihmal etmedi.
Jordan, kafasını dinlemiş ve bu oyunu özlediğinin farkına varmıştı. Phill Jackson ile yaptığı bir görüşme ona dünyaya bu oyunu oynamak için geldiğini anlamasını sağladı. Çünkü Jackson öyle demişti.
Şimdi Michael beysbol sporunu ve kulübünü kırmadan oradan ayrılmanın yoluna bakıyordu. Jordan çok şanslıydı. Beysbol oyuncuları ve lig lokavt a giderken Michael Jordan ait olduğu yere doğru gitmeye hazırlanıyordu.
Bu arada 1 Kasım 1994 tarihinde Michael Jordan’ın 23 numaralı sırt forması emekli ediliyordu. Ayrıca; Chicago Collesium’un yeni hali olan, United Center’ın önüne dev heykeli dikildi. Heykel üzerinde şu yazıyordu.
MİCHAEL JORDAN
CHİCAGO BULLS
1984–1993
Gelmiş ve Gelecek olan sporcuların en iyisi
Michael Jordan ile takım arkadaşı B.J. Armstrong arasında geçen bir anı durumu özetleyecektir sanırım.
“ Kahvaltımı ediyordum, O geldi. —Antrenman bitti mi? Dedi. Bende –Evet. Dedim. Sonra bana baktı. –Hadi şut atalım biraz. Dedi. –Olur. Dedim. Biraz şut attıktan sonra -Bakalım beni durdurabilecek misin? Dedi. O takım elbiseli ben ise eşofmanlıydım. O an umurumuzda değildi.
Jordan böylece 1994–1995 sezonunun sonlarına doğru döndü.
TARİH= 19 Mart 1995
Olay=JORDAN GÜNEŞİ, YAVAŞCA GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR…
Jordan abisinin kolej forması olan 45 numaralı forma ile sahalara dönüyordu. İlk maç doğunun güçlü ekiplerinden İndiana Pacers ile oluyordu. Jordan ilk maçında 28’de 7 şut isabeti ve 19 sayısı ve 6 sayı 6 ribaunt’luk vasat performansı ile maçı uzatmalarda kaybetmelerine engel olamıyordu. Herkes Michael Jordan keşke hiç dönmeseydi nidaları okurken, Michael onlara keşke hiç böyle konuşmasaydınız diyor adeta…
Ve 5. maçında New York Knicks’e 55 sayı atarak sezonun en yüksek skorunu yapıyordu. Maç 113–111 Chicago Bulls’un oluyordu.
Chicago Bulls ile sezon sonuna kadar 26,9 sayı ortalaması ile 17 maç çıkartıyor fakat şut yüzdesi ve top kayıplarında kariyerinin en kötü rakamlarına ulaşıyordu.
Play-Off’lara giriyorlar ilk turları geçtikten sonra, artık ligin yeni takımı olarak lanse edilen Doğu Konferans 1.si Shaquille O’neal’lı, Penny Hardaway’li Orlando Magic oluyordu.
Chicago ve Michael vasat performanslar sergiliyordu. Basın toplantısında Jordan’ı savunan oyuncu olan Nick Anderson “23 numaralı olan Michael Jordan daha hızlıydı.” Deyince Mike’da kaba tabirle şalterler atıyordu. Eski sırt numarasını tekrar giymesi Jordan’ın Nick Anderson’a dersini vermesini sağlamıyor ve Chicago Bulls’un Orlando Magic’e elenmesine engel olamıyordu.
Daha sonra Michael Jordan bu mağlubiyeti o kadar çok kafasına takıyor ki Onu lise takımına almayan koçu ve Pistons dışında basketbolda sinirden ağlamasına sebep oluyordu.
Ve kendine ve herkese şu sözü veriyordu. “ Ben bu sporda oldukça, benim takımımdan başka şampiyon olmayacak” Michael Jordan’ın gözü artık kıramadığı rekorlarda idi. Bir sezonda 70 galibiyeti geçme, herhangi bir sporu bırakıp döndüğünde aynı takım ve bireysel başarıları yakalayan tek sporcu olma, şirketlerinin karını tavan yapma, aynı sezonda tüm MVP ödüllerine sahip olma, 7 sayı krallığını geçme ve tekrardan bir “Three-Peat” yapma gibi uçuk istekleri vardı. Ama daha öncede belirttiğimiz gibi, Jordan’ın istemesi yeterliydi.
Jordan kendine çok ağır bir takımsal ve bireysel kamp programı hazırladı. Öyle ki tüm ölü-sezon boyunca ailesini 3,5 hafta görebildi.
Bu arada Space Jam adlı filmde rol aldı ki tüm Amerika da gişe rekorları kırdı. Eskisi kadar atlet olmadığının farkında olan Michael Jordan, artık temel kavram ve hareketlere daha çok önem vermişti. Bunların başında artık imzası olan geriye çekilerek attığı şutlar veya şut atarmış yaparak başlattığı amansız feyk ve dripling fırtınaları ile Jordan her daim domine bir oyuncu idi. Bunun için “Savunma’nın üstünden şut sokmak da en az üstünden smaç basmak kadar güzel” demişti. Michael Jordan ikinci dönüşü ile ilgili genç oyunculara şu mesajı iletmeyi de unutmayacaktı. “ Evet, gençlere örnek olmak istiyorum. Bu sefer onlara “Evet beni televizyonda izlediniz ama bu sefer karşınızdayım, televizyonda iken kanalı değiştirebilirsiniz ama burada asal” demek için buradayım”
SEZON=95–96
OLAY= JORDAN GÜNEŞİ TEKRAR EN TEPEDE…
95–96 yılı takıma Ribaunt canavarı D.Rodman’ın katılması, Jordan, Pippen, Harper gibi oyuncuların en olgun çağına girmesi, Kukoc, Kerr, Brown, Wenington gibi görev adamlarının görev bilincinde olması ile takım her türlü başarıya hazırdı.
Ve olanlar oldu… 95–96 yılı Michael Jordan harikaları;
-8.Sayı Krallığı ile rekor kırdı.
-Aynı sezonda All-Star, Normal Sezon, Finaller MVP’liklerini topladı.(Willis Reed’den sonra aynı sezonda bunu başaran 2. oyuncu oldu. Ve de ilk gard oldu.)
-8.kez NBA ve 7. kez savunma ilk beşlerine seçildi.
-All-Star’da en çok oy alan oldu ve rekorunu egale etti.
-En yaşlı sayı kralı oldu.
-72–10 galibiyet-mağlubiyet oranı ile 70 galibiyet barajını geçen ilk takım oldular. REKOR
-4. sezon, 4. Finaller, 2. All-Star MVP’likleri ile en çok MVP si olan oyuncu oldu. En çok finaller MVP olan oyuncu oldu.
-Sezonda; 30,4 sayı (30 sayı barajını geçen en yaşlı oyuncu rekoru) 6.6 ribaunt 4.3 asist 2.50 top çalma ortalamaları tutturdu.
-Play-Off’larda; 30.8 sayı 5 ribaunt 4.2 asist 2.30 top çalma rakamları yakaladı.
-Finallerde Batı Konferans birincisi Payton-Kemp-Detlef üçlüsüne sahip Seattle Supersonics takımını 4-2 geçtiler.
-4. şampiyonluğu aldı.
-Ve onlarca unutulmaz an…
Elbette Doğu Konferansı yarı finallerinde Michael Jordan bu sefer Orlando Magic’e ve Nick Anderson’a dersini veriyordu. Shaq da doğudan şampiyonluğa yükselemeyeceklerini( ve tabi Lakers’ın verdiği parayı Magic’in veremeyeceğini anlayınca) o yaz takımı terk edecekti.
1996-97sezonu öncesi takıma katılan Scott Burrell o zamana kadar yetenekli ama vasatı aşamayan bir oyuncuydu. Sezon öncesi kampını bir de onun ağzından dinleyelim: sezon öncesi kamplarında yazılı olmayan bir kural vardır. Herkes üç aylık tatilden geldiği için iki gün boyunca çok iyi çalışır, üçüncüsünde ise biraz aktif dinlenme yaşanır. Bu her takımda böyledir. Ya da ben öyle sanıyordum. İlk iki gün ben de çok iyi çalıştım ve 3. gün alışkanlıktan olsa gerekişleri biraz ağırdan alıyordum. Tek potada 3’e 3 oynuyoruz. Ben Michael Jordan’ı tutuyorum. Bir pozisyonda topu aldı, sağa feyk verip sol taraftan bir şut attı. Hemen ardından bir sonraki hücumda basit bir dripling numarası ile yanımdan geçip turnike attı. Üçüncü pozisyonda ise tam şuta kalkacak gibi yaptı, ben hamlemi yapınca da sağdan süzüldü gitti. Aslında tam kapasite savunsam bile kendisini durdurabileceğimi sanmıyordum ama dediğim gibi biraz ağırdan alıyordum. Yanımdan geçtikten sonra arkamı dönüp ne yapacağına bakmak istedim. Döndüğüm anda ise suratımda bir top patladı. Michael “Eğer eğlenmek istiyorsan Disneyland’e git. Biz burada çalışıyoruz “ diye bağırdı ve fırlattığı topu alıp tekrar oyuna döndü.
Kaan Kural-Hastasıyım Bu Oyunun adlı kitabından
96–97 sezonu içinde aynı hedeflere sağdık kalan Jordan’ın sezonda ki başarıları;
-69–13 galibiyet mağlubiyet oranı ile en iyi 2. dereceye de sahip oldular.
-9. Sayı krallığını kazandı.
-9. NBA ve 8. savunma ilk beşlerine girdi.
-11. kez All-Star oldu. Maçta “Triple-Double” yapsa da MVP olamadı. Ama bir All Star maçında “TD” yapan tek oyuncu oldu.
-Finallerde eşleştikleri Utah Jazz karşılaştıkları en dişli rakiplerden olsa da, onları da bir önceki sene gibi 4–2 geçmeyi başardılar.
-Bu arada bu seride oynanan bir maçta Michael Jordan’ın 39 derecelik ateş ve mide sancısı ile sahaya çıkıp 38 sayı atıp maçı takımına getirmesi tarihe geçen başka bir Michael Jordan harikasıydı.
-Normal Sezon MVP ödülünü finallerde karşılaştığı başarılı forvet Karl Malone’a kaptırmış olsa da, Finallerde gerçek olan kim gösterme fırsatına erişti ve 5. Finallerin en değerli oyuncusu ödülünü aldı.
-Sezonu; 29.7 sayı 5.9 ribaunt 4.3 asist 1.8 top çalma ile kapatıyordu.( En yaşlı sayı kralı rekorunu egale ediyordu.)
-Play-Off’ları; 31.9 sayı 7.9 ribaunt 4.8 asist ile tamamlıyordu.
-Ve onlarca unutulmaz an…
97–98 sezonu Phil Jackson, Scottie Pippen, Michael Jordan üçlüsünün son kez Chicago’da beraber bulunacakları yıl olduğu haberi yayılmıştı. Bu durum tüm Chicago maçlarının taraf sahada veya kendi evinde fark etmeksizin tören havasında geçmesine sebep oldu.
97–98 sezonunda yaptıkları, buruk sevinçleri(miz) ;
-10 kez sayı krallığı( En yaşlı sayı kralı olma rekorunu bir kez daha egale etti)
-10 kez NBA ve 9. kez savunma ilk beşlerine arka arkaya seçilerek büyük bir rekora daha imza attı.
-All-Star, Normal Sezon, Finaller en değerli oyuncu ödüllerini bir kez daha aynı sezonda topluyor ve bunu 2. kez yapan ilk ve tek adam oluyordu.
-3 Nisan 98 de Minnesota’ya 41 sayı attığı maçta 29.000 sayı barajını geçiyor ve bunu yapan 3. , en az maç oynayarak bunu yapan 1. oyuncu oluyordu.
-Sezonu; 28.7 sayı, 5.8 ribaunt 3.6 asist 1.7 top çalma rakamları ile kapatıyordu.
-En yaşlı Sezon ve Finaller MVP si oluyordu.
-Bir sporu bıraktıktan sonra dönüp, aktifken başardıklarını bir kez daha başarmış olan tek ve yegâne sporcu oluyordu.
-Play-Off’ları; 32.4 sayı 5.2 ribaunt 4.1 asist ile tamamlıyordu.
-Doğu Konferansı Finallerinde İndiana ile 7 maçlık nefes kesen bir seri oynuyorlardı.
Pacers dişini Bulls’a geçirmek istiyordu ki bu dişlerin en keskini Reggie idi...
Reggie yıllar boyu süren final hasreti ile her şeyini ortaya koyacaktı.Jordan ise son yılıydı ve arık son dansını etmek üzere tahtından kalkmış geilyordu...
98 Doğu Finallerindeki bu düello son ana kadar sürdü. Kim mi kazandı?Tabancasında her zaman (Reggie ye karşı bile) bir fazla kurşunu bulunan majesteleri,Michael Jordan 94 ve 95 e kadar arka arkaya 2 defa Doğu finallerinde kaybeden Pacers ve Miller bu kez kazanmayı çok istiyordu.Hatta Öyle ki bu seri öncesinde ve seri boyunca miller ve Jordan arasındaki söz düellosu bir yandan da devam etmiştir.
Bulls Şampiyon olduğu 6 sezonda sadece 1 kez play-off’larda 7. maç kadar zorlanmıştı. Bu sezon 2. defa istemedikleri bu durumla karşılaştılar. İndiana eskiden beri Bulls a ters geliyor. Bu sezon da bir istisna olmadı. Sezon içindeki 4 maçtaki galibiyetleri 2–2 paylaştılar. Bu sefer ki Karşılaşmada da iş gidip gelip ev sahibi olma avantajına bağlandı.
Reggie seride ki en hatırlanan an olan 4. maçtaki galibiyeti getiren üçlüğünden sonra finallere kendilerinin çıkacağını ve Bulls tan daha çok bunu kendilerini hak ettiğini inandıklarını söylemişti. Buna karşılık ise Jordan; herkesin kendi işine bakmasını ve sahada oyunu ile konuşmasını söyleyerek cevap vermiştir. Bir yandan devam eden söz düellosunda daha çetin bir kapışma sahada oluyordu.
İki tarafta seriyi bir türlü koparamıyordu. Karşılıklı galibiyetlerle devam eden seri son maça kalmıştı. Son maç Chicago’nun evi United Center’daydı. Heyecan doruğa tırmanmış ve herkes NBA finallerinde Utah ın rakibinin kim olacağını merakla bekliyordu./. maçtan hemen önce Miller'ın bu maçı kesinlikle kazanacaklarını söylemesi ve Bulls için yolun sonu demesi Jordan buna sahada cevap vereceğini söylemesi heyecanı katmerleştirmişti.Son maç büyük çekişmeye sahne olmasına rağmen Ev sahibi olmanın avantajı ve Jordan a sahip olmanın avantajı ile bu çetin düellonun galibi; 86-79 skorla Jordan:(son maç 28 sayı 9rib 8ast.,7 maç ort.; 31.7 sayı oluyordu.)
Bu arada Utah Jazz Batı Konferansı finallerinde Los Angeles Lakers’ı 4-0 ile geçiyor ve Chicago’nun gelmesini bekliyordu. Utah 10 günlük bir dinlenme süresi bulmuştu. Ayrıca ev sahibi avantajı da onlardaydı. İlk defa Bulls ve Michael’ın başı bu kadar ağrımıştı.
Tüm bahis piyasası ve otoriteler çoktan favoriyi Utah olarak göstermişti.
İndiana serisi bittikten sonra; Spikerin “ Çok yorucu ve uzun bir maraton oldu sizin için, öte yandan rakibiniz bir haftadan fazladır dinleniyor. Sen ne dersin?” sorusuna şöyle cevap vererek Saha dışı karizmasını bir kat daha artırıyordu.
“Dizlerimiz ve kafalarımız yorgun düşmüş olabilir. Rakibimiz avantaj sahibi olabilir. Fakat bizim yüreğimiz yorulmadı. Hala ilkindeki gibi atıyor. Chicago’ya son kez şampiyonluğu getireceğiz.”
Gerçekten yürekleri yorulmamış olmalıydı ki. İkinci maçta kendileri 90 sayı barajını geçerken rakibi 54 sayıda tutuyor ve NBA ve Finaller rekorlarını ellerinde tutuyorlardı.
Tüm bunlara hırslanan Utah iki maçı arka arkaya alınca durum 2–2 oldu. 5. maç Chicago ya gidiyor. Fakat bir yandan Pippen’ın migren ve bel ağrıları Chicago’ya dert olurken, diğer yandan Rodman’dan verim alınamıyordu. Son maçta bu iki önemli oyuncu, maçta çok fazla süre alamayınca iş gene 35 yaşındaki Michael’a kalıyordu.
Tüm üçlü ve ikili sıkıştırmalarına rağmen Michael Jordan son saniyelere 41 sayı ile gelmişti. 86–83 yeniliyorlardı. Ama Michael kalabalığın arasından bıraktığı turnikesi, sonra Karl Malone’dan çalıp sonra maçın bitimine saniyeler kala attığı harika “jump shot” ile galibiyeti ve şampiyonluğu Chicago Bulls’a kazandırıyordu. Bu son şutu oldu.
“LAST SHOT” 14 Haziran 1998
OLAY= JORDAN GÜNEŞİ ARTIK HEP EN TEPEDE…
1998 sezonunu bitiriş biçimi, artık yaşı iyice ilerlemiş olan Jordan'ın kariyeri için muhteşem bir sonmuş gibi gözüküyordu. Phil Jackson'ın ve Dennis Rodman'ın kontratlarının bitiyor oluşu ve Scottie Pippen'ın takımdan ayrılmak istemesi de Jordan'ın emeklilik kararı vermesinde etkili olan diğer nedenlerdi. NBA’ de bir lokavt yaşandığı zamanlarda, 1999 yılının başlarında, Michael Jordan, kariyerinde ikinci kez, emekli olduğunu açıkladı.
Daha sonraları reytingler düştükçe, Michael oyuna açlığı tekrar oluştukça geri dönmek için sebep takım hissedarlığı oldu. 2001 de Washington Wizards hissedarı oldu. Daha sonra da bin nevi öğretmenlik amacı ile çıktığını söylesede esas sebep aşırı ısrarlar ve onun oyuna aşkı idi.
Michael bu takımda 38–40 yaşları arasında iki sezon geçirdi. 22 maç kaçırdı. Ve basketbola tam tamına 1234 gün sonra dönmüştü. Fakat yinede, kendinden ödün vermeye niyeti yoktu. İlk sezonunda 22.9 sayı 5.9 ribaunt 5.3 asist 1.5 top çalma ile oynuyor ve 30.000 sayı barajını geçiyordu.
İkinci sezonunda 20.1 sayı 6.1 ribaunt 3.8 asist 1.4 top çalma ile oynuyordu.
40 yaşında 40 sayıyı geçen ilk ve tek adam oluyordu ve bunu 2 kez yapıyordu.
En yaşlı 50 sayı barajını geçen adam oluyordu. 39. doğum gününe çok az bir süre kala bunu başarıyordu. Bunu da 2 kez başarıyordu…
Hala izlemeye değer bir yıldızdı. Bu iki sezonda da All-Star oluyordu. Majestelerinin son All-Starı bir tören edasında geçiyor ve geceye gene müthiş son saniye şutu ile imzasını koyuyordu ta ki Jermaine O’Neal adlı (odun işin içine edene kadar) yıldız gereksiz bir faulle maçın ivmesini Batı Karmasına kaydırana kadar…
Jordan basketbolu bırakalı yirmi küsur yıl oldu ama hala ürünleri çok iyi tüketiliyordu. Bunda içinde bulunduğu her işte söz sahibi olma koşulunun da payı büyük idi…
Gel gelelim… Mike tekrar küçük hissedar olarak ortaya çıktı. Bu sefer memleketinin takımı Charlotte Bobcats’de…
Oranın Basketbol Operasyonları Sorumlusu ve şu ana kadar takım için çok iyi işler çıkarttı. Bu arada yaklaşık 1 ay önce gençlerle idmana çıkıyor ve takımın iki yıldız swingman oyuncusu Gerald Wallace ve Jason Richardson ile teke tek yapıyor ve bu gençlerin burnundan getirtiyordu. Nede olsa eski toprak…
2007 yapımı “Basketball Man” adlı belgesel filmde kendini canlandırıyor.Karısı ile boşandılar fakat mutlular…
Ve…
Ve, maalesef artık basketbol oynamıyor. Daha doğrusu biz görmüyoruz.
45. yaş günün kutlu olsun Mike! Sen olmasaydın ne yapardık? (yapardım)
İyi ki hep vardın, var oldun, var ol!
·30.000 sayı 5000rib 5000ast ve 2500tç rakamlarını geçen tek oyuncu.
·2 smaç şampiyonluğu yaşayan 4 kişiden biri
·All-star tarihinin en skoreri 21.9 ort.
·Toplam oy bakımından en çok oy alan All-Star
·2olimpiyat, 1NCAA, 6NBA şampiyonluğu
·14 MVP(5 sezon,6play-off,3all-tar)En çok MVP si olan oyuncu
·3 kere basketbolu bıraktı aslında ilk basta bırakmasa ödülleri sayısı çok daha fazla olabilirdi deniyor.
·1 kez en iyi savunmacı onu da alan sayı averajı en yüksek kişi , En iyi savunmacı iken En değerli olan ilk, sayı kralı olan tek kişi.
·10 kez sayı 3 kez top çalma krallığı
·9 kez arka arkaya savunma ilk beşi bu bir rekor.
·10 kez NBA ilk beşi
·14 kez All-star
·1 sezon da All-star sezon ve finaller MVP liklerini iki kere toplayan tek kişi
·1All-tar maçındaki tek Triple Double sahibi
·MJ in esas sahnesi daha çetin anlardır o anlarda play-offlar ve finallerdir
Finaller ve play-offların en çok sayı atan adamı
·Play-off ve sezon sayı averajı tüm zamanlarda 1.
sezon 30,1(Washington’a gelmese 32,4 olacaktı.)
·Play-off ortalaması 33,4
·40 ve 50 sayı barajını en yaşlı geçen oyuncu
·Ayrıca 40’ında 40 say barajını geçen tek oyuncu.
·Finallerde ki en iyi averaj; 41 sayı ortalaması Phoneix’ e karşı
·Finallerin en çok 3 lük isabeti bulan 2. adamı
·Bir maçta ki en yüksek sayısı 69
·En yüksek ribaunt 17 asist 19
·Bir play-off maçında kaydedilmiş en yüksek skor 63(boston86)
·Play-off ve finallerin en çok top çalanı
·886 Maç arka arkaya sakatlıklarda dahil 15 sayı altına düşmeme(rekor)
·Play-off tarihinin en çok şut kullananı, en çok şut sokanı, en çok serbest atış kullanan ve sokanı, en çok top çalanı…
·28 serbest atış girişimi ile en yüksek rakam sahibi(uzatma olmayan maçlar arasında)
·23 serbest atış isabeti ile en yüksek rakam sahibi (uzatma olmayan maçlar arasında)
·60 Play-Off maçı boyunca 20 sayı altına düşmeme rekoru…
·Bir çeyrekte en çok top çalan 11 oyuncudan biri
·Kariyerinde 250 top çalma ve 150 blok rakamlarına aynı sezonda ulaşan ilk oyuncu.
·Bir Play-Off serisi boyunca kaydedilmiş en yüksek sayı ortalaması 43.
·En çok top çalan 3 oyuncudan biri, bunlar arasında en az maç oynayan 2. kişi.
·3000 sayı barajını geçen ilk gard.
·Olimpiyat tarihinin en fazla top çalan ikinci oyuncusu.
·All-Star tarihinin maç başına ve toplamda en fazla top çalanı
·Ve onlarca unutulmaz an… (Daha fazlasını yazamadım gerçekten)
Kaan Kural, LebRon James'in Jordan'la kıyaslanması üzerine:
"Ben oyucuları kıyaslamayı sevmem. Ama Jordan olmak imkânsız. Mutlaka ondan daha yetenekli oyuncular gelecek. Bence Tracy McGrady ve Kobe Bryant'ın MJ'den daha az yetenekli oyuncular olmadığını düşünüyorum. Fakat Michael Jordan'ın zihinsel gücü iki üç insan da var. Ben onu Michael Schumacher ve Tiger Woods ile karşılaştırırım. Michael Jordan yenilmeyi asla kabul etmeyen, kazanmak için yeteneklerini sonuna kadar zorlayan ve bunu akıllı bir şekilde kullanan bir insan. LeBron James Jordan'ı istatistikler de geçse de asla onun kadar maç kazanamayacak. Jordan'ın zihinsel gücüne hiç kimsenin ulaşamayacağını düşünüyorum. "
Bill Clinton: “ Ben potansiyelini bu kadar üst düzeylerde azimle ve yaratıcılıkla kullanan birine daha önce hiç tanık olmadım.”
MJ dönüşü sonrası: "Aktif kariyerimde zirveye ulaşsam dahi hala kanıtlayacak çok şeyimin olduğunu fark etmek güzeldi"
* "Eğer spor âlemindeki sporcuları bir değerlendirmeye tabii tutsaydım, her yönden 10 tam puan alacak yegâne kişi Michael Jordan olurdu." Alonzo Mourning
* "Kimi zaman maçın ortasında olduğum yerde durup kalırdım. Çünkü onun çılgınca bir hareket yapacağını bilirdim. Böyle bir durumda sağa sola koşuşturmaktansa, olduğum yerde kalıp, seyretmeyi tercih ederim." Kenny Anderson
* "Onun benim için ancak hayalini kurabileceğim hareketler yaptığını gördüm. Onun potanın bir tarafındaki dip çizgiden smaç yapacakmış gibi havalanıp, havada bir müddet asılı kaldıktan sonra altından geçip diğer tarafından ters turnike attığını gördüm. Bunu kendim görmesem imkânsız derdim." Shaquille O'Neal
* "Michael bana gözleri kapalı serbest atış atabileceğini söyledi maçı asla unutmam. Onunla bunu asla yapamayacağı konusunda iddialaştım. O da yaptı! O gün düşündüğüm eve gidince çocuklarıma ne söyleyecektim." Dikembe Mutombo
* "Benim Jordan hakkında anlatmaktan en hoşlandığım hikaye, Pistons'da oynadığım sene Chicago ve Detroit arasında oynan maçtır. Michael potaya doğru ilerliyordu, önünü kesmek için yukarı doğru sıçradım. Dilini dışarı sarkıttı ve sağından geçeceğini sandım. Ama o havadayken dilini ve yönünü diğer tarafa çevirdi, diğer yanımdan geçti ve topu sağ eliyle potaya bıraktı. Ben de orada öylece durup seyrettim. Sonra Chuck Daly' le göz göze geldik. Rengi atmıştı. Ona zar zor 'Bir şey söylemene gerek yok, ben de gördüm' diyebildim, o kadar." John Salley
* "Gerçekten aklımdan hiç çıkmayan maç var, asla unutmayacağım ve evde kasette kayıtlı olan. New Jersey'de oynuyorduk. Michael topu aldı ve Derrik Coleman, Chris Dudley ve Chris Morris ona doğru geldiler. İçten bir manevra yaptı, dışarıya doru bir hamle yaptı, topu arkasından geçirdi ve şutu attı. İnanılmazdı. O en iyisi ." Horace Grant
* "Benim en favori maçım 1990-91 Finallerinde yaşandı. Michael topu sürerek geldi, sağa doğru bir feyk attı, sola doğru gitti sonra sıçradı ve havada bir an asılı kaldı. Dilini dışarı sarkıttı ve bu sırada hala havada asılı duruyordu, Bende içimden 'Hayır, bunu yapamaz, bunu yapmamalı, bizim takıma bu olmaz beni üzerimden bunu yapamazsın' diye düşünüp duruyordum... Ama yaptı. Uçtu, topu bir elinden diğerine aldı ve içine bastı. Michael bütün seyircilerin çıldırmasına yol açmış gibiydi. Herkes saçını başını yoluyor, bu inanılmaz basketi gördüklerini inanamıyorlardı. Eminim ertesi gün, ofise gittiklerinde bütün millet sadece bundan konuşmuştur." Magic Johnson
* "Michael bu oyunu sadece iki nedenle oynuyor; Çünkü oynamayı seviyor, meydan okumaya bayılıyor.” BJ Armstrong
* "Oyun son çizgi civarındayken, topun bu adamın eline geçmesini istiyorsunuz ki iyi bir oyuncu nasıl olur göresiniz. İşte Michael'i özetlemek için kullanabileceğim kelimeler bunlar: O iyi bir oyuncu, En iyisi." John Paxson
* "Vancouver karşısında oynanan bir maçı hatırlıyorum. Bitime 6 dakika kala, 12 sayı gerideydik ve normalde maçı kaybetmememiz gerekiyordu. Ama Michael sadece 'Bu kadar yeter, buna izin veremem' dedi ve Vancouver tarihe karıştı." Bill Wennigton
* "Ne zaman başımız sıkışsa Michael turboları açıyor." James Edwards
* "Bazı oyuncuların baskete giden yolu bulmalarını seyretmek çok ilginç ve Michael'da beni en çok etkileyen taraf da bu. Onun nasıl sıçradığı ve smaç yaptığı hakkında konuşup durabilirsiniz, ama basketbolu gerçekten bilen insanlar onun çembere giden yolu her defasında keşfetmesinden, şut atmak istediği her zaman, o şutu ne yapıp edip bulmasından daha çok etkiliyorlar. Chicago'ya ilk geldiğinde inanılmaz şaşırtmıştı. Onunla aynı takımda oynadığımızda, rakip takımda oynadığınızdan daha çok etkileniyorsanız." Dennis Rodman
* "O, oyuncuların oyuncusu. O, kendiniz oynamadığınızda seyrettiğiniz adam. Bazen onunla maç yaparken bir hareket yapıyor ve siz kendi kendinize 'Keşke ağır çekimde tekrar görebilseydim' diyorsunuz." Karl Malone
“Yenilmeyi kabul edebilirim, ama bir daha denememeyi; ASLA!” Michael Jordan
Penny Hardaway MJ Washington da son senesinde son New York maçını oynadıktan sonra sahada alkışlanırken Basına şöyle bir demeç veriyor.
''Ben küçük bir çocuktum ona hayrandım. Ben basket oynayan üniversiteli bir liseli bir gençtim onu örnek alırdım. Üniversitede aynı. Ben NBA ye geldim all-star oldum fakat hala onu izliyor ondan öğreniyordum. O 40 yaşında ve hala ondan çok şey öğreniyorum herhalde ölünceye kadar da öğreneceğim''
JORDAN "Kariyerim boyunca 9000'den fazla başarısız atış yaptım, 300'den fazla oyun kaybettim, 26 kez oyun kazandıracak atışı ıskaladım.. Çabaladıkça başarısız oldum, başarısız oldukça çabaladım.. İşte başarımın sırrı..."
Magic Johnson “ Basketbolcular ikiye ayrılır. Biz normal adamlar vardır, diğer yanda ise tek başına Michael Jordan”
Magic Johnson: “"Bazen Jordan o kadar güzel oynardı ki onu savunmaya çalışmak yerine potayı güzel gören bir yerden Jordan’ın yapacağı şeyi izlemeyi seçiyordum, çünkü ertesi gün herkes o hareketten bahsederken tam anlamıyla görememiş olmak beni çıldırtıyordu..."
JORDAN- "Yetenek maçı kazandırır ama zeka ve takım oyunu şampiyonluğu!"
Craig Eghlo= '' Durdurmak mı? Öyle bir şansımız olabileceğine siz inandıysanız bende inanıyorum o zaman, fakat hiç sanmıyorum. Durmanın anlamını sanırım bilmiyor.''
''Bu senin için yeterince uzun mu?''
Michael Jordan maç sırasında kendisinden 8-10 cm kısa bir adamın üzerinden smaç basıyor ve tribünden bir adam ''Sen onun üstünden mi basabilir yorsun?'' gibilerinden laflar söylüyor. MJ bir dahaki hücumda 2.13 lük adamın üzerinden smaç basıyor ve tribündeki adama yukarıdakini söylüyor.
''Ben Jordan'a maçta ne yapması gerektiğini söylemezdim ama sana söylüyorum.''
Phil Jackson’dan Kobe 'ye ithaf.
“Herkes bir şekilde Michael Jordan gibi olmak istiyor, bense her gün Michael Jordan olmak zorundayım.” Michael Jordan
"Michael saygı duyarak izlediğim ve bana oynadığım günleri tekrar yaşatan tek oyuncu." Dr.J
Utkan Aktaş
(Bu yazıyı Kaynak ve yazarın ismi belirtilmeden yayınlayan siteler hakkında yasal işlem yapılacaktır.)
Yorum (3) >>
...
Yorumu Yazan: grombell, 21 Şubat 2008, 10:18:11
çok güzel bir yazı olmuş.
Jordan hakkında pekte birşey bilmeden onu sadece Washington (ki o yaşlarda bir oyuncu için gerçekten iyi bir performans) formasıyla izleyip yorumlayanlar için ders niteliginde. Kobe, Iverson, James, T-Mac, Carter hepsi çok yetenekli oyuncular. Ama Jordan oyunu başka bir seviyede oyunuyordu ve NBA o zamanlar çok daha zevkliydi. Bu yazıyı hazırladıgınız için çok teşekkürler. Yalnız birkaç düzeltmem olacak.
Jordan 1986 Play-off'larında 63 sayıyı Dogu Konferansı ilk tur ikinci maçında atmıştır ve o seriyi 3-0 kaybettiler (4-0 degil)
98 NBA finallerinde seri hiçbir zaman 2-2 olmadı ve Utah o seride arka-arkaya maç kazanamadı (97 finallerinde Chicago 2-0 öne gectikten sonra Utah 2-2 yapmıştı) Utahı 54 sayıda tuttukları maç ise 3. maçtır.
Bu arada Jordan hakkında bilmedigim bir çok şeyi bu yazı sayesinde ogrendim.
Tekrar teşekkürler
...
Yorumu Yazan: cem, 21 Şubat 2008, 18:35:42
mükemmel bir yazı ellerine sağlık abi
...
Yorumu Yazan: Utkan, 21 Şubat 2008, 20:37:00
@grombell Değerli görüşlerin ve açıklarımı kibarca belirttiğin için teşşekkür tamamen dalgınlık olmuş ve serileri karıştırmışım......Tekrar sürçü-lisan ettiysek aff ola....En yakın zamanda açıkları kapatırız...Teşekkürler....
...
Yorumu Yazan: cesur, 21 Şubat 2008, 22:23:32
sadece en iyi basketbolcu değil aynı zamanda gelmiş geçmiş en iyi sporcu olan Jordan'ı çok iyi anlatmışsınız, Jordan'ın yaptıklarını öğrenmek insana ilham veriyor. çok çok çok teşekkürler...
Etiketler: basketbol, başarı hikayesi, chicago bulls, Michael Jordan, NBA, spor
posted by gildorx @ 2/22/2008 12:10:00 ÖÖ,
,
![]()


