Site Network: Personal | My Company | Artist projects | Shop


 

News,Open Source Software,Linux, Technology, Debian, GNU,GPL, Özgür Yazılım, Teknoloji, Internet, Haberleri.



Ara Güler Biyografi

Ara Güler 16 Ağustos 1928'de İstanbul'da doğdu. Lisedeyken film stüdyolarında sinemacılığın her dalında çalıştı.Yine aynı yıllarda Muhsin Ertuğrul'un tiyatro kurslarına devam etti.Amacı rejisör ya da oyun yazarı olmaktı.Gazetecilik yaşamına 1950'de Yeni İstanbul gazetesinde başladı.Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne devam ediyordu. Askerlik görevinden sonra Hayat Dergisi'ne girdi ve fotograf bölüm şefi olarak 1961 yılına kadar çalıştı. 1956'da Time-Life Türkiye’de büro açınca bu yayın grubunun yakın doğu muhabiri olarak çalışmaya başladı.1958’de Paris-Match ve Der Stern dergilerinin yakın doğu foto muhabirliği görevlerini üstlendi. Aynı yıllarda Henri Cartier Bresson ile tanışarak Paris Magnum Ajans'ına katıldı.1961’de İngiltere'de yayımlanan Photography Annual onu dünyanın en iyi yedi fotografcısından biri olarak tanımladı.Aynı yıl ASMP'ye (Amerikan Dergi Fotografcıları Derneği) kabul edildi ve bu kuruluşun tek Türk üyesi oldu. 1962'de Almanya'da dünyada 32 fotografçıya verilen “Master of Leica” ünvanını kazandı.Aynı yıl fotograf dünyasının çok önemli bir yayını olan ve İsviçre'de çıkan Camera dergisi onunla ilgili özel bir sayı hazırladı. 1964'de Mariana Noris'in ABD'de basılan “Young Turkey” adlı yapıtında fotografları kullanıldı. 1967'de Japonya'da çıkan “Photography of the World” antolojisinde Richard Avedon ile birlikte bir dizi fotografı yayınlandı. Yine 1967'de Kanada'da açılan “İnsanların Dünyasına Bakışlar” sergisinde, 1968'de New York Modern Sanatlar Galerisi'nde düzenlenen “Renkli Fotografın On Ustası” adlı sergide ve aynı yıl Almanya'da, Köln'de Fotokina Fuarı'nda yapıtları sergilendi. 1970'de “Türkei” adında fotograf albümü Almanya'da yayımlandı. Sanat ve sanat tarihi konularındaki fotografları ABD'de Horizon ,Time-Life, ve Nesweek kitap bölümlerince ve İsviçre'de de Skira Yayınevi tarafından kullanıldı. Lord Kinross'un 1971'de basılan Hagia-Sophia (Ayasofya) kitabının fotograflarını çekti.Skira yayınevi tarafından Picasso'nun 90. doğumgünü için hazırlanan “Picasso, Metamorphose et Unite” adlı kitabın İngilizce, Fransızca ve Almanca baskılarında kapak fotografı onundu. 1972'de Paris Ulusal Kitaplık'ta sergisi açıldı. 1975'de ABD'ne davet edildi ve birçok ünlü Amerikalının fotograflarını çekti.Bu gezinin ardından derlediği “Yaratıcı Amerikalılar” sergisi dünyanın birçok kentinde açıldı.Bu arada Bertrand Russel’dan Winston Churchill’e, Arnold Toynbee’den Picasso’ya, Salvador Dali’ye kadar birçok ünlü kişinin fotografını çekti.Bu ropörtajlar arasında en ünlüsü fotografcılara poz vermeyişi ile bilinen Picasso ile yaptığı röportajdır.1975’de Yavuz Zırhlısı’nın sökülmesini konu alan “Kahramanın Sonu” adlı bir belgesel film çekti.1979'da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin foto muhabirliği dalındaki Birincilik Ödülü'nü aldı. 1980'de fotograflarının bir kısmı Karacan Yayıncılık tarafından “Fotograflar” adı altında kitap haline getirildi.1981 yılında Basın Yayın Genel Müdürlüğü tarafından basınımıza değerli hizmetlerinden dolayı plaket verildi. 1986'da Hürriyet Vakfı'nca basılan Prof. Abdullah Kuran'ın yazdığı “Mimar Sinan” kitabı'nı fotografladı. Aynı kitap 1987'de Institute of Turkish Studies tarafından İngilizce olarak yayınlandı. 1989'da Hil yayınları yıllardır fotografını çektiği sinema dünyasının ünlülerini “Ara Güler'in Sinemacıları” kitabında topladı. 1991 yılında dönemin T.C. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’dan Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü tarafından verilen Şeref Ödülü’nü aldı. Aynı yıl Dışişleri Bakanlığı için Halikarnas Balıkçısı'nın (Cevat Şakir Kabaağaclı) “The Sixth Continent” adlı kitabını fotoğrafladı. 1995 yılında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından verilen “Başarılı İletişimciler” ödülü ve İFSAK “Yılın Fotografçısı” ödüllerini aldı.1999’da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi “Zirvedekiler Onur Ödülü” ve Aydın Doğan Vakfı “Görsel Sanatlar Büyük Ödülü”nü aldı. Aynı yıl Gazeteciler Cemiyeti tarafından meslekte 50. yılını dolduran gazetecilere verilen “Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü”nü aldı.2000 yılında 70 yaşını doldurması dolayısıyla Ermeni Patrikhanesi kendisine“Liyakat Nişanı” verdi. Aynı yıl Türkiye’de “Yüzyılın Fotografçısı” ünvanı verildi.2002 yılında Fransız hükümeti tarafından İstanbul’da “Lejion D’Honeur; Officier Des Arts Et Des Letre” ünvanı verildi.2004 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi tarafından “Fahri Doktora” ünvanı verildi.Bunların dışında Ara Güler hakkında bir tanesi Almanya’da Münih Üniversitesi’nde olmak üzere 6 adet doktora tezi yapılmıştır.Bu arada Güney Amerika dışında bütün dünyayı gezerek foto röportajlar yaptı ve çektiği fotograflar Magnum ajansı kanalıyla çeşitli ülkelere dağıtılarak birçok dergi ve gazetede basıldı.1989’dan başlayarak “Day and the Life of…” programına katıldı, Endonezya, Malezya ve Brunei’de dünyanın en ünlü fotografçılarıyla çalıştı.Yıllardır üstünde çalıştığı Mimar Sinan yapıtlarının fotografları 1992'de Fransa'da Edition Arthaud, ABD ve İngiltere'de ise Thames & Hudson Yayınevleri tarafından “Sinan, Architect of Soliman the Magnificent” adı altında lüks bir kitap halinde yayımlandı. Aynı yıl “Living in Turkey” adlı kitabı ise İngiltere ve ABD’de Thames & Hudson, Singapur'da Archipelago Press tarafından “Turkish Style” başlığıyla, Fransa'da ise Albin Michel Yayınevi tarafından “Demeures Ottomanes de Turquie” adıyla yayımlandı.1994’de “Eski İstanbul Anıları” Dünya Şirketler Grubu’ndan, “Bir Devir Böyle Geçti Kalanlara Selam Olsun” Ana Yayıncılık tarafından yayımlandı. 1995’de “Yitirilmiş Renkler” Dünya Şirketler Grubu’ndan ve “Yüzlerinde Yeryüzü” Ana Yayıncılık tarafından yayımlandı. 1998’de “Ara Güler’e Saygı” YGS Yayınları’ndan,2002’de “Yeryüzünde Yedi İz” ve 2003’de “100 Yüz” Yapı Kredi Yayınları’ndan, 2004’de “Retrospektif - Fotojurnalizmde 50 Yıl” YGS Yayınları’ndan, 2005’de “Ara Güler” Antartist Yayınları’ndan yayımlandı. Ara Güler'in fotograflarının büyük bir bölümü Paris’te Ulusal Kitaplık'ta, ABD'de Rochester Georg Eastman Müzesi'nde ve Nebraska Üniversitesi Sheldon Koleksiyonu'nda bulunmaktadır.Ayrıca Almanya’da Köln’de Mueseum Ludwing'de Das Imaginare Photo Museum'da fotografları sergilenmektedir.

Ara Güler’e Dair *

Doğrusu, İstanbul 1928 doğumlu Türk fotografçısı Ara Güler’i tanıyıp da onun hakkında konuşma yapmak, zor iş. Bir kere, siz saygıdeğer dinleyenleri saatler boyu kendisini dinlemeye mecbur bırakacak ama yine de insan Ara Güler’i lâyıkıyla anlatmış olamayacaktır. Neyse, şükürler olsun ki, Ara Güler’in çektiği fotograflar var ve bu fotograflar, kendi adlarına konuşuyor… tabiî onun adına da. Bugün burada bu fotografları doya doya seyredebileceğiz.

Gene de, kısaca birkaç bilgi vermekte yarar var.

Ara Güler, 1950 yılında gazeteci olarak işe başladı. Bundan altı yıl sonra MAGNUM kooperatifinden büyük fotografçılar Marc Riboud ile Henri Cartier-Bresson’a rastladı, kendisi de Magnum için -ve elbette bir Leica ile- çalışır oldu.

Daha sonraları bütün önemli uluslararası dergiler, Stern, Paris Match ve tabiî ki New York’tan Life için iş yapmıştır. Ara Güler için konu kısıtlaması diye bir şey yoktur, çünkü o evrenselcidir, ama röportajlarının çoğunun odağında hep insan kıpırdar… İster isimsiz, ister ünlü insan! Böylece, yaşamı boyunca ortaya adım adım olağanüstü bir eser çıkmıştır.

Hemen ilâve edeyim: Ara Güler, büyük bir alçakgönüllülükle, kendini “sanatçı” olarak değil, resmî adıyla “foto muhabiri” olarak niteler… yani çağının kamera ile tanığı.

Kendi adıma ben, Ara Güler’in çeşitli işlerini “Photokina”da, Köln’deki Dünya Fotograf Fuarı’nda, sergilemiş olmakla gurur duyuyorum. Daha 1968’deki geniş kapsamlı iki sergiye, “Bir Tanık Olarak Kamera” ve “Dünya Sergisi: Kadın” sergilerine katıldı. O günkü kataloğumuzda, Ara Güler’in katkısı olarak, gülümseyen güzel bir genç kız yüzü yer alır. Daha sonraları, 1980’de bir sergimize daha katıldı. Bu seferki sergi, Kölner Kunsthalle’deki “Düşsel Foto Müzesi” sergisi idi. 1988’de ise yine Köln’deki Museum Ludwig’de “Parlak Işıklar ve Çarpıcı Gölgeler” isimli sergimize, o coşkulu “Merhaba” fotografıyla katkıda bulundu. O gün bu gündür sözkonusu fotograf, Ara Güler’in cömert armağanı olarak, “Gruber Koleksiyonu”nun bir parçası.

Kişisel sergilerinin sayısı başdöndürücü. Buna ilâveten, bugüne kadar tam 19 cilt fotograf kitabı yayımlandı. Hasılı, etkileyici olduğu kadar çok yönlü bir eser, üstelik bitmiş de değil, yani bizi bundan sonra da zenginleştirmeye devam edecek.

Ara Güler’in başarısının sırrı, muhtemelen, fotograf anlayışının onca modernliğine karşın, kalbinin derinliklerinde sonuna kadar gelenekselci olmasında yatıyor. Tabiî bir yandan da amatörce heyecanını, hem iç hem dış özgürlüğünü, merakını, olumlu anlamda çocuksuluğunu korumayı da bilmiştir.

Korumak, yaratıcılığının asıl itici gücüdür. Kendince değerli bulduğu mevcudu kalıcı kılmak, gören gözlere aktarmak ister. Böylece, gayet bilinçli olarak, Doğu kültürü ile Batı -yani topyekûn Avrupa- kültürü arasındaki ortak yaşamı kendi varlığıyla canlandırır; o ortak yaşam ki hem yüzyılların deneyimine dayanmakta hem de geleceği biçimlendirmektir.

Belki bunu, Ara Güler’in üstesinden gelmiş olduğu sayısız konu içinden seçeceğim iki karşıt örnekle daha iyi anlatabilirim: Yetmişli yıllarda Güler, US Information Agency tarafından “Yaratıcı Amerikalılar” ile bir foto-röportaj yapmakla görevlendirilmişti. Bunun ürünü, olağanüstü ikna gücü taşıyan portreler oldu. Kendisi, bunları belgesel bir kitapta yayımlamıştır. Büyük kişiliklerin bireyselliğini nasıl da yakaladığını görmek, hayranlık verici. Her bir portrede fotografı çekilen kişiye duyulan saygı, ama bir o kadar da Ara Güler’in yaratıcılığı ile o kişiye kattığı havayı hissedebilirsiniz.

Ara Güler, Amerika’daki akımların kendisini etkilemesine izin vermemiştir, hele onların gözünü kamaştırmasına hiç izin vermemiştir. Yeni Dünya hakkında eleştirici bir bakışla şunları söyler: “Fotograf için Amerika’ya gittiğimde, kendimi Avrupa’ya göre deforme edilmiş bir dünyada buldum. Herşey yeni, her şey başka ve herkes, Avrupa’da yüzyıllardır süregelmiş olan güzelliklerin, alışkanlıkların ve kültürün anlamını değiştirmeye, kendi görüşüne göre yeniden biçimlendirmeye, bunu da dünyaya ‘Amerika’dan Yenilikler’ adı altında sunmaya çalışıyor.” Ağır bir yargı.

Bunun karşısına Güler’in geçenlerde yayımlanan son kitabını çıkarabiliriz… ki bu kitap, onun iç dünyasını en iyi yansıtmaktadır. Kitabın adı, gayet yalın: “Eski İstanbul Anıları”. Güler, doğup büyüdüğü kentin yaşamını, bu yaşamın eriyip gitmesini insanın içine işleyen bir biçimde, siyah-beyaz veriyor. Burada karşınıza hep sıradan insanlar çıkıyor, kendi bildik sokaklarında, kayıklarda, gemilerde… O kargaşalı ortam, o insanların çok iyi tanıdığı vatanlarıdır; kadınlar, erkekler, çocuklar burada kendi evlerindedirler, bir işle uğraşırlar, çalışırlar, ama paydos anının keyfini çıkarmasını da bilirler. Bu kitaba yazdığı önsözde Ara Güler, şöyle der: “Çağ değişti, yaşam değişti… Değişecekti, değişmeliydi de ve öyle oldu.”

Güler, bunu 188 görsel an ile, etkiletici bir biçimde, kanıtlar. Bunlar, Güler’in geçici olmaktan kurtardığı, fotograf olarak muhafaza ettiği anlardır. Sonra da şunları söyler: “İnanıyorum ki fotograf, yaşantının bir anını yakalayıp onu gelecek zamanlara ulaştıran bir sihirdir.”

Gerçi Ara Güler, fotograf hasadını dünyanın dört bir yanından derledi ama, yüreği hep doğduğu kentte, Boğaziçi’ndeki o düş kentinde çarptı. Ve zannederim onun eserine güç ve sıcaklık katan da, budur.

Bugün büyük bir ulusun böylesine önemli bir -işte, şimdi o sözcüğü telâffuz edeceğim - sanatçısını… ve onun eserinin bir bölümünü burada, aramızda, görebildiğimiz, kendisini selâmlayabildiğimiz için gerçekten müteşekkiriz. Kendisine kendi adıma yürekten “hoşgeldin” derim. Ara Güler, bizlerin değerli dostu ve ülkesinin bütün insanları için parlak bir örnek olmuştur.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

* L. Fritz Gruber (14 Mart 1995 Düsseldorf,Ara Güler sergisinin açılış konuşması)

Etiketler: , ,

posted by gildorx @ 4/30/2005 03:21:00 ÖÖ, , links to this post




SLAX v5.0.4 duyuruldu

SLAX Live-CD'lerin yeni sürümlerini duyurdu. Standard sürümün yanında KillBill sürümü ve Frodo sürümleri de güncellendi.SLAX'ın Standard (189 MB) sürümünde çekirdeğin son sürümü, KDE ve FluxBox'ın son sürümleri bulunuyor. KillBill (200 MB) sürümünde ise WINE ve dosemu desteği var böylece Windows uygulamaları çalıştırabiliyorsunuz. Frodo sürümü (41 MB) ise sadece konsol sunuyor.SLAX'ın KillBill sürümünü indirdim ve hemen CD'ye çekip denedim. Tek kelimeyle mükemmel. Sorunsuz şekilde Bir kaç Windows uygulaması kurdum ve çalıştırdım. Ayrıca istenirse sabit diske kendini açıyor ve normal şekilde kullanabiliyorsunuz.SLAX'ın bir diğer güzelliği ise CD'den çok hızlı açılması. SLAX ayrıca gelişmiş donanım desteği de sunuyor. Kısacası anlatılmaz görmeniz lazım. Kullanılabilecek en iyi Live-CD'lerden biri...http://www.slax.org

posted by gildorx @ 4/29/2005 07:15:00 ÖS, , links to this post




SUSE LINUX Professional 9.3 Çıktı !!

SUSE Linux Professional 9.3 nihayet sevenleriyle buluştu. SUSE'nin internet sitesinden, bu günden itibaren box sürüm siparişi vermek mümkün. Avrupadaki çeşitli merkezlerden de, SUSE'yi temin edebilirsiniz.SUSE bir çok güncelleme ve yenilik ile birlikte geliyor. İşte bazıları :Kernel 2.6.11KDE 3.4Gnome 2.10Firefox 1.0OpenOffice 2.0 pre-relaseEvolution 2.0Gimp 2.2VoIP-Software LinphoneXenGCC 3.3.5 glibc 2.3.4 Mono 1.1.4 KDevelop 3.2 Eclipse 3.0.1 PostgreSQL 8.0 Sesam Moneyplex Cop.Track TextMaker PlanMakerSUSE 9.3 Live DVD yi indirmek için buraya.Ayrıntılı bilgi için buraya.

posted by gildorx @ 4/29/2005 07:13:00 ÖS, , links to this post




2GB+ : Gmail rakiplerine meydan okudu

Gmail halihazırda 1GB olan e-posta alanını ikiye katladı. Yahoo Inc. 'inde kısa zaman içinde 1GB'ye transfer olacağı düşünülürse e-posta şirketleri arasındaki rekabet iyice kızışacağa benziyor.Google'ın bir yıl önce açıkladığı 1 GB ücretsiz e-posta hesabından sonra, Yahoo ve Microsoft 4MB'lik e-posta alanından 250 MB'ye terfi etmişlerdi. Yahoo Nisan ayının sonunda ücretsiz 1 GB alan vereceğini bildirmişti. Bunun üzerine Google, Gmail'in 1. yılında e-posta alanını 2'ye katlayacağını, üyelerine 1 Nisan'a yakışır bir dille www.gmail.com adresinden bildirdi. Bunun üzerine Yahoo yetkilileri "1 GB'nin üzerinde verilecek olan boş alanlar Okyanusa bir kova su dökmeye benzer" yorumunu getirdi. Google yetkilileri ise şimdiden 1 GB'yi dolduran üyelerinin bulunduklarını bildirdiler.
Kaynak :
GMail gives 2 GB+ of free storage space as a birthday gift"

posted by gildorx @ 4/29/2005 07:11:00 ÖS, , links to this post




Teşkilat i Mahsusa'dan MİT'e

ÖZEL DOSYALAR/MİT'in 33 yıllık hikayesi 30 Ağustos 1998 FARUK MERCAN

-----------------------------------------Teşkilat i Mahsusa'dan MİT'e----------------

Teskilat-i Mahsusa'nin merkezi Istanbul Nuruosmaniye'deydi. Teskilat mensuplari, 1. Dunya Savasi boyunca, Bingazi'de, Trablus'ta, Basra'da, Misir'da gerilla hareketlerini orgutlediler, bu hareketlerde fiilen gorevler aldilar. Osmanli Devleti'nin son yillarinda, siyasi birligin korunmasini saglamak, ayrilikci hareketleri onlemek ve yabanci ulkelerin Ortadogu'daki istihbarat ve gerilla faaliyetlerine karsi koymak amaciyla kurulan Teskilat-i Mahsusa, modern anlamda ilk Turk gizli servisiydi. Istihbarat uzmanlari ve Milli Istihbarat Teskilat-i, Turk istihbarat tarihini Teskilat-i Mahsusa ile baslatiyorlar. Enver, Cemal ve Talat Pasa uclusunun yonetimindeki Ittihat ve Terakki'nin ikitdari ele gecirmesi ile birlikte Teskilat-i Mahsusa, Sultan Resat'in onayiyla kuruldu. GIZLILIK ESASLI TESKILAT-I MAHSUSA Teskilat, istihbarat dunyasinin en temel gelenegine gore gizlilik kurallarina uygun olarak calisiyordu. Gorunuste, Osmanli Genelkurmayi olan Harbiye Nezareti'ne bagli ve elemanlarinin cogu asker kokenliydi. Ancak binlerce sivil elemani vardi. Teskilat-i Mahsusa sadece Harbiye Nezareti ile baglantiliydi ve Osmanli sadrazami bile, teskilat-i ordunun bir parcasi olarak bilirdi. Taskilat sadece sadrazam (basbakan) ve harbiye nazirina (Genelkurmay baskani)na bilgi verirdi. Teskilat-i Mahsusa kitabinin yazari Dr. Phitlip Stoddard, Osmanli gizli servisini su sozlerle anlatiyor: "Teskilat-i Mahsusa, 20. yuzyilin ilk ceyreginde faaliyet gosteren, doneminde dunyanin en guclu ve etkin gizli orgutlerinden biriydi. Ikinci Mesrutiyet donemiyle ilgili kitaplarin cogunda teskilat-in adinin bulunmamasina yol acan bu gizlilik perdesine ragmen, yuksek rutbeli Osmanli subaylarinin bazilari Teskilat-i Mahsusa'yi kesinlikle biliyorlardi. Ancak hukumetteki nazirlarin coguna, Teskilat-i Mahsusa'nin bas sorumlularindan Esref Kuscu Bey'in kendi deyimiyle guvenilmez olduklari icin bilgi verilmiyordu. Turkce ve yabanci dillerde yayinlanan kitaplarda Teskilat-i Mahsusa'dan pek bahsedilmez, bahsedilse de verilen bilgiler cogunlukla dogru degildir. Kaynaklardaki bu eksiklik, teskilat-in adini, faaliyetlerini ve personelini giz li tutmakla yukumlu Osmanli yetkililerinin bir basarisidir. Teskilat-i Mahsusa ajanlarinin buyuk bir bolumu Turk'tu, ancak Osmanli Imparatorlugu'nun her yanina ve yurtdisina dagilmis bulunan cesitli hucrelerin liderlerinin cogu da Turk degildi. Teskilat-i Mahsusa personeli 1916 yilinda 30 bin kisiye ulasmisti. Ajanlarin buyuk bir bolumu uzmanlardan olusuyordu. Bunlar doktorlar, muhendisler, gazeteciler, politikacilar, subaylar ve gecmisleri kuskulu ama sadakatlerine kesinlikle guvenilen gerilla savasi uzmanlariydi. Teskilat-i Mahsusa uc kitada orgutlenmisti. Yakindogu ve Kuzey Afrika'da yayilmis bulunan cesitli hucrelerdeki ajanlarin pek azi orgut mensubu olarak taniniyordu. Resmi uyelik listeleri bulunmamakla birlikte Kuscubasi Esref'e gore, boyle bir listenin yayinlanmasi durumunda Yakindogu'da bircok devlet adami rahatsizlik duyacakti. Boyle bir liste onlarin I. Dunya Savasi oncesinde ve savas sirasinda Turkler icin neler yaptiklarini ve karsiliginda ne kadar para aldiklarini gosterecektir." ILK TURK GIZLI SERVISI Teskilat-i Mahsusa'nin merkezi Istanbul Nuruosmaniye'deydi. Teskilat mensuplari, 1. Dunya Savasi boyunca, Bingazi'de, Trablus'ta, Basra'da, Misir'da gerilla hareketlerini orgutlediler, bu hareketlerde fiilen gorevler aldilar. Osmanli Devleti'nin son yillarinda, siyasi birligin korunmasini saglamak, ayrilikci hareketleri onlemek ve yabanci ulkelerin Ortadogu'daki istihbarat ve gerilla faaliyetlerine karsi koymak amaciyla kurulan Teskilat-i Mahsusa, modern anlamda ilk Turk gizli servisiydi. Teskilat-in onde gelen yoneticisi Kuscubasi Esref Bey, Sultan Abdulhamit'in Kuscubasi'sinin ogluydu. Turkiye'den ayrilmak zorunda kalan 150'likler listesinde yer aldi. Bu ozelligiyle istihbaratcilarin vazgecilmez kaderi olan "kahraman" ya da "hain" olmak tercihleri arasinda o donemde zorunlu olarak ikinci gruba girdi. Ancak daha sonra 1938'de affedildi ve Turkiye'ye geri dondu. Kuscubasi Esref Bey (Esref Sencer), Suleyman Askeri, Omer Naci Bey, Haci Sami Bey gibi teskilat-in ust duzey isimleri disindaki 30 bin kisilik istihbaratcilar ordusu, yaptiklari gorevleriyle ve sirlariyla tarih oldular. Mustafa Kemal Pasa, Mehmet Akif Ersoy ve Bediuzzaman Said Nursi de Teskilat-i Mahsusa'nin verdigi gorevi yerine getiren isimlerdi. MIM MIM GRUBU Teskilat-i Mahsusa'nin, Birinci Dunya Savasi'nin getirdigi yikim sonucu dagilmasindan sonra 1919'da olusturulan "Karakol Orgutu" Milli Mucadele hareketine buyuk destek sagladi. Istanbul'un isgali ile faaliyetine son verilen Karakol Orgutu'nun yerini alan "Mudafaa-i Milliye Grubu"nun (Mim Mim Grubu olarak da adlandirilir) calismalari 1921'de TBMM'ce onaylandi. Mim Mim Grubu tarafindan Istanbul Isgal Kuvvetleri Karargahi'na sizilarak, bircok onemli belge elde edildi. Ataturk'un direktifiyle, Ankara Hukumeti adina istihbarat toplama ve istihbarata karsi koymakla gorevlendirilen ilk kurulus, 1920'de kurulan Askeri Polis Teskilat-i'dir. Bu kurulusun devami olan Tetkik Heyeti Amirlikleri 1922'ye kadar faaliyet gosterdi. Turkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasindan sonra istihbarat gorevi ve sorumluluklari Genelkurmay Baskanligi Haberalma Subesi'ne devredildi. 1926 yili basinda Genelkurmay Baskanligi'nda yapilan bir toplantida Ataturk; cagdas devletlerde oldugu gibi Turkiye'de de bir istihbarat orgutu kurulmasi direktifini verdi. MILLI EMNIYET HIZMETI Birinci Dunya Savasi'nda Almanya'nin istihbarat faaliyetlerini yoneten, Polonya asilli General Oberst Walter Nikolai tarafindan egitilen ve basta Almanya olmak uzere cesitli Avrupa ulkelerinde egitimlerini tamamlayan personelin Turkiye'ye donmesinden sonra, Genelkurmay Baskani Maresal Fevzi Cakmak'in girisimiyle 1927'de Turkiye Cumhuriyeti'nin ilk istihbarat ve istihbarata karsi koyma teskilat-i olan "Milli Emniyet Hizmeti" adli orgut kuruldu. Kisa adi MAH olan bu kurulusun basina Sukru Ali Ogel getirildi. MAH'in kurulusuna iliskin emir uyarinca, o tarihe kadar ordu mufettisleri tarafindan yurutulen istihbarat hizmetleri butunuyle yeni teskilata birakildi. Gecmisi, Ataturk'un de icinde bulundugu Teskilat-i Mahsusa'ya dayanan MAH, zaman icinde ortaya cikan ihtiyaclara gore birkac kez yapilan kucuk degisikliklerle, 1965 yilina kadar Turkiye'nin icte ve dista istihbarat hizmetini karsiladi. Ataturk'ten ismini alan MAH, 1965'te MIT kuruldugu sirada, bu kez MIT'in bir subesi olarak 1980'lere kadar varligini surdurdu. MILLI ISTIHBARAT TESKILATI'NIN (MIT) KURULUSU Devletin milli guvenlik politikasinin hazirlanmasiyla ilgili her konuda, istihbaratin tek elden olusturulmasi ihtiyacinin karsilanabilmesi icin Meclis, 1965'te kabul ettigi kanunla Milli Istihbarat Teskilat-i (MIT) adi ile yepyeni bir orgut kurdu. Yeni yasa MIT'in bir mustesar tarafindan yonetilmesini ongorurken, mustesar, gorevlerin yerine getirilmesinde basbakana karsi sorumlu tutuldu. MIT Kanunu ile devlet capinda istihbarat calismalarinin yonlendirilmesi ve koordinasyonun saglanmasinda gorus bildirmek uzere "Milli Istihbarat Koordinasyon Kurulu" adiyla ilk defa yeni bir yapilanma olusturuldu. Boylece bu tarihten itibaren MIT'in Turkiye'nin yakin siyasi tarihi ile ic ice bugunlere kadar gelen 33 yillik hikayesi basladi... Müsteşar deviren muhtıra MIT'in 33 yillik hikayesi (2)/Faruk mercan 10 Mart 1971 gunu Basbakan Suleyman Demirel, MIT Mustesari Fuat Dogu'yu Basbakanlik binasina cagirdi. 1968 genclik hareketinin dalga dalga yayildigi, Turkiye'de de ozellikle Istanbul'da eylemlerin doruk noktalara ciktigi bir donemden geciliyordu. Ankara'da her gun askeri mudahale soylentileri yayiliyordu. Basbakan Demirel, MIT Mustesari'na sunlari soyledi: Birtakim soylentiler kesiflesiyor, orta yerde bir darbeyi gerektiren bir vaziyet yoktur. Biz nihayet secilmis bir iktidariz. Orada da zorla oturuyor degiliz. Dokuz on gun evvel de guvenoyu sayilabilecek butce uygulamasindan gecmisiz. Cumhurbaskani'na gidiniz ve benim kaygilar icinde oldugumu soyleyiniz. Icap ederse ben de kendisiyle gelir gorusurum. 12 MART MUHTIRASI MIT Mustesari, Basbakan'dan aldigi bu mesajla hemen Cankaya Kosku'ne cikti. Cumhurbaskani Cevdet Sunay, komutanlara cok etki edebilecek durumda degildi. Ben musterihim, Suleyman Bey de musterih olsun, dedi. Mustesar Fuat Dogu, bu mesajla Basbakanlik binasina dondu. Ancak gercekte ne Cumhurbaskani ne de Basbakan musterihti. Nitekim iki gun sonra Genelkurmay Baskani Memduh Tagmac ve dort kuvvet komutaninin imzasini tasiyan 12 Mart Muhtirasi geldi. Bu kez Cumhurbaskani Cevdet Sunay, MIT Mustesari Fuat Dogu'yu cagirdi. Bir muhtira vaziyeti var. Sayin Demirel'e soyle istifa etsin, dedi. Fuat Dogu bu mesajla Demirel'e geldi. Demirel, telefonun tuslarini cevirip Kosku aradi. Sunay, Vaziyet beni de asti, dedi. Sonucta Demirel hukumeti istifa etmek zorunda kaldi. Ancak, o zor gunlerde Cumhurbaskani ile Basbakan arasinda mekik dokuyan MIT Mustesari Fuat Dogu da koltugunu kaybetti. 12 Martcilar onu MIT'in basinda gormek istemiyordu. Bes yil MIT'i yoneten Dogu, Turkiye'nin Lizbon Buyukelciligi'ne atandi. 12 Mart'in kudretli isimlerinden Faruk Gurler ve arkadaslari, MIT'in basina kendi guvendikleri isimleri getirmek istemisti. Mustesarliga Korgeneral Nurettin Ersin, yardimciliklarina ise Recep Ergun ve Rustu Kazandagi pasalar getirildi. Ucu de asker kokenliydi. Devletin zirvesindeki "iktidar mucadelesi"nde Milli Istihbarat Teskilati ilk defa boylesine hesaba katiliyor ve elde edilmeye calisiliyordu. Ancak bu girisimlere donuk tepkilerin ilk kivilcimlari yine MIT'in kendi icinden geldi. Ankara ve Istanbul'daki MIT gorevlileri, istihbarat dunyasina ozgu yontemlerle, MIT'in gunluk politikanin icine cekilmesine donuk girisimlere isyan ettiler. Istanbul'da bu girisimin onculugunu yapan MIT mensuplari, daha sonra Turkiye'nin isimlerini cokca duyacagi Hiram Abas ve Mehmet Eymur ikilisiydi. Istanbul ekibi daha cok Teskilatta yapilmasi gereken reformlar uzerinde dururken, Ankara'da Nurettin Ersin ve ekibinin istifasi isteniyordu. 30 MIT GOREVLISININ IMZALI MEKTUBU Mehmet Eymur'un, Analiz kitabinda "1972 Muhtirasi" olarak isimlendirdigi bu hareket yeni MIT Mustesari Nurettin Ersin'e donuktu. 17 Ekim 1972'de Hiram Abas ve Mehmet Eymur'un onculugunde Istanbul'daki 30 MIT gorevlisinin imzaladigi mektup, Istanbul Bolge Baskani'na verildi. Mektupta, teskilattaki aksakliklar ve randimani dusurucu hususlar siralanarak yapilmasi gereken reformlar belirtiliyordu. Mali yetersizlikler, yeterli tecrubesi olmayan bazi isimlerin tepeden MIT'te ust gorevlere getirilmesi, dis gorevlere yapilan tayinlerde keyfilikler, teskilat yapisini saran hantallik ve kirtasiyecilik, askeri ve siyasi istihbaratin yani sira biyografik ve cografi istihbarata yeterince onem verilmemesi, MIT'in teknik donanimda cagdas istihbarat orgutleri karsisinda oldukca ciliz kalmasi elestiri konusu yapilarak soyle devam edildi: "Netice olarak, serviste acilen koklu bir reforma ihtiyac oldugunu, boyle bir reforma gidilecegi zaman en idealini dusunerek veya baska yerlerden adapte ederek degil, en alt kademeye kadar inerek bizzat calismalari ve gerekli ihtiyaclari musahede etmek suretiyle kararlara varilmasini, fikir teatisinde bulunulmasini, bu hususta tecrubeli, guvenilir kimselerden faydalanilmasini elzem buluyoruz. Ispat edemeyecegimiz fakat emarelerini sifahi olarak karinelerle belirtebilecegimiz bir husus, servis icinde idari mekanizmaya etkisi olan, yabanci devletler lehine calisan sahis veya sahislarin bulundugudur. Gecmis senelerde bircok emsal servislerde bu gibi olaylarin meydana cikarilmasi sebebiyle bu hususa onemle egilinmesini ve gerekli calismalarin guvenilir sahislar tarafindan gizlilikle yapilmasini istemekteyiz... En az diger devletler gibi Turkiye de iyi isleyen bir istihbarat servisine muhtactir kanaatindeyiz. Servisimizin gelisme ve kalitelenmesi calismalarina karsi cikanlarin dolayli sekilde Turkiye aleyhine davranisa girdikleri dusuncesini tasimaktayiz. Turkiye ve servisi cok seven, uzun senelerden beri sadece servisin mali olan bizlerin yukarida sundugumuz hususlari kaleme almaktaki gayemizin yapici ve iyiniyetli olduguna inanilmasini ve yazimizin Mustesarimiza intikal ettirilmesini saygilarimizla arz ederiz." Istanbul ekibi Ankara'ya bu muhtirayi gonderirken, birkac ay sonra Ankara ekibi aciktan Mustesar Nurettin Ersin ve etrafina karsi harekete gecmisti. Cumhurbaskanligi secimleri oncesinde adaylik kulislerine baslayan Faruk Gurler, kendisinin goreve getirttigi MIT Mustesari Nurettin Ersin'in de destegini saglamisti. 1973'un Haziran ayinda MIT'in Ankara Yenimahalle'deki merkezinde elden ele dolasan imzasiz bir mektup iste bu olayla yakindan ilintiliydi. Mektupta soyle deniliyordu: "Nurettin Ersin, Rustu Kazandagi ve Recep Ergun'a acik mektup!" Son altiyedi aylik tutum ve davranislarinizla gercek niyet ve dusuncelerinizi butun ayrintilariyla ortaya sermis bulunuyorsunuz. Sizin kafanizda bulunan sahislarin bu gorevde olmalari bizler icin, servis icin buyuk sanssizliktir. MIT'TE SEVILMIYORSUNUZ, ISTENMIYORSUNUZ Daha dun, operasyonlarda hedefler arasinda ismi gecen sahislarla birlikte oyun tezgahlayarak Cankaya Operasyonu'nu yurutmek icin AP ileri gelenleriyle bazi devlet adamlarimizin telefonlarini dinlettiginizi herkes biliyor.... Sizler, daha onceki Mustesar Fuat Dogu ile MAH Baskani Izzet Cebe ve arkadaslarini hirsizlikla, irz dusmanligiyla itham etme kustahligini gostermis ve mufteri durumuna dusmustunuz... Her turlu davranisinizi ve icraatinizi herkes bilmekte. MIT'in selameti icin aciklarinizi ve yolsuzluklarinizi simdilik aciklamakta fayda gormuyoruz. Ancak sirtinizdaki uniformanin serefini dusunuyorsaniz hasbelkader bulundugunuz makamlardan istifa ettiginizi, cekildiginizi 15 gun icinde aciklarsaniz, yukarida bir kismini acikladigimiz calismalariniz umuma aciklanmayacaktir. Aksi halde butun oyunlariniz hem MIT icinde hem de MIT disinda aciklanacak, rezil olacaksiniz..." Bu aciklama, Turkiye'de bir Watergate olayi yaratacaktir. MIT'te sevilmiyorsunuz, istenmiyorsunuz. "Bunun icin size 15 gun muhlet verilmistir. MIT'te soysuzlarin ve mufterilerin yeri olmadigini ve barinamayacaklarini bilmelisiniz. Gorevden cekilmediginiz takdirde, sizi basbakanin beyanlari da kurtaramayacaktir." (21 Ocak 1993 tarihli Aktuel dergisi) Iddialara gore, Nurettin Ersin, Demirel ve Genelkurmay Baskani Semih Sancar'in telefonlarini dinleterek, dokumlerini Faruk Gurler'e aktariyordu. Cunku CHP lideri Bulent Ecevit, AP lideri Suleyman Demirel ikilisi ve Semih Sancar, Faik Turun gibi askerler Faruk Gurler'in Cumhurbaskani yapilmasina karsiydi. Bu mektubun uzerinden bir ay bile gecmeden Nurettin Ersin ve ekibi MIT'teki gorevlerinden alindilar. MIT'in basina bu kez denizci bir asker Oramiral Bahattin Ozulker getirildi. Ancak Ozulker gorevinin yedinci ayinda MIT'in Samsun birimini denetlemek icin gittigi Samsun'da otel odasinda kalp krizi gecirerek oldu. 197478 doneminde MIT'in patronlugunu emekli Orgeneral Hamza Gurguc yuruttu. Gurguc, "Meclis'i MIT'e inceleten MIT mustesari" olarak tarihe gecti. Gurguc, yayinlanmayan ancak bir bolumu basina yansiyan anilarinda bu incelemeyi soyle anlatiyor: "Umit kaynagimiz olan Parlamento'nun bunyesini tetkik ettirdim. Karsima cikan tablo korkunctu. Yeralti orgutlerinin her cinsinden en az bu orgutlerin sempatizani diyebilecegim kisiler mahdut sayida da olsa, legal partiler semsiyesi altinda parlamentoya girmisti. Ayrica legal partilerin hali de ortadaydi. Arastirmadan cikardigim sonuc, TBMM'nin bu haliyle ise yaramayacagi idi. Bu sonucu ilgili makamlara resmen ulastirdim."(18 Temmuz 1991 tarihli Aktuel dergisi). 197879 doneminde MIT'i yoneten bir baska asker olan Adnan Ersoz, Milli Istihbarat Teskilati'nin terore kurban verdigi mustesar olarak aniliyor. Emekli Orgeneral Ersoz, 13 Ekim 1991 gunu Istanbul Goztepe'de ugradigi suikastla hayatini kaybetti. Adnan Ersoz'un ardindan sirasiyla MIT'in basina Burhanettin Bigali (bes yil), Hayri Undul (uc yil), Teoman Koman (dort yil), Sonmez Koksal (bes yil) ve Senkal Atasagun (yeni) geldi. 9 Martçıların tasfiyesi Milli Istihbarat Teskilati, Turkiye'nin 1971 Mart muhtirasina suruklendigi gunlerde cok onemli iki gorev yapti. Tipki 27 Mayis oncesi ve sonrasinda oldugu gibi yeniden cuntalar turemeye baslamisti. Bunlarin en guclusu Cemal Madanoglu Cuntasiydi. MIT, 1966'dan itibaren orgutlenmeye baslayan buu cuntayi elemani Mahir Kaynak'la yakin takibe aldi. Kaynak, Adalet Partisi iktidarinin daha ikinci yilinda faaliyete gecen bu cuntaya sizmayi basardi, ve dort yil boyunca faaliyetlerini rapor etti. 9 Mart gunu yonetimi ele gecirmek isteyen ancak bunu basaramayan 9 Martcilar, komuta kademesinden Faruk Gurler ve Muhsin Batur ile de iliski icindeydiler. O sebeple, 12 Mart Muhtirasi'ndan sonra iktidari ele gecirdikleri duygusuna kapildilar. Ancak Genelkurmay Baskani Memduh Tagmac ve ekibi bu girisimlere karsiydi. Tagmac'a gore, Suleyman Demirel hukumetinin istifa etmis olmasiyla muhtira amacina ulasmisti. Boylece ruzgar ters esmeye basladi. 9 Martcilar Ordudan tasfiye edildi. 9 Martcilar, muhtiradan uc ay sonra tutuklanmaya basladilar ve Istanbul'da Sikiyonetim Askeri Mahkemesi'nde yargilandilar. Hiram Abas'a gore MİT "Demokrasilerde istihbarat servislerinin yoneldikleri hedef, halk rejimin yaninda oldugu icin, yabanci devletlerden ulkeye yonelerek tehdit ve calismalari tesbit ve ifa ile ulkenin politikasina yon verecek bilgilerin temini, ayrica dis politikada devletin ihtiyaci olabilecek bilgileri temindir. Demokrasilerde halka karsi rejimi koruma gorevini servisler yuklenmediginden, ordu ile istihbarat servisinin cok yakin olmasina ihtiyac yoktur. Demokrasilerde istihbarat gorevi bilhassa dis ulkelere yonelik oldugundan ve istihbarat bir ihtisas kabul edildiginden, istihbarat teskilatlarinin ust seviyesinde gorevde yetismis istihbaratcilar tercih edilirler. Demokrasilerde istihbarat teskilatlarinin askeri guclerle iliskileri, hedef devletler konusunda ordunun ihtiyaci olabilecek bilgileri servislerin elde etmesi ve orduya aktarmasi ile sinirlidir. Servisler demokratik siyasi otoritenin idaresi ve kontrolu altinda gorev yaparlar... Devletimizde MIT'in hangi makama tam olarak bagli bulundugu vuzuha kavusmamistir. MIT Kanunu'nda teskilat basbakan'a bagli olarak gosterilmekte ise de MIT mustesarinin secimi icin MGK'nin tespit ettigi adaylarin devamli muvazzaf general olmasi ve dolayisiyla Genelkurmay ile alt ust iliskilerinin gorevdeki etkinligi, 1980 yili oncesi ve sonrasinda cumhurbaskanlarinin asker kokenli bulunmalari ve MIT basindaki general vasitasiyla teskilata direkt karismalari, kurulusu gunumuze kadar uc basli ve nerenin emrine uyacagini sasirmis duruma getirmistir. Mezkur zafiyet, eski yillarda, Turkiye'de askeri darbe olacaginin adeta herkes tarafindan ogrenildigi zamanlarda bile MIT'in basbakani durumdan haberdar etmemesi veya on tedbirlerle darbeye karsi onlemlere yonelmemesi sonucunu dogurmustur. 1980 oncesinde anarsiye ve siyasi cinayetlere karsi MIT etkin calismalara yonelebilse ve aktivitesi asgari durumda tutulabilse, memleketteki darbe sartlarinin o zaman icinde olusamayacagi dusunulmektedir. .." 26 Eylul 1990'da Istanbul'da silahli saldiri sonucu hayatini kaybeden MIT'in efsane isimlerinden Hiram Abas, Cankaya Kosku'ne cikan Cumhurbaskani Turgut Ozal'a yazdigi mektupta, goruslerini bu sekilde anlatiyor. Abas, Istanbul, Atina, Batum, Beyrut ve Ankara gibi merkezlerde suren 23 yillik istihbaratciligi sonrasinda 1980'de KontrEspiyonaj Dairesi'nin basinda iken istifa etti. 1986'da Mustesar Yardimcisi olarak geri dondugu MIT'te uc yil sonra ortaya cikan Birinci MIT Raporu uzerine de gorevini birakmak zorunda kaldi. Turgut Ozal'in basbakanligi sirasinda MIT'in basina bir sivil mustesar getirmesi projesinde MIT'in patronu olarak o dusunuluyordu. Mustesar yardimciligi gorevine getirilmesi, bu planin ilk asamasiydi. Ancak, Ozal basbakanligi sirasinda dusundugu bu yeniligi gerceklestiremedi. 1967'de Ankara Siyasal'dan mezun olduktan sonra MIT'e giren Hiram Abas, daire baskani iken 23 Agustos 1980 tarihli istifa dilekcesinde sunlari yazmisti: "Ulkemizde sikiyonetim ve rejimin, yipratan anarsi ve teror ile Turkiye'ye karsi, bilhassa Varsova Pakti uyesi ulkelerin yuruttugu espiyonaj ve yikici faaliyetlerle mucadelenin ana gorev olarak MIT Mustesarligi'na ait olduguna inanmaktayim. Turkiye disinda ulkemiz misyon mensuplarina devamli yapilan saldirilarin onlenebilmesi icin uygulanacak karsi calismalarin da MIT Mustesarligi'nin gorevinde basari saglayamadigini gostermektedir. Bu ise mustesarligin calisma metotlarinda, personel politikasinda acele revizyona gidilmesi gerektigini ortaya koymaktadir... Bu sene yapilan terfilerden sonra, kadrosu yukselmis oldugundan daha ust gorevlere tayinlerinin yapilmasi gereken MIT Mustesarligi mensuplarinin atamalari yapilmamis ve butun tayinlerin durdurulmus oldugunu ogrenmis bulunmaktayim. Mezkur husus, MIT Mustesarligi'nin mevcut ve yararsiz faaliyet ve personel politikasinin, onumuzdeki gunlerde de surdurulecegini gostermektedir. Maruz durum muvacehesinde, bugunku MIT Mustesarligi yonetiminde yararli hizmet yapamayacagima inandigimdan, emeklilik muamelelerimin yapilmasini emir ve tensiplerine sunarim." Hiram Abas'in bu gorusleri 12 Eylul yonetiminin basindaki Devlet Baskani Orgeneral Kenan Evren tarafindan da paylasiliyor olmali ki, ASALA'ya donuk operasyonlari yonetme gorevi ona verildi. Mehmet Eymur'un Analiz'deki anlatimiyla, "Kosk, Hiram Bey'i cagirarak kan davasi konusunda gorevlendirdi. Fiilen Kosk'un kadrosunda gozukmesi mahzurlu olabilirdi; ama odemeler Kosk'ten yapilacakti. Hiram Bey kollari sivadi. Turkiye'nin prestijini kurtarmak gorevi yine ona dusmustu." Basbakanlik Teftis Kurulu Baskani Kutlu Savas, Hiram Abas'in yaptigi bu organizeyi ve bu operasyonlarin MIT'le iliskisini Susurluk Raporu'nda soyle yazdi: "Ermeni terorune karsi 12 Eylul'den sonra arayislarin basladigini tarihte Hiram Abas, Abdullah Catli, Haluk Kirci ve bir kisim ulkucuyu organize etmistir. Bu calismalar o tarihte Cumhurbaskanligi bunyesinde yurutulmustu. (Savas'in notu: O tarihte Sayin Kenan Evren Devlet Baskani, Milli Guvenlik Konseyi Baskani ve Genelkurmay Baskan sifatiyla gorev yapiyordu.) Fakat muhtemel ve menfi bir gelisme olmasi ihtimaline binaen calismalar MIT'e devredilmistir." Milli Istihbarat Teskilati da Susurluk sorusturmalari sirasinda, 1982 yilinda ASALA'ya donuk eylemler icin Abdullah Catli ile Paris'te iliski kurdugunu, Kutlu Savas'a acikladi. Ilk sivil mustesar 1965 yilinda kurulan Milli Istihbarat Teskilati'nin basina bugune kadar 13 mustesar atandi. Bu 13 isimden yalnizca onceki Mustesar Sonmez Koksal ve MIT'in simdiki patronu Senkal Atasagun sivil kokenli. MIT'in ilk mustesari Avni Kantan'dan, 1992'de gorevi birakan Teoman Koman'a kadar gorev yapan 11 isim ise asker kokenliydi. MIT Mustesarligi'na sivil bir isim getirilmesi girisimleri ilk olarak Turgut Ozal'in basbakanligi doneminde basladi. Ancak Ozal'in disaridan bir isim atamaktan, MIT'in icinden Hiram Abas'i mustesar yapmaya kadar uygulamaya koymak istedigi bir dizi formul basarili olamadi. 1980 sonrasinda Burhanettin Bigali ve Hayri Undul'un ardindan Teoman Koman 1988'de MIT Mustesari yapildi ve dort yil bu gorevini surdurdu. Ozal'in Cankaya Kosku'ne cikmasi ve Suleyman Demirel'in basbakanligi doneminde Teoman Koman'in ardindan ilk kez bir sivil isim olarak Sonmez Koksal goreve getirildi. Diplomat kokenli bir isim olan Koksal'in bu goreve getirilmesine MGK cevreleri de sicak bakti. DYP lideri Tansu Ciller'in Basbakanlik koltuguna oturmasinin ardindan yeniden MIT'e donuk revizyon girisimleri basladi. Sonmez Koksal'i MIT'in basindan almak isteyen Tansu Ciller Cankaya Kosku'ndeki Suleyman Demirel'in muhalefeti ile karsilasti. Bunun uzerine Ciller cok yonlu planini yururluge koydu. Basbakanliginin daha ucuncu ayinda bu girisimleri baslatan Ciller, MIT'in Istanbul Bolgesi Baskanligi'ndan sonra merkezdeki Yurtdisi Operasyon Baskanligi'ndan emekli olan Nuri Gundes'i, 1993 Agustos'unda "Istihbarat Basdanismanligi" kadrosuyla yeniden MIT'e aldi. Gundes kadrosu MIT'e gozukmekle birlikte fiilen Basbakanlik'ta gorevlendirildi ve Ciller'in istihbarat danismanligini yapti. Ciller ertesi yil, Hiram Abas'la birlikte 1988'de MIT'ten ayrilmak zorunda kalan Mehmet Eymur'u de yeniden getirdi. Aslinda Ciller'in mustesar yardimcisi yapmak istedigi Eymur, MIT Kontr-Teror Dairesi'nin baskan yardimciligina getirildi. Ancak fiilen daireyi o yonetiyordu, cunku baskanlik koltugu bostu. Ciller, en onemli adimi Basbakanliga bagli olarak kurdugu Kamu Guvenligi Baskanligi'ni kurarak atti. MIT'in ic istihbarata donuk gorevlerini ustlenmesi dusunulen bu birim, kisaca KGB olarak tartismalara konu oldu, tepkiler uuzerine de calistirilmadi. Susurluk tartismalari sonrasinda Sonmez Koksal'in Paris Buyukelciligi'ne gonderilmesinden sonra, MIT'in basina yeniden sivil bir isim arayisi basladi. Istihbarat cevrelerine gore, 30 Kasim 1997 gunu MIT karargahinda Basbakan Mesut Yilmaz'in onunde Kutlu Savas ile Sonmez Koksal'in yaptigi tartisma, Koksal'in MIT'in basindan alinmasina yolacti. Sonmez Koksal'in, "Ciller ailesine yakin" goruntusu de Yilmaz'in bu operasyonu yapmasinda rol oynadi. Sonmez Koksal'a donuk bu kaygilar Kutlu Savas'in Susurluk Raporu'na da acik olarak yansidi. 33 yillik bir gecmisi olan teskilatin kendi icinden bir mustesar cikarmasina Milli Guvenlik Kurulu cevrelerinden de tepki gelmedi. MIT'in icinden Emre Taner ve Mikdat Alpay gibi ust duzey yoneticilik yapan isimler on plana cikti. Sonucta MGK'da saglanan mutabakata gore, yine MIT'in kidamli isimlerinden, 31 yillik istihbaratci Senkal Atasagun teskilatin basina getirildi. Bruksel gibi dis merkezlerde gorev yapmis ve bir kontrespiyonaj (istihbarata karsi koyma) uzmani olan Atasagun, 1997 sonlarinda Londra'ya dis goreve gonderilmeden once MIT'in Operasyon Baskani olarak gorev yapiyordu. Boylece, 1967 yilinda askerligini yedek subay olarak yaptiktan sonra en alt kademede MIT'te goreve baslayip Operasyon Baskanligi'na kadar yukselen bir isim MIT'in tarihinde ilk kez Mustesarlik koltuguna oturdu. MİT raporları 1987 Eylul ayinda MIT Mustesari Korgeneral Hayri Undul, Guvenlik Dairesi Baskani Mehmet Eymur'u odasina cagirarak, konustuklari konular hakkinda bilgilendirici bir rapor istedi. Eymur, 10 Kasim 1987'de tamamladigi 23 sayfalik raporu, mustesar izinde oldugu icin yardimcisi Hiram Abas'a sundu. Eymur'un okumasi icin Cumhurbaskanligi MIT Temsilcisi Erkan Gurvit'e verdigi raporun bir kopyasi Gurvit'in istegi uzerine Cumhurbaskani Evren'e ulasti. Evren, yeni izinden donen MIT Mustesari Undul'den icinde firtinalar koparan bilgiler olan rapor olayini sorusturmasini istedi. Emniyet Genel Muduru Saffet Arikan Beduk ile gazetelerin genel yayin yonetmenlerinin masalarina da ulasan rapor, Dogu Perincek'in 2000'e Dogru dergisinde yayinlandi. Basbakan Turgut Ozal'in emriyle Teftis Kurulu Baskani Kutlu Savas sorusturma yuruturken Mehmet Eymur ve Hiram Abas emekliliklerini isteyerek MIT'ten ayrildilar. Eymur'un yardimcisi Eken de ayrilmak zorunda kaldi. 1987 yili Eylul ayinin son gunleriydi. MIT Mustesari Korgeneral Hayri Undul, Guvenlik Dairesi Baskani Mehmet Eymur'u odasina cagirdi. Mustesar, daha once MIT'in Kacakcilik Dairesi'ni yonetmis ve uzun bir Istanbul tecrubesi olan Eymur'e sunlari soyledi: - Tahterevallinin bir ucunda Hiram Abas, diger ucunda Nuri Gundes. Bir o cikiyor, bir digeri. Nedir bu konular, sen bu konulari iyi biliyormussun. Bu Dundar Kilic olayini, Nuri Gundes'i filan bana bir etraflica anlat. Ben seyahate gidiyorum. Donuste seninle bu yandaki odaya kapanalim, kapiyi kapatalim, aksama kadar oturalim. Bana bu konulari izah et. Bu sozlere karsilik Eymur ise soyle konustu: Bu konular son derece karmasik. Hasbelkader bu konularla gorevlendirildim. (Eymur, 1984'teki Babalar operasyonuyla Dundar Kilic ve Behcet Canturk'u sorgulamasini kastediyor.) Olay bazi ust makamlara kadar ulasiyor. Zaman zaman umitsizlige dusup kendi kedime, 'niye ve kime' hizmet ettigimi soruyorum. Bir hazirlik yapip bu konulari size arz edecegim. Bu konusma, dort ay sonra Turkiye'de firtinalar koparacak Birinci MIT Raporu'nun yazilmasiyla sonuclandi. 10 Kasim 1987 tarihli raporun basligi, "Banker Bako olayi, Polis icindeki cekisme ve Yeralti-Polis-Kamu Gorevlileri Iliskileri"ydi, yazari da Mehmet Eymur'du. Mustesara gore tahtarevallinin bir ucunda yer alan Abas o tarihte MIT Mustesar Yardimcisi'ydi. Gundes ise 1986 yilinda MIT'in Yurtdisi Istihbarat Baskanligi'ndan emekli olmustu. Gundes'in onceki gorevi de Istanbul ve Bolgesi Daire Baskanligi'ydi. Ancak Eymur, Istanbul'da da beraber calistigi Abas'i sadece amiri olarak gormuyordu. Kavaklidere'deki bekar evini de bir sure paylastigi Abas, onun icin hem bir 'agabey' hem de buyuk bir istihbaratciydi. Eymur, mustesarin talimati uzerine hemen calismaya basladi. Elindeki dosyalardan ve MIT'in arsivinden yararlanarak yazili bir not hazirladi. Mustesar Undul'e, "Seyahatinizden sonra konuyu size ar zedebilirim." dedi. Mustesar, "Simdi musait degilim, sana uzun zaman ayirmam lazim. Ben sana haber veririm." karsiligini verdi. Undul, kucuk not defterine de donuste alacagi bu brifing kaydini dustu. Mehmet Eymur, daktilo ettigi 23 sayfalik raporunu, 10 Kasim 1987 gunu tamamladi ve mutalaasini almak uzere Mustesar Yardimcisi Hiram Abas'a sundu. Rapor, 1980-85 doneminde MIT'en uzak kalmis olan Abas'in da cok ilgisini cekti. Bir hafta inceledigi raporun uzerine, "Iyi bir calisma, mustesara arz" notunu dustu ve Eymur'e, "Donusunde mustesara ver. Uygun gorurse ust makamlara arz edelim." dedi. 2 Aralik 1987 gunu Cumhurbaskanligi MIT Temsilcisi Erkan Gurvit'e bir dosya goturen Eymur, sohbet sirasinda cantasindaki raporu Erkan Gurvit'e okumasi icin verdi. Metni bir solukta okuyan Gurvit'le Eymur arasinda su konusma gecti: -Cok iddiali bir rapor. -Olabilir. Bazi kaynaklara dayanilarak hazirlanan bir istihbarat etudu. Bu bilgilerin devletin ust makamlarinca bilinmesi gerekir. Bu makamlarca uygun gorulurse detayli bir sekilde tahkik edilebilir. -Bazi ifadeler Atilla'nin ifadelerine benziyor. (Gurvit, o donemde Emniyet Kacakcilik Dairesi'nin basinda olan Atilla Aytek'i kast ediyor.) -Atilla'nin hicbir katkisi yok. Ben 1973'ten beri bu islerin icindeyim. (Eymur, 1973'te Abuzer Ugurlu ve Zihni Ipek'i sorguya almisti.) Eymur, Gurvit'in istegi uzerine rapor ve eklerinin bir kopyasini ertesi gun Cankaya Kosku'ne gonderdi. Firtina yeni yilin baslarinda koptu. Raporda agir sozlerle suclanan Istanbul polisinin basindaki Unal Erkan ve Mehmet Agar kisa surede olayi ogrendiler. Raporda ismi gecen emekli Genelkurmay Baskani Necdet Urug, Cumhurbaskani Kenan Evren'i ve MIT mustesarini arayarak, uzuntusunu iletti. Evren, MIT mustesarini Cankaya Kosku'ne cagirarak olayi sorusturmasini istedi. Mustesar Undul, "Haberim yok, konuyu arastiracagim." dedi. MIT mustesari izinden yeni donmustu. Aslinda rapor Eymur'un onun icin hazirladigi bir klasordu, o olmayinca goreve vekalet eden Hiram Abas'a sunulmustu. Eymur, altinda imzasi olan metnin sorumlulugunu ustlendi, emekliligini isteyebilecegini soyledi. Ne de olsa bu bir rapor degil, "MIT mustesarini basin araciligiyla kamuoyuna yansiyan konularda eldeki bilgilerle destekli olarak bilgilendirmeye donuk teskilat ici bir etut" niteligindeydi. Ancak gelismeler pek MIT yoneticilerinin kontrolunde seyretmedi. Rapor, Emniyet Genel Muduru Saffet Arikan Beduk'un de masasina ulasmisti, 1988'in basinda buyuk gazetelerin genel yayin yonetmenlerinin de masalarindaydi. Ancak, subat ayinin ilk haftasinda raporu Dogu Perincek'in yonetimindeki 2000'e Dogru dergisi yayinladi. Raporda ozetle, mafyanin Basbakan Turgut Ozal'a karsi DYP ve SHP'ye sizarak orgutlenme girisimlerinde bulundugu, Istanbul polisinin basindaki Unal Erkan ve Mehmet Agar'in yeralti dunyasi ile iliskileri bulundugu, Necdet Urug'un Istanbul Sikiyonetim Komatanligi sirasinda bu dunya ile iliskileri oldugu, Fahrettin Arslan, Dundar Kilic, Abuzer Ugurlu ve Behcet Canturk gibi isimlerin devlet gorevlileriyle baglantilari oldugu, bunlarin icinde Nuri Gundes gibi MIT gorevlilerinin de bulundugu, kacakcilik eylemlerine dayanan buyuk paralarin bu isimlerle devlet gorevlileri arasinda paylasildigi, buna karsilik yeralti dunyasinin eylemlerine goz yumuldugu, kacakcilik olgusunun teror olaylarinin da temeli oldugu vurgulaniyordu. Basbakan Ozal, kamuoyu baskisi uzerine Basbakanlik Teftis Kurulu Baskani Kutlu Savas'a sorusturma emri verdi. Kutlu Savas'in sorusturmasi surerken Mehmet Eymur ve Hiram Abas emekliliklerini istediler ve MIT'ten ayrildilar. Bu sirada Guvenlik Dairesi'nde Eymur'un yardimcisi olan Yarbay Korkut Eken de MIT'ten ayrilmak zorunda kaldi. Necdet Urug, Basbakanlik aleyhinde Danistay'da tazminat davasi acti. Danistay, MIT raporunu Basbakanlik'tan isteyince Turgut Ozal, Kutlu Savas'a, "Raporu gondermeyin" talimati verdi. Ozal, o gunun sartlarinda yeterince sonuc doguran rapor olayinin uzerinde daha fazla durmak istememisti. Boylece Urug, 40 milyonluk bir manevi tazminat davasi kazandi, bu parayla Izmir'deki kizina bir daire aldi. Raporda ismi gecen bazi devlet gorevlileri de kendilerini "siyirmayi" iyi becerdiler ve devlet kademesindeki yukselislerini yakin tarihlere kadar surdurduler. Ikinci MIT Raporu 18 yillik MIT istihbarat gorevlisi Tarik Umit'in Istanbul'da kacirilarak ortadan kaldirilmasinin uzerinden bir yil, Mehmet Ali Yaprak'in Gaziantep'te evinin onunden kacirilarak Siverek'e goturulup sorgulanmasinin uzerinden de iki ay gecmisti. 1994'te Kontr-Teror Merkezi'nin yoneticisi olarak yeniden MIT'e donen Mehmet Eymur, bazi gazetecilere cantasindaki rapordan "not almalari" icin izin verdi. O ayin sonunda kumarhaneler krali Omer Lufi Topal da Istanbul Sariyer'de olduruldu. Ancak buyuk gazetelerin yoneticileri, tipki birinci raporda oldugu gibi, bu ikinci raporu yayinlamak icin de hic heves gostermediler. Birincisinde oldugu gibi bu ikinci metinde de agir suclamalarin hedefi Mehmet Agar'di. Daha once yeralti dunyasi ile iliski icinde olmakla suclanan Agar, bu kez Emniyet Genel Mudurlugu bunyesinde sivil sahislardan mutesekkil bir suc orgutu kurmakla suclaniyordu. Sonucta yine Dogu Perincek imdada yetisti. Abdullah Catli'nin Mehmet Ozbay kimligiyle Turkiye'de serbestce dolastigini, uzman emniyetci kimligi tasidigini, buna dayanarak silah ruhsati aldigini desifre eden 2. MIT Raporu'nu Dogu Perincek'in Aydinlik dergisi 22 Eylul 1996 gunu yayinladi. Susurluk kazasi, bu raporun yayinlanmasindan 45 gun sonra meydana geldi. Mercedes'te bulunan Mehmet Ozbay'in gercek kimligini gizlemeye donuk calismalar yarim saat icinde sonucsuz kaldi ve 3 Kasim gunu meydana gelen kazanin uzerinden bir saat bile gecmeden butun Turkiye, kazada olen Mehmet Ozbay'in Abdullah Catli oldugunu ogrendi. Gercekten de raporda yazildigi gibi uzerinde kimlikler cikmisti. MIT yoneticileri baslangicta bu raporu kabul etmediler. Meclis Komusyonu'na konusan Mustesar Sonmez Koksal, "1987 tarihli rapor zaten ilgilisi tarafindan ustlenildi. Onun disinda yazilan bir rapor yoktur." dedi. Mehmet Eymur de Meclis Komisyonu'nda raporu dogrudan ustlenmedi. Ancak, boyle bir rapor ya da metnin ancak bazi MIT gorevlilerinin kaleminden cikmis olabileceginden kimsenin kuskusu kalmadi. Bu raporda ozetle, Emniyet Genel Mudurlugu doneminde Mehmet Agar'in gorunuste PKK ve DEV-SOL'a karsi operasyonlar yapmak amaciyla Abdullah Catli, Haluk Kirci, Sami Hostan ve Yasar Oz gibi isimlerden olusan bir ekip kurdugu, bu ekibi eski MIT gorevlisi Korkut Eken'in sevk ve idare ettigi, ekipteki kisilere resmi kimlikler, yesil pasaportlar verildigi, bu kisilerin polis eskortlariyla dolastigi, uyusturucu kacakciligi, adam oldurme gibi eylemleri yaparken polis himayesinden yararlandiklari, Tarik Umit, Lazim Asmaili ve Askar Simitko'yu bu ekibin kacirarak ortadan kaldirdigi, Mehmet Ali Yaprak'in bu ekipce kacirilip Sedat Bucak'in Siverek'teki evinde sorgulandigi, Yaprak'tan dort milyon mark alindigi, onlem alinmazsa bu ekibin siyasi cinayetlere de yonelebilecegi vurgulaniyordu. MİT'in cevapları Milli Istihbarat Teskilati, onceki Mustesar Sonmez Koksal doneminde Internet'te bir sayfa acarak, topluma karsi acik ve seffaf olma yonunde ilk adimi atti. MIT'in tarihcesi, kurulusu, yapisi, gorevleri anlatilirken, sorulu-cevapli bir bolumle de MIT'e donuk kuskular giderilmeye calisiliyor. MIT'in Internet sayfasindaki bu bolum soyle: MIT'in sivillesmesi kavrami neyi ifade ediyor?: Batili demokratik ulkelerin servislerinde asker kokenli personel kullanmanin orani cok daha yuksektir. Meseleye asker-sivil gibi ayirimci bir yaklasimla bakilmamalidir. Ulke cikarlari ve ihtiyaclara gore, uzmanlik alanlarinin zorunlu kildigi kadrolasma, personel politikasinin temel unsuru olmalidir. Halen MIT bunyesindeki asker kokenli personel miktari tek rakamli yuzdeleri gecmemektedir. Teskilat bunyesinde calisan her gorevli MIT mensubu olma kimligi ile butunlesmis olup, uzmanlik alanlarinda en yuksek verimliligi saglama gayreti icindedir. MIT bunyesinde baslatilan yeni yapilanmanin amaci nedir?: Dunyada ve bolgemizde her sey cok hizli degisime ugramaktadir. Bircok alanda gelisen butunlesme iliskilerine ragmen, ulkeler ve gucler arasindaki cikar farkliliklari catismalari daha da artirmaktadir. Turkiye; uluslararasi ve bolgesel politikalarin etkilesim alani icinde belirleyici rollere sahip, lider bir ulke konumundadir. Bu sebeple, dayanisma kurulmak istenen veya gelismesi engellenmek istenen bolgesel bir guc konumundadir. MIT'in, Turkiye'nin gelisen ihtiyaclarina, ulkelerarasi iliskilerinin niteligine cevap verebilen bir yapiya kavusturulmasi, devletimizin gelisme dinamigi bakimindan hayati onemi haizdir. Guvenlik, stratejik istihbarat konularinin yani sira, organize suclar ile teror tehdidinin onlenmesinde, ekonomik guvenligi saglayici calismalarda gerekli yerini almak zorundadir. Ayrica, gelisen ve buyuyen Turkiye'nin bolgesel guc olarak yaratilmasinda istihbaratin oncelikli katkisinin saglanabilmesi, istihbarat uretimini gelistirici calismalarimizin temel unsurudur. Yeni yapilanmanin hedeflerini bu cercevede degerlendirmek mumkundur. MIT calisanlarinin miktari nedir, nasil bir personel politikasi uygulanmaktadir?: Teskilatta calisanlarin miktari konusunda aciklama yapilmamaktadir. MIT'in gelisme hedeflerini gerceklestirici bir personel politikasi planli sekilde uygulanmaktadir. Siyasal ve Sosyal Bilimler, Kamu Yonetimi, Uluslararasi Iliskiler, Hukuk, Ekonomi, Isletme, Iletisim, Dil Bilimleri, Bilgisayar, Fizik, Kimya, Istatistik gibi cesitli uzmanlik alanlarindan sinavla alinan, dil bilen personelle "Istihbarat Meslek Sinifi"ni yaratma, baska bir deyimle profesyonellesme sureci yasanilmaktadir. Teskilat bunyesinde, esit haklara sahip onemli sayida kadin personel de bulunmaktadir. Erken emeklilikle ilgili duzenleme nicin yapildi?: MIT mensuplari icin erken emeklilik, surekli stresli gorevin zorunlu sonucu oldugu kadar, uygulamaya soktugumuz personel politikamizin temel unsurlarindandir. Teskilatin buyuk cogunlugu tarafindan desteklenen erken emeklilik karari ile Istihbarat Meslek Sinifi yaratilmasinin onemli adimlari atilmistir. Bosalan kadrolar yerine lisan bilir, cagimizin gelismelerini takip edebilecek yetenekli gencler alinmaktadir. Emekli olanlarin tecrubelerinden yararlanilmaya da onem verilmektedir. Benzer yas sinirlari Turk Silahli Kuvvetleri, Emniyet Teskilati gibi kuruluslar icin de soz konusudur. MIT; emekli ve faal gorevlerde bulunanlarla, her kesime guven verebilecek bir yapiya sahiptir. MIT'in yabanci istihbarat teskilatlariyla iliskilerinin mahiyeti nedir?: Yabanci istihbarat teskilatlariyla iliskiler kanuni gorevlerin sinirlari, milli cikarlar ve siyasi otoritenin kararlari cercevesinde sekillenir. Turkiye'nin cikarlarinin gerekli kildigi ihtiyaclara gore her ulkenin servisi ile iliski kurulabilmektedir. Isbirliginin derecesini tayin eden unsurlar da, karsilikli menfaat ilkesi ve milli cikarlarin tayin edici rolu ile sekillenmektedir. MIT'in ulusal ve uluslararasi terorle mucadele politikasi nedir?: Terorle mucadelede daha aktif sekilde yer alabilmenin calismalari gelistirilmektedir. Terorizmin, milli, bolgesel ve uluslararasi baglantilarini dikkate alarak, haber toplama analiz calismalarinda, isbirligi saglanan yabanci servislerle ve ilgili kuruluslarla koordinasyonun gelistirilmesinde, verimliligi artirici tedbirler alinmaktadir. Uyusturucu ticareti, silah kacakciligi gibi organize suclar, ekonomik, politik, guvenlik sorunlarinin terorle baglantisini dikkate alan bir calisma kavrami cercevesinde faaliyetlerin yonlendirilmesi esas alinmistir. MIT'in ic politikada taraf tutma durumu olabilir mi?: Zaman zaman yanlis bilgilenme veya maksatli yonlendirmelerden kaynaklanan bazi iddialar ortaya atilarak, MIT'i ic politikanin bir araci olarak gosterme gayretlerine rastlanabilmektedir. MIT, anayasa ve kanunlarin belirledigi yetkileri cercevesinde, milli ve uzman bir kurulus olarak gorevini yurutmektedir. MIT calisanlarinin gorev ve sorumluluklari, demokratik ve hukuk ilkelerinin hakim oldugu Anayasa rejimini koruma ve guclendirme inanc ve kararliligi ile sekillenmektedir. Bazi kesimlerden MIT'e yoneltilen elestirilerin sebepleri nelerdir?: Zaman zaman farkli inanc, ideoloji ve dusunceye sahip bazi kesimlerin elestirileriyle karsilasilmaktadir. Bu elestirilerin buyuk cogunlugunun, yanlis bilgilenmeden kaynaklandigi soylenebilir. Ayrica, gecmis tarihlerde, gunun kosullari icerisinde ortaya cikmis, arzu edilmeyen bazi durumlarin, gunumuzde yapilan degerlendirmeler icin de gecerli sayilmasi, yaniltici elestirileri ortaya cikaran onemli sebeplerdendir. MIT, insanlarin inanclarina ve ozgur dusuncelerine saygi gosterilmesini prensip olarak benimsemistir. Ancak inanclarin ve ozgur dusuncenin mevcut Anayasa duzenini hedef alan siyasi hareketlerin veya terorizmin amaclari icin, yasal yollar disinda istismar edilmesine yonelik orgutlu ve maskeli faaliyetleri izlemek de MIT'in baslica gorevlerindendir. Dogru bilgilere dayanilarak yapilan ve yapici olan her turlu elestiri onemle degerlendirilmekte olup, MIT'i guclendirme calismalarimiza isik tutmaktadir. Stratejik ve guvenlik istihbaratlarinin MIT catisi altinda bulunmasi veya ayrilmasi tartismalarina MIT nasil yaklasiyor?: Turkiye'de ic ve dis tehditlere bir butun olarak yaklasilmasi zorunludur. Turkiye'nin jeostratejik konumu, bolgesel sorunlar, bolgesel ve uluslararasi cikar catismalarinin yarattigi tehditler, siyasi,ekonomik,askeri,guvenlik meselelerinin ic iceligi, analizlerde butunlestirici calismalari kacinilmaz kilarken, haber toplama gayretlerinin yonlendirilmesinde de ayni ihtiyaci ortaya cikarmaktadir. Diger guvenlik kuruluslarinin, gorev cerceveleriyle baglantili olan istihbarat calismalarinin sinirlarinin belirlenmesi ve kuruluslararasi koordinasyon ile stratejik anlamda istihbaratin MIT bunyesinde merkezilestirilmesinin zorunlulugu farkli seylerdir. Guvenlik istihbarati yurtici faaliyetlerle sinirli degildir. Onemli olcude yurtdisinda da tehdit olusturdugu gibi, soz konusu tehditlere destek veren ulkelerle baglantili olarak, stratejik istihbarat ile de butunlesmektedir. MIT bunyesinde, yeni yapilanma cercevesinde, guvenlik ve stratejik istihbarat konulari, Istihbarat Baskanligi catisi altinda toplanmistir. Turkiye'nin jeostratejik konumunun yarattigi tehditler arasindaki baglantilari dikkate alarak, ayni cati altinda yapilan koordinasyon ve analiz calismalarinin istihbarat uretimindeki etkinligi artiracagi degerlendirmesi ile calismalar yonlendirilmektedir. MIT'in teknik imkanlarinin seviyesi nedir?: Cagimizda teknoloji basdondurucu bir hizla gelismektedir. Iletisimden, bilim dallarina, cesitli uretim alanlarina kadar her konu teknolojinin ve bilgisayar kullaniminin hakimiyeti altina girmektedir. Gelisen, buyuyen Turkiye'nin gelecegi, cagdas bilimin ve teknolojinin yaygin ve etkili sekilde kullanilabilmesine baglidir. MIT olarak, her gecen gun genisleyen ve agirlasan gorevlerimizin ihtiyaca cevap verebilecek seviyede basarilabilmesi icin, teknolojik gelisme yonunden de onemli adimlar atilmistir ve calismalar devam ettirilmektedir. Turkiye'nin jeostratejik yapisi teknolojik gelismelerin istihbarat uretimine olan katkisinin artirilmasini zorunlu kilmaktadir. Bu calismalar, devletimizce teskilatimiz icin onemli gelismeler saglayacaktir. Diger istihbarat birimleri Milli Istihbarat Teskilati'nin yani sira, istihbarat toplama gorevi olan diger devlet birimleri soyle: Emniyet Istihbarati, Genelkurmay Istihbarati ve Jandarma Istihbarati. Emniyet Istihbarati'ni kurma calismalari, 1960 oncesinde Adnan Menderes Hukumeti ile basladi. O tarihe kadar Emniyet mudurluklerinde "ozel buro, siyasi sube, onemli isler mudurlugu" gibi birimlerin gordugu fonksiyon, yeni bir cati altinda yapilmak istendi. 1959'da ozel buroyu kaldiran Icisleri Bakani Namik Gedik, Ergun Gokdeniz'i Emniyet Istihbarati'ni kurma calismasi ile gorevlendirdi. Araya 27 Mayis ihtilali girdi; ancak ihtilalcilerin ilk el attigi alanlardan biri MIT ve Emniyet oldu. Gokdeniz yeniden gorevlendirildi. Emniyet Istihbarat Dairesi'nin kurulmasi Milli Birlik Komitesi tarafindan onaylandi. Ilk Daire Baskani da Ergun Gokdeniz oldu. Gorevi "ic istihbarat" olan Emniyet Istihbarati'nin onde gelen ismi Hanefi Avci, Turkiye'de istihbarat gorevi yapan devlet organlarinin mutlaka Meclis tarafindan denetlenmesi gerektigini, Mehmet Ali Birand'in 32. Gun programinda soyle anlatti: "Meclis'in bizim uzerimizde yani askeri kesim, Milli Istihbarat ve bizim uzerimizde herhangi bir denetimi yok. Siviller bunu kendileri icin bir gorev saymiyorlar. Hatta daha acik soyleyeyim siviller biraz da cekiniyorlar bu teskilatlardan. Yani gelip bizleri denetlemekten, Milli Istihbarat'i denetlemekten biraz urkuyorlar. Bu kendilerinin gorevi degilmis, bu teskilatlar daha kendilerinin ustundeymis gibi goruyorlar. Turk demokrasisinin carpikliginin cok bariz bir ornegidir bu. Simdi bunu siz tahkik etmezseniz, arastirmazsaniz nasil cikaracaksiniz. Hep baskasindan bekliyoruz, peki kim arastiracak? Dort aydir bu konular arastirilmis degil, bir tahkikat acilmis degil veya en azindan benden sorulmus degil..."

Kaynak :08/02/2001 ZAMAN GAZETESI
www.zaman.com.tr

posted by gildorx @ 4/29/2005 05:57:00 ÖS, , links to this post




business english exam

ha günlük sen de mi burdasın.hava yağışlı.
09:00 uyanış
09:00-11:00 müh ölç uyg
16:00-17:05 ingilizce sınavı
sonuç : olumlu. bu hsonu yolculuk yok.
music: Nusret Fateh Ali Khan-[The Game]

posted by gildorx @ 4/29/2005 05:46:00 ÖS, , links to this post




triangulation

Nirengi : (triangulation) --- (jeod.) üçgen ağının ya da bir zincirin köşelerine yerleştirilen noktaların konumlarının belirlenmesi yöntemi. üçgenlerin açıları ve kenarları ölçülmek suretiyle noktaların koordinatları hesaplanır.

posted by gildorx @ 4/29/2005 05:40:00 ÖS, , links to this post




redressement

Rödresman : (tek resim değerlendirmesi), - (redressement, single photo rectification)---(fotg.) Resmin tümünün aynı anda eğikliğinin giderilip ölçeklenmesinden sonra fotoğrafının çekilmesi işlemi.

posted by gildorx @ 4/29/2005 08:51:00 ÖÖ, , links to this post




Apple’ın ‘kaplan’ı kükredi

29 Nisan 2005 — Apple’ın işletim sistemi Mac OS X’in yeni versiyonunun adı Tiger. Tiger’ın en önemli özelliği ise, işletim sistemine gömük ilk evrensel arama sistemi Spotlight. Spotlight arama sistemi e-posta, ofis dökümanları, fotoğraflar, şarkılar ve diğer tüm dosyaları tarıyor. Arama özelliğinin işletim sistemine entegre edilmesi açısından Tiger, böylece Microsoft’un 2006 sonu çıkaracağını açıkladığı Longhorn’un önüne geçmiş oldu. Tiger, Microsoft’un 2006 sonunda çıkaracağı Longhorn’da da bulunacak birçok özelliği barındırıyor.Apple Türkiye Ürün Müdürü Can Sağıroğlu, Tiger işletim sisteminin Türkiye paketlerinin en geç 5 Mayıs’ta Türkiye’ye ulaşacağını ve Mayıs’ın ilk haftasında satışa başlanmış olacağını belirtti. Apple bayilerinin ön siparişleri almaya başladığını vurgulayan Sağıroğlu, Tiger’ın Türkiye’de 119 Euro (+KDV) fiyatla satılacağını söyledi. Tiger’ın 5 kişiye birden lisans sağlayan Family Pack paketi ise 189 Euro’dan raflara çıkacak.TÜRKÇE DESTEK HAZİRAN’DA Apple’ın Türkiye distribütörü Bilkom yetkilisi Can Sağıroğlu, Tiger işletim sisteminde İngilizce arayüzün üstüne Türkçe yazılabildiğini ve Türkçe klavye desteğinin bulunduğunu söyleyerek, yardım dosyaları dahil tam Türkçe desteğin ise Haziran başında bitirileceğini ifade etti.

posted by gildorx @ 4/29/2005 02:32:00 ÖÖ, , links to this post




traverse station

Poligon : (polygon) --- (ölç.) Kırık hatlardan oluşan bir şeklin açı ve kenarlarını ölçmek suretiyle uygulanan bir nokta tespit ve belirleme yöntemi. (CBS) Harita üzerindeki bir alan detayı temsil eden çokgen biçimindeki şekil.

Poligon Noktası : (traverse station) --- (ölç.) Çokgenlemede köşe noktalarından her biri.

posted by gildorx @ 4/29/2005 12:47:00 ÖÖ, , links to this post




adjustment

Dengeleme : (adjustment) --- (deng.) elde edilen sonuçlardaki iç tutarsızlıkları ortadan kaldıran veya hataları en aza indirmek amacıyla ölçülere ait düzeltmelerin belirlenmesi ve uygulanması işlemi. dengeleme terimi, matematiksel uygulamalara ait olduğu gibi ölçüm işlerinde kullanılan cihazlara ait düzeltmelerde de kullanılmaktadır.

posted by gildorx @ 4/29/2005 12:43:00 ÖÖ, , links to this post




photogrammetry

Fotogrametri : (photogrammetry) --- (fotg.) 1.Amaca uygun olarak alınmış fotografik görüntülerden yararlanarak, arazinin topografik yüzeyi ve detaylar hakkında güvenilir ölçümler ve bilgiler elde etme bilimi, tekniği ya da sanatı. 2.Fotogrametrik amaçlı stereoskopik kıymetlendirme alet ve yöntemleri kullanılarak hava fotoğraflarından harita üretimi ve veri toplanması yöntemi. resimler yardımıyla güvenilir ölçüler veya bilgiler elde etme bilimi veya sanatı veya cisimlerin boyut, şekil, konum gibi geometrik özelliklerini, resimleri yardımıyla güvenilir ölçülerle belirleme tekniği ve bilimi. eski yunancadaki fotos, gramma ve metron kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiş olan "ışık yardımıyla ölçme ve çizim" veya resim ölçme ve görüntü ölçme anlamına gelen bir yöntem, teknoloji veya bilim. haritacılık yönünden arazinin, merkezsel izdüşümü olan resimleri yardımıyla dik (ortogonal, düşey) izdüşümlerini, yani haritalarını elde etme bilimi veya tekniği. çeşitli hava araçlarına monte edilmiş olan kamera, algılayıcı ve tarayıcı sistemlerle havadan veya uzaydan alınan görüntüler kullanılarak veri elde etmeye ve cisimler hakkında üç boyutlu geometrik bilgileri çıkarmaya yarayan bir ölçme, değerlendirme ve yorumlama tekniği. coğrafi bilgi sistemi oluşturulmasında gereksinim duyulan üç boyutlu sayısal verilerin toplanmasında kullanılan en önemli veri toplama yöntemlerinden birisi. çeşitli ölçeklerde çekilmiş hava fotoğrafları ve muhtelif uydu görüntüleri kullanılarak farklı ölçeklerde çizgisel ve sayısal vektör harita, fotoğraf harita (ortofoto), görüntü harita, fotoğraf ve uydu görüntüsü mozaiklerini oluşturmaya yarayan, ilk harita orijinallerinin üretilmesine olanak sağlayan bir teknoloji. merkezsel izdüşümle elde edilen resimlerden yararlanarak paralel izdüşümle harita veya plana çevirme bilimi, resim veya görüntü ölçme tekniği. S.Finsterwalder'e göre, alımı yapılacak cismin, iç yöneltme elemanları bilinen iki resimle, geometrik açıdan benzer modelini meydana getirme ve bunu ölçme bilimi.

posted by gildorx @ 4/29/2005 12:40:00 ÖÖ, , links to this post




geodesy

Jeodezi : (geodesy) --- (jeod.) Yeryuvarının şekil, boyut ve gravite alanı ile zamana bağlı değişimlerinin üç boyutlu bir koordinat sisteminde tanımlanmasını amaçlayan bir bilim dalı.

posted by gildorx @ 4/29/2005 12:39:00 ÖÖ, , links to this post




cadastre

Kadastro : (cadastre) - (kad.) il ve ilçe sınırları içinde taşınmaz malların hukuki ve geometrik durumlarını, konumlarını, alanlarını, değerlerini ve üzerindeki her türlü hak ve yükümlülükleri tespit ederek bir plana bağlama işi.

posted by gildorx @ 4/29/2005 12:31:00 ÖÖ, , links to this post




differential redressement

Diferansiyel Rödresman : (diferansiyel yataylama) - (differential redressement, differential rectification)---(fotg.) Düz olmayan ve belirli yükseklik farklarına sahip olan arazide foto-plan ve ortofoto harita üretmek amacıyla uygulanan yöntem.

posted by gildorx @ 4/29/2005 12:29:00 ÖÖ, , links to this post




orthophoto

Ortofoto : diferansiyel yataylama (diferansiyel rektifikasyon) - (orthophoto, photo plan, differential rectification)---(fotg.) resmin eğiklik ve dönüklüğünden ileri gelen hataların giderilmesi, ayrıca arazideki yükseklik farkından ileri gelen nokta kaymalarının da asgari düzeye indirilmesi suretiyle elde edilen ürün. perspektif resimlerdeki, resim eğikliği ve arazideki yükseklik farklarından dolayı oluşan görüntü kaymalarının giderilmesi sonucu elde edilenve harita gibi belli ve sabit bir ölçeği olan topografik görüntü. diğer bir tanımla, taranmış, geometrik ve perspektif bozulmaları giderilmiş ve bir harita projeksiyonu ya da düz bir dikdörtgen form üzerine oturtulmuş, foto plan olarak da adlandırılan düzeltilmiş hava fotoğrafı.

posted by gildorx @ 4/29/2005 12:27:00 ÖÖ, , links to this post




gildor has been loaded...

hi, world of internet. this is my first post. Browse links below
http://www.bsenyurt.com for learning java and articles
http://www.ins.itu.edu.tr/jeodezi/fotog/page5.html photogrammetry lecturer notes
http://turkishqf.org/laroux/?mp3 mp3 archive
http://www.harita.selcuk.edu.tr/ page of selcuk univ-geodesy department
http://www.icaci.org/ int. cadastre association

posted by gildorx @ 4/29/2005 12:25:00 ÖÖ, , links to this post




‘Siber terör tehdidi abartılıyor’

27 Nisan 2005 — Londra’da toplanan Infosec güvenlik konferansında konuşan Schneier, her güvenlik sorunun ‘siber terör’e işaret etmediğini, tehdit tanımlarının yanlış yapılması nedeniyle aksaklıkların abartıldığını vurguladı. Schneier, birçok siber saldırının salt olarak kullanıcı zaaflarından kaynaklandığını, ‘terör’ kavramı altında değerlendirilemeyeceğini söyledi.Schneier, “Siber terörden söz etmek için daha güçlü organize saldırıların olması gerek, terörizm sözcüğünü güvenlik şirketleri telaffuz etmekten hoşlanıyorlar” diye konuştu. Schreier, siber terörün abartılmasının gündelik işleyişi tehdit eder hale geldiğini dile getirdi. HACKER’LARI BESLEYEN DEVLETLER Bazı hükümetlerin hacker takımları kurduğunu, ancak bunları eyleme dönüştürmediğini kaydeden, Schneier, İsrail, Çin ve ABD’nin askeri bilişim harcamalarından hacker takımlarına para akıttığını doğruladı. Schneier, hükümetlerin, başka hükümetlerin internet sitelerine hacker saldırıları gerçekleştirmek gibi hedefleri olmadığını söyledi.Schneier, öte yandan yakın gelecekte hacker’ların üreteceği virüslerin bilgisayarda suistimal edeceği açığı önceden belirleyecek ve bunu da programcısına geri bildirecek zekada olacaklarını ileri sürdü.

posted by gildorx @ 4/27/2005 02:31:00 ÖÖ, , links to this post




MS’in ‘yaşam boyu’ arama stratejisi

27 Nisan 2005 — Bilgisayarların depolama yeteneklerinin gelişmesiyle, kullanıcılar makinelerine daha fazla veri yüklüyor. Yıllardır biriktirilen fotoğraflar, e-postalar, dosyalar gibi birçok döküman geçerliliğini yitirmiş dahi olsa bilgisayarın sabit diskinde saklanıyor. Bunların aranmasına sıra geldiğinde ise, işler karışıyor.Microsoft’un beyinleri geleceğin teknolojileri arasında arama motorlarını en üst sıraya yerleştiriyor. Dünyanın en büyük yazılım şirketinin kurucusu Bill Gates, yüzlerce binlerce kişisel dosya arasında kullanıcının aradığını bulabilmesi için arama araçlarının çok daha gelişmiş olması gerektiğini düşünüyor. ÖZELLİKLİ VERİ DEPOLAMA Gates’in sağ kolu sayılan Microsoft’ta ArGe’nin başı Richard F. Rashid, teknolojinin gelişme hızının, kullanıcının algılama ve yararlanma hızını geçtiğini vurguladı.Rashid geliştiricilerin önündeki basamağı şöyle açıklıyor: “Kullanıcının tüm hayatı boyunca biriktirdiği verileri, dökümanları saklayabilmeliyiz, artık beklenti bu yönde, buna karşılık bu bilgi yumağını derleyecek, özel bilgi aramalarında da kullanıcının gereksinimlerini karşılayacak arama araçlarının üretilmesi gerek.” Arama aracı, veriyi gelecekte arama yapılacak kriterlere göre depolayacak, kullanıcının arama geçmişi gözönüne alarak arama seçenekleri ve eğilimlerini hesaplayacak ve yeni aramalar için algoritmalar oluşturacak.GELİŞMİŞ VERİ ARAMA ARAÇLARI. Microsoft’un dünya çapındaki 5 laboratuvarda 700’den fazla araştırmacının başında bulunan Rashid, arama araçları geliştirilmesinde esas sorunu kişisel alan ihlali olarak değerlendiriyor. Geliştirilen bir modelde, sistem saklanan verilerin özelliklerini ayrı bir depoda biriktiriyor. Örneğin, bir dijital fotoğrafta gidilen bir restoranın adı yazılıyor, sistem bu adı dijital fotoğraftan ayrı olarak depoluyor ve kullanıcı yıllar sonra restoranın adını bilgisayara girdiğinde söz konusu fotoğraf bulunabiliyor.

posted by gildorx @ 4/27/2005 02:28:00 ÖÖ, , links to this post




Batman internet kullanımında 1’inci

25 Nisan 2005 — Gün içerisinde 10 binden fazla bilgisayarın internete bağlandığı kentte, sanal alemin kullanım süresi yüzde 50 olan Türkiye ortalamasının da üstüne çıkarak yüzde 61’e ulaştı.Bu tespit, İnternet Haftası nedeniyle düzenlenen e-bilişim konferasında açıklandı. Nüfus oranı esas alınarak yapılan araştırmalarda, Türkiye genelinde yüzde 50 olan abonelerin internette kalma süresinin, Batman’da yüzde 61’lere ulaştığı belirlendi.Batman Telekom İl Müdürlüğü Bilişim Ağları Şefi Mühendis Selahattin Ağırman, Batman’da internet kullanım süresinin, Türkiye ortalaması üzerinde olduğuna dikkat çekerken; konferansın konuşmacılarından Bilnet Bilişim Genel Müdürü Evren Çağrıcı, bu tür toplantılarda büyük kentlerde bulamadıkları katılımı Batman’da yakalamanın, kentin iletişim teknolojisine ilgisini gösterdiğini ve bunun mutluluk verici olduğunu kaydetti.Kent merkezi ve ilçelerde internet kullanımını yaygınlaştırmak için stand açtıklarını belirten Batman Vali Yardımcısı Kemal Cirit de, kentteki internet cafe sayısının her geçen gün artarak, 146’ya ulaştığını açıkladı. Bin 400 ADSL abonesinin olduğu kentte, gün içerisinde yaklaşık 10 bin bilgisayarın bağlandığı belirtildi.

posted by gildorx @ 4/25/2005 02:26:00 ÖÖ, , links to this post




Paralel Evrenler


SONSUZLUĞUN BÜYÜK PARADOKSU
Görülebilir evrenin ötesinde, bu evrene paralel başka evrenler de var mıdır? Mistikler ve filozoflar böyle olduğunu öne sürüyorlar.Bilim adamları ise yakın zamanlara değin böyle bir şeyin olanaksız olduğunu düşünüyorlardı.Fakat bugün fizikçiler paralel evrenlerin olabileceğini matematiksel olarak ortaya koyabiliyorlar.Aşağıda ''üçüncü bir boyutta dizilmiş iki boyutlu evrensel düzlemler'' görülmektedir.

PARALEL EVRENLER kavramı, bugün bilimsel terimlerle açıkça bir şekilde tartışılabilmektedir.Bilim adamları içinde bulunduğumuz evrenin varlığını bir takım neden sonuç bağıntılarıyla açıklayabiliyorlar.Aslında bu açıklama, üç boyutlu uzayın tümüyle onun yapısını oluşturan fizik nesnelerden ibaret olduğu esasına dayanır.Bu yaklaşım biçimi ilk bakışta, evrenin var olan her şey demek olacağı anlamına gelebilir.Fakat iki önemli nokta var.Birincisi, bilim adamlarının evren açıklamaları, birtakım soyut kavramları(güzellik ve sevgi gibi) açıklamaktan kaçınır.Oysa her ne kadar fizik bir evrende yaşıyorsak da, bu tür soyut kavramlar bu fizik evren içerisinde önemli bir yer tutarlar.İkinci olarak da bilimin tüm yaklaşımları ve bu konuya ilişkin kabülleri kesinlikle üç boyut ile sınırlanmıştır.


3 koordinat belirtilmelidir


İkinci nokta, paralel evrenler tartışmasının odak noktasını oluşturuyor.Evrenimiz üç boyutlu bir mekandır.Herhangi bir nesnenin konumunu kavrayabilmek için öncelikle onun üç koordinatını belirlememiz gerekir.Bunun en somut örneği havacılıkta görülür.Bir uçağın pilotu, yerdeki hava trafik kontrolörüne havadaki konumunu bildirmek için 3 rakam vermek zorundadır: Bu değerler uçağın havada bulunduğu yerin enlemini, boylamını ve yere olan uzaklığını belirtir.


Peki, üç boyutun ötesi var mıdır? Matematikçiler diğer boyutları idrak etmenin sanıldığı kadar zor olmadığını belirtiyorlar.Diğer boyutlar gerçekten de matematiksel olarak kavranabilir, fakat bu durum üç boyutlu insan beyni için de söz konusu mudur? Tüm kavramlarımızla birlikte üç boyutlu bir mekanda yaşadığımız için bu pek mümkün değildir.Fakat şu örnekler, bunu anlamamıza biraz yardımcı olabilir.


Nokta, kağıt ve masa örnekleri


Uzaydaki tek bir noktayı ele alalım . Bu noktanın herhangi bir yöne doğru uzanan hacmi yoktur.Dolayısıyla bir matematikçi için o nokta boyutsuzdur.Düz bir çizgiyi alalım. O da sadece bir yöne doğru uzar.Genişliği ve yüksekliği yoktur, sadece uzunluğu vardır.Bu bakımdan o çizği de bir matematikçi için tek boyutludur.Bir kağıt parçasını düşünün.Genişliği ve uzunluğu vardır ama derinliği yoktur.Dolayısıyla o da iki boyutludur.Bir masayı ele alalım.Genişliğiyle, uzunluğuyla ve derinliğiyle üç boyutlu bir nesnedir.Örneklerimizi bir kez daha inceleyelim: Boyutsuz, tek boyutlu, iki boyutlu ve üç boyutlu.Burada durmamız için herhangi bir neden var mı? Niçin bundan sonraki boyutları keşfe çıkmayalım?

İki boyutlu evren: Flatland


Tekrar kağıt örneğine dönelim ve bu iki boyutlu dünyada yaşayan varlıkları düşünelim.Flatlandliler (R. Edwin Abbott, Flatland adlı bilimkurgu romanında, iki boyutlu bir evreni ve oradaki yaşamı anlatır.) sadece iki boyutu bilirler: Sağ-sol, ön-arka.Onların tüm hareketleri kağıtın derinliği olmayan yüzeyi ile sınırlanmıştır.(Onlar derinliği sadece kendi boyutlarındaki yerçekimi olarak ölçümleyip duyumsarlar.) Flatlandliler üçüncü boyutla ilgili olarak hiçbirşey bilmezler.Hatta üçüncü boyutu hayal edemezler. Flatlandlilerin üzerinde yaşadıkalrı bu kağıt parçasının sonsuz bir genişlikte olduğunu düşünün.Bu durumda onlar doğallıkla kendi iki boyutlu evrenlerinin tüm ''var oluşu'' oluşturduğunu düşüneceklerdir.Öte yandan kendi evrenlerinin ''altında'' ya da ''üstünde'' de başka evrenlerin olduğunu ise asla anlayamayacaklardır.Hatta anlamamanın ötesinde, bu kendilerine söylendiğinde kabul bile etmeyeceklerdir.


Paralel Flatlandler


Bizim üç boyutlu bakış açımızla ise, Flatland evreni asıl gerçekliğin çok çok küçük bir bölümünü oluşturur.Bu arada iki ayrı Flatland evreni birbirine paralel bir şekilde yer alabilir ve bunların her birinde yaşayan varlıklar derinlik duygusuna sahip olmadıkları için birbirlerinin farkına varamazlar.Bu tür birbirine paralel iki Flatland evreni üçüncü bir boyutta bir araya gelirler, tıpkı bir kitabın sayfaları gibi.


Einstein'ın yaklaşımı


Her ne kadar bilimsel düzeyde şimdilik bir varsayım olarak kabül ediliyorsa da, birtakım bilimsel ön bilgiler öne sürülmemiş olsaydı, paralel evrenler felsefesi bir kavram olmanın ötesinde hiçbirşey ifade etmeyecekti.Paralel evrenler konusuyla ilgili ilk kapıyı açan kişinin Albert Einstein olduğu biliniyor.Einstein'in ünlü genel rölativite teorisinde paralel evrenleri birbirine bağlayan ''köprülerden'' söz edilir.Genel rölativite teorisi çekim, uzay ve zaman konularını kapsayan oldukça karmaşık bir teoridir.Rölativite teorisine göre, bir çekim alanı eğimli bir uzay demektir.Üç boyutlu uzay, dördüncü bir buyuta uzanır.Tekrar Flatland'e dönersek, bu iki boyutlu alem, üç boyutlu uzayın dördüncü bir boyuta açılmasının ne demek olduğunu açıklamaya yardım edecektir.


Hemen yanıbaşımızda yer alan mekanların varlığı olgusu, bizim dördüncü bir boyut tasarımlarımızdan oldukça farklıdır.Her şeyden önce, üç boyutlu beynimizin bu tür bir olguyu kabüllenmesi oldukça zordurBöyle bir yaklaşım ancak iki boyutlu bir paralel evren modeli ile sağlanabilir.Modern bilimsel yaklaşımlar, paralel evrenlerin varlığına, hatta gerekliliğine dikkat çekiyor.Dördüncü bir boyut kavramı paralel evrenlerin nerede olabileceğine ilişkin bazı ip uçları veriyor.Özellikle Einstein 'ın bu tür evrenlerin karadelikler aracılığıyla nasıl birbirine bağlanabileceğine ilişkin bazı ön bilgiler ortaya koyduğu biliniyor.Aslında paralel evrenler bir dördüncü boyutta aynı uzayda aynı yerdedirler.Fakat araya bir zaman duvarı girmiştir.Paralel evrenler birbirlerine değmeden sonsuz tabakalar şeklinde bir kitabın sayfaları gibi üst üste dizilirler.Paralel evrenler ve kendi evrenimize ait farklı zaman tabakaları(Geçmiş, Şimdi, Gelecek) bu dördüncü boyutta birbirleri içerisine geçerek bir kitabın sayfaları gibi dizilmişlerdir.


Flatland 3 boyutlu oluyor


Flatland'i oluşturan iki boyutlu kağıt tabakasının üzerine ağırlığı olan bir nesne koyalım. İki boyutlu kağıt bu nesnenin ağırlığından ötürü hemen buruşacak ve şekli bozulacaktır.Dolayısıyla iki boyutluluğunu yitirecek, buruşuk bir yüzeyi olmasından ötürü, üçüncü bir boyut, yani derinlik kazanacaktır.Böylece bu yeni üç boyutlu mekanda kütleçekimi denen etki oluşacaktır.Flatland, çukurlaşmasına rağmen yine Flatland olmaya devam edecektir.Fakat şu farkla ki, Flatlandliler bu kez meyilli bir yüzey üzerinde yolculuk yapacaklardır.Buradaki çukurlaşma, hemen akla bir karadelik getiriyor.Bir karadeliğin Flatland'de olduğu gibi üzerinde durabileceğiniz bir yüzeyi yoktur.Sadece nesneyi daha derinlere çeken olağanüstü bir çekim gücü vardır.Flatland'in bir karadeliğe yaklaştığını varsayalım, ne olacaktır o zaman? Flatland'in iki boyutlı evreni karadeliğin çekim etkisine girdiğinde, giderek küçülmeye ve bükülmeye başlayacaktır.Sanki bir huninin kenarlarından içeriye doğru, bir tünele doğru kayıyor gibi olacaktır.











Einstein-Rosen Köprüsü


Einstein ve yakın çalışma arkadaşı Nathan Rosen'in bu karadelik tünellerini matematiksel olarak kabül ettikleri ve inceledikleri biliniyor.Einstein ve Rosen, bu çalışmalarının sonucunda şaşırtıcı bir şey keşfettiler: Karadelik tünellerinin dibi yoktur.Burada, uçlarından birbirlerine bağlı iki huni söz konusudur.Birleştikleri nokta, tünelin ''boğaz'' kısmını oluşturur.Dolayısıyla tünelin bir ucundan giren bir nesne, merkezdeki ya da boğazdaki olağan üstü çekimin etkisiyle, tünelin öbür ucundan dışarı fırlatılır.Öyleyse öbür yanda ne vardır?Öbür yan, yeni bir evrendir, ilkinden tamamıyla farklı bir evrendir bu! İşte bu iki evreni birbirine bağlayan tünele Einstein-Rosen Köprüsü adı verilir.























Dördüncü boyuta açılan tüneller





Einstein ileRosen'in bu konuya ilişkin çalışmaları, üç boyutlu evrenimizde bu türden çok sayıda tünellerin bulunduğunu vurgular.Bu evrensel tüneller dördüncü boyuta açılır.Yani bu da paralel bir evren demektir.Çoğu bilimkurgu yazarı, hatta bazı bilim yazarları, gelecekte uzay yolcularının Einstein-Rosen Köprülerini kullanarak bir evrenden diğer bir evrene( hatta bir zaman diliminden diğerine) sıçrayacaklarından söz ederler.Söz konusu teori güçlü olabilir, bu konuya ilişkin bazı karşı çıkmalar vardır.Albert Einstein ve Nathan Rosen, karadeliklerin, bir evrene, bizim evrenimizden başka bir yere ya da başka bir zamana açılabilecek kapılar olabileceğini öne sürdüler.Kuramsal olarak bu model kanıtlanabiliyor.Bu kuramsal uzay/zaman geçitlerine ''solucan tünelleri'' adı verilmektedir.Diğer ismiyle bu geçitlere ''Einstein-Rosen Köprüsü'' denmektedir.Bu geçitler sayesinde evrenin çok uzak noktalarına çok kısa zamanlarda seyahat etmek mümkündür.





Işık hızının aşılması gerekiyor





Sözgelimi Londra Üniversitesi matematik profesörlerinden John C.Taylor şöyle diyor: ''Bu yerçekimi tarafından uygulanan güçle tek bir evrenin çiftleşmesi bilmecesidir.Bu etki bazı bilim adamlarını öylesine rahatsız etmiştir ki, son zamanlarda merkezden çok uzakta, hemen hemen düz oldukları zaman bu iki dünyanın sonunda birleşmeleri gerektiğini öne sürmüşlerdir.





Fakat biz, bu çok uzaktaki köprünün olması gerekip gerekmediğini bilmiyoruz.Böyle ikiz evrenler hiç görülmemiştir.Ayrıca bunun çok kolayca fark edilmesini de bekleyemeyiz.Çünkü merkezdeki son derece şiddetli çekim alanlarından ötürü ezilip ölmeden, boğazı aşarak bir evrenden diğerine geçmek ancak ışıktan daha hızlı yolculuk yapmakla mümkündür.Işık hızının diğer tüm maddelere olan üstünlüğü, bir karadeliğin içerisinde bile kutsallığını koruyan bir durumdur.''





Beden dayanabilir mi?





Öte yandan paralel bir evrene geçmek için bir karadeliğin içine giren bir astronotun bedeninin bu giderek artmakta olan olağan üstü çekimine nasıl dayanacağı da ayrı bir sorundur.Çünkü astronotun üzerindeki çekim gücü karadeliğin merkezine yaklaştıkça artar.Eğer astronot karadeliğe dik olarak yani, ayakları üzerinde güçlü bir çekim, karadeliğin merkezine daha uzak olan başında ise daha az bir çekim gücü söz konusu olacaktır.





Biz daha derine inince çekim gücünün astronotun bedeni üzerindeki etkisinin farklılığı daha da artacaktır.Bu akıl almaz farklılık onun bedenini uzatıp gerebilecek bir güçtedir.Gerçektende karadeliğe giren birisinin giderek artan çekimin etkisiyle boyca gerilip uzaması söz konusudur.





Görülebilir evrenin ötesi





Bugün kozmologlar evrendeki paralel evrenlerin varlığı üzerinde önemli çalışmalar yapıyorlar.Bazı bilim adamları evrenin ya da evrenlerin sadece ''görülebilir evrenden'' ibaret olduğunu düşünüyorlar.Kuşkusuz bu görüş ortaçağdan kalma ben merkezci bir yaklaşımdır.Bu yaklaşımla ne karadeliklerin, ne de paralel evrenlerin sırları çözülemeyecektir.




------------------------------------------------------------------------------------





Diğer boyutlar





Yaklaşık 100 yıl önce Reverend Edwin Abbott, Flatland: Birçok Boyutların Çekiciliği adında bir kitab yazdı. Flatland iki boyutlu bir dünya idi.Burada çok çeşitli geometrik şekillerden oluşan varlıklar yaşıyordu.Flatland' daki yaşam, gezegenin sakinlerinden biri olan ''kare'' nin ilginç bir olay yaşadığı güne kadar son derece sakin ve sessizdi.O gün Flatland'a dış uzaydan bir şey geldi. Bu üç boyutlu vucudu olan bir küre idi.Fakat kare, bu ziyaretçiyi, Flatland anlayışı ile sadece kesit, yani bir ''daire'' şeklinde gördü.Küre, karede bazı değişiklikler yaparak onu kendi üç boyutlu dünyasına götürdü.Bir zaman sonra kare, kendi gezegenine döndüğünde kimse ona inanmadı.Toplum dışı kabül edildi ve cezalandırıldı.








2 Boyutlu Dünyada Yaşam





Bir Flatland'lı olmak nasıl bir duygudur? Kuşkusuz bizim dünyamız bize ne kadar gerçek geliyorsa, bir Flatlandlıya da kendi dünyası o kadar gerçek geliyordu.Herhalde o hep aynı düzeyde, ileriye, geriye ya da yanlara gidip geliyor olmalı.Fakat öte yandan ''yukarısının'' ve ''aşağısının'' onun için hiç hiçbir şey ifade etmediği de kesin. Zaten Flatland dilinde bu tür sözcükler de büyük ihtimalle yoktu.





Üç boyut insanı, kendi evrenine ilişkin bilgileriyle Flatlandlılar ilebir takım oyunlar oynayıp onları şaşırtabilir.Sözgelimi, eline herhangi bir cisim alıp Flatland'ın üzerine tutabilir.Cisme arkadan ışık verip, gezegenin üzerine onun gölgesini yansıtır.Bu şekilde oluşan, hızla şekil değiştiren görüntüler Flatlandlılar için oldukça korkutucu olacaktır.Bu durum kuşkusuz Flatland folkloruna da girecek ve bu ışık oyunlarından, ''sürekli şekil değiştiren ve birdenbire kaybolabilen olağanüstü bir yaratık'' söz edilecektir.





Uçan daireler 4.boyuttan mı?





Fakat Flatlandlılar, bu tür bir olaya tanık olan arkadaşlarına pek kolay kolay inanmayacaklardır.Gerçek bir olay yaşamış olmasına rağmen onu hayal görmüşlükle ya da yalancılıkla suçlayacaklardır.





İşte, günümüzde çoğu uçandaire gözlemcisinin başına gelenler aşağı yukarı böyledir.Nitekim bazı araştırmacılar uçandairelerin ve içindeki yaratıkların, uzayın dört ve daha fazla boyutlu mekanlarından üç boyutlu dünyamıza yansıyan görüntüler olduğunu düşünüyorlar.Bugün, bu tür boyutların varlığı kabül ediliyor.Fakat sadece bunların nasıl mekanlar olduğuna ilişkin kuramsal tahminlerde bulunuluyor.





Sürekli değişen görüntüler





Flatland üzerinden küre şeklinde bir cisim geçtiği zaman, Flatlandlılar, onun sadece bir kesitini göreceklerdir.Bu, disk şeklinde bir kesittir.Bunun yerine, bir küp ise daha farklı görünümlere neden olur.Aynı şekilde dördüncü boyuttan bizim üç boyutlu dünyamıza gelen herhangi bir cisim ya da yaratık, çok farklı bir şekilde görülecektir.Tıpkı Flatland'da olduğu gibi, o da sürekli şekil değiştirecektir, aniden kaybolacak ya da ortaya çıkacak, hatta küçük parçalara bile ayrıldığı izlenimini bırakacaktır.





Üst düzeyde yaklaşımlar





Einstein, rölativite teorisinde eğimli uzay, zaman yolculukları ve karadelikleri ortaya koyuyor.Bu öngörülerin bazılarının doğruluğu ve geçerliliği onaylanıyor.Fakat bunlar o kadar üst düzeyde yaklaşımlar ki, birçok kişi tarfından tahayyül bile edilemiyorlar.





------------------------------------------------------------------------------------





Reverend Edwin Abbott, Flatland adlı öyküsünde, daha yüksek boyutlardan gelen bir ziyaretçinin iki boyutlu bir dünyada neden olduğu karmaşayı ele alıyor.İki boyutlu Flatland dünyasında yaşayan varlıklar geometrik şekilliydiler.Bir gün üç boyutlu bir dünyadan bir varlık(küre) gelince, Flatlandlılar çok şaşırdılar.Çünkü onların dünyası iki boyutlu olduğu için kürenin sadece kesitini, yani bir daire görüyorlardı.Bu daire küçülüp büyüyerek hep şekil değiştiriyordu.Sonunda kayboldu.Flantland, üç boyutlu uzayda, katlanmış bir mekan olabilirdi.Bu bakımdan yukarıdaki şekilde görüldüğü gibi bir Flatlandlı(A) ile bir diğeri(B)aslında birbirlerinden çok uzakta bulunuyorlar(çizimde nokta nokta belirtilen).Eğer A'nın doğal yapısında üçüncü boyutu algılama yeteneği olsaydı B ile karşılaşabilirdi.O zaman bu olay onlar için bir Duyu Dışı Algılama(DDA) olacaktı.





-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------





Evrenin sonsuzluğu, üçboyutluluğun ötesi ve karadelikler yüzyıllardır bilim adamlarının ve sanatçıların zihinlerini meşgul etmektedir.Tasarlanan kuramsal modeller kimi zaman çok basit, bazense insan beyninin sınırlarını zorlayacak nitelikte olmaktadır.





İnsanın görüp algılayabildiği Evren, birçok görülmeyen paralel evrenden yalnızca biri olabilir mi?Gizemciler ve filozoflar sık sık böyle olduğunu ileri sürmüşlerdir.Bilim adamlarıysa, yakın zamana kadar bu görüşü araştırıp sınamanın bir yolu olmadığını düşünüyorlardı.Ama artık fizikçiler, başka evrenleri matematiksel olarak ''betimleyebilen'' kuramlar geliştirmektedir.Hatta fiziğin bazı dalları, böyle evrenlerin varolduğu varsayımına dayanmaktadır.





Genellikle sanılanın tersine, paralel evrenler kavramı, doğrudan bilimsel terimlerle tartışılabilir.Bilim adamları içinde yaşadığımız evrene genellikle faydacı açıdan bakma eğilimindedirler.Evreni uzayın üç boyutunda yer alan fiziksel nesnelerin tümü olarak tanımlamaktadırlar.Böyle bir önerme, yalnızca üç boyutla sınırlı kalmaktadır.Tartışmalarda özellikle bu noktada odaklanmaktadır.Gerçektende, evrenimiz üç boyutludur: kendi evrenimizde bir nesnenin konumunu belirtmek için üç koordinat düzlemine(x, y,z) ihtiyacımız vardır.Evren aynı zamanda sonsuzdur da.Aşağıdan yukarıya, sağdan sola ve önden arkaya doğru uzanan üç doğru boyunca uzaklıklar ölçüldüğünde, bu doğrular uzayda sonsuzca uzatılabilir.Evrenin hiçbir ucu bulunmamaktadır.





Üç boyuttan daha fazlasıda olabilir mi? Matematikçiler, diğer boyutların anlamını kavramakta ve herhangi bir sayıdaki boyutlarda hesap yapmakta bir güçlük çekmemektedirler.Ama insanın üç boyutlu beyni için, diğer boyutların neye benzeyebileceğini kavramak olanaksızdır.Bir benzetmeden yararlanarak, konuyla ilgili kavramlar bir ölçüde açıklanabilir.Üçten az boyutu düşünüp kavramamız mümkün olmaktadır.Örneğin, uzaydaki tek bir nokta kavramını ele alalım.Nokta, hiçbir yönde bir uzanıma sahip değildir; dolayısıyla, matematikçi açısından noktanın boyutu yoktur.Bir doğru ise yalnızca bir yönde uzanır; uzunluğu vardır ama genişliği ve yüksekliği yoktur.Bir düzlem, örneğin bir kağıt üzerinde yer alan herhangi bir çizimse, iki boyuta sahiptir.Hem uzunluğu hem de genişliği vardır ama yüksekliği yoktur.Buna karşılık herhangi bir katı madde üç boyutludur; uzunluk, genişlik ve yüksekliğe sahiptir.





Tam bu noktada durmamız, yeni boyutlar tasarlamamız için bir neden olduğu söylenebilir mi? Kuşkusuz, kuramsal olarak dördüncü bir eksen çizmek mümkündür.Bu, aşağıdan yukarıya, sağdan sola ve önden arkaya uzanan eksenlerin tümüyle dik açı yapan bir doğru olacaktır.Ancak bu doğru, bizim evrenimizde olmayacaktır.;göremeyeceğimiz ve anlayamayacağımız bir boyutta uzanacaktır.Yine de, varolması mümkündür.





Üçüncü Boyut





Bir kağıt parçasının yüzeyinde yaşayan iki boyutlu varlıklar tasarlayalım.Bunlar, Edwin A.Abbott'un tanınmış romanı Flatlanddeki (yassı ülke) iki boyutlu evrenin sakinlerine benzeyecektir.Yassıülkeliler yalnızca iki boyutlu, sağdan sola ve önden arkaya doğru olan uzanımları bilebililer.Hareketleri de kağıdın yüzeyinde yapılabilecek hareketlerle sınırlıdır.Görme algısı için de aynı sınırlılık söz konusudur.Yassıülkeliler üçüncü boyut (aşağıdan yukarıya)hakkında hiçbir şey bilmezler, hatta bunu tasarlayamazlar bile.Bir yassıülkeli, kendisinden sağdan sola ve önden arkaya uzanımlara dik açı yapacak bir çizgi çizmesi istendiğinde, kağıdın yüzeyinde yer almayan böyle bir doğrunun yönünü kestiremeyecektir.Eğer üzerinde yaşadıkları kağıt sonsuz büyüklükteyse, yassıülkeliler de doğallıkla, kendi iki boyutlu evrenlerinin varolan her şeyi kapsadığını düşüneceklerdir.Bu evrenin altında ve üstünde, üçüncü boyutta da bizim üç boyutlu uzayımız olduğunu düşünemezler.Oysa biz, üç boyutlu bakış açımızla, yassıülke evreninin, gerçekliğin ancak küçük bir parçasını oluşturduğunu görebiliriz.İki boyutlu bir evrenden daha fazlasının da varolduğu, bizim için bilinen bir şeydir.Birbirine paralel olan ve birbirinden tümüyle habersiz olarak iki ayrı yassı ülke evreni varolabilir.Aslında, tıpkı bir kitabın sayfaları gibi, herhangi bir sayıda, üst üste yığılmış yassıülke evreni bulunabilir.





Bu benzetmeyi sürdürerek, her biri sonsuz büyüklükte ama dördüncü boyutta birbirinden ayrılmış olarak bulunan birden fazla üç boyutlu evrenin olabileceğini söylemek de mümkündür.Bir yassıülkelinin üçüncü boyutu anlayamaması gibi, insan aklı da böyle bir şeyi sezgisel olarak, doğrudan kavrayamaz; ama bu olasılığın ileri sürülmesini sağlayan çıkarsama da ikna edicidir.Dördüncü bir boyutun(hatta bir beşincinin, altıncının ve daha fazlasının) varolduğundan kuşku duymak için hiç bir mantıksal neden yoktur.Bu durumda, dördüncü boyutta paralel evrenlerin bulunabileceğini de kabul etmek gerekir.





Ancak, her ne kadar paralel evrenlerin varolması mümkünse de, eğer bunlarla etkileşim kurulamaz ya da haklarında hiç bir bilgi edinilemezse, bu düşünce felsefi bir kavram olarak kalmak zorundadır.Ama Einstein'ın genel görelilik kuramı, paralel evrenleri birbirine bağlayan ''köprülerin'' olabileceğini ön görmektedir.Genel görelilik, karmaşık bir kuramdır.Çekim gücünü, uzayı ve zamanı içerir ve bunların iç içe geçmiş olduğunu gösterir.Bu kurama göre bir çekim alanı, uzayda bir kıvrılma yaratır.(Einstein'ın genel görelilik kuramına göre, kütlesi olan her cisim uzay-zamanın eğilmesine yol açar.)Üç boyutlu uzay, dördüncü boyutta doğru kıvrılır.Yassıülke benzetmesi, bu yaklaşıma da açıklık getirebilmektedir.Çekim gücünü ele almak için, yassıülkeyi oluşturan kağıt tabakasının yerine, gerilebilen ve biçim değiştirebilen çok ince bir lastik tabakasını geçirebiliriz(Bu lastik tabaka iki boyutlu bir uzay/zaman çerçevesini temsil eder).Einstein, çekim gücüne sahip ve ağırlığı olan bir nesnenin bulunduğu bir yerde, bu tabakanın buruşacağını ve aşağıya, yani üçüncü boyuta doğru gerilebileceğini ileri sürmektedir.Böyle bir durumda lastik tabaka çukurlaşarak bir kıvrım yapar ama bu eğrilik ve onu yaratan kütle, yassıülkeyle tamamen bağlarını koparmaz yine yassıülke'nin boyutsal çerçevesine bağlıdır.Bundan dolayı yassıülkeliler de bu eğimden aşağıya inebilirler.




Karadeliğe doğru





Aşağıya, üç boyutlu bir uzaya doğru derinlik kazanımı yönünde çıkıntı yapan, çukur biçimindeki bu yassı ülke kıvrımlarının her birinin en uçta kaçınılmaz birsınırı vardır: kıvrıma neden olan çekim gücünün kaynaklandığı yıldız ya da gezegenin yüzeyi.Ama bu kaynak, bir yıldız ya da gezegen yerine, tüm cisimlerin en büyük çekim gücüne sahip olanı, yani bir karadelik de olabilir.Bir kardeliğin, başka bir cismin üzerinde durabileciği bir yüzeyi yoktur.Çekim gücüyle, herhangi bir cismi sürekli içeriye doğru çeker.Karadeliğin içinde kıvrılma öyle şiddetlidir ki, lastik tabaka tıpkı delinmiş gibi bir biçim değişikliğine uğrar ve yassıülkeden üçüncü boyuta açılan bir tünele dönüşür.Bir karadeliğe düşen şanssız yassıülkeliler de, bu tünelden aşağıya doğru çekilecekler ve kendi evrenlerinden ayrılmak zorunda kalacaklardır.





Albert Einstein ve onunla birlikte çalışmış olan Nathan Rosen, karadelik tünellerini matematiksel olarak incelemişler ve şaşırtıcı bir buluş yapmışlardır: tünel, sonsuzca uzayıp gitmemektedir.Bir noktadan itibaren yeniden genişleyerek, başka bir evrenin parçası haline gelmektedir.Yani iki ayrı yassıülke evreni, bir Einstein-Rosen Köprüsü'yle birleştirilebilir.Bu köprü bir evrenden bir karadelik halinde düşmekte, burada uzayın biçimi bozulacak bir huniye benzemekte sonra da ters dönmüş bir huni halinde başka bir evrene açılmaktadır; iki evren de dar bir tünelle birbirine bağlanmıştır.Yassıülkeli bir astronot bir karadeliğe düşerse, beyaz delikten geçerek başka bir evrene ulaşacaktır.





Einstein ve Rosen'ın hesapları, bizim üç boyutlu evrenimizdeki bir karadeliğin içinde neler olacağını da betimlemektedir.Burada da dördüncü boyuta açılan benzer bir tünel vardır.Evrenimizdeki bir karadeliğe düşen bir astronot, sonunda başka bir evrene çıkabilecektir.Başka evrenler düşüncesi yalnızca felsefi bir soyutlama değildir; bizim evrenimize dördüncü boyuttan köprülerle bağlıdırlar.





Birçok bilimkurgu yazarı, hatta bazı bilim adamları da, gelecekte astronotların Einstein-Rosen Köprüleri aracılığıyla gerektiğinde bir evrenden diğerine sıçrayacaklarını tasarlamışlardır.Ancak bu kuram oldukça sağlamsa da, pratiğe ilişkin güçlü itrazlarla da karşılaşmıştır.Her şeyden önce, diğer tüm cisimlerle de olduğu gibi, bir karadeliğe yaklaşıldıkça çekim gücü artar.Ayak üstü düşmekte olan bir astronotun ayaklarındaki çekim gücü, başındakinden daha büyük olacaktır.Bu kuvvetler arasındaki fark çok fazla olacağından, astronot daha karadeliğin kenarına, yani dış etkileme sınırına bile varamadan vücüdu gerilip parçalanır.





Bizi evrenin diğer noktalarına iletebilecek yüksek güçteki çekim merkezleri (çekimsel hortumlar/tüneller) galaksilerin merkezinde bulunabilir.Dolayısıyla, evrenler arasında yolculuk yapmak isteyen bir astronot, bunlardan birine ulaşmak için uzayda çok uzun bir yol katetmek zorundadır.30.000 ışık yılı uzağımızda, Samanyolu'nun merkezinde de böyle muazzam ağırlıkta bir karadelik olabilir.Ama eğer yoksa, karadelik araştırmasını sürdüren astronotun, uygun bir galaksi bulmak üzere milyonlarca ışık yılına varan bir yolculuk daha yapması gerekecektir.





Karadeliğe vardıktan sonra da sorunlar bitmemektedir.Einstein veRosen, Einstein'ın çekim gücü kavramına dayanarak, en basit hesapları yapmışlar ama pek çok ayrıntıyı dışarda bırakmışlardır. Ne yazık ki daha sonraki hesaplamalar, bu ayrıntıların son derece önemli olduğunu ortaya koymuştur.Delikte, huninin tünele dönüştüğü iç etkileme sınırında iki yok edici etkiyle karşılaşılmaktadır.Bir karadeliğe düşen astronot yerçekiminin ezici baskısı altında atomlarına ayrışarak dağılır.Buna göre evrenler arası yolculuk imkansız görünmektedir..





Geçmiş ve Gelecek





Karadelik, sadece uzayın geometrisini bozmakla kalmıyor, zamanın akışında da sapmalara neden oluyor. Son hesaplamalardan anlaşıldığına göre, uzay ve zamanın karmaşık yapısı da karadeliğin ''olay ufku'' (iç etkileme sınırı) içerisinde çarpıklaşmadadır.Uzay ve zaman çerçevesi bu noktada bükülüp bozulmaktadır.





Kardeliğin ezici çekim gücünü aşarak deliğin diğer tarafına geçmek pek olası görünmesede, bilim adamları, Einstein'ın denklemlerinden yararlanarak, başka evrenleri matematiksel olarak betimlemektedirler.Genel görelilik kuramı, başka evrenlerin varolmasının mümkün olduğunu belirtmekle yetinir.Oysa fiziğin diğer bazı dalları, bunların varolması gerektiğini ileri sürmektedir.





Fiziğin diğer büyük dalını oluşturan kuantum kuramı, maddenin enküçük bileşenlerini ve bunların davranışlarını betimler.Kuantum oldukça karmaşık bir kuramdır;ama paralel evrenlerle ilişkisi kabaca özetlenebilir.Gündelik yaşamımızı sürdürürken her karar alışımızda çok küçük bir düzeydede olsa, evrenin geleceğini etkilemekteyiz. Her karar bir yol ayrımında yapılanseçime benzer, bütün bir mümkün gelecekler dizisini bir kenara bırakır.Seçilmeyen yolun varolmaya devam etmesi, bir anlamda onun da aynı ölçüde ''gerçek'' olması mümkün müdür?Bu yol, kendi evrenimizdeki seçmiş olduğumuz yoldan farklı bir geleceğe sahip olarak, başka bir evrene açılıyor olabilir mi? Her karar alışımızda bir yol daha olmakta ve mümkün bir evren bizim evrenimizden bir ağacın ayrılan dalı gibi kendi zaman şeridini yaratarak ayrılmaktadır.Şu anda da, bizimkiyle 'yan yana' pek çok evren olmalıdır.Bunlardan, dördüncü boyutta bize en 'yakın' olanları, fazla farklı değildir; yakın geçmişte alınan kararlardan kaynaklanmışlardır.Daha eskiden alınan kararlarsa, bizimkinden giderek farklılaşmış evrenlerin ayrılmasına yol açmışlardır.





Evreni bir bütün olarak inceleyen kozmologlar, bir süreden beri paralel evrenler olabileceği düşüncesini ciddiye almaya başlamışlardır.Paralel evrenlerin doğa yasaları bizim için tümüyle yabancı olabilir.Hatta kimi paralel evrenlerin bizimkine çok benzeyen çekim yasalarını gerektiren Einstein-Rosen köprüleri bile, bu evrenleri bizim evrenimize bağlayamaz.Bize kavrayamayacağımız kadar yabancı kalmaktadırlar.Bilim henüz o evrenleri betimleyecek düzeyde değildir.





Modern bilimsel buluşlar, paralel evrenlerin mümkün hatta zorunlu olduğunu ortaya koymuştur. Dördüncü boyut kavramı bunların ''nerede'' olabileceğini belirtmekte. Einstein'karadelik üzerine çalışmaları da paralel evrenlerin Einstein-Rosen köprüleriyle nasıl birbirine bağlanabileceğini göstermektedir.Sonsuz sayıda iki boyutlu evrenin görsel olarak tasarımlanabilmesi gibi, birden fazla üç boyutlu evren de olabilir.Bunların her biri sonsuz büyüklüktedir ama bir dördüncü, hatta beşinci boyutta birbirlerinden ayrılırlar.Bizimkiyle birlikte varolan ayrı bir dünya kavramı, uzayda bir dördüncü boyutu gerektirmektedir.Ama üç boyutlu beynimizin böyle bir kavramı görsel olarak tasarımlaması olanaksızdır.Bilim adamları böyle bir modelden yararlanarak, büyük ölçüde biçim bozulmasına uğramış bir uzay parçasıyla birbirine bağlanan paralel evrenleri kurgulamaktadır.Belkide bu olası paralel evrenler bir kitabın sayfaları gibi birbirlerini dikey bir açıda keserlerken kendi evrenimizin geçmiş ve geleceğine ait zaman/uzay sayfaları'da bizim uzayımıza yatay bir açıda dizili olabilirler.Belkide bu farklı 'zaman sayfaları' paralel evrenlerle birlikte aynı doğrultuda birbiri içerisine girmiş bir şekilde 4. boyutta asılı durmaktadır.( Farklı paralel dünyalar )





Yıldızlararası Tüneller





Bazı bilim adamları karadeliklerin, geleceğin yıldızlararası tüelleri, hatta belki de zaman makineleri olabileceğini iddia etmektedirler..Devamlı dönen bir karadeliğe giren bir uzay gemisi onun karanlıkrında kaybolup gidecektir.Hiç değilse bu uzay gemisini dışarıdan gözleyenler için durum böyledir.Ama eğer geminin ekibi merkezdeki tekilliğe çekilip ezilip gitmekten kurtulabilirse, belki de gemi tünelde yoluna devam edip, sonunda bir başka galaksi ya da bir başka boyutta farklı bir evrende yeniden ortaya çıkacaktır.Bu kuramlara göre kaşifler bu yeni evrende bir başka tünele dalıp, yine bambaşka bir evrene ulaşabilirler.Sonunda bizim evrenimize de geri dönebilirler.Bu durumda uzayın herhangi bir noktasında ve geçmiş ya da gelecekte herhangi bir zamanda ortaya çıkabilirler.

Etiketler: , , , , , , ,

posted by gildorx @ 4/21/2005 07:40:00 ÖS, , links to this post


  • Fotoritim - Fotografya
  • Gezegen Linux - Foto Kritik
  • E-Hack Project - BlogNot
  • Debian-TR - Mürekkep Günlük
  • VBmaster - CE Turk
  • BT SoruCevap - hafif.org
  • AltıÜstü Tasarım - Zihin Kontrolü
  • FTP Linux jp - Knoppix (FTP)
  • ftp.linux.org.tr - ftp.ulak.net.tr
  • Linux iso - Linux belgeler
  • Slackware Linux - Web Dersleri
  • Linux kitaplığı - e-lapis (dergi)
  • ileri seviye - Canlı TV&Radyo
  • Linux Programlama - Bendevar
  • Gencturk - TekmeTokat
  • Anti-Pop - Sadettin - Joezombi
  • Discrepancy - No Ma'aM Show
  • Asmakilit - Taksimetre - Isim rating
  • Kedi Tasması - Ferruh Mavituna
  • HTML Kod Kontroluenderunix
  • GildorX XML - Güncel Haberler XML
  • Güvenlik XML - Teknoloji XML
  • Web XML - Yazılım XML
  • Donanım XML - Slow Radio-CherieFM
  • Internet XML - nyucel
  • Türkçe RSS ve Blog Merkezi
  • www.flickr.com
    gizliroland's photos More of gizliroland's photos

    Mail okuyarak da para kazanılabiliyormuş. Üstelik sadece size gelen maillerden değil başkalarının okuduğu maillerden de hem onlar hem siz kazanıyorsunuz. Yapmanız gereken tek şey

    SüperTeklif'e üye olarak, kazanmaya başlamak SüperTeklif'e üye olarak, kazanmaya başlamak