Site Network: Personal | My Company | Artist projects | Shop


 

News,Open Source Software,Linux, Technology, Debian, GNU,GPL, Özgür Yazılım, Teknoloji, Internet, Haberleri.



Ya Öyle Değil De Böyle Olsaydı...

Ya Öyle Değil De Böyle Olsaydı...
Selçuk Ormancı sormanci@yahoo.com
23 Ekim 2008
Kaynak: http://www.batug.com/ormanci.htm
Her sporda olduğu gibi NBA'de de birçok kırılma anı var. Bunlardan kimi saha içinde gerçekleşmiştir, kimileri de saha dışındaki hamlelerle. Tüm bunların sonucunda da hepimizin -en azından bir kısmına- tanık olduğu bu güncel tarih yazıldı. Peki hiç düşündüğünüz oldu mu, bu kırılma anlarında ya diğer seçenek gerçekleşseydi ne olurdu diye? Bu yazı o diğer tarafa bakmayı amaçlayan bir yazı. Bu yazıdaki tüm isimler gerçek ama oluşan olaylar hayal ürünüdür.
İlk olarak 1984 Haziranı'na gidelim. O geceye, o seçime... Portland TrailBlazers draft'ın ikinci sırasından Sam Bowie'yi değil Michael Jordan'ı seçer. Takımda onunla aynı mevkide oynayan bir başka yıldız adayı Clyde Drexler da ikinci sezonundadır. Jordan ilk sezonunda kenardan gelip sezonu çok parlak olmayan istatistiklerle bitirir. Bir sonraki sezona da Jordan altıncı adam olarak başlar. Jordan'ın bundan memnun olmaması ve takımın da pek parlak sonuçlar almaması sonucu koç Dr. Jack Ramsay onu ilk beşe alıp Drexler’la beraber oynatır. Ancak bu sefer de sahada top kullanma ve savunma sorunları başgösterir. Tabii bu da sonuçlara yansır. Bu kötü sonuçlara dayanamayan Portland yönetimi Clyde Drexler’ı New Jersey Nets’e, Michael Jordan’ı da Seattle Supersonics’e (R.I.P.) takas edip yeniden yapılanma yoluna gider. Drexler ve Jordan vasat kadroların ve yönetimlerin eşliğinde yeni takımlarında da başarıya ulaşamayıp daha sonra yeni takaslara yelken açarlar.
Şimdi biraz daha ilerilere, 1996 yazına gidelim. Bu yaz gerçekleşen iki hamle NBA tarihini yakından etkiledi ve bu hamlelerin ikisinde de Los Angeles Lakers imzası bulunmakta. Şimdi ise bunların gerçekleşmediğini farz edelim. Shaquille O’Neal Orlando’daki yaşantısını bozmak istemez ve Orlando’nun verdiği teklifi seçer (Burada bir varsayımda daha bulunup Penny Hardaway’e de bir şey olmadığını hesaba katıyoruz). Önce NBA, sonra da Doğu Finali’nde iki kez süpürülen Orlando 97 sezonunda Doğu Finali’nde bir kez daha Bulls’a, bu kez 4-2 ile elenir. Ancak bir sonraki sezon önce Bulls’u 4-3 ile geçip finale çıkarlar. Finalde de Utah Jazz’ı 4-2 ile geçip şampiyonluğa ulaşırlar.
Ve o senenin diğer aktörüne geçelim. O zamanki adıyla Charlotte Hornets, 96 draft’ının 13. sırasında liseden NBA’e geçme kararı alan Kobe Bryant’ı seçer. Bogues-Dell Curry-Glen Rice ve Anthony Mason’dan oluşan çekirdek kadroya ilk sene kenardan gelerek katkı yapan Bryant ikinci senesinde bu görevi Dell Curry’ye devrederek ilk beşe geçer. Pota altına da Theo Ratliff takviyesi yapan Hornets, sakatlanan Shaq’in play off’ta oynamamasının da yardımıyla 98’de çıktığı Doğu Finali’ni Bulls’a kaybeder. 99’da ise finale çıkma yolunda Orlando onlara engel olur. 2000 yılında ilk turda elenen Hornets’ta kontratı biten Bryant Los Angeles Lakers’la sözleşme imzalar.
İki sene daha ilerleyip 1998 yılına gidelim. Bulls’un 90’lı yıllardaki ikinci three-peat’i sonrası Jerry Krause başta Phil Jackson ve Michael Jordan olmak üzere o takımı bozmadan devam ediyor. Lokavt sebebiyle kısa olan sezonda Chicago Bulls 39 galibiyet alıp sezonu en iyi takım olarak tamamlıyor. İlk turda Milwaukee Bucks’ı 3-0’la rahatça geçiyorlar. İkinci turda Miami Heat’i ve Doğu Finali’nde de Indiana Pacers’ı 4-2 ile eliyorlar. Finalde San Antonio Spurs ile karşılaşıyor ve 4-1 ile geçip Boston’dan sonra üst üste dört kez şampiyon olan ilk takım olmayı başarıyorlar. Bu şampiyonluk sonrası ise takım dağılır. Yıllarca kötü giden Chicago 2002 draft’ında ilk sıraya oturur ve Yao Ming’i kadrosuna katarak eski günlerine dönmeye çalışır.
Gelelim 2000 yılına... Başrol oyuncularından biri bir kez daha Lakers. Diğer başrol oyuncumuz Portland Trail Blazers ise şampiyonluk için gözünü karartmış ve bu amaç doğrultusunda yetenekli ama birçoğu aynı zamanda sorunlu olan oyunculara büyük meblağlar ödemişti. İki takım konferans finalinde karşılaştılar, ki bu seriyi NBA finali olarak görebilirdik aynı zamanda. Blazers serinin ikinci maçını deplasmanda 106-77 ile kazanıp avantajı ellerine geçirdi ancak Portland’daki iki maçı da kazanan Lakers 3-1 öne geçti. Portland önceki dışarıda sonra içeride kazanarak seriyi son maça taşıdı. Son maçta da son çeyrekte bir ara 15 sayılık farklı yakalamalarına rağmen maçı kaybettiler. İşte biz burada devreye giriyoruz. Portland Lakers’ın bu comeback hamlesine serinkanlı bir şekilde direniyor, son hamlesi de işe yaramayan Lakers maçtan kopuyor ve finale çıkan Portland orada Indiana Pacers’ı da 4-1 ile geçerek tarihinde ikinci kez NBA şampiyonu oluyor. Bu başarıyla iyice kenetlenen kadro bir sonraki sene konferans finalinde bir kez daha karşılaştığı Lakers’ı bu kez 4-2 ile geçip bir kez daha NBA Finali’ne ve orada da Philadelphia’yı 4- 0 ile geçip şampiyonluğa ulaşıyor. Bir kez daha konferans finalinde kaybeden Lakers yönetimi Phil Jackson ve Shaq ile yolları ayırma kararı alıyor. Portland’ın nefesi üçüncü şampiyonluk için yeterli olmayıp konferans yarı finalinde Sacramento Kings’e eleniyor. Ama yine de bu başarılar sevgili Ahmet Çobanoğlu’nun Lakers’ın balından ve başarısızlıklarından değil, Portland’ın şampiyonluklarından bahsetmesi için yeterli oluyor.
Draft seçimiyle başladık, draft seçimiyle bitirelim. 2003 yılını Doğu Finalisti olarak bitiren Detroit Pistons NBA tarihinin en iyi draft sınıflarından birinde ikinci sıradan seçme hakkı kazanmıştı ve bu hakkını Darko Milicic’ten yana kullanıp -elbette kötü yönden- tarihe geçen bir hamle yaptılar. Peki ya Darko Milicic’i değil de Carmelo Anthony’yi seçtiklerini düşünürsek... (Aslında daha sonra seçilen Wade ve Bosh için de ayrı ayrı senaryolar yazılır ama yönetmenimiz süremizin daraldığını işaret ediyor) Çekirdek kadrosu zaten yeterince iyi olan Detroit 2004 yılını yine NBA şampiyonu olarak bitiriyor. Normalde savunmayı sevmeyen bir oyuncu olan Carmelo bu kadronun içerisinde zamanla savunmasını da geliştiriyor ve çok etkili bir oyuncu haline geliyor. Tayshaun Prince ise Carmelo’nun bu gelişim sonrası altıncı adamlığa geçip hem ilk beş üzerindeki yükü azaltıyor hem de Ben Gordon’un önünde Yılın Altıncı Adamı ödülünü kazanıyor. Finalde Spurs ile karşılaşan Detroit seriyi 4-1 kazanıp üst üste ikinci kez şampiyon olmayı başarıyor. LeBron ve Carmelo’nun ardından üçüncü sıradan Darko Milicic’i seçen Denver Nuggets ise Darko’ya verdiği süreyle onun gelişmesine yardımcı olup pota altında Camby-Milicic ikiz kulelerini kuruyor. Kuruyor da ne oluyor, bir şey olmuyor, play-off yüzü göremeden bir başka yeniden yapılanmaya başlıyor, Adebayor, ne yapıyor.... Bitti. Eyvallah.

Etiketler: , , ,

posted by gildorx @ 11/11/2008 11:57:00 ÖS, ,




Michael Jordan Efsanesi


Michael Jordan EFSANESİ
Utkan Aktaş

Kaynak : http://www.nbatr.com/utkan-aktas/michael-jordan-efsanesi.html
NbaTr.Com - Çarşamba, 20 Şubat 2008 21:35

45. yaş günü ve NBA camiasına adım atalı geçen 23. yılı şerefine, “en büyük” olanla ilgili, bir amatör olarak, kısıtlı olanaklarla en iyiyi yapma adına kalemimi elime aldım… Herkese Merhabalar
Bu Michael Jordan yazısı; biraz makale, biraz deneme, biraz anı-hatıra türlerinden esinlemeler sunsa da, amaç; bu yazının yaşaması ve yıllar içerisinde aktifliğini koruması.
Bunun için kısıtlı olanaklarla sunulacak olsa da okuduğunuz bu yazı yaşıyor. Evet, canlı çünkü MJ’i her yönüyle tam bir 45’lik eski tabanca olana kadar yaşadıklarını ve bize yaşattıklarını anlatıyor.
Anlayacağınız bu yazı nostaljik değerinin yanı sıra, aslında şimdi ve gelecek olgularını da harmanlamayı amaçlıyor…
Artık sadede gel diyenleri duyar gibiyim. Evet, hadi gelelim!
Kuşkusuz NBA’in en spektaküler, en azimli, en yaratıcı, en hırslı, en rekortmen, en azılı, en başarılı, en rekabetçi ve en iyi oyuncusunu tanıyacağımız, keşfedeceğimiz bu yazıda umduğumuz tek şey; Bu yazı okunduktan sonra, yukarıdaki “en”ler kimsenin umurunda olmasa bile, şu hepimizin umurunda olsun: “En Saygı Duyulası” , işte bu sıfat Michael Jordan’ın bu yazıdaki yerini açıklar.

Michael Jordan(Yaşananlar-Bilinenler)
Tarih=17.Şubat.1963
Yer=Brooklyn-New York
Olay=Tarihi yazacak olan geldi.
Evet, Michael Jeffery Jordan dünyaya geldi…
Michael Jordan annesi Deloris Jordan ve babası James Jordan’ ın beklide çocukluk yıllarındaki en hastalıklı çocuklarıydı. Jordan’ın burnundan hiç durmadan kan geliyordu. Annesi, Deloris bunun Tanrı tarafından ona gelen bir işaret olarak yorumladı. Bunun bir diğer sebebi ise Deloris Jordan, annesini kaybedeli tam 1,5 ay olmuştu ve bu onun için bir şans olmalıydı. Bu olayın uğuruna inandı.
Michael beş çocuğun dördüncüsü olarak dünyaya geldi. Michael doğduğunda yaklaşık 46 cm kolları vardı. İleri görüşlü ve sevecen Deloris Jordan çocuğunun basketbolcu olması için çalışacağını söyledi…
Deloris Jordan gökyüzü ve doğa olayları ile ilgili melek olan Michael(Mikail) ismini ona uygun buldu… Bu arada sağ ol Deloris Teyze gelecekte basketbolu gökyüzünde yaşayacak olan, bir spor tanrısı için daha iyisi olamazdı!
Burnundan kan gelişi, aralıklarla 5 yaşına kadar sürdü. Bu arada Jordan ailesi, Mike 6–7 yaşlarında iken aile Chapell Hill(Wilmington)’ e yerleşip çocuklarını ırkçılığın şehirdeki etkilerinden uzaklaştırdı. Anne ve baba da çalışarak, çocuklarını refah içinde büyüttü.
Mike 9 yaşında basketbola ilgi duymaya başladı. İlk başlarda esas ilgi duyduğu spor beysbol gibi görünse de ve de 12 yaşında minikler kategorisinde yarı final gören takımın yıldızlarından olsa da, o kendini evinin arka bahçesinde çakılı potalara kaptırmıştı bir kere…
Bir süre sonra o saha mahalle gençlerinin mabedi ve Jordan’ın abisi ile yaptığı kıyasıya teke teklerin mekânı olmuştu.
Jordan o dönem sürekli abisine yenilince kendince şu sözü verdi; “Boyum senin gibi ve senden uzun olunca bir daha asla sana yenilmeyeceğim” dedi abisine.
Nitekim MJ 13 yaşlarında 1.73 boy ve 69 kilo ile evin en uzunu oldu ve O günden sonra abisini püre gibi ezdi!
Jordan o günler için “Sanki O’nu yendikten sonra herkesi, her şeyi yenebilirim gibi geliyordu”
Bu cesaretle Michael lise çağında basketbol takımına girme isteğini belirtti!
Michael Laney Lisesine kaydoldu. Lise 1 yıl önce karma eğitime geçmişti yani kaba tabirle siyah ve beyaz ırkın çocukları beraber eğitim görebiliyorlardı.
Michael gerek kuzeyin sakinliği, gerek ailesinin sosyo-ekonomik yapısı, gerekse okul yapısı sebebi ile ırkçılığın sert yüzünü pek görmedi.
Başı ırkçılıkla iki kez belaya girdi; birinde ona zenci diyen bir kıza tokat attı. Diğerinde de dişini fırçalayan arkadaşı onla yersiz yere dalga geçince, fırçanın yumrukla birleşiminden dolayı çocuk bayağı bir diş dökmüştü.(Hala görüşüyorlar.)
Hatta bir keresinde bir arkadaşına; “Bir tokat yemediğin ya da fiziksel olarak hırpalanmadığın sürece, ırkçılığı önemseme” demişti… MJ zorda olsa formülü bulmuştu.
Bu sebepten dolayıdır ki Michael Jordan hiçbir zaman Hip-Hop Sokak kültürünün, ezikken konum değiştirme yani bir bakıma sonradan bulma tavrına sahip olmadı(olamadı) ve hiç başıboş bırakılmadı.
Ailesi ve basketbol onu disiplinize etmiş ve enerjisini olumlu yönde emmişti.
Gel gelelim MJ lise takımına alınmadı. Ama sahada rakiplerini sözleri ile de sindirmeye başlayan, “trash talk” seven Jordan bu yönüyle geri alınacağına emindi. Ama abisi O”na; “Eğer sözlerini harekete dökemezsen bir sıfırsın, yüreğin büyük çalış oyununda öyle olsun” dedi.
Fakat ilk yıl içerisinde hiçbir türlü oyuna alınamayan Jordan eve gelmiş ve hıçkırıklara boğularak ağlıyorken, tamda o an annesi yanına gelip, “Burada enerjini ağlayarak harcama, o sonsuz enerjini onlara bir hata yaptıklarını kanıtlamak için harca.”demişti. Ve de yaz bu iş için çok uygun bir zamandı. Bu tavsiye üzerine Michael Jordan tüm vaktini fiziğini geliştirmeye adadı.
MJ 2. yıla 1.88 olurken, bu gerçekten Jordan’ın spor programı sebebiyle midir? Yoksa bir hormon atılımı mıdır bilinmez ama bilinen şu ki; Michael Jordan rekabetçi idi ve sınıf atladı. Son yılında 29.2 sayı 11.6 ribaunt 10.7 asist ile Laney’i eyalet şampiyonasına kadar sürükledi.
Aile fertlerinin beysbola olan ilgisine rağmen, Michael abisi Larry’e karşı hayranlığı ile basketbola atılmıştı. Fakat çevresi Michael’ın mükemmel gelişimine rağmen asla kalıcı olacağına inanmıyordu. Jordan o zamanları ilerde şu sözleri ile ifade ediyordu:
“Ne kadar çabalasam da, herkes ileride bir istasyonda benzin pompalayan bir genç olacağımı düşünüyordu. Başaramayıp geri döneceğimden bahsediyorlardı, ama işte buradayım.”
Michael Jordan lisenin ardından “Five-Star” basketbol kampına katıldı. Azmini burada da göstermeyi ihmal etmemişti. Koçlar tarafından en çok gelecek vadeden oyun kurucularından biri olarak gösterilmişti. Ve de North Carolina yardımcı koçu Roy Williams’ ın dikkatini çekmişti… Ama yinede B+ olan kamp notu ya da kampta sergilemiş olduğu çaba Jordan’ın istediği ve de başvurusunu yaptığı UCLA ve Virgiana üniversitelerinden kabul görmedi
Son tercihlerinden biri olan eyalet üniversitesi; North Carolina ona göz kırptı.
Tabi burada başrol anne Deloris Jordan ve koç Dean Smith’e ait idi. D.Smith farklı biriydi. N.Carolina, O ve yardımcısı(şimdilerin efsane koçlarından) Roy Williams sayesinde kısa zamanda sınıf atlamıştı.
Dean Smith “önce eğitim” sloganı güden bir koçtu. Öyle ki notu 2,5’un altında kalan, en iyi oyuncusu olsa dahi tekrar derslerini toparlayana kadar takımda yerini alamıyordu. Jordan’ın annesi eve gelen, eğitim sever bu koçun söylediklerine itimat etti ve oğluna ısrarla tavsiye etti. Tabi Jordan’da evine kadar gelip onunla konuşan, O’na kendini değerli hissettiren takıma gitmeyi uygun buldu. Sonuçta N.Carolina Coğrafya bölümüne kayıt oldu.
YIL=1981
OLAY=Jordan Güneşi North Carolina’dan doğuyor.
Michael Jordan takımda James Worthy ve Sam Perkins’ in arkasında kalacağı ve de benchde dirsek çürüteceğine inananların sayısı hiç de azımsanmayacak kadardı.
Dean Smith’in yöntemleri ve sezgileri yaklaşık yirmi yıl boyunca takımını şampiyonluğun eşiğine kadar getirdiği halde, o eşikten bir türlü atlayamıyorlar, o itici gücü bulamıyorlardı. Smith’li Carolina bir oyuncu fabrikasıydı. Oyuncularını sıkı disipline, artı geceleri ders çalışmaları için zorluyordu. Michael Jordan’ın pası ve savunması zayıftı. Ama Michael’ın şevki ve iş ahlakı bir yana ileri uçtaki yaratıcılığı Smith’i onu iki All-American oyuncusu ile yan yana oynamaya ikna etmişti.
Jordan’ın ilk yılında takım sezon ortalarında ülke genelinde ilk sıralarda idi. Michael Jordan takımın en çok sayı yapan ismiydi. Daha ilk sezonunda ulusal bir hale bürünmüştü. Jordan, boğazındaki acılı ve eziyetli enfeksiyonlara takılmadan, Atlantik Sahili Grup Şampiyonasına takımın ilerlemesinde çok büyük bir pay sahibi olmuştu.
Daha sonra bu üç genç “asfalt topuklar” lakaplı takımlarını NCAA şampiyonluk turnuvaları ayağına taşıdılar.
Finalde Georgetown Üniversitesi’nin “Hoyas” lakaplı ekibiyle ve yıldızları 2.12’lik Patrick Ewing ile karşılaşıyorlardı.
Oyunun bitimine 32 saniye kala Georgetown 62–61 öndeydi. Dean Smith bir kez daha şampiyonluğun eşiğine gelip, gene orada takılacakken, bu sefer onları o eşikten atlatacak olan itici gücü bulmuşlardı. Smith mola aldı, topu Michael ile buluşturmalarını söyledi.
Jordan bitime 16 saniye kala sol çaprazda topla buluştu. Potaya yaklaşık 6m uzaklıktaki mesafeden şutunu kullandı ve filelerden gelen “şaff” sesi o saatten sonra Jordan ve Smith’in sınıf atladıkları anlamına geliyordu…
Yardımcı koçlardan Eddie Fogler durumu şöyle izah etmişti; “Henüz farkında bile değil ama o çocuk şimdiden tarihe geçti. İnsanlar bu şutu 25 yıl sonra bile konuşacak.”
Böylece 19 yaşındaki bu genç atlet, müthiş bir baskı altında, zarafet ve başarı sergiledi. Dean Smith sonradan Jordan için; “Michael hem zeki, hem de sahada becerikliydi… O kadar çok oyunun sonunda kahraman oldu ki –anlaşılmaz bir şey.”
Bir daha NCAA finali göremese de Sports Illustrated dergisi yazarı Curry Kirkpatrick’in deyimi ile “dünyanın en iyi amatör oyuncusu” haline gelmişti.
NCAA Başarıları
-Wooden ve Naismith prestij ödülleri
-İki kez yılın kolej oyuncusu ödülü
-En iyi freshman ödülü
-En iyi savunma beşlerine iki kez girdi.
-Bir NCAA şampiyonluğu
-Onlarca unutulmaz an…
Jordan, annesi istemese de, arkasına koç Smith’inde desteğini alarak profesyonel olacağını açıkladı.1984 de Üniversite den ayrılsa da eğitimini 86 da tamamladı.
Ama önce kendini 1984 olimpiyatlarında sergiledi. Ewing, Mullin ve Jordan’ın sürüklediği Pan-American takımı şampiyon olmuştu.
Artık Michael Jordan tek bir hedefe kitlenmişti:
NBA!
YIL=1984
OLAY=JORDAN GÜNEŞİ NBA SEMALARINDA…
1984 draftında, Hakem Olajuwan ve Sam Bowie’nin ardından 3. sırada, Chicago Bulls tarafından seçildi. Yıllar sonra bile konu olan bu Portland hamlesinin gerekçesi; Takımda zaten Clyde Drexler gibi All-Star bir gard varken, niye Jordan’ı alayım ki” olmuştur. Kesinlikle doğruydu. Ama öte yandan, Chicago GM’i Rod Thorn Mike için; “Keşke 2.10 olsaydı ama yapabileceğimiz en iyi hamle Michael’dı” demişti. Arka plandan Houston Rockets takımına Ralph Sampson ile takas edilmek istendi ama Houston yönetiminin gözünü “İkiz Kuleler” hayali bürümüştü. Ve teklif reddedildi.
İleriki yıllarda Michael Jordanlı Chicago NBA’e ambargo koyarken, ne Ralph Sampson ortalarda olacaktı ne de Rod Thorn koltuğunda…
Jordan böylece Bulls sözleşmesinin yanı sıra, Nike ve diğer markalarla da imzalaştı. Jordan lige geldiğinde, lig “Magic Vs Bird” mücadelesi ve yanı sıra Isıah Thomas, Moses Malone, Dominique Wilkins gibi efsaneler, Karem Abdul-Jabbar, George Gervin, Julius “Dr.J” Erving gibi veteranlarla en iyi döneminde gözüküyordu.
Ama yeni başkan, David Stern yenilik gerekeceğinin farkındaydı. Ve O fark etmeden daha ilk yılında çok yeni bir gelişme oldu; Jordan bir süper yıldız olmuştu.
Daha ilk maçında, 16 sayı kaydediyor ve takımına ilk galibiyeti getiriyordu.
Harika bir çaylak sezonu geçiriyordu. Ligde ki 3. maçında Milwaukee Bucks karşısında 37 sayı ile 30 sayı barajını aşıyordu.9. maçında San Antanio Spurs’ e 45 sayı ile 40 barajını aşıyordu. Sergilediği kendine has driplingleri ve hava harekatlarıyla ile ligi upstairs, elevator, hangtime gibi kavramlarla haşır neşir ediyordu. Kendi icadı olan havada elini 1,5 tur çevirip aynı zamanda sanki havda bir merdiven çıkıyormuş gibi ayaklarıyla şekil verdiği upstairs smaçları Nike’ın logosu oluyordu. Kâr’ı her geçen gün artıyordu. All-Star oluyordu. Sezon sonu en iyi ikinci beşe seçiliyordu. IBM’in sponsorluğunda dağıtılan takımına en yararlı oyuncu ödülünü henüz bir çaylakken alıyordu. Takımına geçen yıldan fazla 12 galibiyet daha getiriyordu. O gelmeden önce sahanın üçte biri zor dolarken ve Chicago maçlarına ayrılan kamera sayısı “iki” iken; bu sayılar Jordan’la tavan yapıyordu.
Sezon sonunda ligin sayı krallığında 3. , top çalma krallığında 4. oluyordu.
Elbette, 28.3 sayı 6.5 ribaunt 5.9 asist 2.39 top çalma rakamları ile ROY(Rookie Of The Year – Yılın Çaylağı) ödülünü de kucaklıyordu. O ödülü kucaklarken, bir hayranı şu pankartı kaldırıyordu; “ Good Bye Dr.J, Welcome Air Jordan” bu pankart her şeyin başlangıcını çok iyi anlatıyordu…
Bir yıl sonra ise, Jordan çoğu oyuncuya kâbus olabilecek cinsten bir sakatlık yaşıyordu. Ayağını kırıyordu. Çoğu uzman için asla toparlayamaz dese de; en az kendi kadar ünlü sakatlık atlatma özelliği onu 64 maç kaçırdıktan sonra takımına kazandırıyordu. Michael Jordan’ın gelişi ile son maçlarda play-off trenini sondan yakalıyorlardı. Bu sebeple Doğu konferansının zirvesinde ki takım ile karşılaşacaklardı.
Bu takım efsane 86 Boston Celtics idi. O yıl şampiyon olacak olan takımdı.
TARİH=20 Nisan 1986
OLAY=” Tanrının aramızda olduğuna inanıyorum ve o şu an Jordan kılığına bürünmüş”
Evet, Larry Bird 4. maçın sonunda bu cümleyi kurdu. Neden mi?
Mike daha ilk maçta 49 sayı atarak play-off tarihinin en iyi 4. skorunu elde etmişti. Sorun şu ki bu sadece başlangıçtı. Elbette efsanevi Boston karşısında rüzgârlı şehrin şansı yoktu. Fakat Michael Jordan’ı vardı!
Jordan 4. maçta adeta Cüneyt Arkın’ın hiç mermi koymadan yüzlerce ateş ettiği altı patlar tabancasına dönmüştü. İki uzatmalı maçta 63 sayı 6 ribaunt 6 asist 3 top çalma rakamlarına ulaşarak, Kevin McHale’in yorgunluktan iflas etmiş olan, o uzun kollarını başının arkasına götürerek, teslim pozisyonunda sahada afallamış bir halde dolaşmasına sebep olmuştu.
Aynı zamanda Jordan’ın tüm Play-Off tarihinin en iyi skoruna sahip olmasını sağlıyordu.
4–0 süpürülseler de, Jordan ve takımı umut doluydu.
86–87 sezonu Michael Jordan başarısının bir tesadüf olmadığı ve daha da iyiye gittiğinin kanıtı oldu. Harikalar yarattığı sezonda yaptıkları;
-İlk Smaç Şampiyonası şampiyonluğunu aldı.
-9 kez 40 sayı barajını geçerek rekor kırdı.
-3 maç arka arkaya 50 sayı barajını geçerek bir ilke imza attı.(57.53.61)
-87 yılı Dr.J in emekli olduğu yıldı ama MJ matemi kısa kesti.
-Wilt Chamberlain’den sonra bir sezonda 3000 sayı barajını geçen 2. ve tek en kısa oyuncu oldu.
-37.1 ile gardlar arasında en iyi 1. , genelde ise Wilt in harika Dört sezonunun arkasından geldi.
-İlk Sayı krallığı (Daha 10 kere alacağının ilki)
-NBA savunma ve normal beşlerine girdi.
-2. kez All-Star oldu
-En iyi savunma oyuncusunu kıl payı Michael Cooper’a kaptırdı.
-250 top çalma ve 150 blok rakamlarını aynı zamanda geçen ilk ve tek oyuncu oldu.
-37.1 sayı 5.2 ribaunt 4.6 asist 2.88 top çalma 1.52 blok rakamları elde etti.
-Ve onlarca unutulmaz an…
1987–1988 sezonunda Michael Jordan adeta bir yarış atı gibiydi. Tozu dumana katıyordu ve önüne pek kimse geçemiyordu. Bir takım hariç…
Bu sezondaki başarıları;
-35.0 ortalama ile 2. sayı krallığına kavuştu.
-2. kez 2500 sayı barajını geçti
-En iyi Savunmacı ödülünü kucakladı
-NBA savunma ve normal ilk beşlerine seçildi.
-All-Star MVP ödülünü yani en değerli oyuncu ödülünü aldı. (Chicago’da)
-2. kez Smaç Şampiyonası şampiyonu oldu. D.Wilkins ile yaptıkları final NBA tarihine kazındı. Ve MJ arka arkaya yaparak bir ilki başardı.
-2. kez 250 top çalma ve 150 blok rakamları aynı sezonda geçti
-En Değerli Oyuncu ödülünü ilk kez kaldırdı.
-Bu ödülü alırken aynı zamanda en iyi savunmacı olan ilk(2.si Hakem Olajuwan) oldu.
-En iyi savunmacı iken sayı kralı olan ilk oyuncu oldu.
-All-Star MVP liğini ve smaç şampiyonluğunu aynı anda alan tek, genelde ise ilk oyuncu oluyordu.
-İlk top çalma krallığı
-Hem top çalma, hem sayı kralı olan ilk oyuncu(2.si Iverson)
-Bir maçta 10 top çaldı
-35.0 sayı 5.5 ribaunt 5.9 asist 3.16 blok 1.60 blok ortalamaları tutturdu.
-Ve Onlarca unutulmaz an…
Tüm bu başarılara rağmen play-off 2.turunda üç yıl daha çekecekleri, gösterişli eziyet Detroit Pistons’a elendiler.
MJ tüm bireysel başarılarına rağmen, O’nu Magic, Bird, Dr.J konumuna getirecek olan şampiyonluk yüzüğüne ulaşamamıştı. Ama 89 yılı yeni bir BULLS başlangıcı olacaktı.
87 yılında takıma katılan, İsviçre çakısı ile çok yönlülük konusunda yarışabilecek Scottie Pippen, Jordan ile özel antremanlarla oyununu geliştiriyordu. Jordan da en yakın takım arkadaşını, kendine en yakın seviyede ki adamı buluyordu. Horace Grant ise yeni sezonda, daha sert, daha hızlı bir pota altı adamı olmaya hazırdı.
Gerek Ted Winter zeminli “triangle offense” üçgen hücum oyunuyla, gerekse zen anlayışı ile sevgi ve disiplini aynı ölçütte taşıyabilen Phil Jackson, Dean Smith sonrası, Michael Jordan’ın yeni akıl hocası oluyordu.
Kesinlikle sıra dışı bir adam olan Jackson, keza gene onun kadar sıra dışı Michael Jordan ile uyum içersinde ilerlediler… Başarıya aç takım geleceğe umutla bakarken, Michael Jordan her konuda tavan yapmıştı.
Kazıttığı saçları, uzun şortu, medya-basın ile iyi ilişkisi, yaratıcılık timsali reklamları, hareketleri ve elbette 32.5 sayı 8 ribaunt 8 asist 2.89 top çalma ortalamaları ile efsaneliğe doğru süzülüyordu.
1988–1989 yılında yaptıkları-başarıları;
-17 asist kariyer rekoru
-Jordan’la geçen üç yılın ardından Chicago’nun en büyük sorunu Stada giden yolların, gelen binlerce arabaya yetersiz kalması idi…
-Ocak ayı içinde 10.000. sayısına ulaştı ve bunu en çabuk başaran oldu.(86’daki sakatlığı olmasa çok daha çabuk olurdu!)
-3. Sayı krallığı
-Top Çalma üçüncülüğü
-4. kere All-Star ilk beşliği
-3. kere NBA savunma ve normal ilk beşine seçilmesi
-2500 sayı barajını ardı ardına 3 kez geçti.
-3. kez 250 top çalma ve 150 blok rakamları aynı sezonda egale etti.
Play-off’larda Doğu ikincisi Cleveland Cavaliers’ı destansı bir şekilde geçtiler. 5. maçta takımı 100–99 yenilirken topu kenardan aldı, faul dairesine doğru sürdü. Craig Ehlo (karşı takımın ve ligin en iyi dış savunmacılarından) ona yapıştı. Faul dairesinde aniden driplingi kesip havalandı. Ehlo yer çekimine yenik düşüp yere indiğinde, Jordan topu daha yeni elinden çıkarıyordu. Ve son saniyelerde takımını 101–100 lük galibiyete taşıyıp, seriye noktayı koyuyordu.
Attığı şuta “THE SHOT” denilmiş ve Michael Jordan’ın efsaneliğe İlk
Adımı kabul edilmişti.
Tur ortalamaları; 39.3 sayı 6.8 ribaunt 5.9 asistti.
Yaptığı tarih yazmaktı.
IBM’ in dağıttığı takımına en faydalı oyuncu ödülünü 2. kez alıyordu.
Tüm bunlara rağmen Doğu Konferansı Yarı Finallerinde, bir daha Doğu birincisi ve o sezonun şampiyonu olacak olan “Bad Boys” lakaplı Detroit Pistons takımına eleniyorlardı. “Mağlubiyetlere en çok üzülen Jordan’dı. Çünkü kimse ondan fazla çaba sarf edemezdi” P.Jackson…
1990 senesi ile 90’lı yıllara giriliyor. Lig yeni yıldızlarla tanışıyordu. Ama en parlağı olan Jordan 90’ da sportif ve ekonomik başarı konusunda çığır açıyordu…
1989–1990 sezonu başarıları:
-28 Mart 1990 da Cleveland Cavaliers takımına karşı 69 sayı ile kariyer rekoru kırıyordu.
-65 sayıyı geçen en genç oyuncu idi.
-60 sayı barajını hem play-off hem de normal sezonda geçen 2. adamdı ve sonuncusu.(1. Elgin Baylor)
-4. sayı ve 2. top çalma krallıklarını aldı.
-NBA savunma ve normal ilk beşlerine seçildi.
-6. kez All-Star beşine girdi. En çok oy alan oldu.
-33.6 sayı %52.6 şut yüzdesi 6.3 asist 6.9 ribaunt 2.77 top çalma 0.70 blok rakamları tutturdu.
Ama ne var ki Konferans finallerine kadar yükselip, orada “Bad Boys” ekibine 3. kere eleniyorlardı. Seri bitip Jordan sahayı terk ederken maç yorumcusu şunu demişti; “ Bu adam için üzülmekte haklısınız, dostlarım”
John Salley rakip oyuncu da olsa hayranlığını şu sözlerle ifade etti;
“Adam maç başına 45, 39, 60 sayı atıyor ama kaybediyordu. Üzülmemek elde değildi.”
Aynı zamanda 1990 yılında efsane koç John Wooden’dan en iyi oyuncuları sıralaması istendiğinde, üst sıralara Magic ve Bird isimlerini sayarken, “Peki Jordan” diye sorulduğunda; “Jordan tek kişilik gösteri, takım olarak başarısı yok” demişti.
Ve gene Wooden gibi düşünen bir Pistons taraftarı seri bitiminde Jordan sahadan çıkarken ona doğru şu pankartı kaldırdı;
“Maybe Next Year Jordan” (Belki Gelecek Sene Jordan).
Taraftarın içine mi doğdu. Yoksa MJ o an kafasında bir şeylere karar mı verdi bilinmez ama gelecek sezon Detroit Pistons süpürge tadı nedir? Öğreneceklerdi…
1991 sezonu tüm senelerden çok farklı aşlıyordu ve rakipleri de bunu sezmişti…
BOĞALAR GELİYORDU!
1990–1991 sezonu Michael Jordan’ın bireysel, fiziksel ve takım olarak oyunu yoğurmuş ve öğrenmiş halde sahaya indiği bir yıldı…
Artık genç bir yıldız değil, olgun bir efsane idi. Spektaküleritesinden bir şey kaybetmediği gibi temel kavramlar ve hareketler konusundaki ustalığı ve takım oyunu sezgisi gittikçe artıyordu.
Sezonun en iyi derecesini yapıyorlar ve lig genelinde tepeye oturuyorlardı. Bu sezon içinde Horace Grant, Scottie Pippen, Michael Jordan beraber All-Star olmuşlardı. Bu üçlünün yanı sıra takımdaki BJ. Armstrong, J.Paxson, B.Cartwright, C.Hodges gibi isimlerde tekrardan motive olmuşlardı.
Play-Off ilk turunda New-York Knicks i üç maçta sildi süpürdüler. 2. turda Philadelphia 76’ers takımını 4 maçta geçmeyi başardılar. Doğu finalinde Bad Boys ve Wild Bulls unvanlı ezeli rakipler karşılaşıyordu…
Fakat bu sefer kötü çocuklar, vahşi boğalardan feci boynuz yediler…
Pistons en kötü döneminde bile Chicago Bulls’u 4–0 ile geçemezken, Jordan ve arkadaşları o hırsla bunu başarmışlardı. Seri bitiminde gülen taraf Boğalar oluyordu… Bu sefer Michael Jordan gülüyor, Laimbeer, Thomas, Romdan ağlıyordu. Seri bitiminde Jordan’ı sadece Joe Dumars ve John Salley tebrik etti. Hatta Isıah Thomas yakın arkadaşı Dumars Jordan’ın elini sıktığı için 3 hafta onla konuşmamıştı. “Belki Gelecek Sene Jordan” diyen taraftar bu sefer “Bir daha Asla” diyorlardı.
Detroit Pistons’ı geçince herkesi geçebileceklerini düşünen, Bulls çok haklı olduğunu kanıtlayacaktı. Öyle ki finalde efsane Magic Johnson’ın takımı Lakers’ı hiç zorlanmadan 4–1 geçiyorlardı. Jordan ünlü balet Njinsky edasıyla yaptığı hareketleri finalde de sergiledi. İkinci maçta 18–15 şut isabeti ile tarih yazdı ve 33 sayı buldu. Aynı maçın sonlarına girilirken Lakers’ın 2 sayısına Bulls onlara 15 sayı ile karşılık vererek 15–2 seriye koşuyorlardı. Bu anda yaptığı bir hareket Jordan’ı spor tanrısı ilan eden an oldu desek yeridir sanırım…
Faul çizgisinin bir adım önü diyebileceğimiz bir noktadan sağ eliyle smaç basmak için sıçramıştı, bir süre havada ilerledikten sonra şutunu bloke etmek isteyen bir oyuncu ile karşılaştığında, o anda topu aşağı karın seviyesine indirip orada topu sol eline paslamış ve başını potanın altına sokarak topu ters turnike şeklinde potaya bırakmıştı. Herkes çıldırmıştı.
Magic Johnson, Jordan basketbolu bırakma kararını öğrendiğinde Michael Jordan için yapılan bir belgeselde dönmesi için yalvarmış ve favori hatırası olarak bu hareketi kendi tarafından şöyle anlatmıştır;
"Benim en favori maçım 1990–91 Finallerinde yaşandı. Michael topu sürerek geldi, sağa doğru bir feyk attı, sola doğru gitti sonra sıçradı ve havada bir an asılı kaldı. Dilini dışarı sarkıttı ve bu sırada hala havada asılı duruyordu, Bende içimden 'Hayır, bunu yapamaz, bunu yapmamalı, bizim takıma bu olmaz beni üzerimden bunu yapamazsın' diye düşünüp duruyordum... Ama yaptı. Uçtu, topu bir elinden diğerine aldı ve içine bastı. Michael bütün seyircilerin çıldırmasına yol açmış gibiydi. Herkes saçını başını yoluyor, bu inanılmaz basketi gördüklerini inanamıyorlardı. Eminim ertesi gün, ofise gittiklerinde bütün millet sadece bundan konuşmuştur."
1990–1991 sezonu başarıları;
-5. sayı krallığını aldı.
-NBA savunma ve normal ilk beşlerine gene seçilmişti.
-7. All-Star ilk beşliği ve en çok oy alımında rekor kırdı.
-Normal sezon ve Finaller En Değerli Oyuncusu ödüllerini topladı.
-İlk şampiyonluk yüzüğünü aldı. Ve de, o çok istediği makama geldi.
-31.5 sayı %53.9 şut yüzdesi 6.0 ribaunt 5.5 asist 2.7 top çalma 1 blok normal sezon rakamlarını tutturdu.
-31.5 sayı 6.4 ribaunt 8.4 asist 2+ top çalma 1+ blok play-off rakamlarını yakalıyordu.
-Ve onlarca unutulmaz an…
1991–1992 sezonu başladığında taraftarına tekrar bu başarıları yaşatacağına söz vermiş. Daha mutlu, daha olgun, daha güçlü bir Michael Jordan vardı. Kendi bulundukları durumu ve isteğini şöyle açıklıyordu; “Zirveye bir kez oturdunuz oradan bir daha inmemek istiyorsunuz.” Zaten Michael Jordan tüm kariyeri boyuncu istediği alan bir adam profili çizerek bu demecinin korkutuculuğunun mesajını veriyordu. “Jordan Rules” gibi kitaplar, Esqiunas gibi eski suçlu olan yazarlar ve rekabet ruhunu doyuramaması sonucu oynadığı kumarla başı derde girdiği sene olsa da Jordan kendinden ve takımından ödün vermiyordu.
91–92 play-off ları Konferans finalinde New York Knicks’le, bir bakıma Cavaliers ve Pistons’la beraber ezeli olan diğer rakibiyle karşılaşıyordu.
New York katı faulleri, kafa uçuran, dirsek büken Yugoslav faullerinden tutunda, turnikeye giden Pippen boynundan kavrayıp aşağı çekmeye kadar her şeyi yaptılar… Çünkü Pistons sertlikle Michael Jordan’ı zamanında dize getirmişti. Ama anlamadıkları şey dize gelme falan yoktu, sadece hazır değildi. Ama bu Jordan her şeye hazır olan Jordan’dı nereden mi biliyorum… Isıah ile Magic 91 Play-Off larında Jordan’ın onlara yaşattıklarını anlatınca, anlayacaksınız.
Isıah Thomas: “ Sahada bir an onun gözlerinin içine baktım ve gözlerinde bu sefer ne yaparsanız yapın sizi yenicem ifadesi vardı. O an tek yapmanız gereken bir kenara çekilip izlemekti.”
Magic Johnson: “Bir bunun olacağını ben ve hepimiz biliyorduk. Sadece onun hazır olması gerekiyordu. Ve sonra onu benden, havada uçarak ve dilini sarkıtarak aldı.”
Anlayacağınız, Knicks sertliği ilk iki maç yarasada sonradan Michael Jordan bir kez daha beklentileri karşılamayı başaracaktı.
4. maçta 54 sayı atıyor ve 5. maçta 29 sayı 10 ribaunt 14 asistle Triple-Double a ulaşıyordu.
Böylece Knicks’i 4. kez elemiş oluyorlardı.
Finallerde ligin diğer elit “swingman” ı olan Clyde Drexler ile karşılaşacaklardı.
Michael Jordan “Bir yıl önce Magic’i yenmiş olmak bana gurur veriyordu o çok büyük bir oyuncuydu… Ama Clyde’ı geçmeyi gerçekten istiyorum. İnsanlar en iyiyi bu sahada izleyerek görsünler istiyorum” diyordu.
Nitekim Chicago Bulls ve Michael Jordan ikinci şampiyonluğu kutlarken, Drexler bir şampiyonluk kazanabilmek için Jordan’ın ligden terk olması gerektiğini anlamıştı… Clyde gerçekten şanslısın…
Ayrıca finallerde 4–2 yendikleri Portland Blazers a ilk maçın ilk yarısında 35 sayı ve 6 isabetli üçlük bularak bir kez daha NBA rekorlarını eline geçirmiştir. Ve gene Finallerin En Değerli Oyuncusu ödülünü de almıştır.
92 yazında biz basketbol severler olabilecek en iyi basketbol takımına şahid olduk. Evet, profesyonel oyuncuların katılmasına izin verilince, Birleşik Devletler bir Rüya Takım projesine yürüdü. Sonuçta şu kadro oluşmuştu;
-Larry Bird, SF, Boston Celtics
-Magic Johnson, PG, Los Angeles Lakers (Aslında basketbolu bırakmıştı ama takım olarak Lakers gösterildi.)
-Chris Mullin, SF, Golden State Warriors
-Karl Malone, PF, Utah Jazz
-John Stockton, PG, Utah Jazz
-Christian Laettner, PF, Duke Blue Devils (üniversite Oyuncularını temsilen çağrılan takımın en genç üyesiydi.)
-David Robinson, C, San Antanio Spurs
-Patrick Ewing, C, New York Knicks
-Charles Barkley, F, Phoneix Suns
-Clyde Drexler, SG, Portland Trail Blazers
-Scottie Pippen, F, Chicago Bulls
-Michael Jordan, SG, Chicago Bulls
Gerçekten bu kadro da yok yok… Gerçi insan o zamanlar Nijerya vatandaşı olan ve ancak 96 Dream Team de izleyebildiğimiz Hakem Olajuwan ve gene o vakitler topuğundan sakat Isıah Thomas da olsa tam olurmuş ama… Hey ne diyorum ben konumuz Michael…
Bu takım tahmin edilebileceği gibi 92 Olimpiyatlarında ki Basketbol dalında ki altın madalyayı alacak olan “The Original Dream Team” tabiî ki.
Jordan bu kadar yıldız içinde bile en çok ilgi çeken adam oluyordu… Öyle ki Julius “Dr.J” Erving ile golf oynamaya gidiyorlardı, daha yarım saat olmadan insanlar koşarak akın etmeye başladı. Helikopter onları aldığında aşağıda yaklaşık, üç yüz kişi toplanmıştı. Ve Michael Jordan milli değerlerin sergilendiği olimpiyat oyunlarında da olsa sponsorları onu her han pazarlıyor, tüketiyor ve reklâmını yapıyorlardı… Bu yoğun ilgi ve muamele sonunda
Dr.J; “ Jordan yirmi dört saat tüketilen bir mal olmuş, maalesef” demişti.
1992–1993 sezonu başlarken de Jordan’la ilgili spekülasyonlarda bitmiyordu tabi. Charlotte’ ın Atlantic City deki Hilton Head otelinde kumar oynadığı, hapse atılan ve banka çeklerinde 57.000$ bir Michael Jordan çekinin, eski bir kaçakçıdan çıkması ile belli olması, Air Jordan ayakkabılarının üretimin ucuz Asyalılar yerine fakir zenci çocuklara verilmesi istenmesi, bir Jordan Brand serisi ayakkabısı elde edinebilmek için 17 yaşındaki bir çocuğun aynı yaştaki arkadaşını vurması gibi olaylar Jordan’ı iyice oyundan soğutmaya başlıyordu ki… Son bir çamur daha atıldı. Jordan oynadığı maçlar üzerine bahis oynuyor iddiası atıldı. Jordan yetkililere, “ Gözümde yücelttiğim ve saygı duyduğum hiçbir şeyi satamam” dedi. Gerçekten iddialar asılsızdı. Bu kadar kapitalist bir obje iken aynı zamanda Azmin ve yaratıcılığın sergileyicisi olması, bu ikisinin aynı anda ondan istenmesi Michael Jordan’ı artık fazlası ile yoruyordu. Bu arada Jordan’ı tanrı katına çıkarttığı düşünülen, başta Nike olmak üzere hiçbir firma Jordan’ın bu sıkıntılı durumu ile ilgilenmiyordu.
Bir gün ünlü spor yazarı Mike Lupica şöyle diyecekti:
" Jordan’ın hayatı gitgide Elvis’inkine döndü. Onu eleştirenler artık çenelerini kapamalı. Michael eşi benzerine bir daha rastlanmayacak bir yetenek...Hayatını kendini ve oynadığı oyunu geliştirmeye adamış bir dehadır...Yasalara karşı gelmemiş..her dava dan alın akıyla çıkmıştır...Hiç kimseyi haya kırıklığına uğratmadı...Yakında bunları hepsinden bıkıp, bir bahane ile basketbolu bırakacak ve sanki beraberinde bu spor dalınıda götürmüş gibi olacak" “Lupica bu öngörün için seni kutlamalı mı yoksa boğmalı mı bilmem ama sanırım haklısın” demişti Bob Grenne de Ona.
Tüm bunlara rağmen Michael Jordan evi olarak kabul ettiği basketbol kortunda kendinden ödün vermemeye devam ediyordu. Öyle ki o zamanlar için Michael şu demeci verdi; “Basketbol oynamak benim tek kaçışım onun haricinde her şey çok karışık!”
Evet, Jordan kaçtığı bu mabede saygısı ile 92–93 sezonunda başardıkları;
-7. sayı krallığı ile Wilt Chamberlain’in rekoruna ortak oldu.
-7. kez NBA, 6. kez savunma ilk beşine seçilmişti.
-8. kez All-Star ve bir oy rekoru daha.
-3. top çalma krallığını elde etti.
-Play-Off ilk turunda Miami Heats takımına karşı tutturduğu 43+ sayı 12+ ribaunt 7+ asist 3+ top çalma 1+ blok rakamları ile gene bir çok rekor kırdı.
-Finalde ezeli dostu ve rakibi Charles Barkley’nin Phoneix Suns takımını 4–2 ile geçti ve finallerde yakaladığı 41 sayı ortalaması ile tüm tarihin finaller rekorunu kırdı
-Aynı sene Play-off da iki ayrı seride 40 sayı ortalamasını geçen tek adam oldu.
-Sezonu 32.5 sayı 6.7 ribaunt 5.5 asist ile tamamladı.
-Play-off ları; 35.4 sayı %50 şut yüzdesi 6.8 ribaunt 6.0 asist ile tamamladı.
-Kariyerinin ilk “Three-Peat” ’ini yani üç kez ark arkaya şampiyonluğunu yaşadı. Bunu yapan ikinci takım oldular.
-Ve onlarca unutulmaz an…
Tüm alanlardaki bu kadar yüksek ve istikrarlı başarı grafiği akıllara şu soruyu da getiriyordu.
“Nereye kadar Jordan hükmedecek ?” Cevabı; “oynadıkça” olacaktı(yordu.)
Evet, oynadıkça çünkü…
Çünkü Michael’ı feci hâlde sıkmıştık; Onun gibi olmaya çabalayan beyaz, 9 numara gözlüklü, sümüklü çarpık bacaklı çocuk, sokakta onun hakkında atıp tutan adam, devamlı peşinde gezen koruma ve medya ordusu, Basketbol dışında yaptığı iki şey olan poker ve golf e herkesin karışması, onun üzerinden trilyonlar götüren firma, takım, NBA yönetimlerindeki göbekli yağ fıçıları, Seviyesinin aşağısında kalan lig, reklâm ve film yönetmen ve ekipleri vs.
Anlayacağınız Michael Jordan adlı tüketim aracını fazlasıyla israf etmiş ve bitirmiştik.
Ama onu bitiren Babasının North Carolina’da araba içinde uyuklarken iki soyguncu genç tarafından öldürülüp, sonrada kim olduğunu anlayıp paniğe kapılınca arabayla nehre attılar.
Michael’da acı da olsa aradığı bahaneyi babasının ölümünde ve bu sporda daha fazla yapacağı bir şey kalmadığında bulmuştu.
Tarih=6 Eylül 1993
Olay= Jordan Güneşi, güneş tutulmasına uğradı…
Hakkında ne yapacağına dair çıkan spekülasyonlara ve medya baskısına fazla aldırmayan Jordan, kısa süre içinde yine spot ışıklarının altında idi; ancak bu sefer bir beysbol sahasında. Çocukluğundan beri en büyük rüyalarından birisi olan beysbola Birmingham Barons takımının formasıyla adım attı. Bu babasının onan çocukken istediği bir şeydi ve bunu vasiyet olarak gördüğünü söyledi… Ama asıl sebep Jordan içindeki rekabetçi, aç ruhun bastırılması yatıyordu.
Her şeye rağmen Jordan’la uğraştılar. İki yıl önce onu yılın spor adamı seçen Sports Ilustared bu sefer manşetine “Yakala Jordan! White Sox’ın yüz karası diyordu.” Fakat dergi şunun farkında değildi. Jordan Sox’a ve Barons’a 10 yılda kazandırdığını 1,5 yılda kazandırmıştı!
9 Ekim 1994’de Scottie Pippen’ın düzenlediği ve organizasyonda Michael’ın eski takım arkadaşları ve ligin yeni yıldızlarının olduğu bir maç düzenleniyordu. Scottie’nin amacı dostunu sevdiği şeyi yapmaya çağırmaktı. Jordan bu gösteri maçında tam 52 sayı attı ve Pippen'ın takımını dağıttı. Bir ara yere eğilip sahayı öpmeyi de ihmal etmedi.
Jordan, kafasını dinlemiş ve bu oyunu özlediğinin farkına varmıştı. Phill Jackson ile yaptığı bir görüşme ona dünyaya bu oyunu oynamak için geldiğini anlamasını sağladı. Çünkü Jackson öyle demişti.
Şimdi Michael beysbol sporunu ve kulübünü kırmadan oradan ayrılmanın yoluna bakıyordu. Jordan çok şanslıydı. Beysbol oyuncuları ve lig lokavt a giderken Michael Jordan ait olduğu yere doğru gitmeye hazırlanıyordu.
Bu arada 1 Kasım 1994 tarihinde Michael Jordan’ın 23 numaralı sırt forması emekli ediliyordu. Ayrıca; Chicago Collesium’un yeni hali olan, United Center’ın önüne dev heykeli dikildi. Heykel üzerinde şu yazıyordu.
MİCHAEL JORDAN
CHİCAGO BULLS
1984–1993
Gelmiş ve Gelecek olan sporcuların en iyisi
Michael Jordan ile takım arkadaşı B.J. Armstrong arasında geçen bir anı durumu özetleyecektir sanırım.
“ Kahvaltımı ediyordum, O geldi. —Antrenman bitti mi? Dedi. Bende –Evet. Dedim. Sonra bana baktı. –Hadi şut atalım biraz. Dedi. –Olur. Dedim. Biraz şut attıktan sonra -Bakalım beni durdurabilecek misin? Dedi. O takım elbiseli ben ise eşofmanlıydım. O an umurumuzda değildi.
Jordan böylece 1994–1995 sezonunun sonlarına doğru döndü.
TARİH= 19 Mart 1995
Olay=JORDAN GÜNEŞİ, YAVAŞCA GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR…
Jordan abisinin kolej forması olan 45 numaralı forma ile sahalara dönüyordu. İlk maç doğunun güçlü ekiplerinden İndiana Pacers ile oluyordu. Jordan ilk maçında 28’de 7 şut isabeti ve 19 sayısı ve 6 sayı 6 ribaunt’luk vasat performansı ile maçı uzatmalarda kaybetmelerine engel olamıyordu. Herkes Michael Jordan keşke hiç dönmeseydi nidaları okurken, Michael onlara keşke hiç böyle konuşmasaydınız diyor adeta…
Ve 5. maçında New York Knicks’e 55 sayı atarak sezonun en yüksek skorunu yapıyordu. Maç 113–111 Chicago Bulls’un oluyordu.
Chicago Bulls ile sezon sonuna kadar 26,9 sayı ortalaması ile 17 maç çıkartıyor fakat şut yüzdesi ve top kayıplarında kariyerinin en kötü rakamlarına ulaşıyordu.
Play-Off’lara giriyorlar ilk turları geçtikten sonra, artık ligin yeni takımı olarak lanse edilen Doğu Konferans 1.si Shaquille O’neal’lı, Penny Hardaway’li Orlando Magic oluyordu.
Chicago ve Michael vasat performanslar sergiliyordu. Basın toplantısında Jordan’ı savunan oyuncu olan Nick Anderson “23 numaralı olan Michael Jordan daha hızlıydı.” Deyince Mike’da kaba tabirle şalterler atıyordu. Eski sırt numarasını tekrar giymesi Jordan’ın Nick Anderson’a dersini vermesini sağlamıyor ve Chicago Bulls’un Orlando Magic’e elenmesine engel olamıyordu.
Daha sonra Michael Jordan bu mağlubiyeti o kadar çok kafasına takıyor ki Onu lise takımına almayan koçu ve Pistons dışında basketbolda sinirden ağlamasına sebep oluyordu.
Ve kendine ve herkese şu sözü veriyordu. “ Ben bu sporda oldukça, benim takımımdan başka şampiyon olmayacak” Michael Jordan’ın gözü artık kıramadığı rekorlarda idi. Bir sezonda 70 galibiyeti geçme, herhangi bir sporu bırakıp döndüğünde aynı takım ve bireysel başarıları yakalayan tek sporcu olma, şirketlerinin karını tavan yapma, aynı sezonda tüm MVP ödüllerine sahip olma, 7 sayı krallığını geçme ve tekrardan bir “Three-Peat” yapma gibi uçuk istekleri vardı. Ama daha öncede belirttiğimiz gibi, Jordan’ın istemesi yeterliydi.
Jordan kendine çok ağır bir takımsal ve bireysel kamp programı hazırladı. Öyle ki tüm ölü-sezon boyunca ailesini 3,5 hafta görebildi.
Bu arada Space Jam adlı filmde rol aldı ki tüm Amerika da gişe rekorları kırdı. Eskisi kadar atlet olmadığının farkında olan Michael Jordan, artık temel kavram ve hareketlere daha çok önem vermişti. Bunların başında artık imzası olan geriye çekilerek attığı şutlar veya şut atarmış yaparak başlattığı amansız feyk ve dripling fırtınaları ile Jordan her daim domine bir oyuncu idi. Bunun için “Savunma’nın üstünden şut sokmak da en az üstünden smaç basmak kadar güzel” demişti. Michael Jordan ikinci dönüşü ile ilgili genç oyunculara şu mesajı iletmeyi de unutmayacaktı. “ Evet, gençlere örnek olmak istiyorum. Bu sefer onlara “Evet beni televizyonda izlediniz ama bu sefer karşınızdayım, televizyonda iken kanalı değiştirebilirsiniz ama burada asal” demek için buradayım”
SEZON=95–96
OLAY= JORDAN GÜNEŞİ TEKRAR EN TEPEDE…
95–96 yılı takıma Ribaunt canavarı D.Rodman’ın katılması, Jordan, Pippen, Harper gibi oyuncuların en olgun çağına girmesi, Kukoc, Kerr, Brown, Wenington gibi görev adamlarının görev bilincinde olması ile takım her türlü başarıya hazırdı.
Ve olanlar oldu… 95–96 yılı Michael Jordan harikaları;
-8.Sayı Krallığı ile rekor kırdı.
-Aynı sezonda All-Star, Normal Sezon, Finaller MVP’liklerini topladı.(Willis Reed’den sonra aynı sezonda bunu başaran 2. oyuncu oldu. Ve de ilk gard oldu.)
-8.kez NBA ve 7. kez savunma ilk beşlerine seçildi.
-All-Star’da en çok oy alan oldu ve rekorunu egale etti.
-En yaşlı sayı kralı oldu.
-72–10 galibiyet-mağlubiyet oranı ile 70 galibiyet barajını geçen ilk takım oldular. REKOR
-4. sezon, 4. Finaller, 2. All-Star MVP’likleri ile en çok MVP si olan oyuncu oldu. En çok finaller MVP olan oyuncu oldu.
-Sezonda; 30,4 sayı (30 sayı barajını geçen en yaşlı oyuncu rekoru) 6.6 ribaunt 4.3 asist 2.50 top çalma ortalamaları tutturdu.
-Play-Off’larda; 30.8 sayı 5 ribaunt 4.2 asist 2.30 top çalma rakamları yakaladı.
-Finallerde Batı Konferans birincisi Payton-Kemp-Detlef üçlüsüne sahip Seattle Supersonics takımını 4-2 geçtiler.
-4. şampiyonluğu aldı.
-Ve onlarca unutulmaz an…
Elbette Doğu Konferansı yarı finallerinde Michael Jordan bu sefer Orlando Magic’e ve Nick Anderson’a dersini veriyordu. Shaq da doğudan şampiyonluğa yükselemeyeceklerini( ve tabi Lakers’ın verdiği parayı Magic’in veremeyeceğini anlayınca) o yaz takımı terk edecekti.
1996-97sezonu öncesi takıma katılan Scott Burrell o zamana kadar yetenekli ama vasatı aşamayan bir oyuncuydu. Sezon öncesi kampını bir de onun ağzından dinleyelim: sezon öncesi kamplarında yazılı olmayan bir kural vardır. Herkes üç aylık tatilden geldiği için iki gün boyunca çok iyi çalışır, üçüncüsünde ise biraz aktif dinlenme yaşanır. Bu her takımda böyledir. Ya da ben öyle sanıyordum. İlk iki gün ben de çok iyi çalıştım ve 3. gün alışkanlıktan olsa gerekişleri biraz ağırdan alıyordum. Tek potada 3’e 3 oynuyoruz. Ben Michael Jordan’ı tutuyorum. Bir pozisyonda topu aldı, sağa feyk verip sol taraftan bir şut attı. Hemen ardından bir sonraki hücumda basit bir dripling numarası ile yanımdan geçip turnike attı. Üçüncü pozisyonda ise tam şuta kalkacak gibi yaptı, ben hamlemi yapınca da sağdan süzüldü gitti. Aslında tam kapasite savunsam bile kendisini durdurabileceğimi sanmıyordum ama dediğim gibi biraz ağırdan alıyordum. Yanımdan geçtikten sonra arkamı dönüp ne yapacağına bakmak istedim. Döndüğüm anda ise suratımda bir top patladı. Michael “Eğer eğlenmek istiyorsan Disneyland’e git. Biz burada çalışıyoruz “ diye bağırdı ve fırlattığı topu alıp tekrar oyuna döndü.
Kaan Kural-Hastasıyım Bu Oyunun adlı kitabından
96–97 sezonu içinde aynı hedeflere sağdık kalan Jordan’ın sezonda ki başarıları;
-69–13 galibiyet mağlubiyet oranı ile en iyi 2. dereceye de sahip oldular.
-9. Sayı krallığını kazandı.
-9. NBA ve 8. savunma ilk beşlerine girdi.
-11. kez All-Star oldu. Maçta “Triple-Double” yapsa da MVP olamadı. Ama bir All Star maçında “TD” yapan tek oyuncu oldu.
-Finallerde eşleştikleri Utah Jazz karşılaştıkları en dişli rakiplerden olsa da, onları da bir önceki sene gibi 4–2 geçmeyi başardılar.
-Bu arada bu seride oynanan bir maçta Michael Jordan’ın 39 derecelik ateş ve mide sancısı ile sahaya çıkıp 38 sayı atıp maçı takımına getirmesi tarihe geçen başka bir Michael Jordan harikasıydı.
-Normal Sezon MVP ödülünü finallerde karşılaştığı başarılı forvet Karl Malone’a kaptırmış olsa da, Finallerde gerçek olan kim gösterme fırsatına erişti ve 5. Finallerin en değerli oyuncusu ödülünü aldı.
-Sezonu; 29.7 sayı 5.9 ribaunt 4.3 asist 1.8 top çalma ile kapatıyordu.( En yaşlı sayı kralı rekorunu egale ediyordu.)
-Play-Off’ları; 31.9 sayı 7.9 ribaunt 4.8 asist ile tamamlıyordu.
-Ve onlarca unutulmaz an…
97–98 sezonu Phil Jackson, Scottie Pippen, Michael Jordan üçlüsünün son kez Chicago’da beraber bulunacakları yıl olduğu haberi yayılmıştı. Bu durum tüm Chicago maçlarının taraf sahada veya kendi evinde fark etmeksizin tören havasında geçmesine sebep oldu.
97–98 sezonunda yaptıkları, buruk sevinçleri(miz) ;
-10 kez sayı krallığı( En yaşlı sayı kralı olma rekorunu bir kez daha egale etti)
-10 kez NBA ve 9. kez savunma ilk beşlerine arka arkaya seçilerek büyük bir rekora daha imza attı.
-All-Star, Normal Sezon, Finaller en değerli oyuncu ödüllerini bir kez daha aynı sezonda topluyor ve bunu 2. kez yapan ilk ve tek adam oluyordu.
-3 Nisan 98 de Minnesota’ya 41 sayı attığı maçta 29.000 sayı barajını geçiyor ve bunu yapan 3. , en az maç oynayarak bunu yapan 1. oyuncu oluyordu.
-Sezonu; 28.7 sayı, 5.8 ribaunt 3.6 asist 1.7 top çalma rakamları ile kapatıyordu.
-En yaşlı Sezon ve Finaller MVP si oluyordu.
-Bir sporu bıraktıktan sonra dönüp, aktifken başardıklarını bir kez daha başarmış olan tek ve yegâne sporcu oluyordu.
-Play-Off’ları; 32.4 sayı 5.2 ribaunt 4.1 asist ile tamamlıyordu.
-Doğu Konferansı Finallerinde İndiana ile 7 maçlık nefes kesen bir seri oynuyorlardı.
Pacers dişini Bulls’a geçirmek istiyordu ki bu dişlerin en keskini Reggie idi...
Reggie yıllar boyu süren final hasreti ile her şeyini ortaya koyacaktı.Jordan ise son yılıydı ve arık son dansını etmek üzere tahtından kalkmış geilyordu...
98 Doğu Finallerindeki bu düello son ana kadar sürdü. Kim mi kazandı?Tabancasında her zaman (Reggie ye karşı bile) bir fazla kurşunu bulunan majesteleri,Michael Jordan 94 ve 95 e kadar arka arkaya 2 defa Doğu finallerinde kaybeden Pacers ve Miller bu kez kazanmayı çok istiyordu.Hatta Öyle ki bu seri öncesinde ve seri boyunca miller ve Jordan arasındaki söz düellosu bir yandan da devam etmiştir.
Bulls Şampiyon olduğu 6 sezonda sadece 1 kez play-off’larda 7. maç kadar zorlanmıştı. Bu sezon 2. defa istemedikleri bu durumla karşılaştılar. İndiana eskiden beri Bulls a ters geliyor. Bu sezon da bir istisna olmadı. Sezon içindeki 4 maçtaki galibiyetleri 2–2 paylaştılar. Bu sefer ki Karşılaşmada da iş gidip gelip ev sahibi olma avantajına bağlandı.
Reggie seride ki en hatırlanan an olan 4. maçtaki galibiyeti getiren üçlüğünden sonra finallere kendilerinin çıkacağını ve Bulls tan daha çok bunu kendilerini hak ettiğini inandıklarını söylemişti. Buna karşılık ise Jordan; herkesin kendi işine bakmasını ve sahada oyunu ile konuşmasını söyleyerek cevap vermiştir. Bir yandan devam eden söz düellosunda daha çetin bir kapışma sahada oluyordu.
İki tarafta seriyi bir türlü koparamıyordu. Karşılıklı galibiyetlerle devam eden seri son maça kalmıştı. Son maç Chicago’nun evi United Center’daydı. Heyecan doruğa tırmanmış ve herkes NBA finallerinde Utah ın rakibinin kim olacağını merakla bekliyordu./. maçtan hemen önce Miller'ın bu maçı kesinlikle kazanacaklarını söylemesi ve Bulls için yolun sonu demesi Jordan buna sahada cevap vereceğini söylemesi heyecanı katmerleştirmişti.Son maç büyük çekişmeye sahne olmasına rağmen Ev sahibi olmanın avantajı ve Jordan a sahip olmanın avantajı ile bu çetin düellonun galibi; 86-79 skorla Jordan:(son maç 28 sayı 9rib 8ast.,7 maç ort.; 31.7 sayı oluyordu.)
Bu arada Utah Jazz Batı Konferansı finallerinde Los Angeles Lakers’ı 4-0 ile geçiyor ve Chicago’nun gelmesini bekliyordu. Utah 10 günlük bir dinlenme süresi bulmuştu. Ayrıca ev sahibi avantajı da onlardaydı. İlk defa Bulls ve Michael’ın başı bu kadar ağrımıştı.
Tüm bahis piyasası ve otoriteler çoktan favoriyi Utah olarak göstermişti.
İndiana serisi bittikten sonra; Spikerin “ Çok yorucu ve uzun bir maraton oldu sizin için, öte yandan rakibiniz bir haftadan fazladır dinleniyor. Sen ne dersin?” sorusuna şöyle cevap vererek Saha dışı karizmasını bir kat daha artırıyordu.
“Dizlerimiz ve kafalarımız yorgun düşmüş olabilir. Rakibimiz avantaj sahibi olabilir. Fakat bizim yüreğimiz yorulmadı. Hala ilkindeki gibi atıyor. Chicago’ya son kez şampiyonluğu getireceğiz.”
Gerçekten yürekleri yorulmamış olmalıydı ki. İkinci maçta kendileri 90 sayı barajını geçerken rakibi 54 sayıda tutuyor ve NBA ve Finaller rekorlarını ellerinde tutuyorlardı.
Tüm bunlara hırslanan Utah iki maçı arka arkaya alınca durum 2–2 oldu. 5. maç Chicago ya gidiyor. Fakat bir yandan Pippen’ın migren ve bel ağrıları Chicago’ya dert olurken, diğer yandan Rodman’dan verim alınamıyordu. Son maçta bu iki önemli oyuncu, maçta çok fazla süre alamayınca iş gene 35 yaşındaki Michael’a kalıyordu.
Tüm üçlü ve ikili sıkıştırmalarına rağmen Michael Jordan son saniyelere 41 sayı ile gelmişti. 86–83 yeniliyorlardı. Ama Michael kalabalığın arasından bıraktığı turnikesi, sonra Karl Malone’dan çalıp sonra maçın bitimine saniyeler kala attığı harika “jump shot” ile galibiyeti ve şampiyonluğu Chicago Bulls’a kazandırıyordu. Bu son şutu oldu.
“LAST SHOT” 14 Haziran 1998
OLAY= JORDAN GÜNEŞİ ARTIK HEP EN TEPEDE…
1998 sezonunu bitiriş biçimi, artık yaşı iyice ilerlemiş olan Jordan'ın kariyeri için muhteşem bir sonmuş gibi gözüküyordu. Phil Jackson'ın ve Dennis Rodman'ın kontratlarının bitiyor oluşu ve Scottie Pippen'ın takımdan ayrılmak istemesi de Jordan'ın emeklilik kararı vermesinde etkili olan diğer nedenlerdi. NBA’ de bir lokavt yaşandığı zamanlarda, 1999 yılının başlarında, Michael Jordan, kariyerinde ikinci kez, emekli olduğunu açıkladı.
Daha sonraları reytingler düştükçe, Michael oyuna açlığı tekrar oluştukça geri dönmek için sebep takım hissedarlığı oldu. 2001 de Washington Wizards hissedarı oldu. Daha sonra da bin nevi öğretmenlik amacı ile çıktığını söylesede esas sebep aşırı ısrarlar ve onun oyuna aşkı idi.
Michael bu takımda 38–40 yaşları arasında iki sezon geçirdi. 22 maç kaçırdı. Ve basketbola tam tamına 1234 gün sonra dönmüştü. Fakat yinede, kendinden ödün vermeye niyeti yoktu. İlk sezonunda 22.9 sayı 5.9 ribaunt 5.3 asist 1.5 top çalma ile oynuyor ve 30.000 sayı barajını geçiyordu.
İkinci sezonunda 20.1 sayı 6.1 ribaunt 3.8 asist 1.4 top çalma ile oynuyordu.
40 yaşında 40 sayıyı geçen ilk ve tek adam oluyordu ve bunu 2 kez yapıyordu.
En yaşlı 50 sayı barajını geçen adam oluyordu. 39. doğum gününe çok az bir süre kala bunu başarıyordu. Bunu da 2 kez başarıyordu…
Hala izlemeye değer bir yıldızdı. Bu iki sezonda da All-Star oluyordu. Majestelerinin son All-Starı bir tören edasında geçiyor ve geceye gene müthiş son saniye şutu ile imzasını koyuyordu ta ki Jermaine O’Neal adlı (odun işin içine edene kadar) yıldız gereksiz bir faulle maçın ivmesini Batı Karmasına kaydırana kadar…
Jordan basketbolu bırakalı yirmi küsur yıl oldu ama hala ürünleri çok iyi tüketiliyordu. Bunda içinde bulunduğu her işte söz sahibi olma koşulunun da payı büyük idi…
Gel gelelim… Mike tekrar küçük hissedar olarak ortaya çıktı. Bu sefer memleketinin takımı Charlotte Bobcats’de…
Oranın Basketbol Operasyonları Sorumlusu ve şu ana kadar takım için çok iyi işler çıkarttı. Bu arada yaklaşık 1 ay önce gençlerle idmana çıkıyor ve takımın iki yıldız swingman oyuncusu Gerald Wallace ve Jason Richardson ile teke tek yapıyor ve bu gençlerin burnundan getirtiyordu. Nede olsa eski toprak…
2007 yapımı “Basketball Man” adlı belgesel filmde kendini canlandırıyor.Karısı ile boşandılar fakat mutlular…
Ve…
Ve, maalesef artık basketbol oynamıyor. Daha doğrusu biz görmüyoruz.
45. yaş günün kutlu olsun Mike! Sen olmasaydın ne yapardık? (yapardım)
İyi ki hep vardın, var oldun, var ol!
KARİYER RAKAMLARI
·30.000 sayı 5000rib 5000ast ve 2500tç rakamlarını geçen tek oyuncu.
·2 smaç şampiyonluğu yaşayan 4 kişiden biri
·All-star tarihinin en skoreri 21.9 ort.
·Toplam oy bakımından en çok oy alan All-Star
·2olimpiyat, 1NCAA, 6NBA şampiyonluğu
·14 MVP(5 sezon,6play-off,3all-tar)En çok MVP si olan oyuncu
·3 kere basketbolu bıraktı aslında ilk basta bırakmasa ödülleri sayısı çok daha fazla olabilirdi deniyor.
·1 kez en iyi savunmacı onu da alan sayı averajı en yüksek kişi , En iyi savunmacı iken En değerli olan ilk, sayı kralı olan tek kişi.
·10 kez sayı 3 kez top çalma krallığı
·9 kez arka arkaya savunma ilk beşi bu bir rekor.
·10 kez NBA ilk beşi
·14 kez All-star
·1 sezon da All-star sezon ve finaller MVP liklerini iki kere toplayan tek kişi
·1All-tar maçındaki tek Triple Double sahibi
·MJ in esas sahnesi daha çetin anlardır o anlarda play-offlar ve finallerdir
Finaller ve play-offların en çok sayı atan adamı
·Play-off ve sezon sayı averajı tüm zamanlarda 1.
sezon 30,1(Washington’a gelmese 32,4 olacaktı.)
·Play-off ortalaması 33,4
·40 ve 50 sayı barajını en yaşlı geçen oyuncu
·Ayrıca 40’ında 40 say barajını geçen tek oyuncu.
·Finallerde ki en iyi averaj; 41 sayı ortalaması Phoneix’ e karşı
·Finallerin en çok 3 lük isabeti bulan 2. adamı
·Bir maçta ki en yüksek sayısı 69
·En yüksek ribaunt 17 asist 19
·Bir play-off maçında kaydedilmiş en yüksek skor 63(boston86)
·Play-off ve finallerin en çok top çalanı
·886 Maç arka arkaya sakatlıklarda dahil 15 sayı altına düşmeme(rekor)
·Play-off tarihinin en çok şut kullananı, en çok şut sokanı, en çok serbest atış kullanan ve sokanı, en çok top çalanı…
·28 serbest atış girişimi ile en yüksek rakam sahibi(uzatma olmayan maçlar arasında)
·23 serbest atış isabeti ile en yüksek rakam sahibi (uzatma olmayan maçlar arasında)
·60 Play-Off maçı boyunca 20 sayı altına düşmeme rekoru…
·Bir çeyrekte en çok top çalan 11 oyuncudan biri
·Kariyerinde 250 top çalma ve 150 blok rakamlarına aynı sezonda ulaşan ilk oyuncu.
·Bir Play-Off serisi boyunca kaydedilmiş en yüksek sayı ortalaması 43.
·En çok top çalan 3 oyuncudan biri, bunlar arasında en az maç oynayan 2. kişi.
·3000 sayı barajını geçen ilk gard.
·Olimpiyat tarihinin en fazla top çalan ikinci oyuncusu.
·All-Star tarihinin maç başına ve toplamda en fazla top çalanı
·Ve onlarca unutulmaz an… (Daha fazlasını yazamadım gerçekten)



Jordan için söylenenler-Jordan’ın Söyledikleri:
Kaan Kural, LebRon James'in Jordan'la kıyaslanması üzerine:
"Ben oyucuları kıyaslamayı sevmem. Ama Jordan olmak imkânsız. Mutlaka ondan daha yetenekli oyuncular gelecek. Bence Tracy McGrady ve Kobe Bryant'ın MJ'den daha az yetenekli oyuncular olmadığını düşünüyorum. Fakat Michael Jordan'ın zihinsel gücü iki üç insan da var. Ben onu Michael Schumacher ve Tiger Woods ile karşılaştırırım. Michael Jordan yenilmeyi asla kabul etmeyen, kazanmak için yeteneklerini sonuna kadar zorlayan ve bunu akıllı bir şekilde kullanan bir insan. LeBron James Jordan'ı istatistikler de geçse de asla onun kadar maç kazanamayacak. Jordan'ın zihinsel gücüne hiç kimsenin ulaşamayacağını düşünüyorum. "
Bill Clinton: “ Ben potansiyelini bu kadar üst düzeylerde azimle ve yaratıcılıkla kullanan birine daha önce hiç tanık olmadım.”
MJ dönüşü sonrası: "Aktif kariyerimde zirveye ulaşsam dahi hala kanıtlayacak çok şeyimin olduğunu fark etmek güzeldi"
* "Eğer spor âlemindeki sporcuları bir değerlendirmeye tabii tutsaydım, her yönden 10 tam puan alacak yegâne kişi Michael Jordan olurdu." Alonzo Mourning
* "Kimi zaman maçın ortasında olduğum yerde durup kalırdım. Çünkü onun çılgınca bir hareket yapacağını bilirdim. Böyle bir durumda sağa sola koşuşturmaktansa, olduğum yerde kalıp, seyretmeyi tercih ederim." Kenny Anderson
* "Onun benim için ancak hayalini kurabileceğim hareketler yaptığını gördüm. Onun potanın bir tarafındaki dip çizgiden smaç yapacakmış gibi havalanıp, havada bir müddet asılı kaldıktan sonra altından geçip diğer tarafından ters turnike attığını gördüm. Bunu kendim görmesem imkânsız derdim." Shaquille O'Neal
* "Michael bana gözleri kapalı serbest atış atabileceğini söyledi maçı asla unutmam. Onunla bunu asla yapamayacağı konusunda iddialaştım. O da yaptı! O gün düşündüğüm eve gidince çocuklarıma ne söyleyecektim." Dikembe Mutombo
* "Benim Jordan hakkında anlatmaktan en hoşlandığım hikaye, Pistons'da oynadığım sene Chicago ve Detroit arasında oynan maçtır. Michael potaya doğru ilerliyordu, önünü kesmek için yukarı doğru sıçradım. Dilini dışarı sarkıttı ve sağından geçeceğini sandım. Ama o havadayken dilini ve yönünü diğer tarafa çevirdi, diğer yanımdan geçti ve topu sağ eliyle potaya bıraktı. Ben de orada öylece durup seyrettim. Sonra Chuck Daly' le göz göze geldik. Rengi atmıştı. Ona zar zor 'Bir şey söylemene gerek yok, ben de gördüm' diyebildim, o kadar." John Salley
* "Gerçekten aklımdan hiç çıkmayan maç var, asla unutmayacağım ve evde kasette kayıtlı olan. New Jersey'de oynuyorduk. Michael topu aldı ve Derrik Coleman, Chris Dudley ve Chris Morris ona doğru geldiler. İçten bir manevra yaptı, dışarıya doru bir hamle yaptı, topu arkasından geçirdi ve şutu attı. İnanılmazdı. O en iyisi ." Horace Grant
* "Benim en favori maçım 1990-91 Finallerinde yaşandı. Michael topu sürerek geldi, sağa doğru bir feyk attı, sola doğru gitti sonra sıçradı ve havada bir an asılı kaldı. Dilini dışarı sarkıttı ve bu sırada hala havada asılı duruyordu, Bende içimden 'Hayır, bunu yapamaz, bunu yapmamalı, bizim takıma bu olmaz beni üzerimden bunu yapamazsın' diye düşünüp duruyordum... Ama yaptı. Uçtu, topu bir elinden diğerine aldı ve içine bastı. Michael bütün seyircilerin çıldırmasına yol açmış gibiydi. Herkes saçını başını yoluyor, bu inanılmaz basketi gördüklerini inanamıyorlardı. Eminim ertesi gün, ofise gittiklerinde bütün millet sadece bundan konuşmuştur." Magic Johnson
* "Michael bu oyunu sadece iki nedenle oynuyor; Çünkü oynamayı seviyor, meydan okumaya bayılıyor.” BJ Armstrong
* "Oyun son çizgi civarındayken, topun bu adamın eline geçmesini istiyorsunuz ki iyi bir oyuncu nasıl olur göresiniz. İşte Michael'i özetlemek için kullanabileceğim kelimeler bunlar: O iyi bir oyuncu, En iyisi." John Paxson
* "Vancouver karşısında oynanan bir maçı hatırlıyorum. Bitime 6 dakika kala, 12 sayı gerideydik ve normalde maçı kaybetmememiz gerekiyordu. Ama Michael sadece 'Bu kadar yeter, buna izin veremem' dedi ve Vancouver tarihe karıştı." Bill Wennigton
* "Ne zaman başımız sıkışsa Michael turboları açıyor." James Edwards
* "Bazı oyuncuların baskete giden yolu bulmalarını seyretmek çok ilginç ve Michael'da beni en çok etkileyen taraf da bu. Onun nasıl sıçradığı ve smaç yaptığı hakkında konuşup durabilirsiniz, ama basketbolu gerçekten bilen insanlar onun çembere giden yolu her defasında keşfetmesinden, şut atmak istediği her zaman, o şutu ne yapıp edip bulmasından daha çok etkiliyorlar. Chicago'ya ilk geldiğinde inanılmaz şaşırtmıştı. Onunla aynı takımda oynadığımızda, rakip takımda oynadığınızdan daha çok etkileniyorsanız." Dennis Rodman
* "O, oyuncuların oyuncusu. O, kendiniz oynamadığınızda seyrettiğiniz adam. Bazen onunla maç yaparken bir hareket yapıyor ve siz kendi kendinize 'Keşke ağır çekimde tekrar görebilseydim' diyorsunuz." Karl Malone
“Yenilmeyi kabul edebilirim, ama bir daha denememeyi; ASLA!” Michael Jordan
Penny Hardaway MJ Washington da son senesinde son New York maçını oynadıktan sonra sahada alkışlanırken Basına şöyle bir demeç veriyor.
''Ben küçük bir çocuktum ona hayrandım. Ben basket oynayan üniversiteli bir liseli bir gençtim onu örnek alırdım. Üniversitede aynı. Ben NBA ye geldim all-star oldum fakat hala onu izliyor ondan öğreniyordum. O 40 yaşında ve hala ondan çok şey öğreniyorum herhalde ölünceye kadar da öğreneceğim''
JORDAN "Kariyerim boyunca 9000'den fazla başarısız atış yaptım, 300'den fazla oyun kaybettim, 26 kez oyun kazandıracak atışı ıskaladım.. Çabaladıkça başarısız oldum, başarısız oldukça çabaladım.. İşte başarımın sırrı..."
Magic Johnson “ Basketbolcular ikiye ayrılır. Biz normal adamlar vardır, diğer yanda ise tek başına Michael Jordan”
Magic Johnson: “"Bazen Jordan o kadar güzel oynardı ki onu savunmaya çalışmak yerine potayı güzel gören bir yerden Jordan’ın yapacağı şeyi izlemeyi seçiyordum, çünkü ertesi gün herkes o hareketten bahsederken tam anlamıyla görememiş olmak beni çıldırtıyordu..."
JORDAN- "Yetenek maçı kazandırır ama zeka ve takım oyunu şampiyonluğu!"
Craig Eghlo= '' Durdurmak mı? Öyle bir şansımız olabileceğine siz inandıysanız bende inanıyorum o zaman, fakat hiç sanmıyorum. Durmanın anlamını sanırım bilmiyor.''
''Bu senin için yeterince uzun mu?''
Michael Jordan maç sırasında kendisinden 8-10 cm kısa bir adamın üzerinden smaç basıyor ve tribünden bir adam ''Sen onun üstünden mi basabilir yorsun?'' gibilerinden laflar söylüyor. MJ bir dahaki hücumda 2.13 lük adamın üzerinden smaç basıyor ve tribündeki adama yukarıdakini söylüyor.
''Ben Jordan'a maçta ne yapması gerektiğini söylemezdim ama sana söylüyorum.''
Phil Jackson’dan Kobe 'ye ithaf.
“Herkes bir şekilde Michael Jordan gibi olmak istiyor, bense her gün Michael Jordan olmak zorundayım.” Michael Jordan
"Michael saygı duyarak izlediğim ve bana oynadığım günleri tekrar yaşatan tek oyuncu." Dr.J
Utkan Aktaş
(Bu yazıyı Kaynak ve yazarın ismi belirtilmeden yayınlayan siteler hakkında yasal işlem yapılacaktır.)
Yorum (3) >>
...
Yorumu Yazan: grombell, 21 Şubat 2008, 10:18:11
çok güzel bir yazı olmuş.
Jordan hakkında pekte birşey bilmeden onu sadece Washington (ki o yaşlarda bir oyuncu için gerçekten iyi bir performans) formasıyla izleyip yorumlayanlar için ders niteliginde. Kobe, Iverson, James, T-Mac, Carter hepsi çok yetenekli oyuncular. Ama Jordan oyunu başka bir seviyede oyunuyordu ve NBA o zamanlar çok daha zevkliydi. Bu yazıyı hazırladıgınız için çok teşekkürler. Yalnız birkaç düzeltmem olacak.
Jordan 1986 Play-off'larında 63 sayıyı Dogu Konferansı ilk tur ikinci maçında atmıştır ve o seriyi 3-0 kaybettiler (4-0 degil)
98 NBA finallerinde seri hiçbir zaman 2-2 olmadı ve Utah o seride arka-arkaya maç kazanamadı (97 finallerinde Chicago 2-0 öne gectikten sonra Utah 2-2 yapmıştı) Utahı 54 sayıda tuttukları maç ise 3. maçtır.
Bu arada Jordan hakkında bilmedigim bir çok şeyi bu yazı sayesinde ogrendim.
Tekrar teşekkürler
...
Yorumu Yazan: cem, 21 Şubat 2008, 18:35:42
mükemmel bir yazı ellerine sağlık abi
...
Yorumu Yazan: Utkan, 21 Şubat 2008, 20:37:00
@grombell Değerli görüşlerin ve açıklarımı kibarca belirttiğin için teşşekkür tamamen dalgınlık olmuş ve serileri karıştırmışım......Tekrar sürçü-lisan ettiysek aff ola....En yakın zamanda açıkları kapatırız...Teşekkürler....
...
Yorumu Yazan: cesur, 21 Şubat 2008, 22:23:32
sadece en iyi basketbolcu değil aynı zamanda gelmiş geçmiş en iyi sporcu olan Jordan'ı çok iyi anlatmışsınız, Jordan'ın yaptıklarını öğrenmek insana ilham veriyor. çok çok çok teşekkürler...

Etiketler: , , , , ,

posted by gildorx @ 2/22/2008 12:10:00 ÖÖ, ,




Tarihin En Renkli Ve En Yeni Atlısı:Futbol

Tüm tarih içinde verilebilecek en yüksek paralar bir sporcuya ödeniyor. Yüzbinkişilik stadlar, TV başında iki milyara yakın izleyiciyle tüm tarih içinde futbol, yeryüzü kültürünün en büyük katılımını sağlıyor. Sporun ve müsabakanın tarihi şüphesiz çok eski. İstanbul'da binyıl yaşayan Bizans'ta, bugünkü Sultanahmet Meydanı'nda Maviler ve Yeşiller arasında bitmeyen çekişme, imparatorluğun son yüzyılında "siyasete" dönüştü, spor, sağ-sol gibi, imparatorluk halkını keskin bir siyasi bıçakla ikiye ayırdı.Müsabakanın izaha (eleştiriye) muhtaç olması, maç sonrası tüm taraftar ve spor yazarlarına yorucu işler doğurtuyor, TV'ler günde üç-dört saat, gazeteler hergün 4-5 sayfasını bu taşkın romantiklerin sloganlarla süslü futbol yazılarına ayırmak zorunda kalıyor. Gündelik hayatın tüm dedikodusu, insanların birbirleriyle nerdeyse tüm sözlü alışverişlerini belirleyici duruma geliyor. Birbirlerini acımasızca yerin dibine batıran yazarlar, hakeme, oyuna, futbolculara, antrenörlere itirazlarını hafta boyu sürdürüyor. Dik kafalı isyankarlar mı bu taşkın romantikler, yoksa, yeni bir hastalığı mı bulaştırıyorlar? Gittikçe kravatları daha süslü ve renkli, konuşmaları gittikçe cazgırlaşıyor, komik giysili hokkabazlara dönüşürken, fena halde öfkeleniyorlar. Tüm zamanlarında bıkmadan usanmadan "futbol" konuşuyorlar.Söz ustalıklarıyla bir atı mı şaha kaldırmak istiyorlar, yoksa, angaryadan beyin tartaklaması bir muhabbet mi? Gürültülü patırtılı bu muhteşem kargaşanın büyük mutluluğunu anlamamız lazım. Yakıcı güneş ya da kar yağmur altında, kan-ter içinde bir topun peşinde koşan futbolcuları modern tarihin en büyük savaşçıları yapan şey nedir? Hangi kaba arzularımızı, hangi sanat tutkumuzu, hangi ilahi sevinçlerimizi saklıyorlar? Bir stadyum dolusu rengarenk bayraklı gençlerin topluca şarkı söylemesi, kalabalıkların birden istilacı bir düşman güruhuna dönüşmesinin altında neler yatıyor?Tabiattan kopup, topluluk halinde yaşamaya başlayan insanlar, bulundukları şehri, alanı, tepeyi, arazileri, düşmana karşı savunmak zorundaydılar. Tüm eski şehir yapılarında kalelerin dik, yüksek, aşılmaz surlarla çevrelendiğini, korunma güvenlik sağladığı, bilinen tarih içinde, tüm savaşların kalelerin savunulması - ele geçirilmesi olduğunu biliyoruz.Artık bazı "ideolojik" bilgilerimizi de değiştirme zamanı geldi. Sosyal bilimciler bir halkı, bir milleti oluşturan-kaynaştıran temel değerlerin dil, din, ortak tarih, ortak heyecanlar olduğunu iddia ederse de, eksiktir bu tanım. Daha da geriye, "aynı kale savunması", "aynı istilaya karşı koyma, yani, aynı kale içinde yaşayan insanların biriktirdiği korkular heyecanlardır toplulukları halklaştırıp birarada tutan.Aynı kaleyi savunma dürtüsü, dil, din, mezhep, renk gibi ortak değerlerin daha ötesinde olduğunu bugün futbol sayesinde öğreniyoruz, mesela, yabancı, çok uzak bir ülkenin futbolcusu, bizimle aynı kaleyi savunduğu için hemen benimsenip, birlik-bizden duygusunun içine girebiliyor. Yabancıyı hızla bizleştiren bu kültürden tüm sert uluslar korkmalı. En iyi örnek Revivo'dur, o bir yahudidir, ama artık bizdendir, çünkü bizim kalemizi savunuyor. Futbolun renkleri yeni bir kan bağı, yeni bir akrabalık oluşturuyor.Toplulukların vahşi taşkınlık, ateşli tutkular, büyük korku ve büyük sevinç anlarında yaşadıkları ortak heyecanlarla oluşturdukları bizdenlik duygusu, dil, din gibi ideolojik değerlerin ötesinde, yepyeni bir dünya kuruyor. Şehrin gururu, namusu için istilaya karşı koyabilecek kahramanlara her zaman ihtiyacımız var. Küreselleşen yeni dünyanın kapılarını futbolun değerleri ardına kadar açıyor!Ancak kalelerimizi artık top, tüfek, bomba, mancınıkla korumuyoruz, zarif ayak oyunu, mis kokulu ara paslar, narin çalımlarla ve üniforma yerine sarı, kırmızı, lacivert, pırıl pırıl rengarenk formalarla. Kılıç ve baltaların kaybolup, yerini içi hava dolu zıplayan bir topun alması (ilkel kılıç, baltaların, döner bıçaklarının kaybolduğunu tam da söyleyemeyiz) çok şeyin değişmekte olduğunu gösteriyor. Ancak sahada dökülen kan, aynı kan, aynı korku, kale aynı kaledir. Kalenin özgürlüğü bayraklar, aynı bayraklardır. Ve çoktandır şehirler kalelerini turizme açarken, kalelerin namusunu, stadyumlarına emanet etti...Otuzbin-ellibin insanın bir stadyum içinde topluca şarkı söylemesi insanoğlunun zaferidir. Tarihin en büyük korosudur bu, yeryüzü tarihinin hiçbir döneminde insan seslerinin fırtınasıyla göklerin sarsıldığı böyle büyük bir şölen, bir bayram olmadı. Zevkin ve şiddetin doruk noktaya çıktığı, hayvanca azgınlık ve kudurmuşlukla çılgına dönen kitlelerin muhteşem bir koronun şarkıları-marşları içinde aşklarını dile getirmesi, tarihin en büyük evrensel karnavalını her hafta bizlere yaşatıyor.Her türlü çirkinliğin, psikolojik bozuklukların, şöhret için her yolu denemenin, kirlenmişliğin şiirden tiyatroya zehirlediği sanat eserlerinin yerini artık, canlı mı canlı bu Tanrısal coşku çoktan aldı! Seyri soluğumuzu kesiyor.Tanrı tarafından verilmiş erkek gücünün ve sertliğinin estetize edildiği ve birlikte top çevireceğimiz rakip bir oyun arkadaşımızın varlığıyla, bu tören, hepimizi kutsal bir aşkın göğüne çıkartıyor.Dinler, ideolojiler, devlet, sanat, baskıyla ve zulümle kurdukları iktidarlarını kaybediyor. Spor, başta futbol, erkekliğin bütün sırrını yeniden stilize edip, yepyeni bir tarih yazıyor. Kuralları koyulmuş ahlaki ve adil bir dengeyi/kapışmayı yeniden yeryüzü topraklarına taşıyor. Entellektüel, sanat meraklısı, kadın, çocuk, ihtiyar, sağlıklı ve evrensel bir kuvvetle dolup taşıyor! Sihriyle manyaklaşıyoruz.Yaşadığımız dünya, siyaset, sanat kirlendikçe, siyaset ve sanat kapalı kapılar ardına çekilip komplolora, büyük güçlerin eline geçip kalleşleştikçe, kitleler gözleriyle takip ettikleri daha dobra daha "erkekçe" bir oyunun peşine düşüyor! Hatta siyaset, sanat, iktisat çileden çıkarttıkça insanları, futbol daha çocuksu, saf, meleksi ve çok daha dürüst, mertçe bir oyun sunuyor!Bütün çağların bu en kirli çağında, bilincimizde-benliğimizde tarihin depoladığı hangi zevkler, hangi arzular, hangi duygulardır, karmakarışık hayatın içinden sıyırıp-kurtarıp futbol maçında yanyana getiren! Tribüne oturduğunuzda şehrin başka yerinde göremeyeceğiniz dümdüz ve yemyeşil bir boşluk, yığınlar burada neyi temize çeker?Gençlerbirliği, ya da Tofaş gibi şehri temsil etmeyen takımlar başarılı olsa da taraftar bulamıyor. Ezeli rakip arayışının aynı şehirden çıkması (derby), en sert taraftarlığın Göztepe-Karşıyaka, FB-GS gibi aynı sokaktan seçilmesi, gündelik hayatımızda birebir öfkeleneceğimiz-kızacağımız-övüneceğimiz insanların burnumuzun dibinde olması, ruhumuzun en hoş arzusunu ortaya koyar, o, konuşabilmek için "insan" arar. TV ve gazetelerin sanal dünyasından değil, münzevi yalnızların hayal dünyasından değil, canlı canlı sokağın içinden görünen-tanınan kahramanlar ister! Hayatımızın en güzel sayfasıdır sokak!Fatih, fetih duygusunu, bozguncu, yıkıcı neşesini, barbar, narasını duyuracağı kadar yakın olmalıdır rakip! Çok uzak bir diyarın takımını yenmek şüphesiz gurur verir, yaşlanıp, sevinçlerimizi kaslarımızdan zihnimize taşıdığımızda daha da zevk duyarız, ama gençlerin kaslarını tatmin etmez, genç insanlar, günbegün görüştükleri sıcak ilişkiler arasından seçer dövüşçüsünü! Gerçek heyecan "annemizin ligindedir".Futbol oyunu, duygularımızı tiyatro, sinema, kitap gibi akılla, hayalle bağdaştırmayı sevmez ve daha sahici bir çatışma kurar. Ruh dünyamızı ayaklandıran futbolcunun seri, zarif egzersizleri, topu anlık kararlarla hızla yönlendirebilme ve karşı oyuncuyu geçebilme becerisi.Maçın, tüm sanat ve gösteri dünyasını aşan gücü, orada hemen canlı canlı gerçekleşmesi. Heyecanın-gerilimin "sonuca" bağlı olması. Tarihi birkaç maç dışında o hafta oynanan tüm maçlar hızla bayatlar, iki hafta sonra tamamen unutulur, sonucu dışında iz bırakmaz.Maçı kaçırmamak, dakik bir keskinlikle orda hazır olmak, sonradan anlatılan maçın, kaçırılan pozisyonun gerilimini üzerimize giymek zordur. Bir gösteriye-hikayeye izleyenin katılması zordur.Futbol maçı olup biteni sert bakışların ayrıntılarıyla göstermesiyle tüm izleyenleri şehvetle içine alır. Çok geçmeden sahadaki oyuncular gibi refleksler vermeye başlarız, oyuncuların ayakları-kafaları tribünlerle büyük bir organ gibi birleşir, oyuncu-taraftar büyük bir ruhun içinde bütünleşir!Sanat eserini aşan sırrı, "maçın henüz bitmemiş" olması, bitmiş olsa dahi, rövanşı var, gelecek senesi var deyip, iddiayı-kapışmayı sonsuz bir geleceğe uzatır. Birgün mutlaka karşılaşacak olmamız, gündelik hayatımızda bize "genişlik" verir, intikam saatini zihnimiz kollamaya başlar!Geçmiş hikayelerin-tarihin heyecan verici büyüklüğü tartışılmaz, ancak artık bizim uzağımızdadır, nostalji tadı verir. Bedenimizin coşması için olup bitene girmesi gerekir. Yağmura tutulmak, çamuruna gömülmek sahada destan yazılırken o an tribünde bağırmak, tarihine şahid olmak, bizi şiddetli bir taraftar yapıverir.Modern insan herşeyi hızla tüketir, modern uygarlık bu iştahı yenilerle "azdırmak" ister, yeni bir şarkı, yeni bir mimarı, yeni bir şov, hergün yeni birşey bulmak zorunda. Maç, uygarlığın arayıpta bulamadığı sonsuz sayıda "yeni" sunar, maç, "bitmeyen yeni"dir sonsuz sayıda yenidir, her hafta tıka-basa yeni heyecan sunar topluma. Toplumu değiştirmek isteyen, siyaset, sanat, bilim adamları bu hızlı yeniye ayak uyduramaz, çekingen, tereddütlü, içe dönük eski adamlar gibi bu hızın karşısında "muhafazakar" tepki vermeye başlarlar! Oysa, pet şişeleri gaz bombaları gibi, bayraklar alevli mızraklar gibi ve gençlerin bedenleri tribünlerde tutkunun aleviyle çoktan tutuşmaya başladı, onlar çoktan takımları için ölmeye geldiler.Futbol nükleden uzaktır! Sululuk, uyuşukluk, yalakalık, şımarıklık asla kaldırmaz, affedilmez bir ciddilik ve gerginlik, din gibi, devlet gibi ordu gibi. Çok ciddi ve sert bu yapılanmanın şakaya gelir tarafı yok. Sersem, budala, kaba saba adamların işi hiç değil. İnsanoğlu heyecan ve coşkunun yüksek aleviyle pişebilmek için çok soylu hünerler, çok soylu duygular arıyor, gladyatör tadında sert zevkler kovalıyor! Siyaset, sanat ve meydanlar kitlelere kapatıldıkça, insanoğlu kendiyle ve tarihle hesaplaşacak bir delik, bir boşluk bulup, fırlıyor tarihin tekerleklerinin altına!Taraftar, sert-tekmeci oyuncusunu da, top tekniği yüksek zarif oyuncusunu da çok sever. Bu "delice" hayranlık tasavvufta da aynıdır. Tanrı sevgisi ya güzellik (cemal) ya da öfke-gazabıyla (celal) gerçekleşir. Tüm stadyum kahraman, savaşçı oyuncusunu göklere çıkartır, eskiden Erzurum'da atılan slogandı, "bokuni yiyim", "yaragini yiyim".. Maçın doruk heyecanında şuursuzlaşma yaşanır. Bilinç bütünüyle kaybolup, bilinç dışı tarih öncesi dürtüler ortaya fırlar. Şuursuzlaşma halinde seyircilerin ve futbolcuların tüm davranışları şempanzeleşir. Futbolcular, taraftarlar çığlıklarla hergün görüştükleri arkadaşlarına tekmeler, küfürler savurur. Taraftar yaka paça birbirine girer, tribünler birbiri üstüne düşer, tel örgüler parçalanır. Aynı mahalleden, hatta aynı aile içinden karşı takım taraftarıyla gözünü kırpmadan boğaz boğaza çatışmaya girer. Üstelik dünyada nefes aldığı müddetçe bu çatışmalardan ruh varlığı hiç bir zaman allak bullak olmayacak, ben ne yaptım, demeyecektir.Ruhlarımıza bu savaşçılığı öğreten nedir? Zincirlerimizi koparmak için bahane mi arıyoruz. Aslında arzulanan, o orgazm-şuursuzlaşma hali. Kimse kendine bu cinnet halini yakıştırmaz, ama, çıplak insan işte budur. Dar kılıfından kurtulan bedenimiz her yöne her şekilde saldırır. Şuursuzlaşma halinin hukuki bahanesi hakemin kötü yönetimidir. Hakem, (Allah'ın sıfatlarından biri de, "hakim"dir) insanoğlunun yenilgisine bahane için icad ettiği şeytanın ta kendisi. Devletler düşman, dinler şeytan, taraftar da kötü hakemlerin varlığı olmadan mutlu olamaz.Mağlup bedenimizi ıstırabından kurtarabilmek için tüm beceriksizlik ve günahlarımızı yıkabileceğimiz bir hakem bulmak zorundayız. Aşkın güzelliği, iyileri ve kötüleri hiçbir zaman ayırt edemeyişidir.Oysa, şeytan da cinler de hakem de asırların-dinlerin-devletlerin bahanesidir. Taşkın ruhların manevi gerilimin uçsuz bucaksız heyecanını insan bedeni kaldıramaz. Bu çırılçıplak sarhoşluktan daha güzel ne vardır dünyada?Bedenimizden sıyrılıp fırlayan bu gürültülü kurt adamın deliliklerini, cinlerle, şeytanla, perilerle ilişkisi yoktur. Boş ve gülünç deliliklermiş gibi, boş ve gülünç batıl inaçlarmış gibi bu bedeni kaç asırdır yargılıyoruz. Yeterince ürkmedi mi insanoğlu, öfkesini ve sevincini yeterince panik atak gibi hastalıktan saymadı mı?İnsan denen yaratık ruhunu çırılçıplak nerde ne zaman ortaya dökse, uygarlık, dinler, devlet paniğe kapılır!Bu kendinden geçme anında, tüm sporcuların müslüman, hristiyan, zenci, beyaz oluşundan uzaklaşıp tarih öncesi ortak insani bir vücut dili kullandığını görürüz, işaret parmağıyla itiraz eden, şaşkınlığı, anlamadığını, tepkisini, aynı el, kol, yüz işaretleriyle dile getiren futbolcu, gol kaçırınca avuçiçleriyle kafatasını örter, gol atınca dar gelen vücuduna yapışmış formasını hırsla yırtarak çıkartmak ister, her faul yapanın, ben yapmadım diye ellerini kaldırması. İsa'nın son akşam yemeğinde ihbarcı havarinin ondan bahsedilmediği halde aynı şekilde ellerini kaldırıp ben yapmadım demesinin aynısıdır.Ve gol atan, başaran her gencin sevincini kucaklaşarak, sarılarak gerçekleştirmesi, eski-yeni bütün dünyalıların mutluluk şeklidir. Yükselen seslerle çığ gibi büyüyen bu sevinç, hayatımızın geri kalan taraflarında bilmece gibi saklanmıştır bizden.Dünya çocuğu olmak! Yarattığı heyecanın büyük müjdesini sarılarak, birleşerek, arkadaşlarıyla üst üste yıkılarak kutlamak! Sonsuz maviliklere açılmış bembeyaz bir yelkenli gibi, sarıldıkça birbirimize rüzgar doldurur içimizi.Sarılmak, depresyon çağına girmiş, kitleden, topluluktan kopup, yalnızlaşan bireylere gösterebileceğimiz en kahramanca duygumuzdur hala! Heyecanlı boğulmaklı sesiyle sevinçten ağlayan insanların kucaklaşma sahneleri, hergün biraz daha tiksindiğimiz, iğrendiğimiz dünyanın çok ötelerinde aradığımız Tanrısal bir sağlıktır. İnsanlığımızın, ruhumuzun aşırı uyarılmasına sebep olan gol sahneleri, doğuştan getirdiğimiz tüm niteliklerimizi çürütüp kokutan bu dünyaya karşı, balların balı, sevgilinin, cennetin, hayalin, hayatın ta kendisidir!Şimdi lütfen bir de çocuklarımıza bahsettiğimiz sosyal, siyasi hayatlara bakın, kan dökücü, yokedici bir bıkkınlıkla intihara sürüklediğimiz kitleler, gol sevincindeki bu sonsuz hoş duyguyu, bu her hafta tazelenen zafer coşkusunun manevi hazzın uçuruşuna, uçurumuna fazlasıyla muhtaç, bırakın delice koşsunlar stadyumlara, kıskıvrak yakalasın, alev gibi tutuşan, tatlı seslerin en güzel ışığı tempolu alkışları.Totem etrafında dans eden ilkeller, uçsuz bucaksız bozkırda şaman büyücülerinin törenleri, mayıs ağacı etrafında baharı kutlayan kavimler, ateş üzerinden baharın müjdesiyle atlayanlar, kutsal sayılan ağaç ya da dikilitaş etrafına toplanmış kasabalılar, büyük şehirlerin meydanlarına sığmayan kitleler, kilise ve camiilere doluşmuş inanmışlar, Yunan tiyatrosu'ndan günümüze tüm seyir, temaşa sanatlarını da içine alan, gösteri, müsabaka, bayram, tören, şenlik ve kutlamaların hepsini bir araya toplayan, hepsini özetleyen evrensel bir ortalamayla hepsinden birşeyler saklıyor futbol maçı. Neşeli bir tempoyla tarihin bir küçük tekrarı gibi.Tarihin ve insanın derininde ve temelinde maddi, manevi, Tanrı, şeytan, savaş, büyü, ayin, çatışma, kutsallık, kahramanlık, dans, koro, trans, eğlence, şamata hepsinin bir potada elenip, en vurucu, en çarpıcı en etkileyici renkleri bir futbol maçında buluşmuş olması, tüm kıtalarda insanoğlunun aynı coşkuyla yaktığı dünyanın meşalesi haline getiriyor futbolu!Sıkı bir romanın etkileyici yönü "akıcı" oluşudur, dedektif romanları daha keskinleşmiş bir merak duygusu içine sokar sizi, ancak hiçbir sanat eserinde futbol maçındaki tedirgin edici gergin bekleyişi bulamazsınız. Karşı takıma meydan okuma, alaya alma, hor görme, küfretmeden sonra karşı takımdan yenilecek golün hüsranı gerçekten yıkıcıdır. Ve ölümsüz kahramanlar gibi marşlar-sloganlarla övdüğümüz oyuncuların tel tel dökülüşü "kahredicidir". Bu denli acıklı bir manzaraya şahit olmak en acayip arzularımızı dahi paramparça yapıverir. Kanlı bir süpürge ruhumuzdaki tüm öfkeleri gözlerimizden, şahdamarımızdan dışarı fırlatır, bir kemik parçası için birbirini parçalayan köpeklerden beter bu ruh haline dünyada başka hiçbir heyecan sokamaz.Galibiyet için taraftar, çok yoğun bir transa topluca girilmesi, tören gereği şart koşar. Maç başlar başlamaz trübinler alkış ve yoğun tezahüratla takımı "transa" hazırlar. Oyuncular kötü oynandığında "kendini veremedi" denir, yani, tezahürat oyuncuyu, yorulmaz, yıkılmaz, bitmeyen bir enerji kütlesi yapmak zorunda. Oyuncunun ve trübinlerin kendilerini tüm benlikleriyle maça vermesi için, trübin coşturucuları homurdanarak, bağırarak, küfrederk herkesi yoğun tezahüratın içine sokar. Trübinlerin büyücülüğüne artık herkes iman ediyor, zaten günümüzde Fatih Terim gibi coşturucu konuşmalarla oyuncuyu transa sokabilen teknik adamların modası gittikçe büyüyor. Oyunculara soyunma odasında milli tarihin savaş sahnelerinden ve makus tarihimizden örnekler veriliyor. Tıpkı bir milli savaş gibi. Kur'an'da Yusuf, tasavvufta Mecnun, aşkta Ferhat ne ise, efsanenin oluşturulması için Lefter, Metin gibi isimler dinleştirilir. Macera tadı, oyun zevki, hızlı tekmelerin serbest olduğu, her türlü puştluğun, tükürmenin, itme-kakmanın meşrulaştığı bir arenaya dönüştürülür. Maçın savaşa benzeyen en dobra tarafı, maçı, tüm milli gelenek ve ilkel törenlerden ayırdedici tarafı, maç sonucu bütün insanları mutlu kılmaz. Bazıları stadyumu mutsuz terkeder. Bütün insanların mutluluğu imkansızdır, mağluplar öldürücü bir alayla dışlanıp, aşağılanarak kovalanır, maçta, alay ve küfür için merhamet, sınır yoktur. Gücün ve zaferin tek sahibi olmak zorundasın. Yenilmez bir şövalye, hiçbir kılıç darbesinden korkmayan bir gladyatör, tüm gücü-enerjisini kanına, sinirlerine taşımış, adım atamayacak kadar yorulmuş bir savaşçı olmak zorundasınız.. Eski şaman törenleri, tarikat ayinleri gibi kendini paralamak, içinde ne varsa ortaya dökülmenin ötesinde, aynen ilkel insan gibi, büyü yaparak dünyayı, gerçeği, talihi değiştirmek ister, tıpkı tasavvufta olduğu gibi, durmaksızın dua edip, yalvararak, maçı kazanmak ister. Eskilerden hiçbir farkımız yoktur, "iyi bir yaşam", "şansın bize güldüğü" bir hayat istiyorsak, hayatta olup bitenlerin yerlerini mutlaka ya dua, ya da büyüyle değiştirmek zorundayız! Taraftar maç anında aceleci ve sabırsızdır, gol geciktikçe perişanlaşır, aşıkların (taraftarın) ulaşmak istediği son nokta: gol'dur, gol aslında bütün maçın görülmesi gereken yüzüdür, maçı özetleyen gol'dür, geçmişe dönüp baktığımızda, ya da hayatımızı özetlediğimizde orada seri goller görmek isteriz, sevgilinin yüzü, evrendeki tüm güzelliklerin içimize doluşmasıdır, gol! Ve takım oyunu, paslaşma, hatlar arasında topun düzenli ve güvenli gidiş-gelişi, bek, ortasaha ve forvetin birbiriyle sihirbazvari ilişkisi, "mükemmel bir uyum" duygusu oluşturur, mükemmel uyum, hayatımıza güven, rahatlık getirir, bu yüzden sıkı oyun becerisinin ötesinde taraftar oyuncularından "arkadaşlık" ister!Futbol maçı, rakip-sevgili çatışması üzerine kurulu, taraftar ikiye ayrılır, manzara inceliğinde temaşa olarak görenler, kavga-savaş arenası olarak görenler, bir taraf oyunun şiirsel güzelliğinden tad alırken, diğer traf, parçalanma, dağıtma, kol, kafa kırmadan! Rakip aynı zamanda sapıktır, yavşaktır, puşttur, hakemle işbirliği içindedir, rakip, günahkarlar topluluğu, hainlerdir. Futbol maçı, kale ağlarının dişilik organına, golün-şutun erkeklik organına benzetilmesiyle, düzme-düzülme, geçirme-koymanın cinsel heyecanını taklit (sembolize) edip taşıdığı, bu yüzden hayata küsen erkeklere dahi canlılık, iktidar verdiği iddia edilebilir. Dünyanın en büyük spor organizasyonu Amerika NBA liginde kale arkaları penis şeklinde şişirilmiş yüzlerce balonla süslenir. Balonlar penis gibi sallanarak rakip ürkütülmeye çalışılır, milyonlarca seyirci çoktan alışmış bu görüntülere. Şutu, ok, mızrak, gülle gibi azgın erkekliğin silahına benzetip, gol yemenin, yenilmenin namus duygusuyla sıkı ilişkisini kurup, eski kan davaları gibi namusu vazgeçilmez bir haysiyet olarak hayatın önüne koyup, egonun-kişiliğin sert tepkisinin bir çatışması, patlaması olarak anlamaya çalışabiliriz. Ancak çok eksik bir tanım, sıkı bir düzeltme yapmak zorundayız. Bu kuramı tersine çevirelim. Dişinin de zevk alması için, oyunun kurallarını değiştirelim, Azgın kızlardan kurulu bir takım, kale filesini küçültüp, her bir oyuncunun eline, safaride kelebek avlayanın ağı gibi fileler, kızlar, topun kendi filesine girmesi için ter dökse, kim filesine kapıp, içine alırsa, o zaman gol olsa. Dişinin galibiyeti içine almak ise, bu oyunun çoktan moda olup, dişileri mutlu etmesi, yaygınlaşması, bir şekilde taklit edilmesi gerekirdi. Futbol çok daha köklü, tarih öncesi dürtülerin oluşturduğu çok daha derin korkuların sembolize edildiği bir oyundur.Ormandaki hayatımıza, ya da kale içinde hapsolduğumuz çok eski çağlarımıza geri dönelim. Çıplak doğadaki kanlı çatışmanın bu denli başarıyla taklit edildiği başka bir spor yoktur. Futbol, tam anlamıyla tecavüz ve saldırı üzerine kuruludur. Erkeğin erkeğe tecavüzü, yaşanabilecek en büyük korkudur. Erkeğin diğer erkeğe saldırısı, yaşanabilecek en büyük kahramanlık, soyluluk.. Birlikte korunma, müdafaa ve birlikte karşı saldırı. Tecavüzü başarırsak toplumda prestij kazanacağız, erkeklik gururumuzla özdeşleşmiş şehrin kahramanı olacağız. Tecavüzden birlikte korunabilirsek, erkeklikle özdeşleşmiş vatanseverliğimiz büyüyecek.Futbol, vahşi ve disiplinsiz bu en temel korkularımızı estetize etmeyi başarmış. Milyon çağdır insanların insanlara karşı saldırı ve tecavüzlerini estetize ederek, kültür kıvamına sokmuştur. Ancak, tecavüz aynı tecavüz, saldırı aynı saldırı, kaybedilen, aynı erkeklik gururudur! Ve bugün de insanoğlu tarihin en büyük tecavüzü ve tehdidi altındadır. Ancak bu tecavüzü artık azgın canavarlar, üç başlı düşmanlar, rakip futbolcular değil, siyasiler-ordular-dinler-polisler-işadamları gerçekleştirmekte. Gün geçtikçe namus, haysiyet, korunma duygularını sokaktan, siyasetten, sanattan bütünüyle iptal edip, stadyumlara transfer ediyoruz. Artık bir namusumuz kalmışsa, stadyumlarda korunacak, o da bir oyun içinde olup bitecek.Kötülerin, şeytanların, vahşi canavarların tecavüzünden kurtulmak istiyorsak, hepimiz, hayatı bir kenara bırakıp, stadyumlara koşmalıyız. Çünkü namusumuzu elimizden alanlar, başedemeyeceğimiz kadar büyüktür. Bizim de mutlaka bir karşı saldırı, bir galibiyete ihtiyacımız var..Bakalım, tarihin bu yorulmaz avcısı, bu neşeli, sevimli erkeği, bu oyuna kaç asır dayanabilecek! Kocaman tarihi ve evrenden tüm isteklerimizi bu stadyuma sığdırmak mümkün olacak mı? Ruhlarımız işte bu dar sahaya sıkıştırılmıştır. Bu daracık alan dahi kirli ve katil siyasilerin, mafyatik ve çakal işadamlarının göbek attığı, hızla satın aldığı, gün geçtikçe şarlatanlaştırdığı bir arazi parçasına dönüşmekte. Tarihin bir soylu arenası daha, hokkabazların keyfince eğlendikleri sirke çevrilmekte! Erkekliğin konuşulduğu, erkekçe kapışılan bütün meydanlar gibi tarihten yavaş yavaş silinecek stadyumlar. Bizim maça çıkamayışımız, yalnızlıktan ve kimseyi beğenmeyişimizden değil.. Vuruşacak gözüpek yiğit oyun arkadaşı, vuruşacak gözükara bir gladyatör keskinliğinde rakip bulamayışımız. Hepsi puşt! Rakip, dediğimiz adamlar, Singapur kerhanesinden fırlamış travesti tavşanlar! Bu medyayı, bu siyasileri 10/0 yensek, 20/0 yensek ne olur? Özkan Sümer'in futbol kültürümüze kattığı bir güzel özdeyiştir, kenardan, ortasahada topu oyalayan oyuncusu Raci'ye bağırır: "Raciii, oğlum, topun sübabını mı arıyorsun, topu mu .ikeceksin" medyası, işadamı, yöneticisi, çakal siyasetçisi, hepsi topun sübabını arıyor..
Leman'dan bir yazı 22/05/2001
Bu haberin bulunduğu site: Nihat Genç
http://nihatgenc.karakutu.com

Etiketler: , , , , , ,

posted by gildorx @ 1/09/2008 10:01:00 ÖÖ, ,


  • Fotoritim - Fotografya
  • Gezegen Linux - Foto Kritik
  • E-Hack Project - BlogNot
  • Debian-TR - Mürekkep Günlük
  • VBmaster - CE Turk
  • BT SoruCevap - hafif.org
  • AltıÜstü Tasarım - Zihin Kontrolü
  • FTP Linux jp - Knoppix (FTP)
  • ftp.linux.org.tr - ftp.ulak.net.tr
  • Linux iso - Linux belgeler
  • Slackware Linux - Web Dersleri
  • Linux kitaplığı - e-lapis (dergi)
  • ileri seviye - Canlı TV&Radyo
  • Linux Programlama - Bendevar
  • Gencturk - TekmeTokat
  • Anti-Pop - Sadettin - Joezombi
  • Discrepancy - No Ma'aM Show
  • Asmakilit - Taksimetre - Isim rating
  • Kedi Tasması - Ferruh Mavituna
  • HTML Kod Kontroluenderunix
  • GildorX XML - Güncel Haberler XML
  • Güvenlik XML - Teknoloji XML
  • Web XML - Yazılım XML
  • Donanım XML - Slow Radio-CherieFM
  • Internet XML - nyucel
  • Türkçe RSS ve Blog Merkezi
  • www.flickr.com
    gizliroland's photos More of gizliroland's photos

    Mail okuyarak da para kazanılabiliyormuş. Üstelik sadece size gelen maillerden değil başkalarının okuduğu maillerden de hem onlar hem siz kazanıyorsunuz. Yapmanız gereken tek şey

    SüperTeklif'e üye olarak, kazanmaya başlamak SüperTeklif'e üye olarak, kazanmaya başlamak